Kitap Künyesi

Yazar: Naime Erkovan

Yayın Evi: Şule Yayınları

İSBN: 9786052021798

Sayfa Sayısı: 102

--reklam--

Akvaryum Fırtınası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Pencereden uzaklaşalım,” dedi. Perdeleri çekip evini ve kendilerini görünmez kılınca tuhaf bir şekilde güvende olduklarını hissetti. Oysa tam rahatlamışken gökyüzü çatlıyor gibi bir gürleme yayıldı şehrin üstüne. Min, Tili’ye sarılıp “Korkuyorum,” dedi. Keşke o da bunu söyleyebilseydi. Sadece korkuyor olduğunu dile getirebilseydi çekinmeden ve bunun sonuçlarını düşünmeden. “Az sonra diner,” dedi inanmadığı hâlde. “Nereden biliyorsun?” diye karşılık verdi Min. Bilmiyordu tabii. Öyle olmasını umut ediyordu yalnızca.Bir çocukla aynı odada olmak yaşadığınız dünyadan daha büyük bir dünyada nefes almak demektir. Çocuk bakışıyla yenilenen ve genişleyen bir dünya Naime Erkovan’ın “Akvaryum Fırtınası.” Dingin bir üslupla nasıl sarsıcı olunabileceğini gösteriyor Erkovan. Bu öyle bir fırtına ki sendeleseniz de kârlı çıkıyorsunuz sonunda. Zira savrulduğunuz yer kendi masumiyetiniz oluyor: Çocukluğunuz.

Akvaryum Fırtınası Alıntıları - Sözleri

  • Tam konuşmaya niyetlenmişken vazgeçti fikrinden. Bu fikirler ona aitti. Onları başkasına aşılarsa o kişi içinden geldiği gibi davranamazdı. Sessiz kalmak belki de daha iyi bir çözüm, diye düşündü.
  • Hayat basitti; çizgilere basmadan yürüyebilmek kadar basit.
  • Gülmeyi unutmuştu insanlar. Gülmeyi unuttuklarından ağız kenarları aşağı meylediyor, yanakları sarkmaya başlıyordu herkesin. Balık yememiş çocuklar gibi gözlerindeki ışıltı sönmüş, konuşmak ve yemek dışında kullanılmaz olmuştu ağızlar. Kavga etmiyordu insanlar ama mutlu da değildi kimse. Çocuklar, asık suratlı bebekler olarak doğuyor, sonra da yetişkinlerin yüzlerine bakarak aynısını yapıyorlardı. Sessiz sedasız ve herhangi bir tepki vermeden oyun oynuyor, kazanıyor ama gülmüyorlardı.
  • Belki de kendisini daha az suçlu hissetmek ve güçsüzlüğünü kabul etmemek için dünyayı suçlamak kolayına geliyordu.
  • +Ayakkabılarım neden küçüldü Tili? Ben onları hep giyiyordum sonra küçüldüler. -Sen büyüdüğün için ayakların artık içlerine sığmamıştır. Onlar küçülmezler Min. + Annem bana yeni ayakkabı aldı biliyor musun Tili? Belki de ayakkabılarım bana küsmüştür. Belki de o yüzden küçülmüşlerdir.
  • Hiçbir şey yapmayarak, zamanın yavaşça üzerlerinden geçmesine ve günün sonunu getirmesine ses etmiyor, eve düşen güneş ışınlarının oradan oraya zıplayıp eşyalar üzerinde solmasını seyrediyorlardı. Kimse konuşmuyordu.
  • “Bu çiçekleri kim pembeye boyamış?” diye sordu ablasına küçük kız. “Allah,” cevabını aldı. “ Demek Allah da pembeyi çok seviyor,” dedi mutluluktan parlayan gözlerle.
  • Acı duymamak ve üzülmemek için her şeyden kaçtı ama sadece bunlardan değil, mutluluktan da kaçtığını akıl edemedi.
  • Kalbi, uzak yoldan koşarak geliyor gibi telaşlıydı.

Akvaryum Fırtınası İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Ufak bir hatıra meselesi: “Keşke resimlerimiz canlansa Tili” “Ayakkabılarım neden küçüldü Tili” Kitabın yazılış hikayesini bir arkadaşımdan işitmiştim. Yazarın ilham kaynağı yeğeni ile geçen diyaloglarıymış. Yazar doğa ile insanın ruh halini bütünlemiş kitabında, çocukların dünyasında olan biteni bize aksettirmede oldukça başarılıydı. Hikayedeki Tili kötü bir çocukluk geçirmişti ve yıllar sonra kendini hapsettiği evine küçük bir misafir “Min” gelince onunla yeniden çocukluk günlerine döndü. Bu kez her şeyi yaşayarak, hissederek büyüdü, sonunda tam bir yetişkin oldu. Ne diyordu Gizli Dünya filminde “ Küçükken sadece küçük şeyleri bilirdim. Ama artık beş oldum ya, her şeyi biliyorum.” Yeğenim Ahmed Selim’e birinci yaş gününde ufak bir şeyler karalamıştım, kitabı okuyunca bana onları anımsattı. İnsan teyze olunca dünya umrunda olmuyor :) Bir arkadaşım öyle demişti, ona da selam olsun. Büyüyünce teyzesi neler yazmış belki açıp okur diye buraya iliştiriyorum :)) “Onu şu yeryüzünde ilk görenlerden biri benim. Sonra annesinin gözyaşında, babasının gizli heyecanında, dedesinin sevinçten ellerini önüne kavuşturup hayranlıkla torununa bakışında yeni bir heyecanla tanıştım. Başta öyle yabancı bir duyguydu ki üstüme oturtamadım. Göstereceğim sevgiyi elime yüzüme bulaştırdım. Sonra küçücüktü ama bana nasıl teyze olunacağını öğretti. O doğduğunda ben kendimi çok güçlü hissettim. 7 Ocak 2020, minik elleriyle kalbimizi kucaklayışının yıl dönümü:) kutlu olsun bir ömür:)) (Meliha G.)

İnsanı çocukluğuna götüren ve çocukluğuyla karşılaştıran anlatımı sade, dili akıcı bir kitap. Kurgu ise sizi yormuyor. Büyüdükçe insan çocukluğundan neleri kaybettiğini anlıyor. Keyifli okumalar dilerim. Sevdiğim cümlelerden birini de buraya bırakıyorum. :) "Hayal dünyasına daldıktan sonra oradan bu kadar çabuk çıkılamayacağını henüz bilmiyordu Tili." (Sessizimza)

Sizleri Tili İle Min’in küçük dünyasına davet ediyorum. Naime Erkovan (Yazar, editör ve çevirmen) hakkında kısa bir bilgiyle başlamak isterim. Naime Erkovan, öykü konusunda benim örnek almaya çalıştığım, kurgu, sadelik ve etkili anlatım konusunda çok beğendiğim bir yazar. Öykünün çok farklı teknikleriyle ustalıkla denemeler yapabiliyor ve asıl başarılı olduğu alan gerçeküstü öyküleri. Gerçeküstü öyküler anlatırken bunu hiç zorlamadan akıcı ve sade bir dille yapabiliyor. Naime Erkovan’ın şimdiye kadar yayınlanan 6 kitabını kronolojik olarak okudum. İlk kitabı “kitap/besinci-dugme--50515”yi çok beğenmiştim. Burada çok beğendiğim bir çok hikaye vardı. Özellikle “Adım Yok” hikâyesi çok iyiydi ve sürekli aklımda dolanmaya devam ediyor. Bundan sonraki kitabı “kitap/soguk-taht--50514”ta tematik bütünlük içinde bir hikâye sunar okurlarına. Gerçeküstü ve yine duru bir anlatımla mesajlarını verir. Kral her kapıdan döndükçe okuru farklı farklı sorgulamalara götürür. “kitap/asilsiz-hikayeler--50516” de ise öykünün bütün tekniklerini bir araya getirerek ustalık ortaya koyar. Kitabın sonunda bu öykülerin hangi tekniklerle yazıldığını anlatarak okura ufuk açıcı bir prospektüs sunar. kitap/ay-ve-gunes-kumpanyasi--50479 ‘yla tekrar gerçeküstüne döner. Ve bir sonraki kitabı kitap/olay-berlinde-geciyor--93386 la Yazarlar Birliği tarafından 2017 yılında öykü dalında ödüle layık görülür. Bu kitabında ise yine tematik bir bütünlük içinde Tini ile Min’in küçük dünyasının kapısını bizlere açıyor. Bir çocuğu izlemenin ne kadar öğretici olduğunu kazıyor belleklere. Zamanının çoğunu penceresinden bakarak geçiren Tülin’in (Çocukcası Tin!) hayatına bir çocuğun girmesiyle başlıyor hikâyemiz. Çocuk enerjisi, hayal gücü ve güçlü duruşuyla Tin’i alt üst eder. Çocukluğundan bugüne kadar tüm duruşunu sorgulatır. Min’in yaptığı resimlere bakar. Kocaman ağızlarıyla gülen çocuklar vardır, yaptığı resimlerde. Küçükken hiç gülen çocuk resmi yaptığını bile hatırlamaz. Büyüyünce gülmeyi unuttuğu gibi. Arzu Kadumi, kitabın adı hakkında yazdığı yorumunda “Akvaryumda kopan fırtınadan habersiz yetişkinler için yazılmıştır belki” diyerek bizleri de bu dünyaya davet eder aslında. Bir çocuğun saf ve basit dünyası bir büyük için bu kadar çok anlam ifade edebilir mi? Edebilir, hatta sarsabilir bile. Belki tüm çocukluğunu ve bugününü baştan yazmaya kalkabilir. Öğreten kim, öğrenen kim belli olmaz! Çocuk önyargıyı ve tecrübeyi henüz öğrenememiş haliyle bizim öğretmemize muhtaç gibi görünürken, bu hikâye ters bir yöne bakmamızı sağlıyor. Hayır, çocuk o kocaman dünyası ve sınırsız güçleriyle bize öğretebilecek kadar büyüktür aslında. Çünkü biz, yıpranmışlığımızla ve görülmemesi gerekenleri görmüşlüğümüzle, doğallığımızdan uzaklaşmış ve savunmaya geçmişizdir. Artık daha fazla darbe yemeden kendimizi koruma güdüsü bizi çocukluğun o büyülü dünyasından uzaklaştırmıştır. Kurmuş olduğumuz güvenli bölgeden dışarıyı izliyoruz belki de! Olgun bir insan olarak bu savunma çok mantıklı bir duruşu ifade etse bile, uzaktan bakıldığında komik görünüyor olabiliriz! Bir dönem çok popüler olan bir dizide, bir psikolog gelen her hastası için “Çocukluğuna inmek lazım” derdi. Bu ifade olumlu yönüyle bize çocukluğa gitme farkındalığı kazandırsa da, belki kavramın içini boşaltıp klişe haline getirmesi ile zararı dokunmuştur diye düşünüyorum. Çünkü gerçekten herkesin çocukluğuna inmek gerektiğine bugün daha fazla inanıyorum. Herkesin içinde bir şekilde yaşanamayan, eksik kalan, belki fazla gelen, o saf dünyasına silinemeyecek şekilde kazınan hikâyeler var. Bu hikâyelere küçük bir çocuğun gözünden tekrar bakabilmeniz için sizi bu akvaryuma davet ediyorum. Küçük bir çocuk burada bir fırtına başlatabilir. Sorgulatan, gülümseten, sizi kendinize getiren bir fırtına. Belki siz de kurmuş olduğunuz dünyanızdan dışarı çıkabilmek için küçük bir öğretmene ihtiyaç duyabilirsiniz. Kitabın girişindeki Ali Ural’dan yapılan alıntı kitabın özeti gibiydi aslında. gonderi/45253563 Yine Arzu Kadumi’den bir alıntıyla son vermek istiyorum “Bir kitabı okuduğunuzda artık hiç okumamış gibi değilsinizdir.” Keyifli okumalar diliyorum :) (Resul Bulama)

Akvaryum Fırtınası PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Naime Erkovan - Akvaryum Fırtınası kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Akvaryum Fırtınası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Naime Erkovan Kimdir?

Bayburt Doğumlu. Çocukluğunu geçirdiği Berlin'den 1990 yılında İstanbul'a geldi. Marmara Üniversitesi Alman Filolojisi'ni bitirdi. İstanbul Üniversitesi Alman Filolojisi'nde yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir.

Karabatak, Hece, Varlık, Türk Edebiyatı ve Mühür dergilerinde öyküleri yayımlandı. Aynı zamanda çeviriler yapmakta. Kafka'dan "Seçme Hikayeler", "Dönüşüm" ve "Küçük Prens" çevirilerinden bazılarıdır.

"Beşinci Düğme" adlı kitabı Arnavutçaya çevrildi.

Eserleri:

Beşinci Düğme (2011,Öykü)

Soğuk Taht (2012, Öykü)

Asılsız Hikayeler (2013,Öykü)

Ay ve Güneş Kumpanyası (2015, Öykü. Eskader 2015 Hikaye Ödülü)

Olay Berlin'de Geçiyor (2017,Öykü. Türkiye Yazarlar Birliği 2017 Hikaye Ödülü)

Akvaryum Fırtınası (2018, Öykü)

--reklam--

Naime Erkovan Kitapları - Eserleri

  • Asılsız Hikayeler
  • Beşinci Düğme
  • Olay Berlin'de Geçiyor
  • Soğuk Taht
  • Ay ve Güneş Kumpanyası
  • Akvaryum Fırtınası
  • Fantastik Şeyler

--reklam--

Naime Erkovan Alıntıları - Sözleri

  • Yeteneğinin daima her şeyden üstün geldiğini gören Alegor tuhaflaştı. Okurunun bir gün kendisini keşfedeceğine dair inancı ilk defa sarsılmaya başladı ve çürük bir inşaat gibi yerle bir oldu öz güveni. Yatağına uzandı, gözlerini tavana dikti. "Anlaşılmadım... Sanatımı anlamadılar... " diyerek yavaşça gözlerini kapadı. Sanatın kimin için olduğunu sorgulamayan ve merak da etmeyen aile fertleri, uzun zaman üzerine hep birlikte evden çıktılar. Pazar yürüyüşlerinin keyfini çıkarıp Alegoru, yazdıklarını okumayarak cezalandırdılar. (Asılsız Hikayeler)
  • İyiliğin büyüğü küçüğü olmaz, demiştiniz hep. Keşke kötülüğün de büyüğü küçüğü olmaz deseydiniz... (Ay ve Güneş Kumpanyası)
  • Her dört yol ağzında yolumu kaybederim. (Fantastik Şeyler)
  • Çocuk olmama izin verilmiyor. (Beşinci Düğme)
  • Ve kral şöyle bitirdi sayfayı: 'Beni anlayanı buldum.Ama beni, benim anladığım gibi değil, kendi anladığı gibi anladı.Hangisi benim peki? Belki o. Belki ben...Ne kadar zor kral olmak.' (Soğuk Taht)
  • Gülmeyi unutmuştu insanlar. Gülmeyi unuttuklarından ağız kenarları aşağı meylediyor, yanakları sarkmaya başlıyordu herkesin. Balık yememiş çocuklar gibi gözlerindeki ışıltı sönmüş, konuşmak ve yemek dışında kullanılmaz olmuştu ağızlar. Kavga etmiyordu insanlar ama mutlu da değildi kimse. Çocuklar, asık suratlı bebekler olarak doğuyor, sonra da yetişkinlerin yüzlerine bakarak aynısını yapıyorlardı. Sessiz sedasız ve herhangi bir tepki vermeden oyun oynuyor, kazanıyor ama gülmüyorlardı. (Akvaryum Fırtınası)
  • Gelecek, yıllar rakamla yazıldığında uzak görünür sadece . Halbuki yaşamaktır seneleri hızlandıran. (Asılsız Hikayeler)
  • O kadar çok sevdi ki yetişemedim Mecnun’un aşkına... (Ay ve Güneş Kumpanyası)
  • Fakat hava kararmaya, uzaktaki hayvanların gözleri kırmızı bir iştahla ışımaya ve kasabadan şölen sesleri yükselmeye başlayınca küçük bir güve tırtıkladı bekçinin kalbini: "Senin suçun ne?" Sorunun muhattabını değiştirmek ve kalbine atılan çiziğin daha fazla büyümesini önlemek için, "Suçunun ne olduğunu biliyorsun, değil mi?" diye seslendi bekçi kafese doğru. Soru, demirden seken kurşun gibi hızla yönünü değiştirdi. - Çirkinim, dedi Leyla. - Suçlusun yani, diye karşılık verdi bekçi. - Sadece çirkinim, dedi Leyla ve ikisi de sustu. (Ay ve Güneş Kumpanyası)
  • Kapağını açar açmaz deliren bir gazoz gibi ziyan ettiklerini umursamadan bütün görüntüleri etrafına saçıp sakinleşmesi vakit alıyor. (Olay Berlin'de Geçiyor)
  • "Tren, uzun ve meşakkatli bir hastalığın sonunda dünya dertlerinden kurtulan birinin derin, iç rahatlatıcıci nefesiyle durdu. Gürültü ve gergin bir bekleyişle doldu istasyon. Kısa bir duraksamanın ardından duraklar boyunca yolcuların sesleri ve soluklarıyla dolan vagonların kapıları açıldı. Ama peron ne şenlendi ne de hareketlendi. Tam tersi oldu ve istasyonun saatlerdir biriktirdiği suskunluk olanca eziciliğiyle trene dolup yolcuların bütün seslerini yuttu." (Fantastik Şeyler)
  • Bir şehri, haritalara eklenmesi gereken yeni bir köprü, kuş cıvıltılarıyla tıka basa dolu yaşlı bir orman ya da ilkbaharda gençlik çağlarına dönüp delice akan ama kış geldiğinde her şeyi yavaşladığı ve azaldığı için ihtiyarlayan bir nehir bölebilir. Hepsine tahammül edilir fakat bir duvarın böldüğü şehirlere sadece acınır. (Olay Berlin'de Geçiyor)
  • Çok kez herseyi geride bırakıp uzaklaşmak istedim.Sonunda sıkıldım böyle hissetmekten.Kuş seslerini taklit etmeye çalışmak şimdilik daha eğlenceli. (Soğuk Taht)
  • Onlar güldükçe dağların eteklerinde toplar patlardı; onlar güldükçe gencecik insanlar süngülenirdi ve onlar güldükçe insan soyunun kıyımı için ant içmiş şeytan yeryüzünde daha sağlam adımlarla dolaşırdı. (Fantastik Şeyler)
  • Hiçbir şey yapmayarak, zamanın yavaşça üzerlerinden geçmesine ve günün sonunu getirmesine ses etmiyor, eve düşen güneş ışınlarının oradan oraya zıplayıp eşyalar üzerinde solmasını seyrediyorlardı. Kimse konuşmuyordu. (Akvaryum Fırtınası)
  • Tam konuşmaya niyetlenmişken vazgeçti fikrinden. Bu fikirler ona aitti. Onları başkasına aşılarsa o kişi içinden geldiği gibi davranamazdı. Sessiz kalmak belki de daha iyi bir çözüm, diye düşündü. (Akvaryum Fırtınası)
  • Kâğıt, bembeyaz bekliyordu. (Fantastik Şeyler)
  • "Gecenin, yeryüzünü çatılardan yakalamaya başladığı bu saatlerde hangi ışık bu kadar cesurca parlayabilirdi?" (Asılsız Hikayeler)
  • Mağaza kapılarında avcılar bekler. Gözümün ucuyla dahi vitrinlerine baktığımı gördüklerinde beni yakalamak için ileriye doğru atılırlar. (Beşinci Düğme)
  • Belki de kendisini daha az suçlu hissetmek ve güçsüzlüğünü kabul etmemek için dünyayı suçlamak kolayına geliyordu. (Akvaryum Fırtınası)