Kitap Künyesi
Yazar: Necip Hablemitoğlu
Yayın Evi: Pozitif Yayınları
İSBN: 9789756461709
Sayfa Sayısı: 294
--reklam--
Alman Vakıfları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Aralık 2002'de "faili meşhul" bir cinayete kurban giden değerli araştırmacı, Cumhuriyet Tarihçisi Dr. Necip Hablemitoğlu bu kitabında Alman Vakıflarının Türkiye'deki faaliyetlerine, yapısına ve bağlantılarına mercek tutuyor. Bu vakıfları Bergama'da altın madeni işletilmesinin önüne geçmeye iten dinamikleri inceliyor. Söz konusu vakıflarla işbirliği yapan Türk aydınlarının tutumunu eleştiriyor ve bu kişilerin eylemlerinin ne tür amaçlara hizmet ettiğini gözler önüne seriyor. Sivil Toplum Kuruluşlarının ve bireylerin Avrupa kökenli kurum ve kuruluşlarla olan ilişkilerinin ne tür riskler içerebileceği konusunda kamuoyunu aydınlatıyor, düşündürüyor...
(Tanıtım Yazısından)
--reklam--
Alman Vakıfları Alıntıları - Sözleri
- ... Gana, Peru, Türkiye gibi az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerde altın üretimini engellemek için "siyanürlü altına hayır" kampanyaları sürdüren Almanya, diğer yandan tüm dünyaya siyanür satmakta hiçbir sakınca görmemektedir. Başta FIAN olmak üzere, hiçbir Alman çevre örgütü, siyanürün Almanya'daki üretiminin ve ihracının yasaklanması için kampanya yürütmemektedir. Çünkü önemli olan dünyanın doğasını korumak değil, Almanya'nın çıkarlarını kollamaktır.
- Daha kötüsü, sırf kamu kaynaklarını hortumlamak amacı ile kurulan yüzlerce NGO'ya en tipik örnek, vakıf üniversiteleridir.
- Türkiye, üstünde oturduğu zengin altın, bor gibi stratejik madenlerin fakir bekçisi konumunda, birkaç milyar dolar kredi için bağımsızlığından ödün verir duruma gelmiştir. Üretim yapamayan- yaptırılmayan bir Türkiye, sömürgeleşmeye doğru sürüklenmektedir.
- Almanlar altının çıkarılması halinde Alman turistin Türkiye'ye gelmeyeceğini ve bunun da Türk turizmini etkileyeceği söyleyerek tehdit etmişlerdir. Turizm rezervasyonlarının başladığı aylarda tüm Alman televizyonlarında Türkiye'de insan hakları ihlallerine ilişkin görüntüler, orman yangınları, turistlere yönelik tecavüz ve kapkaççılık olayları,vb görüntüler gösterilmekteydi.
- Türk Basınında Almanya aleyhine en çok yazı ve haber yayınlanan gazete Hürriyet, Almanya aleyhine hiç yazı ve haber yayınlamayan gazete ise fethullahçıların Zaman gazetesidir.
- Nazi Almanya’sı, II.dünya savaşı döneminde işgal ettiği tüm ülkelerin altın stoklarına el koyarken, milyonlarca savaş esiri işçinin yanı sıra, öldürülmek üzere fırınlara ve toplama kamplarına yollanan milyonlarca yahudi’nin sahip olduğu tüm Ziynet eşlarını altın dişleri dahil gasp etmiştir. Kısaca, Almanların övündüğü bu altın stokunda kan,gözyaşı,acı,ölüm,bir başka ifadeyle milyonlarca insanların ahı vardır.
- ... anti-emperyalizm adına, tam bağımsızlık adına, farkına varmadan Almanya emperyalizmini savunur duruma düşmek, hayli aşağılayıcı ve yüz kızartıcı bir sonuçtur. Emperyalizmin iyisi ya da kötüsü yoktur; ABD kötü, Almanya iyidir, demek yanılgıların en kötüsüdür..
- Kimi gazeteci ve akademisyenlerin, Türk Devleti'nin ulusal çıkarlarına karşı, ilintili oldukları dış ülkelere hizmet yarışına girmeleri; het fırsatta kendi devletini ihbar etme, aşağılama ve hatta ihanet etme eylemini kesintisiz biçimde sürdürmeleri hiç kimsenin yadsıyamayacağı bir olgudur.
- Her güçlü ülke, kendi enerji politikalarını, kendisi belirlemektedir. Ancak Türkiye'nin de yer aldığı gelişmekte olan ya da azgelişmiş ülkelerde, enerji politikalarının belirlenmesinde dış baskı ve müdahaleler kaçınılmaz olmakta; Almanya, ABD gibi ülkeler, kendi ülkelerinde uydukları standartların tam aksine dayatmalarda bulunmaktadırlar, tıpkı nükleer santraller konusunda olduğu gibi.
- Zeus Sunağı Bergamalılara iade edilinceye kadar, Türkiye 'de Alman arkeoglarının kazı yapmalarına kesinlikle izin verilmemelidir.
- Emperyalizmin iyisi yada kötüsü yoktur ; ABD kötü, Almanya iyidir, demek yanılgıların en kötüsüdür.
- İşte Türkiye, altın üzerinde oturan Türkiye, basiretsiz yöneticileri yüzünden, her yıl yurt dışından tonlarca altın ithal etmektedir.
- Eurogold Şirketi'nce bulunduğu açıklanan altın yatağı, Almanya açısından göz ardı edilmemesi gereken çok önemli bir gelişme olarak algılanmalıdır. Yakında, altın arama faaliyeti sürdüren diğer yabancı şirketlerin yeni yeni altın yataklarını açıklamaları beklenmektedir. Böylece Türkiye, Bergama'dan Truva'ya kadar uzanan Ege hattındaki onlarca altın yatağı ile tüm ülkedeki yüzlerce altın yatağının peş peşe bulunmaşına ilişkin açıklamalarla olumlu yönde sarsılacaktır. Aynı sarsıntı, kaçınılmaz bir biçimde ve olumsuz yönde Alman ekonomisinde de kendini hissettirecektir. Bölgede ekonomik ve siyasal istikrarsızlığını koruyan ve sürdüren bir Türkiye, Almanya açısından yaşamsal önem taşımaktadır. Mevcut statükoyu değiştirebilecek tüm gelişmeler "tehdit" ve "risk” olarak algılanmalı ve önlem senaryoları hazırlanarak en pratik ve rasyonel biçimde uygulamaya konulmalıdır.
- Salt çevrecilik uğruna, fabrika olmayacak, madencilik yapılmayacak, var olan sanayi de ortadan kaldırılacak. Peki insanlar nasıl geçimlerini sürdürecek, nasıl devletini ve bağımsızlığını koruyacak, nasıl emperyalistlerin oyunlarına direnecek ve nasıl parçalamaktan, sömürgeleşmekten kurtulacak?
- Almanların Bergama'ya olan ilgisi, 1865 yılına kadar uzanmaktadır. Bu yıldan başlayarak 1871 yılma kadar devam eden izinsiz kazılar sırasında çıkarılan tarihsel buluntular, yine izinsiz olarak Osmanlı sınırlarından çıkarılarak, Berlin'de sergilenmiştir. Arkeolojik hırsızlıkta sınır tanımayan Almanya, bu defa Bergama'daki kültür hazinelerinin "ruhu”nu oluşturan Zeus Sunağı'na göz dikmiştir. 1877'de başlayan kazılarda elde edilen tüm buluntular, —Zeus Sunağı dahil— numaralanarak takip eden yirmi yıllık süreçte Berlin'e kaçırılmıştır. Mesleki etik kurallarım ihlâl eden çok sayıda hırsız arkeologdan söz edilmektedir; ancak, Bergama'daki tarihsel eser hırsızlığı ve kaçakçılığında tüm bu suçları işleyen-işleten bizzat Alman Devleti'nin kendisidir, tıpkı Osmanlı ve Mısır'daki tarihsel hazineleri yağmalayıp Londra'ya kaçırtan İngiltere gibi. Almanya Bergama'yı o kadar yağmalamıştır ki, sadece Zeus Sunağı'nı sergileyebilmek için ayrı bir müze yapmak gereği doğmuştur. İşte, Pergamon Müzesi'nin 1910'da başlayan inşası, ancak 1930'da tamamlanabilmiştir. Bu müzeyi her yıl ziyaret edenlerin sayısı, Bergama'yı ziyaret eden turistlerden onlarca kat daha fazladır.
--reklam--
Alman Vakıfları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
2022'nin başlarında "federal bir sistem" mesajları verilmeye başlanırsa bilin ki bunun en büyük sebebini bu kitaptan anlayacaksınız. Almanların "Bizler siz Türkleri sizden daha iyi tanıyoruz" sözünün kalıp halı olmuş bir kitaptır. Necip Hablemitoğlu; yaşasan daha neleri çözerdin be adam. Rahmetle... (Halil İ.)
Necip Hablemitoğlu’nun bu eserinde Almanya Dış istihbarat Servisi BND’nin kontrolünde faaliyet gösteren bazı vakıfların ülkemizin etnik, mezhep, ideolojik farklılıklarını kullanarak Ülkemiz üzerindeki faaliyetleri yer alıyor. Bu vakıflar kimi zaman "insan hakları örgütü", kimi zaman "azınlık hakları örgütü" kimi zamanda "çevreci örgüt" olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Bergama altın çıkarma girişimi sonrasında dünyada altın ticaretinin üst sıralarında yer alan Almanya’nın Ülkemiz içindeki insanlarımızı nasıl kullandığı yer alıyor. (Halil İbrahim)
Ülkemizin içindeki Alman ajanlarının, siyasi partilerin; sivil toplumcuların hainliklerini, mandacılıklarını, uşaklıklarını anlatan bir araştırma yapıtı. Ekonomik bağımsızlığımızın nasıl göz göre göre hiç edildiğini çıplak bir dille aktarıyor. Hablemitoğlu emperyalist Batı ve Nato'ya karşı vatanseverliği, bağımsızlıkçılığı yükselten bir aydındı. Onun Nato tarafından öldürülmesiyle bir ışık daha söndü ama uyarıları ve söylediği hakikatler hala kulaklarımızda çınlıyor. (K. Kerem Çolak)
--reklam--
Alman Vakıfları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Necip Hablemitoğlu - Alman Vakıfları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Alman Vakıfları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Necip Hablemitoğlu Kimdir?
Necip Hablemitoğlu, (d. 28 Kasım 1954, Ankara – ö. 18 Aralık 2002, Ankara). Türk tarihçi, yazar. Evinin önünde uğradığı suikast sonucu 18 Aralık 2002 tarihinde hayatını kaybetmiştir. Bu suikastın failleri halen bulunamamıştır. Ancak Ergenekon davası tutuklu sanıklarından Osman Yıldırım ifadesinde Hablemitoğlu'nu Osman Gürbüz'ün öldürdüğünü ve Veli Küçük ile Muzaffer Tekin'in azmettirdiğini iddia etmiştir. Ayrıca MİT Kontrterör Dairesi eski başkanı Mehmet Eymür "Hablemitoğlu, askeri ihalelerle ilgili (yolsuzluk.com'a) bilgi sızdıranca Ergenekon'un hedefi haline gelmiş olabilir..." demiştir.
Evli ve iki kız çocuğu babası olan Necip Hablemitoğlu Türkiye dışındaki Türk topluluklarının yakın tarihi ile ilgili olarak çalışmalar yapmıştır. Orta Avrupa ve Balkanlar'da Türk eserleri, Türk azınlıkları ve Türk şehitlikleri konularında alan çalışmaları yürütmüş, ve bu konularda çeşitli projelerde aktif rol almıştır. Çalışma alanına ilişkin çok sayıda kitap ve makalesi bulunan Hablemitoğlu, öldürüldüğü 18 Aralık 2002 tarihine kadar Ankara Üniversitesi'nde doktor öğretim görevlisi olarak yirmi yıl süresince Atatürk ilkeleri ve devrim tarihi derslerini verdi.
Kendisi gibi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Şengül Hablemitoğlu ile evli, Kanije (Kanije, Osmanlı devletinin en batıdaki kalesi) ve Uyvar (Uyvar, Osmanlı'nın en kuzeydeki kalesi) adında iki kız çocuk babası idi.
--reklam--
Necip Hablemitoğlu Kitapları - Eserleri
- Köstebek
- Alman Vakıfları
- Gaspıralı İsmail
- Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke Türkiye
- Yüzbinlerin Sürgünü Kırım'da Türk Soykırımı
- Sovyet Rusya'da Devlet Terörü
- Milli Mücadele'de Yeşil Ordu Cemiyeti
- Şefika Gaspiralı ve Rusya'da Türk Kadın Hareketi (1893-1920)
--reklam--
Necip Hablemitoğlu Alıntıları - Sözleri
- "PİRİNCİN İÇİNDEKİ SİYAH TAŞTAN DEĞİL BEYAZ TAŞTAN KORKUN..." (Köstebek)
- Kırım Tatarlarının bir kısmı Kazakistan’daki ve çoğu Özbekistan’daki barakalara getirildi. İşte Kırım Tatarlarının bu memlekete gelmeleri böyle oldu. Sürgün sona erdi, fakat halkın toptan imha edilişi bundan sonra başladı. Yerli halk arasında hükümet alanları tarafından yapılan aleyhte propaganda sebebiyle bunlar, gelenleri oldukça soğuk kar şıladılar. Alışılmamış sıcaklar, sıtma ve hele Kırım’ın temiz sularına alışmış vücutlarda arkların bulanık suyunun yaydığı hastalıklar sebebiyle başlangıçta pek çok kimse öldü. Evvela baraka, ahır ve bodrumlarda iskan edildiler. Bilahare, ilk safha atlatıldıktan sonra, insan barındırmaya mahsus evlere kavuştular. Çetin ve sebatlı bir çalışmanın mükafatı olarak Kırım Tatarlarının yeni evleri oldukça düzgündü. Fakat bunlar çok sonradan olan şeylerdir. 1944-1945 senelerinde ise halk, yeni yerinde kırılıyordu. (Sovyet Rusya'da Devlet Terörü)
- Türkiye, üstünde oturduğu zengin altın, bor gibi stratejik madenlerin fakir bekçisi konumunda, birkaç milyar dolar kredi için bağımsızlığından ödün verir duruma gelmiştir. Üretim yapamayan- yaptırılmayan bir Türkiye, sömürgeleşmeye doğru sürüklenmektedir. (Alman Vakıfları)
- "Milletin haline aşina olmadıkça , millete hizmet mümkün olmaz. Bunun için köy düğünlerine , derviş ve ulema meclislerine , Beyler ve ağalar ziyafetine , medrese hücrelerine girmeli , her türlü ictimalarda bulunmalı , çok dinleyip ,az konuşup ameli dersler almalı. Her sanatın iyi cihatlerini ve uygunsuz hallerini görüp , öğrenip milli zaafın neden ibaret ve milletin neye muhtaç olduğunu anlamalı . " (Gaspıralı İsmail)
- Fethullah Gülen'e 1996'da resmi koruma tahsis edilmiştir. Asli görevi ve varlık nedeni, Cumhuriyet'i, laik hukuk sistemini, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü korumak, Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıkmak olan ve bunun için devletten maaş alan emniyetçiler, Fethullah Gülen'i korumak konumuna getirilmişlerdir. (Köstebek)
- Tarihin er geç yazacağı şey: MÜSTAKİL VE MESUT KIRIM'dır. (Yüzbinlerin Sürgünü Kırım'da Türk Soykırımı)
- 1920'de Nerimanof'un Azerbaycan'da hazırladığı YEŞİL ORDU, Milli Mücadele'ye yardım vesilesiyle Anadolu'ya girecek,sonra bir biçimine getirip iktidarı ele alacaktı. Moskova'dan gönderilen Kazanlı Şerif Manatov ve Ziynetullah Nuşirevan Ankara ve Eskişehir'de yapacakları gizli ve silahlı YEŞİL ORDU teşkilatıyla milli idareyi içinden yıkacaklar, Moskova'da Lenin'in yanında bulunan Mustafa Suphi de Komünist Türkiye'nin Cumhur Reisi olacaktı. Ve böylelikle Türkiye de Moskova'nın hakimiyeti altına girecekti. (Milli Mücadele'de Yeşil Ordu Cemiyeti)
- Sosyalist fikirlerin, Osmanlı İmparatorluğu'ndan ayrılmak isteyen ayrılıkçı unsurlar arasında itibar görmesi; özellikle Ermeni, Bulgar ve Rum azınlık liderlerince aksiyona geçirilmesi, İttihat ve Terakki yöneticilerinin dikkatinden kaçmamıştır. (Milli Mücadele'de Yeşil Ordu Cemiyeti)
- Zeus Sunağı Bergamalılara iade edilinceye kadar, Türkiye 'de Alman arkeoglarının kazı yapmalarına kesinlikle izin verilmemelidir. (Alman Vakıfları)
- "Ben Türk'üm ve başka Türkiye yok" diyerek yola çıkmış ve bunun bedelini canıyla ödemiş gerçek bir aydın olan Necip Hablemitoğlu, Köstebek kitabında irtica tehdidini, devlet kademelerindeki örgütlenmelerini kuşkuya yer bırakmadan begelerle ispatlıyor. (Köstebek)
- Sınırsız kişisel özgürlükler, kişisel çıkarlar, uygar ve düzenli toplumları, devletleri yıkarak anarşiyi ve çoğunluklarla da zorbalığı yaratır. (Köstebek)
- Onlara göre Türk yok, Müslüman var. Onlara göre ulus yok ümmet var. Onlara göre amaca ulaşıncaya kadar her yol mübah. Tek düşman var, o da laik Türk Cumhuriyeti. Türk Devleti'ne son vermek için "cihat" gereği, yabancı istihbarat servislerince ajan-provokatör, hatta casus olarak kullanılmak asla rahatsız edici bir olgu değil. Yeter ki şeyh, hoca efendi, baş yüce ruhsat versin! (Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke Türkiye)
- Sibirya'nın uçsuz bucaksız buzlu çöllerinde yaşlı gözleriyle anasını, babasını arayan ,aç, susuz, yarı donmuş çocuklar, ailesini arayan bedbaht analar ,babalar, gözlerinde vatan hasreti nin sembolü olan donmuş gözyaşı Damla acılı ile son nefesini veren ihtiyarlar ;üst üste istif edilmiş donmuş cesetler, gözyaşları ile çözülen buzlar ; sadece feryatların iniltilerin hıçkırıkların ebedi destanının yazıldığı o menhus diyarlar; Karadeniz'in azgın dalgaları arasında dağılan çürük teknelerde bulan on binlerce göçmen; namusları uğruna genç canlarına kıyan kızlar ; kurşuna dizilen zindanlarda çürüyen Türkler, ölüm, açlık, soğuk ,sefalet, gerilik ,gözyaşı ,ıstırap ;şanlı bir ırkın evlatlarının yürekler acısı yaşantısı... Ortadan kaldırılmak istenen bir milletin ıstırabı... Türk olmanın cezasını çeken yaşlı yaralı esir Türklerin hazin hayat hikayesi... Bir güneş bekleyen masum insanlar ... Güneş ... Bir "Güneş"ti beklenen TURAN'ın ufuklarında . 1851 yılında bu Güneş küçük Kırım'ın bir Türk köyünde doğdu. O güneşe İsmail adını Gaspıralı lakabını verdiler. (Gaspıralı İsmail)
- "...tüm unsurlara karşı bunca zahmete ve minnetle değer mi, diyorsanız, Atatürk' ün manevi mirasçısı olarak evet değer, diyorum. Çünkü Türküm ve başka Türkiye yok!..." (Köstebek)
- Her ne kadar devlet terörüne de başvurulsa, 1969 protesto mektubunda denildiği gibi, Kırım Türklerinin davalarındaki gerçek inancı şu veciz sözlerle özetleniyordu: "düşünce ve harekette birlik oldukları taktirde, ne kadar az sayıda olurlarsa olsunlar, dünyanın en büyük kuvvetleri bile bir halkı ezemez!.." (Yüzbinlerin Sürgünü Kırım'da Türk Soykırımı)
- Kırım Türkleri gibi Orta Asya'ya sürülen Ahıska (Mesket) Türklerine en büyük zulüm ve baskıyı, Türklük bilincinden yoksun Özbek, Kazak, Kırgız milliyetçileri gerçekleştirmekte.Sovyetler Birliği ve Komünist Partisi tarihe karıştı; ancak Türk toplulukları arasında birlik ve beraberlik ruhu, Türklük bilinci yok.Karabağ kaçkınlarına,Uygurlara, Kerkük, Batı Trakya ve Kosova Türklerine hiçbir Türk Devleti yardım etmiyor, haklı davalarına sahip çıkmıyor; keza Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni tanımıyor. (Yüzbinlerin Sürgünü Kırım'da Türk Soykırımı)
- Tarikat bağı kurulduktan sonra yükselmek kolay. Bunlar belli bir yere geldikten sonra 'ben onlardan değilim, kandırılmışım' demeye başlıyorlar. (Köstebek)
- Yedi ayrık etnik grubun yaşadığı Fransa'da, üç ayrı etnik grubun yaşadığı İngiltere' de, yüzün üzerinde etnik grubun yaşadığı Rusya' da, hem de yüzyıllardan bugüne Fransız, İngiliz, Rus ulusçuluğu yaşatılırken; bin yılı aşkın süredir, çeşitli kavimlerin geçiş yolu olmuş, ama sonuçta bin yılı aşkın süredir Türklere vatan olan, Türk devletlerine sahne olan Türkiye topraklarında hem de çoğunluk halinde yaşayan Türklere ulusçuluk yapma hakkını, ulus adını kullanma hakkını çok görmek ne ölçüde tarihsel gerçeklerle bağdaşır ki? (Şeriatçı Terörün ve Batının Kıskacındaki Ülke Türkiye)
- Falih Rıfkı Atay, Kurtuluş adını taşıyan eserinde, Atatürk'ün herhangi bir komünisti nasıl değerlendirdiğini şöyle anlatır: Atatürk, böyle birinin mecliste olduğunu bildiği için; - Dikkat ediniz, aramızda komünist var, demezdi de: - Casus var, derdi. (Milli Mücadele'de Yeşil Ordu Cemiyeti)
- Salt çevrecilik uğruna, fabrika olmayacak, madencilik yapılmayacak, var olan sanayi de ortadan kaldırılacak. Peki insanlar nasıl geçimlerini sürdürecek, nasıl devletini ve bağımsızlığını koruyacak, nasıl emperyalistlerin oyunlarına direnecek ve nasıl parçalamaktan, sömürgeleşmekten kurtulacak? (Alman Vakıfları)
Yorumlar
0 yorum