Kitap Künyesi
Yazar: Nurettin Topçu
Yayın Evi: Dergah Yayınları
İSBN: 9789759955809
Sayfa Sayısı: 104
Amerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Çamlıca'ya doğru yürüyüş yapıyorduk.Toprak bir yokuşun üstünde yolu tıkayan bir kaya parçasını kazma ile kırarak yolu açan bir adama rastladık.Önce bunu bir amele zannettik.Arkadaşım tekerlek, siyah sakallı, tatlı, güler yüzlü, oldukça iri ve dinç cüssesiyle çalışan adamı selamladı, "Amele misin? Yalnız mı çalışıyorsun?" diye sordu.Kazmasına dayanarak bir gazali andıran derin, siyah gözleriyle bizi süzen kahraman Türkmenin heyecanlı, gür sesini dinlerken kulaklarıma inanamıyordum: "Ben arabacıyım, na şu karşı kulübede oturuyorum, amele değilim.Allah için bu yolu yapıyorum".Bizim şaşkınlığımıza bakıyordu.Biz sormadan o devam etti.Lakin gözleri dolmuştu, sesi titriyordu.Serbestçe ağlıyabilen bir kahramana benziyordu: "Babam Çanakkale'de şehit oldu, bir helva pişiremedim.Evladımı İstiklal Harbi'nde kurban verdim. Bir Mevlit okutamadım.Günahlarına gönderecek bir şeyim yok.İşte bu hayrı yapıyorum".Hemen kazmaya sarıldı ve "Allah" diye başladığı işine devam etti.Ben bu vicdan azametinin karşısında o gün bugün secdeye kapanıyorum.
Amerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda Alıntıları - Sözleri
- Hizmetine ömrümü harcadığım memlekette, dostlarım kalmadı gibi bir şey. İnsanın düşkünlüğünü, sefaletini bilirdim ama ruh sefaletinin bu kadar karanlığını görmemiştim. İnsan diye emek verdiklerimin hemen hepsi de ruh ve mana mefhumuna yabancı, menfaat kölesi bir takım haşerelermiş. Ahlâksızlığın ummanı olan bu Şark’ı, yaşadıkça tanıyorum. Burada insanı fenerle arayanlar yanılmamışlar. ‘Müslüman’ız diyen insan yığını’ yok mu? Onlar, Şark’ın en aşağı tabakasını teşkil ediyor. Yaşanan şekliyle Müslümanlık Şark’ı bitirmiş. Buraya artık ne ilim girer, ne ahlâk, ne de Allah uzanır bunlara… Bunların önce her şeyi bırakıp, insanlık devrine girmeleri lâzım…”
- Bugün Selâhaddin-i Eyyübilerin, Yavuz Sultan Selimlerin nesli ne kadar değişmiş!..
- Hülyası altüst edilen, mukaddes kitapları elinden alınıp yırtılan derin bakışlı Türkmen çocuğu, sokak kenarlarında boynu bükük duran ecdat mezarlarına, tramvay raylarının bozuk gürültüleri arasında gizlice Fâtiha okuyabiliyor.
- Hayat duraksadıgı yerde ölüm başlıyor demektir. İslam dini, kaç asırdır duraksamakta olduğundan tehlike büyüktür. Bu tehlikeyi önliyecek olan, asırlarca Islámin ruh ve adalet melküresini her kavimden daha samimiyet ve daha büyük bir kuvvetle yaşatmış olan Türk milletinin ve Anadolu'da hiçbir zaman ölmeyen İslâm ruhunun, bu memleketin şuurlu çocukları elinde Islámin ruh ve ahlakını, bir fikir ve felsefe hareketinin temelleri üzerinde tekrar canlandırmaya çalışmaları onu kalp ve düşünce mevzuu yapıncaya kadar bu yolda cihad açmaları olacaktır.
- Batı aleminde ne görürlerse, ruhlarına danışmadan hayat sahasına çekiyorlar ve bunu ilerleyiş sanıyorlar. Mesela bütün bir şehir, iradesini piyangoya satıyor ve buna "milli" vasfını veriyor. Halbuki millet irade ile kurulmuştu.
- "Türkiye'nin büyük şehirlerini ve gidişini temsil eden İstanbul "kocaman bir yaralı vücut"tur ve mevcut hali ümit vermemektedir çünkü kendisi olmaktan çıkmış, hayli zamandır gözünü diktiği Batı medeniyetine de yaklaşamamıştır. Betonlaşma ve kaba şehirleşme ile eski İstanbul silüeti tam bir tezat teşkil etmektedir. Bu şehirde yaşayan insanlar topluluk şuuru olmayan bir kalabalıktan ibarettir."
- "...Burada ne kadar çok ve garip cinsten insanlar yaşıyor! Avrupa ile Asya'nın birleştiği bu yerde iki kıtanın pek çok ırkları birleştiği gibi Afrika'nın zencileriyle fellâhları da eksik olmuyor. Tarihte Med harbini yapan zevzek ve hırçın İranlı ile şarlatan Yunanlı burada başbaşa yaşıyorlar. Asya steplerinden gelen hilekâr Tatarın dişlek ve koca kulaklı tebessümü zarif ve kindar Arabın haşin çehresile yanyana dolaşıyor. Türlü iklimlerden gelen kaba ve hoyrat nesillerin mert ve asil yüzlü Türkmenle karşı karşıya barınması insana hayret, hüzün ve bu milletin talihi hakkında acıklı bir ders vermektedir. Bu türlü türlü soydan insanların burada birleşip hepsinin bir millet olduklarını iddia edenler de var, olmadıklarını söyleyenler de..."
- Hamal eşyanızı eve getirdikten sonra çok yorulduğunu söyleyerek pazarlıktan fazlasını koparmak için kapınızda bağırıp çağırmaya koyulur. Ev sahibi hava parası dilenir, kiracı, kirayı ödememek için kırk dereden su getirir. Ve her yerde, her adım başında, meyhanede veya mabed kapısında o klâsik tavırlı, mel’un endamlı profesyonel dilenciler el açıp yalvarırlar: “Allah rizası için!” Allah'ın dilenciliği en çok levm ettiği bir dinin halkı ne kadar da dilencilere düşkün, bunlar ne kadar da hürmetsizce dileniyorlar!
- "Anladım ki burada mazlum yok. Hepsi de zalim... Fakat kendi kendilerine zulmediyorlar. Şu hayat felâketine bakın. Birbirlerini bir an rahat bırakmayan, rahatça teneffüs hakkı vermeyen bu kütle nereden saadet bekliyor. Hırsızlık, dilencilik, tecavüz, zulüm... Bunların hiçbirisi saadet getirici değildir."
- Bu büyük milletin mekteplerinde Battal Gazi'den ziyade Washington veya Jean d'Arc'a, Alp Aslan'dan çok Napolyon'a hürmet aşılanırmış.
- Bedende ruhun nice akisleri vardır ve bilirsin ki beden ruhun anlaşılmasına ulaştıran yoldur.
- Hastanenin kapısı pek kalabalıktı.Lakin klinik şefi bizi herkes gibi bekletmedi,hemen içeri aldı.Dostumun ahbabı imiş.Bir ahbaplık yüzünden ne kadar insanın hakkı çalınmıştı?
- " Acıklı bir intihar tarzı ! Batı âleminde ne görürlerse, ruhlarına danışmadan hayat sahasına çekiyorlar ve bunu ilerleyiş sanıyorlar. " " Yüzlerinde vakar kaplı , gözlerinde irade kaynayan, benim aradığım Şark'ın çocukları nerede ?.."
- "Hastahanenin kapısı pek kalabalıktı. Lâkin klinik şefi bizi herkes gibi bekletmedi, hemen içeri aldı ve uzun zaman meşgul oldu. Dostumun ahbabı imiş. Bir ahbaplık yüzünden ne kadar insanın hakkı çalınmıştı?.."
- Oruç tutup uyumayı bile ibadet hali sayıyorlar. Düşünmeyi adeta günah sayıp hocanın ağzına bakıyorlar.
Amerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“Dağ başı buradan daha hür, daha rahattır.”(s. 42) Böyle diyor Amerikalı, arkadaşı Cim’e yazdığı mektubunda. Bu mektubu yazan Amerikalının ismi yoktur. Nureddin Topçu Ocak 1948 ve Şubat 1949 tarihleri arasında hareket dergisinde yazdığı kurgu mektuplarda sadece Cim’in ismini okumaktayız. Kitabın ilk kısmında, Amerika’dan Türkiye’ye gelen gencin arkadaşı Cim’e yazdığı mektuplarla Topçu’nun İstanbul gözlemlerini taşıyor. Kitabın ikinci kısmı ise yazarın 1964’te düşünen adam dergisinde yayınlanan yazılarından oluşuyor. Bu sebeple aralarında yirmi yıllık fark olan bu iki yazı dizisi birbirlerini tamamlıyorlar. Mektuplarda İstanbul’un yaşadığı sorunlar anlatılıyor. Ama bu sorunlar, genellikle halktan kaynaklı ve genel ahlaki kaideleri geri plana iten, görgü ve nezaketin yerini kabalığın, kargaşanın ve bozukluğun aldığı sorunlar. Bu Amerikalı, İstanbul’un halini bize aktarıyor. Satırları okudukça yazıların 80 yıl öncesine ait olmasına rağmen hala güncelliğini koruduğunu hatta daha nice yeni sorunların eklendiğini görüyoruz. Özellikle dilenci ve dilenmek meselesi neredeyse her mektupta var. Yazar bu konuya fena halde takılmış. Haksızda değil aslında. Bir parkta veya çay bahçesinde dinlenmek veya sessiz bir ortamda kalmak isterken bazen sayıları onları bulan dilencilerin arka arkaya; ‘Allah rızası için’ diyerek uzanan ellerine şahit olduğunu okumaktayız. Bu durum onu o kadar rahatsız etmektedir ki şu tespit aslında her zaman gündemimizde olmalıdır. ”Allah’ın dilenciliği en çok levm ettiği bir dinin halkı ne kadar da dilencilere düşkün, bunlar ne kadar hürmetsizce dileniyorlar.” (s. 30) burada suç dilenciliği tamamen meslek haline getiren dilencilere ait değil sadece. Tabii bunun yanında onların her el açışını boş çevirmeyen halktadır vardır. Bu durum sebebiyle insan sokakta yürürken, bir parkta otururken yada trafikte beklerken bu uzanan ellere şahit olmaktadır. Bunun gibi nice toplumsal bozukluklar olduğunu okuyoruz ama okudukça bu bozuklukların zamanımızda katlanarak devam ettiğini de anlıyoruz. Nureddin Topçu basit gibi görünen ama aslında büyük öneme sahip olan toplumsal nezaketsizlikleri çok güzel bir şekilde bize analiz etmiş. Bunun çözümünü de aslında belirtmiş. Gençlerin şahsiyet sahibi olarak yetiştirilmesine vurgu yapmıştır. Bu yetiştirme ise daha ilk çocukluktan başlayarak olması gerektiğini; “İlk çocukluk ve gençlik yaşlarından beri, manevi hayatı yakından ve dikkatle takip edilmeyen bir delikanlı hayata karıştığı zaman, milletine, insanlığa ve medeniyete ne verir, neler vermek emelinde olabilir?” (s. 27) belirtiyor. Gencin karnını doyururken, kalbini ve ruhunu da manevi olarak doyurmamız gerektiğini ve bu sayede medeni bir toplum oluşturabileceğimizi söylüyor. Aslında yaşadığımız zamana baktığımızda, her ebeveynin bu konuda üstüne düşeni yapsa sorunların büyük bir çoğunu aşacağımızı görmekteyiz. Çocuk sahibi olmakla, evlatlarının karnını doyurarak, üstünü başını giydirerek görevini tamamladığını sanan anne baba, bu topluma en büyük zararı vermektedir. Çünkü çocuklar anne babalarının kopyalarıdır. Anne baba ne yaparsa çocukta onu yapacaktır. Babasıyla yolda beraber yürüyen bir çocuk, babasının yere tükürmesini, elindeki çöpü yere atmasını büyük bir zevkle taklit edecektir. Yada annesiyle evde oturan bir çocuk, annesinin oturmasını, konuşmasını kısaca her hareketini kendisine örnek alacaktır. Bu gerçeklik aslında her anne ve babanın dikkatindedir. Bu durumdan mutlu da olmaktadır bazen. Ama bu durumu bildiği halde, çocuğuna iyi bir ahlak, güzel bir davranış kazandırma gayretinde olmayan anne baba topluma bir darbeyi daha indirmektedir. Yazılanlar bize bu gerçeklikleri göstermektedir. Kitap, yaşadığımız çağın sorunlarının yıllardır aynı olduğunu ve katlanarak arttığı gerçeğini bize göstermektedir. Bu gerçeklik bizi ümitsizliği sevk etmemeli ve herkes elinden geleni yapma gayretinde olmalı mesajını da zihnimize işlemektedir. (Ömer Faruk Çağrıcı)
Merhaba arkadaşlar; Nurettin Topçu'nun iki bölümden oluşan bu kitabının; ''Amerikan Mektupları'' başlığını taşıyan birinci kısmı Ocak 1948-Şubat 1949 tarihleri arasında Hareket Dergisi'nde, aynı başlıkla yayınlanan 12 imzasız mektup-yazıdan oluşmaktadır. Mektuplar, üç yıl evvel İstanbul'a gelmiş bir Amerikalının (ki İstanbul'a, insaniyete, dine bu perspektiften bakıp bunca hakkaniyetli yaklaşım bir Amerikalı gözü ile bakmaya çalışan Nurettin Topçu'dan başkası değildir.) yine İstanbul'dan bir arkadaşına, Cim'e yazdığı metinlerdir ve İstanbul'daki sosyal hayatı, tipleri, insanlar arası ilişkileri, iş dünyasını, meslekleri, sokakları, tarihi binaları, dini hayatı tenkitçi ve zaman zaman hayıflanan bir gözle anlatmaktadır. Amerikalının gözünden; Türkiye'nin büyük şehirlerini ve gidişatını temsil eden İstanbul ''kocaman yaralı bir vücut''tur ve mevcut hali ümit vermemektedir çünkü kendisi olmaktan çıkmış, hayli zamandır gözünü diktiği Batı medeniyetine de yaklaşamamıştır. Betonlaşma ve çarpık kentleşme ile eski İstanbul silueti tam bir tezat teşkil etmektedir. Bu şehirde yaşayan insanlar topluluk şuuru olmayan bir kalabalıktan ibarettir. İkinci bölüm ''Düşünen Adam Aranızda'' başlığını taşıyor. Eylül-Ekim 1964 tarihinde Düşünen Adam dergisinde yine imzasız olarak yayınlanan 4 uzun yazıdan oluşan bu bölümde de 18 yıl sonra hemen hemen aynı konular ele alınmaktadır. Birinci bölümde bir Amerikalının gözünden görülen İstanbul, ikinci bölümde uzun zaman sonra memleketine dönen bir İstanbullunun gözü ile kendisini okura gösteriyor. Şimdi arkanıza yaslanmanızı ve bu satırları okurken hem kendiniz hem de günümüz insanları adına tarafsız bir şekilde mütaala etmenizi rica ediyorum. Öyle hadiseler vardır ki sözleri ile başlıyor Nurettin Topçu; ''Öyle hadiseler vardır ki, onların gerçekte bir hırsızlık olduğunu düşünmekten çok uzak bulunuyorlar. Faraza sözünde durmamanın,randevusuna zamanında gelmemenin sizin zamanınızdan çalma olduğunu nedense hiç akıllarına getirmiyorlar.'' Gerçekten de öyle değil mi kardeşler ? Hepimiz sanıyoruz ki hırsızlık yalnızca mal, mülk çalmakla, para gasp etmekle oluyor. Hepimiz her gün birilerine sözler veriyor, buluşmak için sözleşiyoruz. ''İnşaallah akşam saat 5'te bilmem nerede...'' Randevulaşılan yere vaktinden sonra gelmeyi bir üstünlük,vaktinde orada olmayı eziklik hisseden bir zümre türedi. ''Aman saati saatine orada olma, ne o öyle hevesli gibi... Birazcık beklesinler...'' vs vs. Ve şöyle devam eden sayfalarla karşılıyor sizi Üstad; ''Acıklı bir intihar tarzı! Batı aleminde ne görürlerse, ruhlarına danışmadan hayat sahasına çekiyorlar ve bunu ilerleyiş sanıyorlar...'' Her kıyafet her bedene olmaz kardeşler !! Soylu geçmişimizi, ahlak üzerine kurulmuş muazzam geleneklerimizi ne uğruna feda ettiğimize bir dönüp bakalım. Ne kendimiz kalabildik ne de özen duyduğumuz Avrupalılar gibi olabildik. İkisi arasında sıkışıp kaldık. Onlardan kılık kıyafeti, eğlence, gece kültürü, cinsel özgürlük, çıplaklık gibi sözde hürriyetleri alırken dürüstlüklerini, çalışma azimlerini, bilim ve teknolojilerini neden almıyoruz? Diploma almak uğruna istemeye istemeye, fakülte köşelerinde beş karış suratla 5-6 yılını feda eden bir gençlikten nasıl bir gelecek bekliyoruz ? Medeniyet pankartları altında medeni ve elit bir zümre olarak görünmek için çocuklarını ibadethanelere; tarihi müzelere götürmek yerine eğlence mekanlarında baba-oğul, ana-kız alkol alıp soyundukça Batıya benzediğini sanan bu kitle ile mikroskop başında civciv nöronları ile insan nöronları arasındaki farkı inceleyen bilim insanı arasında nasıl bir benzerlik vardır? Okullar çocukların severek değil zorla götürüldüğü kurumlar oldukça, din adamlarının din yoluyla ceplerini doldurdukça, vazifelisi olduğu görev yeri ve zamanında memuru yerinde değil elinde kupa ile teraslarda sigara keyfi yaparken buldukça bu insanlık nereye gidecek ? Vs vs.... Yazılıp söylenesi çok şey var ki Nurettin Topçu bu satırları yazmış. Nurettin Topçu'yu henüz okumamış ve aşina olmamış herkes için başlangıç kitabı olacak mahiyette 104 sayfalık akıcı bir eser. İlgililerine ve kadrini bilecek olanlara tavsiye olunur. Keyifli ve feyizli okumalar .... (Had Ra)
Topçu'nun 12 mektubu Amerikadaki arkadaşı Cimi'ye yazdığı birinci bölümden oluşurken. Düşünen Adam Aramızda başlığıyla da 4 yazısıda ikinci bölümü oluşturmaktadır. Ocak 1948-Şubat 1949 tarihleri arasında İstanbul'un içinde bulunduğu toplumsal durumdan mektuplarla bahseder. Dostum Cim, Aziz Dostum, diye başlayan Amerikan Mektuplarında; Topçu gözlemlediklerini, kaniksayamadiklarini yazar. Bir çıkmaz yolun, yeni bir günün doğmasını bekler gibi değişim kıvılcımlarını ara memleketin köşe bacaklarında. Mektupların karşılığının gelip gelmediğini bilmediğimiz, hatta Cim'in kim olduğunu bilmediğimiz bu mektuplar, Topçu'nun birey - toplum ilişkisinin dünyasını görmekteyiz. (Yunus Özdemir)
Kitabın Yazarı Nurettin Topçu Kimdir?
Nurettin Topçu, 1909 yılında İstanbul’da doğdu. Asıl adı Osman Nuri Topçu’dur. Nurettin Topçu’nun babası Topçuzâde Ahmet Efendi Erzurumlu, annesi Fatma hanım ise Eğinlilidir. (Erzincan’ın Kemaliye ilçesinin eski adı) Topçu ailesi Topçuzâdeler diye tanınmaktadır. Dedesi Osman Efendi, Erzurum’un Ruslar tarafından işgali sırasında Türk ordusunda topçuluk yapmıştır, bu lâkap da oradan gelmektedir.
Eğitimi
Nurettin Topçu, öğrenim hayatına altı yaşında Bezmiâlem Velide Sultan Mektebi’nin ana kısmında başladı. İlkokulu Büyük Reşid Paşa Numûne Mektebi’nde okudu.İlkokuldan sonra Vefa İdadisi’nde öğrenimini sürdüren Nurettin Topçu, birinci sınıfta iken babasını kaybetmiştir. Lise tahsilini İstanbul Lisesi’nin Edebiyat Bölümü’nde pekiyi derece ile tamamlamıştır. (1927-28) Mehmet Akif’in medeniyet telakkisini kavramış ve ilmini almak için Akif’in oğlu Asım’ı niçin Batı’ya göndermiş olduğunu idrak etmiş olan Nurettin Topçu, daha iyi bir eğitim alabilmek için Avrupa’da tahsil görmek gerektiğinin farkında olarak liseyi bitirdikten sonra kendi imkanlarıyla Milli Eğitim Bakanlığı’nın açmış olduğu Avrupa imtihanlarına girmiş ve kazanmıştır. Fransa’nın Türkiye’deki liselerin denkliğini kabul etmemesinden dolayı Topçu buradaki eğitimine Paris’teki Bordeaux Lisesi’nde başlamıştır. İki sene sonra Strazbourg’a giden (1930) Topçu, burada üniversite tahsiline başlamış; psikoloji ve güzel sanatlar, genel felsefe ve mantık, çağdaş sanat tarihi, sosyoloji ve ahlak, ilk zaman sanat ve arkeolojisi dersleri almıştır. Strazbourg’da tamamladığı doktorasını 1934 yılında Sorbonne Ünivesitesi’nde vermiştir. Sorbonne Üniversitesi’nde okuyan ilk Türk öğrenci olmuştur. Çalışması Sorbone Üniversitesi Felsefe Jürisi tarafından yılın en başarılı doktora tezi seçilir. Üniversitenin geleneklerine göre birinci olan öğrenciler mutlaka ödüllendirilir. Bunun üzerine yetkili Profesör, Nurettin Topçu’nun yanına gelerek durumu anlatır ve ödül olarak neyi istediğini sorar:
- Efendim, bir altın saat mi? Amerika veya Kuzey Avrupa’ya bir mavi yolculuk mu?
Hangisini tercih edecekseniz onu alacaksınız veya o ülkeye ziyarete gideceksiniz!
Nurettin Topçu, kararlı ve gayet kendinden emin bir şekilde bu soruya şöyle cevap verir:
- Hiçbiri değil!
- O zaman ne istiyorsunuz?
- Sorbonne Üniversitesi’nin giriş ve çıkış kulelerinde yirmi dört saat ay-yıldızlı Türk bayrağının dalgalanmasını istiyorum!
- Derhal bu isteğiniz yerine getirilecektir!
Nurettin Topçu kendine yapılan teklife verdiği cevabı duyan herkes hayret ve hayranlık içinde kalmıştır. Vatan ve bayrak sevgisinin gurbet illerde okuyan bir öğrencinin yüreğinde böylesine yüceldiği az görülmüştür. Ayrıca bu olay, onun düşünce yapısını, vatan ve millet sevgisi ile hayat felsefesini yansıtan önemli bir ayrıntıdır.
Öğretmenliği
Avrupa’dan döndükten sonra 1935 yılında Galatasaray Lisesi’nde felsefe öğretmenliğine başladı. Topçu İzmir’de öğretmenliğinin henüz daha dördüncü yılında, Türk düşünce tarihinde önemli bir yeri olan “Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi”ni yayınlamaya başlar. (1939)
Denizli’den sonra İstanbul’a tayin edilen Topçu, Haydarpaşa Lisesi, Vefa Lisesi, Robert Koleji, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve İstanbul Lisesi’nde öğretmen iken yaş haddinden emekli olmuştur. Nurettin Topçu, Bergson’dan hareketle hazırlamış olduğu Sezgiciliğin Değeri isimli çalışmasıyla İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde doçent ünvanı almıştır.
Milletimizin son dönemde yetiştirmiş olduğu önemli fikir ve aksiyon adamlarından biri olan Nurettin Topçu’nun hayatını, sık sık idealize ettiği mesuliyet duygusunun yoğun baskısı altında Anadolu’da Türk Milletinin yeniden dirilişinin ilham kaynaklarını arayacak, münevver bir zümre meydana getirmeye çalışmıştır. Bu münevver kadroyla aklın saltanatını yönetimde, eğitimde, sanatta ve bilimde hâkim kılacak bir “Türk Rönesansı”nı gerçekleştirme çabası içerisinde olmuştur. Hayatı, bunun mücadelesi ile geçmiştir. Ahlâk alanında doktora yapmış olan Topçu, imanlı, ahlâklı debdebeden ve gösterişten uzak hayatı, doğru bildiğini söylemekten ve yaşamaktan çekinmeyen tavizsiz karakteri ile örnek bir şahsiyettir. Ömrünü her an büyük mahkemenin huzurundaymış gibi hesap vermeye hazır, hiçbir otoritenin etkisinde kalmaksızın milletinin meseleleriyle ve ahlâk dersi vermekle geçmiştir. Sınıfta, öğretmenler odasında, sokakta, camide, evde, konferans salonunda, kısacası hayatın her alanında ve her aşamasında… Kendisine maddenin ve servetin fethini değil, ruhların fethini gaye ettiği gibi, insanlara da onu hedef olarak göstermiştir. Felsefeden sanata, dinden ekonomiye ve eğitime kadar pek çok sahada kendine has tahlilleri, bakış açıları ve önerileri olan Topçu, hem Batı’yı çok iyi tahlil eden, gözlemleyen ve Batı düşüncesini bilen hem de ailesi ve muhiti dolayısıyla geleneksel yapı ve değerleri tanıyan, bilen ender düşünürlerden biridir. Birçok kaynaktan etkilenmiş olan Topçu’nun eserlerinde bu etkilerin izlerini görmek mümkündür.
Başlıca Eserleri
Yarınki Türkiye, İslam ve İnsan, Ahlak Nizamı, İradenin Davası, Mehmet Akif, Felsefe, Büyük Fetih, Devlet ve Demokrasi, Sosyoloji
Nurettin Topçu Kitapları - Eserleri
- Var Olmak
- Ahlak Nizamı
- İslam ve İnsan - Mevlana ve Tasavvuf
- İsyan Ahlakı
- Taşralı
- Ahlak
- Amerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda
- Bergson
- Türkiye'nin Maarif Davası
- Büyük Fetih
- Mehmet Akif
- Yarınki Türkiye
- Kültür ve Medeniyet
- Millet Mistikleri
- Felsefe
- Mantık
- Psikoloji
- Sosyoloji
- Reha
- İradenin Davası / Devlet ve Demokrasi
- Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi
- Milliyetçiliğimizin Esasları
- Garbın İlim Zihniyeti ve Ahlak Görüşü
- Mevlana Ve Tasavvuf
- Devlet ve Demokrasi
Nurettin Topçu Alıntıları - Sözleri
- "Kötülük bir bilgisizliktir, hiç kimse bilerek kötülük etmez." (İsyan Ahlakı)
- Yorgundum; varlıktan sıyrılan bir sonsuzlukta sanki binlerce yıl dinlenmeye muhtacım. (Taşralı)
- İnsanlık kadar eski olduğu halde, insanların pek azına nasip olan bu nesne aşktır... (Mehmet Akif)
- Kendi tarihlerini tanımayan ve inkâr eden milletler için, yıkılıp yok olma tehlikesi vardır. (Ahlak)
- Yumuşak başlı isem, kim demiş uysal koyunum? (Mehmet Akif)
- Herkes bir medenî yaşayışa sahip olduğu halde, herkes kültürlü değildir. (Sosyoloji)
- kendimden başkasına bağlanmak istemiyorum (Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi)
- Tarih kronolojiden ibaret değildir; olayları zaman sırasına koyarak nakletmekle yetinmez. Onları doğurmuş olan sebepleri araştırır; tenkit süzgecinden geçirilen olaylar arasında sebep-sonuç bağıntılarını meydana çıkarır. (Mantık)
- Hamal eşyanızı eve getirdikten sonra çok yorulduğunu söyleyerek pazarlıktan fazlasını koparmak için kapınızda bağırıp çağırmaya koyulur. Ev sahibi hava parası dilenir, kiracı, kirayı ödememek için kırk dereden su getirir. Ve her yerde, her adım başında, meyhanede veya mabed kapısında o klâsik tavırlı, mel’un endamlı profesyonel dilenciler el açıp yalvarırlar: “Allah rizası için!” Allah'ın dilenciliği en çok levm ettiği bir dinin halkı ne kadar da dilencilere düşkün, bunlar ne kadar da hürmetsizce dileniyorlar! (Amerikan Mektupları / Düşünen Adam Aranızda)
- Milliyet, en kısa ifadesiyle tarih ve toprak şuûrudur. (Mehmet Akif)
- … Allah bir fikir değildir ki, ispat edilsin.” O kendisine bağlanılarak yaşanan bir varlıktır.” (Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi)
- “İnsan için bütün bir ömür kendini aramaktan başka bir şey değilse, acaba sonunda aradığımızı buluyor muyuz? (Millet Mistikleri)
- Anadolu'nun kapısını Malazgirt'te açarak bu ülkeyi altıyüz sene bahtiyar Islâm beldesi yapan kuvvet, Alparslan'ın ruhundaki merhametten taşan âlicenâplik hamlesi idi. Asıl fetih bu kalp ve ruh hamlesinindir. Kılıç onda, şâirin elindeki kalemin yaptığından fazlasını yapmış değildir. Haçlı seferlerinde Kudüs'ü elde eden barbar Ingiliz kralı Arslan Yürekli Rişar'ın bu şehirde yediden yetmişe kadar bütün müslümanları kılıçtan geçirmesine karşılık, büyük İslâm mücahidi Selahaddin-i Eyyübi'nin ertesi sene şehri tekrar aldıktan sonra bir tek hıristiyanın burnunu kanatmayışı, bu olayın insanlık âlemine örnek verdiği merhametten fışkırarak haçlılan bu topraklarda perişan eden kuvvet olmuştur. Onlar yine bu kuvvetlerle perişan edileceklerdir. Büyük fethi ebedi yapan kuvvet kılıçla tankın değil, atomdan daha kuvvetli olan ulu ecdadın ruhundaki adalet kuvveti idi. (İslam ve İnsan - Mevlana ve Tasavvuf)
- Izdırap dostluğu ne teselli verici şeydir! (Reha)
- Hocalık mesleği, şüphesiz ki kitap sayfalarındaki bilgileri gençlerin dimağına aktarmaktan ibaret değildir; hocanın şahsiyetinden körpe ruhlara aşı vermesini bilmektir. (Millet Mistikleri)
- Ruh için en yüksek iyilik ve en büyük erdemlilik, Allah'ın bilinmesidir. (Ahlak)
- Kanayan bir yara gördüm mü yanar ta ciğerim... (Mehmet Akif)
- “Ben bir insanım “ dediğim zaman bu ifadeye girmiş olan “ben…im” kelimesi varlığı ifade ettiği halde “insan” kelimesi öz ifade etmektedir. Yalnız Allah’ta varlıkla öz birleşmiş bulunur, birbirinden ayrılamaz. (Varoluş Felsefesi - Hareket Felsefesi)
- Bu insanlar arasında kalbim, sık bir ormanda dolaşan kelebek gibi, ne tarafa uçsa ağaçlara çarpıyor. (Var Olmak)
- İnsanın affedilmez şaşkınlığı, düşmanı kendi dışında aramasıdır. (Var Olmak)
Yorumlar
0 yorum