Kitap Künyesi

Yazar: Adem Apak

Yayın Evi: Ensar Yayınları

İSBN: 9786055623715

Sayfa Sayısı: 555

Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 4 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Beş asır boyunca Müslümanlar’ın önderliğini temsil edenabbasi halifeliği, İslam tarihinde Osmanlılardan sonra en uzun ömürlü devlettir. Abbasiler, uzun süre Müslümanlar’ın siyasi hayatına hakim olmuş, son anına kadar da İslam dünyasının manevi liderliğini sürdürmüştür. Bu trihi süreçte dini, sosyal ve kültürel alanda çok büyük değişmeler şahir olunmuştur. Değişimlerin yaşanılan sürecin siyasi hayatıyla doğrudan irtibatı bulunmaktadır. Binaenaleyh asırlar boyunca gerek İslam aleminde, gerekse o dönemin bilinen dünyasında meydana gelen gelişmelerin ortaya konulabilmesi, abbasi siyasi tarihinin bilinmesiyle doğrudan alakalıdır.

Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 4 Alıntıları - Sözleri

  • İhtilal, önce kendi çocuklarını yer.
  • Tarihçi İbnü’l-Esîr, Moğollar’ın başta Bağdat olmak üzere İslâm beldeleri üzerindeki tahribatını şu sözlerle dile getirir: “Tatarlar, diğer adıyla Moğollar’ın İslâm diyarına girişleri hadisesini kaleme almaktan yıllarca çekinip durdum. Bu olayları kaydetmeyi hiç de istemiyordum. Bazen bunları yazmanın gereğine inanıyor, bir adım ileri atarken, sonra iki adım geri atıp vazgeçiyordum. İslâm’ın ve Müslümanlar’ın ölüm haberini ve başlarına gelen büyük felâketi yazmak kimin kolayına gelebilir ki? Kim bu felâketin yazılmasını ve anlatılmasını kolay görebilir? Keşke annem beni doğurmasaydı, keşke bu büyük felaketten önce ölüp gitseydim. Adım ve sanım unutulsaydı da bu olayla karşılaşmasaydım, böyle bir olayı yaşamasaydım. Bu büyük dehşet verici hadise, gün ve gecelerimizi kararttı, hayatımızı perişan etti. Çünkü bölgede Müslümanların kökü kazındı. Eğer biri çıkar da “Allah’ın, Hz. Âdem’i yarattığından bu güne kadar böyle felâketin benzeri görülmemiştir” derse mutlaka doğru söylemiş olur. Moğol istilâsını yazan tarihler, bu olayı bütün dehşetiyle ne kadar anlatırlarsa anlatsınlar, yine de olanları tam aktarmaktan aciz kalırlar.”
  • İlk Abbasî halifesi Ebü'l Abbâs Abdullah b. Muhammed b.Ali, Hicretin 104. yılında Abbasî hareketinin merkezi Humeyme'de dünyaya geldi.
  • “İhtilâl, önce kendi çocuklarını yer.”
  • ...."Ben doğuyu, dünyanın ve halkın ışığının doğduğu yeri uğurlu sayıyorum."
  • İhtilal, önce kendi çocuklarını yer.
  • “Bağdat’ın kuruluşunu hikaye eden tarihçi ve coğrafyacı Yakubi Mansur’un bir yolculuk sırasında Bağdat köyü yakınlarında durarak şöyle dediğini nakleder :” “Buraya yerleşip bir şehir kuracağım. Benden sonra da oğullarım buraya yerleşecek . Allah’ın takdiri ,burası bize kısmetmiş. Zira Cahiliye döneminde ki ve İslam dönemindeki yöneticiler burayı fark edememişler. Doğuda Dicle , batıda Fırat arasında bulunan bu ada , dünyanın ticaret merkezidir. Vasıt, Basra ,Übülle , Ehvaz , Fars , Umman Yemame , Bahreyn ve bunların çevresinden Dicle ‘ye inen bütün gemiler burada demirlenirler. Musul, Diyar-I Rabia, Azerbaycan ve Ermeniyeden Dicle yoluyla Diyar-I Mudar , Rakka , Suriye ve diğer bölgelerden Fırat yoluyla Mısır ve Kuzey Afrika‘dan gelecek gemilerdeki ticaret malları buraya getirilecek ve boşaltılacaktır. Cebel , İsfahan ve Horasan şehirleri halkı için burası bir geçiş yeri olacaktır.  Şüphesiz ki burası dünyanın en büyük şehri olacaktır.”
  • “İslam kaynakları, Mu’tasım’dan musemmen ( sekizli) halife olarak bahsetmektedirler. Buna göre sekiz rakamı onun hayatının büyük safhasında görülmektedir. Abbas b.Abdülmuttalib‘in sekizinci kuşaktan torunu, sekizinci abbas halifesi olması ,halifeliğinin sekiz yıl sekiz ay sürmesi, hicretin 218 yılında halife olması sekiz erkek sekiz kız çocuğunun olması ve 48 yaşında ölmesi bu cümledendir.”
  • Muhammed Tapar Batiniler’in elindeki en önemli sığınak ve liderleri Hasan Sabbah’ın karargâhı olan Alamut kalesini ele geçirmek için mücadele ettiyse de bunda başarılı olamadı 1109-1117 yıllarında ki kuşatma sırasında kalede mahsur kalan Batiniler , yiyecek alamadıkları için neredeyse açlıktan ölecek duruma gelmişler ancak gizli yardım aldıkları için uzun süre dayanabilmişlerdi. Sultan Muhammed Tapar ‘ın vefat haberi gelmesi üzerine sonuç alınamadan kuşatma kaldırıldı.”
  • “Bağdat’ın inşasında çalışanlardan en meşhur olan ise şehrin planını çizmekte hissesi olan Haccac b.Ertat ile İmam Ebru Hanife idi. Ebu Hanife’nin inşaat esnasında tuğla ve kerpiç sayımında hizmet gördü zikredilir . Rivayete göre o , inşaat malzemesinin miktarının tespiti nde tek tek saymak yerine metre kare ile hesaplamaya benzer yeni bir usul getirmiştir.”
  • “Bağdat’ta Büveyhi hakimiyeti devam ederken ,Kuzey Afrika’da ortaya çıkan ve 969 yılında Kahire’yi işgal ederek başşehir yapan Fatimiler , Abbasi hilafetinin bilhassa batı tarafından tehdit etmişlerdir. Çünkü Fatimiler ,Abbasi hakimiyetini kabul etmedikleri gibi Büveyhilerin aksine kendi halifeliklerini ilan etmişlerdir. Üstelik onlar iyi yetiştirilmiş propagandacıları ve sempatizanları vasıtasıyla doğu eyaletlerindeki Abbasi hilafetine karşı mücadele sergilemişlerdir.”
  • “ Abbasi Halifeliği ile Büyük Selçuklu Devleti arasındaki ilk resmi irtibat ,Nişabur‘un 1038 yılında Selçuklular tarafından ele geçirilmesi ile başladı. Nitekim bu gelişmeyi haber alan Abbasi halifesi Kaim-Biemrillah , Tuğrul ve Çağrı Beyler’den yağma,katil ve tahripten kaçınarak ele geçirdikleri şehirlerde imar faaliyetlerine girişmelerini istedi. Görüldüğü gibi Selçuklular ile ilişki kurma girişimi ilk olarak halifeden gelmiştir . Tuğrul Bey de, halifenin eltisine saygı göstermiş. Müslüman memleketleri koruma konusunda halifenin hizmetinde olduklarını bildirmiştir.”
  • " Tarihte Ebû Müslim gibi devletlere hizmet etmiş, hükümranların tahtını korumuş olan komutanların sonunun genellikle bu şahsın akıbetinden farklı olmadığı görülür. Bunun sebebini şöyle açıklamak mümkün olur: Bu gibi komutanlar, bizzat savaşlara katılıp askere maaşını verdikleri için bu durum onların asker arasında büyük bir otorite ve saygınlık kazanmalarına sebep oluyordu. Komutanlar şansları yaver gidip zaferler elde ederek devletin kurulması ve korunmasında büyük roller oynadıkları zaman da devlet üzerinde sınırsız bir nüfuz elde ediyorlardı. Onların toplum içindeki güç ve nüfuzunu gören halifeler ise bunun kendi iktidarları için tehlikeli olduğunu düşünerek onlara engel olmak istiyorlardı. Eğer halife güçlü bir siyasetçi olursa bu durumu ortadan kaldırıyor, eğer değilse bir süre tahammül ediyor, fırsatını bulduktan sonra kaçırmıyordu. Tabiî bir komutanın eline geçen bazı fırsatları değerlendirmek istemesi de normal bir olay olmalıdır. " Hudarî, Muhammed, ed-Devletü'l- Abbâsîyye, s. 56.
  • “Bizans tarihçi Theophanes’e göre İslam Devleti’nin iç karışıklıklarından faydalanmak isteyen imparator V.Konstantinos 751 yılında Malatya’yı muhasara etmiştir. Bu esnada şehrin boşaltılmasını isteyen imparatorun teklifi Malatya halkı tarafından reddedilmiştir .Ancak tehlikenin artması üzerine halk ,yanlarına alabildikleri eşyalarla birlikte Malatya’dan ayrılmak zorunda kalmış ve şehri Rumlar’a terk etmiştir.”
  • Halife Mansur , Ebu ‘l Abbas ‘ın veliaht ilan ettiği İsa ‘nın veliahtlıktan vazgeçmesi için ve kendi oğlu Mehdi’nin veliahtlığını ilan etmek için elinden geleni yapıyor. “Öyle ki halife, İsa kendisi ile görüşmek istediği zamanlar onu dışarda bekletiyor ,bu esnada bulunduğu yerin üstünde tamir yaptırarak onun üzerine toz toprak dökülmesini ve böylece rahatsız edilmesini emrediyordu. Daha sonra da üzerindeki toprakları silmeye fırsat vermeden huzuruna alıyordu onu bu şekilde görünce de ,” Ey İsa! bu ne hal ?Senden başka kimse böyle toprak ve toz içinde huzuruma gelmiyor .Sen bu tozların hepsini yollarda mı topluyorsun ?”diye alay ediyordu.”

Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 4 İncelemesi - Şahsi Yorumlar

İslâm Tarihi: Tek taraflı, sadece yüceltmelerin ve abartmaların yer aldığı İslam Tarihi okumalarından sıkıldıysanız bu kitap tam size göre. Yazar objektif olarak tarihi anlatmaya çalışmış. Bence çok da güzel olmuş. (Büşra Özdemir)

Külebi Cahit'in bir şiiri var: Yirminci Yüzyılın İlk Yarısı. Bu şiiri ilk okuduğumda değişen bir şey yok diye düşünmüştüm. Hatta "Cahit Külebi'ye söyleyeyim, yirmi birinci yüzyılın ilk yarısı da farklı değil" demiştim. Tarihe biraz daha döndükçe hiçbir yüzyılın hiçbir yarısının farklı olmadığını görüyorum. Acıyla tatlı arasında bir hareket hep. (Şeyma Nur Gezen)

Serinin son kitabına son inceleme yazısı. Abbasiler dönemini anlatan kitap serinin diğer kitaplarına göre hacimli. Beş asır gibi yaşayan bir devletin konu edindiği kitap anlatım olarak yeterli geldi. (Okuyan Bulut)

Kitabın Yazarı Adem Apak Kimdir?

1970 yılında Bursa-Orhaneli'de doğdu. 1988'de Bursa Îmam-Hatip Lisesi'nden, 1992'de Uludağ Üniversitesi ilahiyat Fakültesi'nden mezun oldu. Bir yıl sonra İslâm Tarihi ve Sanatları Anabilim Dalı'na Araştırma Görevlisi olarak atandı. 1995 yılında "Hz. Osman Dönemi Emevî İdareci­leri" isimli tez ile yüksek lisansını tamamladı. 1999 yılında "Amr b. el-As (Hayatı-Şahsiyeti-Devlet Adamlığı)" konulu araştırmasıyla doktor oldu. 2001-2002 ve 2004-2005 öğretim yıllarında Türkmenistan Mahdumku-li Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyeliği görevinde bulundu. Mayıs 2005'te doçent, 2011 yılında profesör unvanı aldı. 2007-2008 eğitim öğretim döneminde Şam'da alanıyla ilgili araştırmalar yaptı. Halen Uludağ Üni­versitesi İlahiyat Fakültesi'nde öğretim üyeliği görevini sürdürmekte­dir. Evli ve iki çocuk babasıdır.

Adem Apak Kitapları - Eserleri

  • İslam Tarihi 2
  • Anahatlarıyla İslam Tarihi 1
  • Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 3
  • Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 4
  • Anahatlarıyla İslam Öncesi Arap Tarihi ve Kültürü
  • Siyer-i Nebi

  • Hz. Hatice
  • İslam Tarihi Konusunda Bilinmesi Gereken 88 Soru
  • Kur’an’ın Geliş Ortamında Arap Toplumu
  • İslam'ın Örnek Şahsiyetleri Ashab-ı Kiram
  • Asabiyet
  • Gençler İçin Siyer-i Nebi
  • Kabile

  • Hz. Peygamber'in (sav) Etrafındaki Çocuklar ve Gençler
  • İslam Siyaset Geleneğinde Amr B. El-As
  • Siyer-i Nebi
  • Ana Hatlarıyla Hz. Muhammed'in (S.A.V) Evrensel Mesajları
  • Peygamberimin Ahlakı
  • İslam Tarihi Araştırmaları
  • Hz. Osman Dönemi Devlet Siyaseti

  • Hazreti Osman
  • İslam Tarihine Giriş II
  • Peygamberimin Ahlakı

Adem Apak Alıntıları - Sözleri

  • “Muaviyenin mensup olduğu Beni Ümeyye cahiliye döneminde Mekke’de önemli bir yere sahipti. Nitekim şehrin kabileleri arasında taksim edilen önemli görevlerden biri olan başkomutanlık (Kıyade) bu suyun uhdesinde bulunuyordu. Kıyade vazifesi önce kabileye adını veren Ümeyye b. Abdüşşems. onun ardından da oğlu Harb b. Ümeyye tarafından görülmüştür .Hazreti Peygamber’in (sav) gençliği döneminde amcalarıyla birlikte katıldığı Ficar savaşlarında Kureyş kabilesinin komutasını Harb b.Ümmiye üstlenmiştir.” (Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 3)
  • "Ümmetimin içinde Câhiliye döneminden kalma, onların tamamen terk edemeyecekleri dört âdet vardır. Bunlar asaletiyle övünmek, başkalarının soyuna dil uzatmak, yıldızları vesile edinerek yağmur beklemek ve ölünün arkasından yüksek sesle ağlamaktır." (Kur’an’ın Geliş Ortamında Arap Toplumu)
  • Muaviye’den sonra Emeviler devletini gerçek anlamda kuran ve siyasi birliğini temin eden Abdülmelik b. Mervan 21 yıl süren iktidarının büyük bir kısmını ülke bütünlüğünün yeniden sağlanması, meydana gelen çok sayıdaki siyasi , dini nitelikli isyanların bastırılması ve bunlardan fırsat buldukça fetih hareketlerinin düzenlenmesi ile tamamladı.Onun döneminde öne çıkan diğer bir özelliği ise Muaviye’nin başlatmış olduğu kurumlaşma faaliyetlerinin o daha da geliştirilmesidir. Bu noktada Abdülmelik‘in getirdiği önemli yenilikler Emevi devleti adına para basılması , o döneme kadar bölgesel dillerle tutulmuş olan divan kayıtlarının Arapçaya çevrilmesi, ülkede nüfus sayımının yapılması ,vergi sisteminin yeniden tanzim edilmesi, berid ( posta )teşkilatına canlılık kazandırılması , haciplik kurumunun geliştirilmesi, Kubbetüs Sahra gibi anıt eserlerinin inşa edilmesi ,Kur’an-ı Kerim’in noktalandırılması ve harekelenmesidir. Bu adamlar aynı zamanda Emeviler döneminde devletin kurumsal kimliğinin İslamileştirilmesi ile birlikte Araplaştırılmasını da temin etmiştir.” (Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 3)
  • Rasulullah'ın ( s.a.v) cenazesi amcası Abbas, onun oğulları Fazl ve Kusem, Üsâme b. Zeyd ve Hz Peygamber'in (s.a.v) azatlı kölesi Şukran'ın yardımı ile Hz Ali tarafından yıkandı ve kefenlendi. Hz. Peygamber'in (s.a.v) cenaze namazını hiç kimse kıldırmamış önce erkekler, ardından kadın ve çocuklar olmak üzere gruplar halinde herkes İmam olmaksızın namazı ferdi olarak ifa etmişlerdir. Bu sebeple cenazenin defnedilmesi gecikmiş Rasul-i Ekrem'in (s.a.v) ancak salıyı çarşambaya bağlayan gece yarısından sonra toprağa verilebilmiştir. Teçhiz ve tekfin ile görevli olanlar onun kabre konulmasınıda gerçekleştirmişlerdir. Hz Peygamber'in defnedildiği yer vefat ettiği mekan olan Hz Aişe'nin odasıdır. (Gençler İçin Siyer-i Nebi)
  • Hz. Peygamber (sav), kabilelerin İslâm'a hizmetlerini göz önünde bulundurarak onlar arasında yeni bir derecelendirme yapmıştır. Bu davranışıyla cahiliye dönemindeki kabile üstünlüğünün esas kriterleri olan güce ve nesebe bağlı derecelendirme yerine, dine hizmet noktasında yeni bir kıstas geliştirmiş; bu yolla kabile övünmesi şeklinde ortaya çıkan asabiyet hissini söndürmeyi hedeflemiştir. Nitekim Rasûlüllah'ın davranışlarından bu hedefi anlayan Akra' b. Hâbis et-Temîmî, onun, cahiliye döneminin üstün kabileleri kabul edilen Temîm ve Esed dururken, İslâm'da önceliği olan Gıfâr, Eslem, Müzeyne ve Cüheyne gibi zayıf kabilelere itibar etmesini eleştirmiştir. Hz. Peygamber Câhiliyenin bireysel ahlâk ölçülerinde de ciddi değişiklikler yaparak, kişisel düzeyde takvayı ve bu kavramın kapsamına giren samimi dindarlık ile ahlâkî meziyetleri ön plana çıkarmış; bu meziyetleriyle bilinenlere itibar göstermiş; hatta başka ırklara mensup olan ilk Müslümanlardan Selmân-ı Fârisî, Bilal-i Habeşî gibi sahabileri en yakın dostları arasına almıştır. Ayrıca Câhiliye ayrımcılığının aksine köle asıllı olan Zeyd b. Hârise'yi Mu'te Savaşı'na birinci komutan olarak tayin ederken, onun oğlu Üsâmey'i de ashabdan ileri gelen pekçok kişinin iştirak ettiği bir askeri seferin başına getirmiştir. (Kabile)
  • İslâm dini bir taraftan asabiyetin yıkıcı etkilerini önlemeyi hedeflerken diğer taraftan insanlarda bulunan bu doğal eğilimi akrabayı himaye ve sıla-i rahîm çerçevesinde ahlâkî sorumlukların kaynağı olacak şekilde yaşatmayı amaçlamıştır. Bu yeni anlayışta akrabalık bağının sürdürülmesine yapılan vurgu, soyun üstün tutulması düşüncesinden değil, toplum düzeninin sağlanması ve yardımlaşma duygusunun geliştirilmesi hedefinden kaynaklanmaktadır. Bu bağlamda İslâm dini sıla-i rahmi teşvik etmiş, hatta soyları ile bağlarını kesenleri yermiştir. (Kabile)

  • Cahiliyye Döneminde evlilikler çok farklı şekillerde gerçekleştirilmiştir. Öncelikli ve yaygın evlilik türü günümüzde olduğu şekilde kızın istenmesi ve mehir karşılığında nikahın gerçekleşmesidir. Bundan başka cahiliye dönemi Arap toplumunda; evli bir kadının kocasının uygun göreceği bir kişiyle çocuk sahibi olmak için bir araya gelmesi(istibdâ nikahı), bir kadının on kişiden az olmak üzere erkeklerle evlenmesi ( müşterek nikah), iki erkeğin karşılıklı olarak eşlerini değiştirmeleri (bedel nikahı), hür olduğu için zina yapamayan bir kadının bir erkekle metres hayatı yaşaması (haden/hıdn nikahı), iki erkeğin mehir vermeksizin karşılıklı olarak kızları veya velisi bulundukları başka kadınlarla evlenmeleri (şigar nikahı), üvey oğlunun annesiyle evlenmesi (makt nikahı), tarafların süreli evlilik akdi yapmaları (muta nikahı) gibi evlilik çeşitleri yaygın olarak görülmüştür. (Gençler İçin Siyer-i Nebi)
  • Münafıkların durumu ise tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana, “İnkâr et” der; insan inkâr edince de, “Şüphesiz ben senden uzağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der.Nihayet ikisinin de (azdıranın da azanın da) akıbeti, ebediyen ateşte kalmaları olmuştur. İşte zalimlerin cezası budur. (Siyer-i Nebi)
  • Suriye cephesindeki savaşlarda adeta efsane haline gelen ve yenilmez asker olarak görülmeye başlanan Hâlid b. Velîd'i görevden alıp yerine Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh'ı tayin etmiştir. “Hâlid bilmelidir ki, Müslümanları muzaffer kılan Hâlid’in kendisi değil, Allah'tır. Bunun anlaşılması için onu azlettim. Herkes onu alabildiğine gözünde büyütmüş ve her şeyi ondan zannetmek gibi bir duruma düşmüştü. Ben de her şeyi ondan varsaymalarından korkmaya başlamıştım, halkın her şeyi yapanın Allah olduğunu bilmesini ve fitneye düşmemesini istedim” (İslam Tarihi Konusunda Bilinmesi Gereken 88 Soru)
  • “Bağdat’ta Büveyhi hakimiyeti devam ederken ,Kuzey Afrika’da ortaya çıkan ve 969 yılında Kahire’yi işgal ederek başşehir yapan Fatimiler , Abbasi hilafetinin bilhassa batı tarafından tehdit etmişlerdir. Çünkü Fatimiler ,Abbasi hakimiyetini kabul etmedikleri gibi Büveyhilerin aksine kendi halifeliklerini ilan etmişlerdir. Üstelik onlar iyi yetiştirilmiş propagandacıları ve sempatizanları vasıtasıyla doğu eyaletlerindeki Abbasi hilafetine karşı mücadele sergilemişlerdir.” (Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 4)
  • İhtilal, önce kendi çocuklarını yer. (Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 4)
  • Câhiliye döneminde kadınlar bir yakınları öldüğü zaman onun iyiliklerini şiir formunda yüksek sesle anarak ağlarlar, bu esnada yüzlerine vururlar ve elbiselerini yırtarlardı. Ayrıca bu görevi para karşılığında yapan ve kendilerine Nâyiha denilen profesyonel ağlayıcılarda bulunurdu. (Anahatlarıyla İslam Öncesi Arap Tarihi ve Kültürü)
  • "Asabiyetin Arap edebi hayatına yaptığı tesir gerçekten geniş boyuttadır. Kaldı ki, edebiyat, Arap siyasi, içtimai ve fikri hayatının aks-i sedası mesabesindedir." (Asabiyet)

  • Senin doğru söylediğine inanan bir adama yalan söylemen en büyük ihanettir. (Siyer-i Nebi)
  • ... Meşhur muhaddis ve müfessir Saîd b. Cübeyr dâhil pek çok kişiyi yönetim muhalifi olduğu iddiasıyla öldürmüştür. Haccâc, Saîd b. Cübeyr'i öldürttükten bir kaç ay sonra kendi ölümünü isteyecek kadar büyük ruhî sıkıntılara maruz kalmış, sonunda dayanılmaz mide ağrıları sebebiyle elem içinde ölmüştür. Ölüm haberini alan âlimler ona rahmet dilememişler; Hasan-ı Basrî, "Allah'ım, onu ortadan kaldırdığın gibi sünnetini de kaldır," diye dua etmiş. Ömer b. Abdülaziz şükür secdesine gitmiş ve İbrahim en-Nehaî sevincinden ağlamıştır. (İslam Tarihi Konusunda Bilinmesi Gereken 88 Soru)
  • Hz. Ebû Bekir (r.a.) güzel ahlâkı, doğruluğu ve cömertliği ile hem cahiliye döneminde hem de Müslümanlığından sonra dost düşman herkesin takdirini ve saygısını kazanmıştır. (İslam'ın Örnek Şahsiyetleri Ashab-ı Kiram)
  • Hz. Allah sevdiği kulunun kalbini, sevdiği kulunun kalbiyle birleştirir. (Ana Hatlarıyla Hz. Muhammed'in (S.A.V) Evrensel Mesajları)
  • Muaviye, H.z Osman'ın öldürülmesine seyirci kaldığı, isyancılarla işbirliği yaptığı ve selefinin katillerini ordusunda barındırdığı gibi gerekçelerle H.z Ali'nin halifeliğini tanımadığını açıkladı. Daha sonra da H.z Osman'ın yakın akrabası olması hasebiyle onun kanını dava ederek Şam halkından destek talebinde bulundu. Bu adımında Muaviye'nin asıl hedefi, H.z Ali'nin halife olmadığını ortaya koymaktı. (Ana Hatlarıyla İslam Tarihi 3)
  • H.z Ali ' nin halifeliğini de tanımayan ve ona karşı siyaset mücadelesini sürdüren Muâviye b. Ebû Süfyan' ın ısrarı ve kararlılığı üzerine Müslümanlar arasında tekrar bir iç savaşın meydana gelmesinden endişelenen h.z Hasan, halifelikten çekilerek görevi Muâviye' ye devretmiştir. (İslam Tarihi 2)
  • Hz. Peygamber’in cahiliye devri Araplarının kültürel yapısını, değerlerini, telakkilerini tamamiyle reddetmediği, İslam’ın temel hükümlerine aykırı olmayan bazı hususları kabul ettiği bilinmektedir. (Anahatlarıyla İslam Öncesi Arap Tarihi ve Kültürü)