Kitap Künyesi
Yazar: Şevket Devrim
Yayın Evi: Karayel Yayınları
İSBN: 9786055023065
Sayfa Sayısı: 384
--reklam--
Ana Karargah İstanbul Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ardında hiçbir iz bırakmayan bir katil… Belli bir amaç uğruna seçilmiş kurbanlar… Ustaca işlenen seri cinayetler… Ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemeye çalışan uluslararası bir örgüt… Ve bu örgüte ana karargâh olarak seçilen bir şehir: İstanbul…
Başarılı bir polis olan Komiser Timur, bu yapbozun parçalarını bir araya getirmek ve resmin bütününü görmek zorundadır. Bu cinayetleri işleyen katili bulacak ve büyük güçler tarafından oynanan bu oyunu bozabilecek midir? Bunu yaparken aynı zamanda kendi hayatını da yoluna sokması gerekmektedir.Kendisi de bir polis olan Şevket Devrim, yeni romanı Ana Karargâh İstanbul'da büyük bir bulmaca sunuyor okurlarına.
Cinayet bir sanat şeklidir. Tek bir farkla; sanatçısı cehennemin derinliklerine,eserleri ise toprağa gömülür…
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Ana Karargah İstanbul Alıntıları - Sözleri
- Ah insanlar anlamadıkları veya bilmedikleri konularda efsane üretmeyi ne kadar da seviyorlar.
- "İşten anlamayan adamı sırf tanıdık diye büro amiri yaparsan o da böyle yapar. Torpil bu mesleğin en berbat yanlarından biridir işte.Adam işten anlamadığı için bize sarıyor. Bir laf vardır: Şeytan iş bulamayınca kendi..." cümlenin devamını getirmedi Timur. O yüzden sustu. "Neyse, sabah sabah beni günaha sokma."
- Sen kışı yaşayacağını bile bile baharı yaşamak, Sen sonu olmayan yol, yolu olmayan şehir, Sen sevilmeye en değer şey, Sen zamanı zamansız yaşamaksın Ne ! Güzel ! Kaybolacağını bile bile dokunmak sana, Ne ! Güzel ! Hasret kalacağını bile bile sarılmak sana, Ve Ne Güzel ! Bir ömür, aşık olacağımı bilmek sana...
- Küçükken annesi, "Eğer dünyada adalet istiyorsan mahşeri bekleyeceksin yavrum," demişti. Buna karşılık annesine "Neden?" diye sormuştu. "Dünyada hiç mi adaletli kimse olmadı." Annesinden "Oldu," cevabını almıştı. "Hazreti Ömer adaleti ile tanınırdı. Yeryüzünde, geçmişte var olan ve gelecekte var olacak en adil insan oydu. Ancak onun adaleti bile ihtilafın diğer tarafını asla memnun edemezdi. Çünkü tarafların olduğu yerde hak tam olarak verilemezdi. Verilse bile bir taraf illaki buna razı gelmez, kendisini haklı çıkaracak bir şeyler öne sürmeye devam ederdi.
- Bu şehrin insanları, hissettirilmeden verilen bir narkoz ile uyutuluyor ve kendilerinden istenen her türlü vazifeyi isteyerek veya istemeyerek yerine getiriyorlardı. Bu insanlar İstanbul'un değerinin farkına varamıyorlarsa, olsa olsa derin bir uykudaydılar.
- İnanmak... Kurumuş toprakların ortasında tek başına duran susamış bir çiçeğin koynuna, gökyüzünden kavuşma hayali ile gelen bir yağmur damlası gibi inanmak... Ağzındaki küçük solucanı yavrusuna ulaştırabilmek için kartalların arasından geçmek zorunda kalan bir güvercin gibi inanmak...
- En büyük günah olarak gördüğü kibir onu le geçirmişti.Farkına varmadan böbürlenmişti. Sarf ettiği kelimelerin içerisine "ben" kelimesini katmıştı. Başarısını sadece kendisine mal etmişti.
- Televizyon ekranı art arda yirmi dört tane kareden oluşur. Yani insan beyninin bir saniyede görebileceği kadar kare vardır televizyon ekranında İnsan beyni bir saniyede yirmi dört tane kare gördüğü için reklamcılar, sinemacılar veya insan zihnine ulaşmak isteyen her kim var ise onlar, o bir saniye içerisine bir kare daha sıkıştırarak bilinçaltına farkına vardırmadan mesaj gönderirler. Sonradan eklenen bu kareye de yirmi beşinci kare denir. Günümüzde tüm reklam şirketleri bu tekniği kullanır." "Böyle yaparak ne kazanıyorlar?" "Şöyle düşün. Markete gittiğinde ne alacağım diye kara kara düşünürken raftaki ürünlere bakarsın. Reklamını izlediğin ürünü o an rafta görürsen beyin sana o ürünü alman için otomatik olarak mesaj gönderir. Çünkü daha önceden o ürün beyne yerleştirilmiştir. Tabii sen de seçimini ona göre yaparsın ve beynine karşı gelemezsin." "Peki, komiserim," dedi Şamil, daha da ikna olmak istercesine. "Neden böyle yapıyorlar? Yani açıkça reklamı yapmak varken neden reklamcılar veya mesaj vermek isteyenler sizin söylediğiniz yirmi beşinci kare tekniğini kullanıyorlar?" "Çok basit. Beyni devre dışı bırakmak için. Eğer senin dediğin gibi yaparlarsa senin önüne seçenek sunmuş olurlar.Sen de o reklamı ya izlersin ya da izlemezsin.Bu senin elindedir. Ancak yirmi beşinci kare tekniğinde sana verilmek istenen mesaj, propaganda veya satın almanı istedikleri ürün sen farkına varmadan zihninin altına atılıyor. Sen de buna karşı koyamıyorsun. Durum kadar basit. Bu yöntemi çeşitli ülkelerin istihbarat birimleri zihin etkileme ve ele geçirme metodu olarak da kullanıyor."
- Küçükken annesi, "Eğer dünyada adalet istiyorsan mahşeri bekleyeceksin yavrum," demişti. Buna karşılık annesine "Neden?" diye sormuştu. "Dünyada hiç mi adaletli kimse olmadı." Annesinden "Oldu," cevabını almıştı. "Hazreti Ömer adaleti ile tanınırdı. Yeryüzünde, geçmişte var olan ve gelecekte var olacak en adil insan oydu. Ancak onun adaleti bile ihtilafın diğer tarafını asla memnun edemezdi. Çünkü tarafların olduğu yerde hak tam olarak verilemezdi. Verilse bile bir taraf illaki buna razı gelmez, kendisini haklı çıkaracak bir şeyler öne sürmeye devam ederdi.
- Ayrıca her üç hakimden en az ikisinin alevli cehenneme gireceğinin açıkça söylenmesi, dünyadaki adalet dağıtımının ne düzeyde sağlıklı olduğunu ortaya koyuyordu. O yüzden adaletin, annesinin dediği gibi, yalnız ve yalnız Yaratıcı tarafından sağlanması gerekiyordu.
- Hissi davranmayan, taraf tutmayan ve verdiği karardan dolayı herhangi bir menfaat beklemeyen 'Allah' tarafından verilmeliydi adalet. Bu nedenle dünyada tam adaletin olacağına inanmak aptalların yapacağı bir işti.
- Yapması gereken şey, ünlü bir yazarın dediği gibi , sadece 'Hak peşinde koşmak, gerisini Hakk'a koşmak' tı.
- Kan kokusu yüklü bulutlar semadan bir türlü yok olup gitmiyordu. Ölüm kokuyordu adeta İstanbul ve şehirde her gün bir kişi daha hayatla vedalaşıyordu. Ölmek sorun değildi de sadece bir cana sahip olduğun bu hayat oyununda başkaları tarafından oyun dışına itilmek zoruna gidiyordu insanın. Bunun adı cinayet değil, tamamen hırsızlıktı. Başkasının elinden sadece bir tane olan yaşama hakkını almak, çalmak, yok etmek. Ne karmaşık bir denklem. Bazen herkes görür öldüğünü, bazen de ölürsün ama kimse görmez nasıl öldüğünü.
- Bölgede buluna esnafın geçen insanları dükkana çağırışında bile belli bir edep vardı. Dükkana davet edilenler, müşteri olarak değil de hünerlerin sunulmak istendiği eski dostlar gibi ağırlanıyordu burada.
- "Dertli olmak insanın kafasını çalıştırıyordur belki de. Acısı olan insan daha sağlıklı ve yaratıcı düşünüyordur.
--reklam--
Ana Karargah İstanbul İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Benim polisiye romanlarına çok fazla merakım olduğundan dolayı babamın bana hediyesiyle bu kitap elime geçti. Kitabın dış tasarımı çok iyi olduğundan ilgimi hemen çekti ve kısa sürede kitaba başladım ve 3 günde bitirdim. Çünkü kitabı okudukça olayları insan merak ediyor. Polisiye Roman severlere tavsiye edebileceğim kitaptır. (Çağrı Oğuz)
* ANA KARARGAH İSTANBUL *ŞEVKET DEVRİM * * KARAYEL YAYINLARI *: * ANA KARARGAH İSTANBUL *ŞEVKET DEVRİM * * KARAYEL YAYINLARI * Ardında hiçbir iz bırakmayan bir katil… Belli bir amaç uğruna seçilmiş kurbanlar… Ustaca işlenen seri cinayetler… Ülkeyi bir kaos ortamına sürüklemeye çalışan uluslararası bir örgüt… Ve bu örgüte ana karargâh olarak seçilen bir şehir: İstanbul… Başarılı bir polis olan Komiser Timur, bu yapbozun parçalarını bir araya getirmek ve resmin bütününü görmek zorundadır. Bu cinayetleri işleyen katili bulacak ve büyük güçler tarafından oynanan bu oyunu bozabilecek midir? Bunu yaparken aynı zamanda kendi hayatını da yoluna sokması gerekmektedir.Kendisi de bir polis olan Şevket Devrim, yeni romanı Ana Karargâh İstanbul'da büyük bir bulmaca sunuyor okurlarına. Cinayet bir sanat şeklidir. Tek bir farkla; sanatçısı cehennemin derinliklerine,eserleri ise toprağa gömülür… (Tanıtım Bülteninden) Etiketler: Ana Karargah İstanbul Şevket Devrim 9786055023065 Karayel Yayınları KİTAP YORUMUM Kitabın konusu polisiye. Bir gün Bir papaz öldürülür ve bulmaca gibi cinayetleri çözen komiser Timur hiçbir ip ucu bırakmayan katili aramaya çıkar. Oysa bu diğer baktığı davalardan çok farklı siyasi bir cinayettir. Şeytana tapmış kişilerin işledikleri cinayet ile baş başa kalan komiser Timur acaba yardımcısı Şamil ile birlikte cinayeti çözmeyi başarabilecek mi? Medyanın da gücünü kendi lehlerine kullanan katil ya da katiller halkın ayaklanması ve bu kadar baskının üzerine hangi taktikleri uygulayacaklar. Soluk soluğa okuduğum bir cinayet kitabı daha bitirmiş bulunuyorum. Değerli yazar Şevket DEVRİM’e kitabını benimle buluşturduğu için teşekkür ediyorum. DUYGU SONGÜL KAHRAMAN (Duygu Songül Kahraman)
Merhaba. Yine bir polisiye romani yorumlamak üzereyim. Ara sıra, adını duymamış olduğum Türk yazarlari okumaya calisiyorum. Genellikle hayal kırıklığı yaşamış olsam da, bu sefer "iyi ki okudum" dediğim bir kitapla karşılaştım. Yazarin ikinci kitabi olmasina karşın, gayet akıcı bir dil ve konusu var. Kitapta Turkiye'de işlenen bir papaz cinayetini arastiran Timur komiserin, cinayeti çözmeye calismasi konu ediliyor. Ve katil hiç tahmin edemeyeceginiz bir kişi çıkıyor tabiki... Yer yer Istanbul, tarihsel olaylar ve dinler arası bağlantıların da konu edildiği bu kitap, polisiye roman sevenlerin okumasini tavsiye edebilecegim türden... (Burcu kuyumcu)
--reklam--
Ana Karargah İstanbul PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Şevket Devrim - Ana Karargah İstanbul kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ana Karargah İstanbul PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Şevket Devrim Kimdir?
2012 yılında Edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yaptı. İlk polisiye romanı "Tutsak" yayınlandığı daha ilk haftasında 2. basıma girerek büyük bir başarı elde etti. "Tutsak", ulusal yayın yapan ve tirajları yüksek olan "Posta, Milliyet, Vatan" gibi gazetelerde "Günün Kitabı" köşesinde kendine yer buldu.
Şevket Devrim, "Tutsak" isimli kitabı yayınlanmadan önce kendi adına kurduğu İnternet sitesinde Türkiye'de ilk defa kendisinin yaptığı Dizi Roman" uygulamasını denedi. Sitede, okurlarına her hafta romanın yeni bölümlerini yayınlayarak büyük beğeni topladı. Fakat kitapları yayınlandıktan sonra bu süreç son bulmuş oldu.
Şevket Devrim'in ilk kitabında yakaladığı başarının altında bazı etkenler de yatmaktadır. Kitabın editörlüğünü Yeni Şafak Gazetesi köşe yazarı ve gazeteci "Cem Küçük", genel koordinatörlüğünü ise aynı zamanda "Profil Yayıncılık" sahibi ve Türk Basın Yayın Birliği Başkanı "Münir Üstün" yapmıştır. Şevket Devrim'in edebiyat dünyasına bu denli hızlı giriş yapmasında bu iki şahsın önemi büyük olmuştur. "Tutsak" ilk önce bu iki güzide şahsın eleğinden geçtikten sonra piyasaya sürülmüştür.
Şevket Devrim'in merakla beklenen ikinci kitabı "Ana Karargah İstanbul"un 2014 yılı Nisan ayında yayınlanacağı bildirildi. İstanbul'da işlenen iki papaz cinayetinin konu alındığı serüven içerdiği konular itibariyle büyük ses getireceğe benziyor.
Şevket Devrim, yeni kitabı hakkında verdiği röportajda şunları belirtti. "Dan Brown ve Stephen King, kitaplarında simya bilimi, semboller ve mistik tarihi kullanarak gizliden gizliye İsevizm ve Masonizm propagandası yapmaktadır. Bu konuda da başarılı oldukları aşikardır. Ancak onların kazandıkları başarılar ben bu kitabı yazıncaya kadardı. Artık her şey çok farklı olacak.
Dört koldan saldırılara maruz bırakılan İslam dünyası mensuplarının bu kitaptan sonra uyanışa geçmesi ve gerçekleri görmesini arzuluyorum. O sebeple bu kitabımı, iç kapakta belirttiğim gibi "Kainat üzerinde zulüm altında yaşamaya mahkum edilen Müslüman çocuklarına armağan ediyorum" ..Şubat 2014
Ayrıca Şevket Devrim Adana ilinde doğup büyümüştür. Ailesi, 1864 Yılında Rusya'nın Sürgüne Tabi Tuttuğu ve Akabinde Türkiye’ye Göç EdenAbhazya Halkının Tseygo Sülalesindendir..
--reklam--
Şevket Devrim Kitapları - Eserleri
- Ana Karargah İstanbul
- Tutsak
- Nira
--reklam--
Şevket Devrim Alıntıları - Sözleri
- İnsanlar aslında mekândan değil kendilerinden kaçıyorlar. İnsanları rahatlatmak için mekânın değişmesi değil, düşünce yapısının değişmesi gerekiyor. (Nira)
- Sonuçta ölenler aynı milletin evlatları ise, sevinen başkaları olmalıydı. (Tutsak)
- Bu şehrin insanları, hissettirilmeden verilen bir narkoz ile uyutuluyor ve kendilerinden istenen her türlü vazifeyi isteyerek veya istemeyerek yerine getiriyorlardı. Bu insanlar İstanbul'un değerinin farkına varamıyorlarsa, olsa olsa derin bir uykudaydılar. (Ana Karargah İstanbul)
- "Dertli olmak insanın kafasını çalıştırıyordur belki de. Acısı olan insan daha sağlıklı ve yaratıcı düşünüyordur. (Ana Karargah İstanbul)
- Ah insanlar anlamadıkları veya bilmedikleri konularda efsane üretmeyi ne kadar da seviyorlar. (Ana Karargah İstanbul)
- Çünkü toprağa yalın ayak basmak gibi, insanların birbirlerine sarılmaları da üzerlerindeki negatif enerjinin atılmasına yardımcı oluyordu. (Tutsak)
- Ayrıca her üç hakimden en az ikisinin alevli cehenneme gireceğinin açıkça söylenmesi, dünyadaki adalet dağıtımının ne düzeyde sağlıklı olduğunu ortaya koyuyordu. O yüzden adaletin, annesinin dediği gibi, yalnız ve yalnız Yaratıcı tarafından sağlanması gerekiyordu. (Ana Karargah İstanbul)
- Yeni tanışmanın verdiği utangaçlık. Kendini ne kadar sosyal hissetsen de bazı durumlarda dil sessiz kalır. Öyle ki ilk hamlenin karşı taraftan gelmesini beklersiniz. Hele özellikle bu durum birbirini tanımayıp ta ortak iş yapma konusundaysa daha sıkıntılıdır. Çünkü böyle durumlarda karşı tarafı tartma durumu söz konusudur. Acaba ne kadar bilgili? Veya benden üstün özellikte olabilir mi? Bu durum egoist, kendini öncelikli düşünen bir yapıya sahip olanlar için daha önemlidir. Bu tip insanlar ben merkezlidir ve karşısındaki insanı daima küçük görür. Ona var olma veya kendini gösterme hakkı tanımaz. Karşısında bulunan insana fikrini özgürce sunması için anlayışlı davranır ancak bunun altında yatan gerçek, ona saygı duymaktan daha çok rakibinin elindeki kızları bilmek, silahlarını tanımak ve ona göre doğru hamle yapabilmektir. (Nira)
- Günümüz insanları gibi, düşünmeden, sorgulamadan sadece bilinçsizce yaşamak. (Tutsak)
- İnsanoğlu aldanıp durmaktan ne zaman vazgeçecek? (Tutsak)
- “Çok şey istemiyorum,tek istediğim biraz konuşabilmek.” (Tutsak)
- Dünya üzerinde insanları bir araya getiren en büyük olgu dindir. Din adamları yetiştirirseniz dini istediğiniz doğrultuda kullanabilirsiniz. (Nira)
- İnanmak... Kurumuş toprakların ortasında tek başına duran susamış bir çiçeğin koynuna, gökyüzünden kavuşma hayali ile gelen bir yağmur damlası gibi inanmak... Ağzındaki küçük solucanı yavrusuna ulaştırabilmek için kartalların arasından geçmek zorunda kalan bir güvercin gibi inanmak... (Ana Karargah İstanbul)
- ''Hiç kimse yarından emin değildir...'' (Tutsak)
- Biz erkekler sevdiğimiz kadınlara bir noktadan sonra sevginin boyutunu abartır ve kutsallık yükleriz. Onları hep kutsal yaratıklara benzetiriz. Ya melektir onlar, ya da bembeyaz birer incidirler. (Nira)
- En büyük günah olarak gördüğü kibir onu le geçirmişti.Farkına varmadan böbürlenmişti. Sarf ettiği kelimelerin içerisine "ben" kelimesini katmıştı. Başarısını sadece kendisine mal etmişti. (Ana Karargah İstanbul)
- “Cehennem boşuna değil,cennet de ucuz değil.” (Tutsak)
- Hissi davranmayan, taraf tutmayan ve verdiği karardan dolayı herhangi bir menfaat beklemeyen 'Allah' tarafından verilmeliydi adalet. Bu nedenle dünyada tam adaletin olacağına inanmak aptalların yapacağı bir işti. (Ana Karargah İstanbul)
- Küçükken annesi, "Eğer dünyada adalet istiyorsan mahşeri bekleyeceksin yavrum," demişti. Buna karşılık annesine "Neden?" diye sormuştu. "Dünyada hiç mi adaletli kimse olmadı." Annesinden "Oldu," cevabını almıştı. "Hazreti Ömer adaleti ile tanınırdı. Yeryüzünde, geçmişte var olan ve gelecekte var olacak en adil insan oydu. Ancak onun adaleti bile ihtilafın diğer tarafını asla memnun edemezdi. Çünkü tarafların olduğu yerde hak tam olarak verilemezdi. Verilse bile bir taraf illaki buna razı gelmez, kendisini haklı çıkaracak bir şeyler öne sürmeye devam ederdi. (Ana Karargah İstanbul)
- Sonuçta ölenler aynı milletin evlatları ise,sevinen başkaları olmalıydı.Gün gibi aşikâr bir gerçekti bu. Fakat yaşanan atmosferin sıcaklığından dolayı çoğu insan bu gerçeği göremiyordu. (Tutsak)
Yorumlar
0 yorum