Kitap Künyesi
Yazar: Halikarnas Balıkçısı
Yayın Evi: Bilgi Yayınevi
İSBN: 9789754941890
Sayfa Sayısı: 148
--reklam--
Anadolu Tanrıları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Biz bu diyarın gerçek varisleriyiz, dedik. Ama, bu mirasımızı, şimdiye kadar dört bucağa pek mirasyedice saçtık. Osmanlı devleti sırasında, dünyanın yedi harikasının elle tutulur sanat kalıntıları, babalarının mallarıymış gibi, şimdi, Batının çeşitli müzelerindedir. 'Ne olacak? Gâvur putu! Yabancı şeyler!' dedik. O eski mimarlık ve heykeltraşlık anıtlarından çok daha önemli olarak, onlardan kalma bir de kültür zenginliği vardır. Onu da, bizim başımıza kondurmadan, 'Adam sen de! Vazgeç! Asklepios, aftospiyos, kıtıpiyoz Yunan kültürü! diye, Batılıların başlarına savurmuş bulunuyoruz. Şimdi biz, şapka diye, onların külahlarını taklide çalışıyoruz..."
--reklam--
Anadolu Tanrıları Alıntıları - Sözleri
- Bizim evde bir maymun vardı, onu bazen değnekle, hafif tertip döverdik. Maymun değneği alıp, kilimin altına saklardı. Ona göre onu döven insan değil, değnekti
- “Kronos, Kybele’nin ona doğurduğu çocukların hepsini yer, yutardı. Kronos bir anlama göre zaman demektir. Zaman ise yarattığı her şeyi yok eder.”
- Aphrodite`nin sevgilisi Adonis`tir. Bu genç, her ilkbaharda dirilir, her sonbaharda ölür ya da bir yaban domuzu tarafından öldürülür. Anadolu'da dağlarda kışın biten anemonlar ya da kırmızı laleler Adonis`in kan damarlarıdır.
- Apollon peri kızı Daphne' ye (Defne) aşık olmuştu. Kız güzel delikanlıyı görünce kaçmaya koyuldu. Apollon onu kovaladı. Kız, kurtulamayacağını anlayınca, yeryüzünden medet diledi. Yeryüzü açıldı ve Defne'nin ayakları yere girerek, ağaç kökü oldu. Saçları, yeşil filizler gibi yere gölge saçtı. Apollon ağacı kucakladığı zaman, onun soğuk kabuklu gövdesinin içinde, kızın hala çarpan yüreğini duydu.
- Izmir'in Amazonlar tarafından, yani matriyarkal bir toplumun kadınları tarafından kurulmuş olduğuna dair bir görüş vardır. İzmir adını inceleyen tarihçiler, İzmir kentinin adı hakkında, bu efsanede bir ipucu bulduklarına inanırlar.
- Sarı saçlılık ya da kara gözlülük tartışması, bazı toparlak gözlü, miyop ve gözlüklü, burun uçları kalkık ve yaşları geçkin Anglosakson misislerinin sırtlarına uzun yenli İonya peplosları giyerek, zarif İonya dansları ediyoruz diye ortada sıçramaları kadar gülünçtür.
- ve Troyalılardan önce İngiltere Adasında ancak devlerin yaşamış olduğunu ciddiyetle yazar. Bu efsane, on sekizinci yüzyılın başı na kadar, birçok aklı başında ve başı yerinde bilginler tarafindan -örneğin Stow tarafından 1605'te, Speed tarafından da 1629'da- tartışılıp kabul ediliyordu.
- Eski insanlarca bitkilerin topraktan yetişmesi fensel bir konu sayılmazdı, onlarca tarım tamamiyle bir dinsel nitelikteydi. Toprağın verimsizliği, onun kısırlığına, gübre noksanına veya toprağın kazınmasına bağlı değildi onlarca bu hal tanrılara küfür edilmiş veya tanrılara karşı bir günah işlemiş olmasından ileri geliyordu.
- Apollon peri kızı Daphne'ye (Defne) âşık olmuştu. Kız güzel delikanlıyı görünce kaçmaya koyuldu. Apollon onu kovaladı. Kız, kurtulamayacağını anlayınca, yeryüzünden medet diledi. Yeryüzü açıldı ve Defne'nin ayakları yere girerek, ağaç kökü oldu. Saçları, yeşil filizler gibi yere gölge saçtı. Apollon ağacı kucakladığı zaman, onun soğuk kabuklu gövdesinin içinde, kızın hâlâ çarpan yüreğini duydu.
- Artemis yalnız bir kere sever, Anadolu’da, Karya’da Beşparmak yani Latmos dağlarında, delikanlı çoban Endymion’u uykuda görüp âşık olur. Endymion ebedî uykuya mahkûm olur. Yaşamanın zevki nedir, ıstırabı nedir bilmez. Ölümün gadrine uğraması imkânsızdır. Artemis ona ay ışığı olarak gelir. Endymion da tanrıçayı rüyasında görür.
- Atina şehrin en faydalı şey yaratmak için Athena ile Poseidon arasında yapılan yarışmada, Poseidon atı yaratır, Athena da zeytin ağacını yaratarak yarışmayı kazanır ve Atina kentinin koruyucusu olur.
- Eski insanlarca bitkilerin topraktan yetişmesi fensel bir konu sayılmazdı, onlarca tarım tamamıyla dinsel nitelikte idi...
- Hitit etkisi çok yaygındır. Grekler Hititlerin tanrılarım, dinsel efsane ve törenlerini aldılar. Ama iş bu kadarla da bitmedi. Avrupa'da görülen örgütlenme yeteneği her şeyden üstün olarak kanuna uymak, kuralları kutsal sayarak bağlı kalmak, birçok belgelerden anlaşıldığı üzere kadınlara büyük saygı göstermek, yani modern Avrupa toplumlarının özelliklerinin hemen hepsinin kaynağını, Hititlerde aramalıdır.
- Aslında Hıdrellez ve Nevruz da Attis'in ölümü ve dirilişi, az buçuk gün farkı ile aynı şeydir. Hatta o günler, kadınlar dilediklerini kağıtlara yazarak Hızır İlyas’ a gönderirler. Yani, yazdıkları mektupları göle, nehire ya da denize atarlar. Unutmamalı ki, Tammuz ya da Attis Sümer’de «Derin suların oğlu»dur. Attis de Sakarya'nın torunudur.
--reklam--
Anadolu Tanrıları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
•teknik• Bilgi yayınevinden çıkmış bir inceleme-araştırma. Sayfa düzenini biraz karışık bulduğum midi boy kitap, yaldızlı kapağıyla ilgiyi üstüne çekebiliyor. •yazarın dili• Yazarın dili zaman zaman akıcı zaman zaman değil. Bunun sırrının Yunan mitolojisinin albenisinde saklı olduğunu düşünsem de yazarın dili beni rahatsız etmedi.Tanrı ve Tanrıçaları anlattığı kısımları kitabı elimden bırakmadan okusam da diğer bölümlerde gerçekten okurken boğulduğumu hissettim. •araştırma-inceleme• Yunan mitolojisine dair en ufak bir fikriniz yoksa birkaç Tanrı ve Tanrıçanın kan bağını öğrenebilir, bazı dönemler hakkında az biraz düşünce oluşturabilir çünkü kitap üstünkörü yazılmış. Bence araştırma-inceleme sayılabilecek bir kitap değildi hatta. Yeterli kaynakçaya ya da sağlam argümanlara sahip değil. Yazarın ilgisi olan bir konuyu okura aktarmış gibi hissettirdi. •son yorum• Kitabı maalesef beğenmedim. Çok yetersizdi fakat bu yazara karşı bende bir antipati oluşturmadı başka kitaplarına şans vereceğim. (çağla)
İstiklal Mahkemeleri tarafından Bodrum’a sürülen Halikarnas Balıkçısı, sürgün bitince orada kalmayı sürdürmüş. Derler ki cebinde tohumlarla gezer, boş gördüğü her yere savurur, ağaçlar dikermiş. Bodrum süngercilerinin can pahasına çıkardığı süngerleri, kurduğu kooperatif aracılığıyla yurtdışına satarmış. Bundan sebep onun için Bodrumu Bodrum yapan insan diye bahsedilirmiş. TDK Türkçe sözlüğünde 136 örneği olan, Anadolu’nun, Ege’nin tüm mitolojik unsurlarına vakıf, bilgi birikimi ve parlak zekasıyla zor bulunur bir insan. Yazdığı kitapların hepsini çok severek okurum. Aganta Burina Burinata nun yeri ayridir. Tekrar okumayi düsündügüm kitaplarindan biri. Bu kitap da mitoloji sevenlerin hemen yakınlarındaki tanrılara uzatacağı bir el.. Keyifli okumalar.. yazar/halikarnas-balikcisi kitap/anadolu-tanrilari--27420 (Emel Keleş)
Mitolojiye ilginiz varsa benim gibi, kesinlikle okumalısınız… yazar/halikarnas-balikcisi çok güzel kaleme almış, sade ve anlaşılır biçiminde… Tanrılar ve tanrıçalara ilgim arttı… (Abbas Durak)
--reklam--
Anadolu Tanrıları PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı - Anadolu Tanrıları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Anadolu Tanrıları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Halikarnas Balıkçısı Kimdir?
Cevat Şakir Kabaağaçlı veya tanınan adıyla Halikarnas Balıkçısı (17 Nisan 1890, Girit – 13 Ekim 1973, İzmir), Bodrum'a olan aşkı ile tanınan ünlü roman ve hikâye yazarıdır.
17 Nisan 1890 tarihinde, Osmanlı'nın son köklü ailelerinden Şakir Paşa Ailesine mensup babası yüksek komiser olarak görev yaptığı Girit'te doğdu. Babası Girit ve Atina'da sefirlik ve valilik yapan Mehmed Şakir Paşa, annesi Giritli Sare İsmet Hanım; amcası II. Abdülhamid devri Sadrazamı Ahmed Cevad Paşa, dedesi Şurayı Askeri Dairesi Reisi Miralay Mustafa Asım Bey'dir. Kendisine, iki evliliğinden de çocuğu olmayan ve onu kendi çocuğu gibi seven amcasının ismi verildi.
Cevat Şakir, altı çocuklu ailenin en büyük evladıydı. Ailesinin tüm fertleri sanatta yetenekliydi. Sırasıyla dünyaya gelen Hakkiye, Ayşe, Suat, Fahrelnisa ve Aliye adlı kardeşlerinden Fahrelnisa resim alanında, Aliye gravür alanında üne kavuştu; Hakkiye’nin kızı Füreya Koral, ilk Türk kadın seramikçi oldu; Fahrelnisa’nın çocukları Nejad Melih Devrim ressam; Şirin Devrim ise tiyatrocu oldu.
Cevat Şakir, çocukluk hayatının ilk yıllarını babası Şakir Paşa’nın elçi olarak bulunduğu Atina’da geçirdi. İlköğrenimini Büyükada'da, orta ve liseyi 1907'de Robert Kolej'de tamamladı. İlk yazısı aynı yıl İkdam gazetesinde yayımlandı. Bu, İngilizce ’den tercüme bir yazıydı. Lise öğreniminden sonra İngiltere’de denizcilik öğrenimi yapmak istediyse de ailesinin ısrarı ile Oxford Üniversitesi’nde tarih öğrenimi gördü. 1913’te İtalyan bir hanımla evlenerek İtalya’da kaldı ve resim öğrenimi gördü.
İstanbul'a döndüğünde gazete ve dergilerde yazılar yayınlamaya başladı. Aile, 1914 yılında maddi sıkıntı içine girmiş ve babası Mehmed Şakir Paşa Afyon’daki Kabaağaçlı çiftliğine yerleşmişti. Babasının çiftlikte bir tartışma anında Cevat Şakir’in silahından çıkan kurşunla vurularak ölmesi üzerine cinayet iddiasıyla yargılandı ve 15 yıl kürek cezasına çarptırıldı. Cezasının yedi yılını çektikten sonra baş gösteren verem hastalığından ötürü tahliye edildi.
1925 yılına kadar geçimini haftalık dergilerde tercümeler, yazılar yayınlayarak, resim ve yeni tarz tezhipler yaparak, karikatür yaparak, karikatür çizerek ve renkli dergi kapakları hazırlayarak temin etti. Türk basınında kapakçılığın gelişmesinde katkısı vardır.
Dört asker kaçağının kadersizliğiyle ilgili olarak "Hüseyin Kenan" takma adıyla kaleme aldığı 13 Nisan 1925 tarihli "Hapishanede İdama Mahkûm Olanlar Bile Bile Asılmağa Nasıl Giderler" başlıklı öyküsünden ötürü İstanbul İstiklal Mahkemesi'nde yargılandı. ‘Memlekette isyan bulunduğu sırada, askeri isyana teşvik edici yazı yazmak’ tan suçlu bulundu. Mahkeme Başkanı Ali Çetinkaya tarafından idama mahkûm edilmek istendiyse de, Kılıç Ali Bey'in önerisiyle kalebentlikle Bodrum'a sürüldü.
3 yıllık sürgünlüğünün yarısını Bodrum'da tamamladı. Cezasının son yarısını İstanbul'da tamamladıktan sonra, çok sevdiği insanları ve doğal güzellikleriyle kaynaştığı Bodrum'dan uzak kalamadı ve Bodrum'a yeniden dönüp yaklaşık 25 yıl kaldı.
Bodrum'un antik çağdaki adı olan Halikarnas'ı mahlas olarak benimseyen Cevat Şakir, Bodrum'da balıkçılık dahil çeşitli işlerde çalıştı. Edebiyat sahasına giren eserlerinin büyük kısmını da Bodrum’da yazdı. İkinci evliliğini dayısının kızı Hamdiye, üçüncü evliliğini Hatice Hanım’la yapan Cevat Şakir'in üç evliliğinden beş çocuğu oldu. Çocuklarının orta öğrenim çağına gelince, o yıllarda bu kasabada ortaokul bulunmaması sebebiyle ailesini İzmir’e nakletti. Yaşamını yazarlık ve turist rehberliği ile sürdürdü, rehberlik kurslarında da ders verdi. 13 Ekim 1973'te İzmir'de kemik kanserinden vefat etti. Vasiyeti üzerine Bodrum'a gömüldü. Kabri Bodrum-Gümbet'teki Türbe Tepesinde manevi oğlu Şadan Gökovalı ile seçtiği yerde küçük bir müzesi ile birlikte "Halikarnas Balıkçısı Müzesi" adı altında bulunmaktadır.
1926'dan sonra deniz hikâyeleriyle tanındı. Konularını Ege Bölgesi ve Akdeniz Bölgesi kıyı ve açıklarında gelişen, denize bağlı olaylardan çıkardı. İçinde yaşadığı, en küçük ayrıntılarına kadar bildiği hür ve asi denizi, kaderleri denizin elinde olan balıkçıları, dalgıçları, sünger avcılarını ve gemileri zengin bir terim ve mitologya hazinesinden güçlenerek, denize karşı sonsuz bir hayranlıktan gelen şiirli, yer yer aksayan, ama sürükleyip götüren bir anlatımla hikâye ve romana geçirdi.
Yazı ve düşünceleriyle Azra Erhat gibi döneminin önemli aydınlarını etkilemiş bir kişi olarak, çeşitli dillerden yüz kadar da kitap çevirmiş olan ve kendi eserlerinin sonraki baskıları yapılagelen Halikarnas Balıkçısı'na Kültür Bakanlığınca 1971 Devlet Kültür Armağanı verilmiştir.
Bodrum'da yaşadığı dönemde arkadaşları ile ilk Mavi Yolculuk fikrini ve uygulamasını gerçekleştirmişlerdir. Bu Mavi Yolculuklarda yanlarına aldıkları şeyler: Peynir, su, İstanköy peksimeti, tütün ve rakı idi. Mavi Yolculukta gazete okumaz radyo dinlemezlerdi. Amaç dünyadan kaçmak ve medeniyetten uzak olarak kafayı dinlemektir. Haftalarca denizde kalınır sadece acil ihtiyaçları temin etmek için karaya çıkılırdı. Oysa ki bugün yapılan mavi yolculuklarda her türlü lüks mevcuttur. Bu yolculuklar yazarın edebî eserlerini de büyük oranda etkilemiştir.
Geniş bibliyografyası Yeni Yayınlar dergisinin Ekim 1974 sayısındadır.
Kızı İsmet Kabaağaçlı Noonan, oğulları, Dr. Sina Kabaağaç ve Suat Kabaağaçlı'dır.
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı Kitapları - Eserleri
- Aganta Burina Burinata
- Mavi Sürgün
- Anadolu Efsaneleri
- Anadolu Tanrıları
- Uluç Reis
- Turgut Reis
- Parmak Damgası
- Ege'den Denize Bırakılmış Bir Çiçek
- Merhaba Akdeniz
- Deniz Gurbetçileri
- Ötelerin Çocukları
- Merhaba Anadolu
- Altıncı Kıta Akdeniz
- Çiçeklerin Düğünü
- Dalgıçlar
- Anadolu'nun Sesi
- Gülen Ada
- Hey Koca Yurt
- Gençlik Denizlerinde
- Arşipel
- Sonsuzluk Sessiz Büyür
- İmbat Serinliği
- Yol Ver Deniz
- Düşün Yazıları
- Bulamaç
- Denizin Çağırışı
- Ege'den
- Yaşasın Deniz
- Alabandada
- Egenin Dibi
--reklam--
Halikarnas Balıkçısı Alıntıları - Sözleri
- “Vakit onu yaşatmayı bilmeyenleri öldürür.” (Mavi Sürgün)
- Kocadağ'ın tavrında ve sesinde, sahip olduğu otomobillerin, mal ve paraların büyük toplamı sırıtıyordu. İnsan onunla görüşürken, bir insanla değil, otomobillerle, mal ve toprakla ve para kasasıyla konuşmakta olduğu sanırdı. (Gülen Ada)
- “Yaşam öyledir ki; birlikte yaratılan, yaşayan ve büyüyenler birbirlerini seveceklerdir. Çünkü birbirlerini sevmekten başka her ne yaparlarsa, birbirlerinin celladı olarak birbirlerini öldüreceklerdir.” (Ege'den Denize Bırakılmış Bir Çiçek)
- Demincek dedim a; yalnızlıktan insanın yanına densizin biri gelince; ağaçlar, dağlar, taşlar örtünüp herkesin bildiği ağaç, dağ ve taş olurlar. (Ege'den)
- ''Ne güzel dünya.! Fakat güzelliğinin derinliğini kim sondalayabilirdi.?'' (Denizin Çağırışı)
- "Yaşayın arkadaşlar! Biz heheyt! Serdengeçti delikanlı korsanlarız! Ölürsek bile leş gibi ilaç kokan sinameki ve zencefil suları içerek ve kefen gibi ve mıymıntı yatak çarşafları arasında debelenerek değil, bir top aleviyle, bir kılıç şakırtısıyla, Allah diye gülerek çıkarız dünyamızdan!" (Uluç Reis)
- Herkes kendi vüs’u ve sa’yı kadarınca nasip alır. Eğer senin kabın az su alıyorsa, deryanın ne günahı var? (Mavi Sürgün)
- “… fenni akım asıl Anadolu’da İyonya’da başladı ve orada durdu.” (Anadolu'nun Sesi)
- Bugüne dek üzüldüğüm şeyler, üzülmeye değmeyecek şeylermiş. İşimde bir hafiflik, bir kurtuluş duyuyorum... (Gençlik Denizlerinde)
- Hiç bir şeye kadir değiliz: Hepimiz birbirimize benzeriz. (Altıncı Kıta Akdeniz)
- “İyi insanlar kırıldıkları zaman sevmeyi bırakmazlar , göstermeyi bırakırlar ..” (Sonsuzluk Sessiz Büyür)
- Hastalık dediğin, karadan değil, hep denizden seyahat ederdi. (Deniz Gurbetçileri)
- Hellenistan şehirlerinde Roma işgaline değgin lağım yoktu. Lağım çukurları bile azdı. Herkes işini sokak köşelerinde yapiyordu. Sokrates bile entarimsi "kiton"unu kaldırıyor ve "Keyo" diyerek sokakta yapıyordu, küçüğünü de, büyüğünü de. Bu nedenden, şehirde arasıra veba gibi bulaşıcı hastalıklar nüfusu kırıp geçiriyordu. Hastalığın, kızan Tanrılar tarafından gönderildiği sanılarak Tanrıların gönlünü etmek için insan kurban ediliyordu. (Anadolu'nun Sesi)
- Sen nereye gidersin? -Bilinmezliklere Gemine bineceklerden ne ücret istersin? -Tamamen kendileri olmalarını. Peki yolcuların kimlerdir? -Her şeylerini bir hiç uğruna feda edenler. (Gülen Ada)
- "Yahu bu ne biçim dünyadır?" (Aganta Burina Burinata)
- yemek yer hazmederiz,yedigimiz yemek biz oluruz. (Denizin Çağırışı)
- “Hayatlarının bir safhasını kapayıp, bir başka safhasını açan insanların kederlenmemeleri imkansızdır. Ekseri denize açılan insanlar, yurtlarını ve sevgilerini karada bıraktıkları için, müteessir olurlar. Korsanların yurtları denizdi.” (Uluç Reis)
- İnsan ihtiyarlayınca gençlik hatıralarıyla geviş getiriyor. (Uluç Reis)
- Onda , herkeste arayıp arayıp da pek az bulduğum veya hiç bulamadığım ve yine özleyip durduğum bir şeyin pek çoğu vardı. (Aganta Burina Burinata)
- Birinci Artemisia, İsa'dan 480 yıl önce, tarihin en önemli deniz savaşına sahne olan Salamis adasında kendi filosuna, hem kraliçe, hem de amiral olarak doğrudan doğruya komuta etti. (Hey Koca Yurt)
Yorumlar
0 yorum