Kitap Künyesi

Yazar: Yakup Kadri Karaosmanoğlu

Yayın Evi: İletişim Yayınları

İSBN: 9789754701340

Sayfa Sayısı: 252

--reklam--

Ankara Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Millî Mücadele yıllarında hiçbir çıkar gözetmeksizin yurtları için çalışan bazı subayların ve politikacıların zaferden sonra “sermaye çevreleriyle ilişkileri” ya da “arsa spekülasyonu”, “taahhüt işi” gibi girişimlerle zenginleşmeleri, “inkılap”a boşvermeleri. Romanın kadın kahramanı Selma’nın yaşamı izlenerek Millî Mücadele inancının ateşli dönemleri ve sonrası anlatılıyor.

Yirminci yüzyılın ilk yarısında büyük bir üretkenlikle dergilere yazdığı şiir, öykü, makale ve eleştri türü yazılarla Türk edebiyatı sahnesine adımını atan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, romanları, hikayeleri, denemeleri, oyunları ve anılarıyla, en önemli edebiyatçılarımız arasında yer alır. Üslup özellikleri bakımından Yakup Kadri'nin 1910'dan 1974'e dek verdiği eserler Türkçe'nin geçirdiği bütün evreleri yansıtır. Eserlerinin konu ve fikir zenginliği de dil özelliklerinin çeşitliliğinden aşağı kalmaz. Yakup Kadri'nin Fransız edebiyatı etkisinde başlayan yazarlığı, 1920'lerden sonra özgün bir sese kavuşarak siyasi ve sosyolojik konulara, tarihe, dönem çatışmalarına ve birey psikolojisi irdelemelerine yönelir. Fecr-i Ati'den yetişmiş ama bunu izleyen elli yıl boyunca toplumsal koşullar, tarihi süreçler ve bireysel portreleri romanın dokusuna işlemek için roman tekniğiyle de boğuşmuş bir yazar olan Karaosmanoğlu'nun eserleri, hala tüketilmemiş ayrıntılarının tartışılıp incelenmesi gereken zengin bir "panoroma"dır.

--reklam--

Ankara Alıntıları - Sözleri

  • "Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yaradığını hissetmek, işte yaşamın yegâne manası..."
  • "Selma Hanım'ın aç olduğu şey, yalnız samimiyet, yalnız samimiyetti."
  • "İstanbul'da her taraf konuşur. Her taraf, size bir şey söyler. Sanki, taşı toprağı canlı gibidir."
  • "Anadolu, şatafatın, gösterişin, reklâm ve palavraların hiç geçmediği bir diyardır."
  • "Hep İstanbul, hep İstabul hasreti... Her nedense, bundan sıyrılmak pek mümkün olmuyor."
  • "Bütün lüksünüz, bütün danslarınız, çaylarınız, kahkahalarınız ruhunuzun sefaletini örtemiyor. Bazı siz gülerken, ben hıçkırdığınızı hissediyorum."
  • "İnsan ruhunun bulanık kesimlerinden gelen küçük ihtiraslar, meyiller, iştahlar bu işte hep bizim düşmanlarımızdır. Gündelik hayat ise, bu ihtiraslardan, bu meyillerden, bu iştihalardan meydana gelir."
  • "Ee, tabiî şairlik bu... Hep bulutlarda dolaşıyorsunuz."
  • “ Çalışmak, çalışmak. Bir şeye yaramak, bir şeye yarar ve lazım olduğunu hissetmek.. İşte, yaşamanın yegâne manası… “
  • Sanki, bu âlem bana küs ve ben ona dargın gibiyim.
  • Sanki, bu alem bana küs ve ben ona dargın gibiyim.
  • Avrupa bir yırtıcı kuşlar yuvasıdır ve onun karşısına ancak tepeden tırnağa kadar silahlanmış olarak çıkılır
  • Ona göre, sevgi öncesizdi, sevgi sonrasızdı
  • Her sabah, uyanınca -inanır mısınız- Ankara'da bulunmanın şerefini duyarım. Burada, her sabah, benimle beraber bir millet uyanıyor ve kendisini selamete götürecek olan kahramanın, başı ucunda, gülümseyerek durduğunu görüyor.
  • Emin ol ki, dağınık ve kasvetli bir cemiyet içinde aşktan bile medet umamayız. Öyle bir cemiyette aşk bile soysuzlaşır, bir karasevda halini alır

--reklam--

Ankara İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Milli Mücadele’den Cumhuriyet’e Ankara!: Milli Mücadeleyi, Cumhuriyet’in kuruluşu ve sonrasında yaşananları klasik tarih kitaplarından daha çok Halide Edip, Falih Rıfkı, Kemal Tahir, Tarık Buğra ve Yakup Kadri gibi yazarlarımızın hikâye, roman ve tiyatro eserlerinden okumayı seviyorum. Zira onlar, insan hikâyeleri üzerinden kentlerin değişim ve dönüşümünü; dönemin ruhunu, ekonomik, sosyal, siyasi ve kültürel yapısı ile modernleşme süreçlerini klasik tarih kitaplarından daha iyi yansıtıyorlar.  • • • İşte yazar/yakup-kadri-karaosmanoglu’nun “kitap/ankara--4424” romanının da Milli Mücadele’nin son yıllarını, Cumhuriyet’in kuruluşu ve sonrasında yaşananlarını en iyi anlatan eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Nitekim Falih Rıfkı, bu dönemi Selma Hanım’ın hikâyesi üzerinden üç bölümde anlatıyor. Selma Hanım’ın hikâyesi ise Milli Mücadele’nin son demlerinde onun eşiyle birlikte Ankara’ya gelmesiyle başlıyor ve ilk eşinden boşanarak yaptığı farklı evlilikler üzerinden devam ediyor. Falih Rıfkı, Selma Hanım’ın evlilikleri üzerinden üç ayrı Ankara’yı anlatıyor bizlere. • • • Yakup Kadri, bu üç ayrı Ankara üzerinden bir yandan doğru düzgün yolu, suyu, elektriği ve evi olmayan küçük bir şehrin bir başkente nasıl dönüştüğünü anlatırken; bir yandan da Milli Mücadele’nin kazanılmasından sonra yaşanan modernleşme süreçlerinde halkla üst sınıf arasında yaşanan çatışmayı, değerler yitimini ve açılan mesafeyi çok iyi resmediyor. “Şapka bize hâkim değil, biz şapkaya hâkim olmalıydık”* sözünde de ifade ettiği gibi özellikle Batılılaşma adına atılan adımların şekilciliğe indirgenerek özünün ortadan kaldırılmasını eleştiriyor. Örnek bir aydın olarak sunduğu Neşet Sabit’in ağzından ise ideal bir Ankara’nın dolayısıyla Türkiye’nin nasıl olması gerektiğini dile getiriyor.  • • • Yakup Kadri de tıpkı Halide Edip ve Reşat Nuri gibi eserini Selma Hanım karakteriyle bir kadının üzerine inşa ediyor. O da diğer yazarlar gibi kadının modernleşmesi, toplumsal statüsünün yükselmesi ve üstleneceği rollerle toplumun değişim ve dönüşümünün gerçekleşebileceğini kitap boyunca vurguluyor. Bunun modernleşme ve ulus inşa süreçlerinde kadınlara yüklenen rollerle bağlantılı olduğunu düşünüyorum. Bu yönüyle bir kadının toplumsal yaşamın şekillenmesinde oynayabileceği rolleri görmek açısından “Ankara”yı okumak, benim için ayrı bir deneyim oldu diyebilirim. • • • Gerçekten de Yakup Kadri, Selma Hanım’ın hikâyesi üzerinden Ankara’nın değişim ve dönüşümüne; Ankara’nın hikâyesi üzerinden de Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki Türkiye’nin kentleşme ve modernleşme süreçlerine çok iyi ayna tutuyor. Bu itibarla, tarihi romanlara ilgimin yanında kurgusu, anlatım tekniği ve akıcı dili nedeniyle eseri okurken büyük bir keyif aldığımı söylemeliyim. Özellikle Milli Mücadeleyi, Cumhuriyetin kuruluşu ve sonrasında yaşananları merak eden okurlara bu eseri mutlaka okumalarını tavsiye ederim. “Buraların da bir dili vardır ama biz anlayamıyoruz. Ömrünüzde bir kere olsun, halis Anadolu türkülerini candan dinlediğiniz oldu mu?”** sözünün ne anlama geldiğini merak eden okurlara…   Keyifli okumalar dilerim! .......................................... *yazar/yakup-kadri-karaosmanoglu, kitap/ankara--4424, s.136. **A.g.e., s.78.   (nalkan)

Bu ay uzunca bir zamandır bekleyen, Yakup Kadri Karaosmanoğlu kitabı Ankara'yı nihayet okuyabildim. Fazla siyasi ya da tarihi olabileceği endişesiyle bu kadar beklettim tabi. Milli mücadele yılları, Ankara'nın başkent oluşu ve sonrasında genç Türkiye Cumhuriyeti'nin kazanımları olan inkılapların toplumca benimsenmesi, yorumlanması, topluma etkileri, tarihi bir roman formatında değil, kolayca, keyifle okunur bir eser olarak yazılmış. Ana karakter Selma Hanımın üç ayrı evliliği süresince yukarıda saydığım dönemlere tanıklık ediliyor, her evlilikte farklı bir dönemin tasviri var. Yukarıda belirttiğim gibi kolay okunur bir roman Ankara... Konuya ilgisi olanlar keyifle okuyabilirler.. #iletişimyayınları #ankara #yakupkadrikaraosamanoglu #roman #kitapönerisi #ağustosayındaokuduklarım #kadıköyokumalarım #kitaptavsiyesi (Seda Ediz)

Bir Ankara İncelemesi: Yazarın daha önce okuduğum kitap/kiralik-konak--1694 ve kitap/yaban--1692 eserlerinden sonra okuduğum üçüncü kitabında yazar Selma isimli baş karakterinin Ankara'ya taşınmasıyla başladığı kitabında Ankara'yı, Milli Mücadele Dönemi ve sonrası Cumhuriyet döneminin; Selma Hanımın ikisiyle evlenip boşandıktan sonra evlendiği üç ayrı eşinin karakterleri ve çevresindeki komşulari ile arkadaşları üzerinden toplum üzerindeki etkilerini öğrenebilmek mümkün oluyor.Milli mücadele dönemindeki fedakarlıkları anlatırken diğer yandan kocası Nazif'in Milli Mücadeleye destek konusunda pısırık ve korkakliginı,diğer kocası Binbaşı Hakkı Bey'in Milli Mücadele sırasında azim ve gayretle çabalarına karşın savaş sonrasında ve Cumhuriyet döneminde askerlik mesleğini bırakıp kendi çıkarını menfaatini düşünüp tek maksadı cebini doldurmak olan, ayrica batının huylarını doğru yanlış ayrımı yapmadan olduğu gibi kendini kaptıran daha önceki Binbaşı kimliğiyle çelişen birisi çıkıyor karsimiza.Selma Hanım'ın üçüncü eşi Neşet Sabit Bey Batı'nin özelliklerini alırken içinde oluşan kendi milli değerlerimizden uzaklaşmaya karşı oluşan bir tepkinin vücut bulmuş halidir.Bu kitabı Selma Hanımın kitap süresince kendini bulma yolculuğu olarak niteleyebiliriz.Bununla birlikte Cumhuriyet Dönemi boyunca ülke üzerindeki kalkınma ve yatırım hamlelerini anlatırken ülkenin bayındır ve modern hale gelmesini de kitabın satır aralarında okuyabilmek mümkün.Kitapta bir tarafta Ülke için çabalayan kendi varlığıyla herşeyini ortaya koyan bir kesimi anlatırken,diğer tarafta üçkağıtçılık yolsuzluk ve her türlü dolandırıcılık ile dönemin zengini olan bir kesimi ve bir de hiçbir şeyden habersiz kendi halinde ve fakirliğinde gariban kesimi bulacaksınız.Kitap her ne kadar geçmişi anlatıyorsa da günümüzle de benzerlikleri var.Bence bu yazarın tarih ile ilgili kitapları ,ders kitabı olarak okunmalı okutulmalı ... İyi okumalar dilerim... (Başkomiser Nevzat)

--reklam--

Ankara PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Yakup Kadri Karaosmanoğlu - Ankara kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ankara PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kimdir?

27 Mart 1889´da Kahire´de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa´da başladı. 1903´te İzmir İdadisi´ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır´a döndü, öğrenimini İskenderiye´deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908´de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi´ni bitirmedi. 1909´da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916´da tedavi olmak için gittiği İsviçre´de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı´nı destekledi. 1921´de Ankara´ya çağrıldı ve bazı görevler verildi. 

1923´te Mardin, 1931´de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. Kadro Dergisi 1932´de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934´te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935´te Prag, 1939´da La Haye, 1942´de Bern, 1949´da Tahran ve 1951´de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960´tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974´te Ankara´da öldü. 

Yazı Hayatı: Karaosmanoğlu yazarlığa Ümit, Servet-i Fünun, Resimli Kitap gibi dergilerde başladı. Fecr-i Âticiler´in `sanat şahsî ve muhteremdir` görüşünü paylaştığı ve `sanat için sanat` yaptığı bu ilk döneminde Nirvana adlı bir oyun, makaleler, denemeler, düzyazı şiirler ve öyküler yazdı. Balkan Savaşı ve I. Dünya Savaşı sırasında ülkenin durumu, sanat anlayışını değiştirmesine yol açtı. Türk toplumunun çeşitli dönemlerdeki gerçekliğini sergilemek istediği için bir ikisi dışında eserlerinde belli tarihi dönemleri ele aldı. Kiralık Konak I. Dünya Savaşı öncesinin, Hüküm Gecesi II. Meşrutiyet´in, Sodom ve Gomore Mütareke döneminin, Yaban Kurtuluş Savaşı yıllarının, Ankara Cumhuriyet´in ilk on yılının, Bir Sürgün II. Abdülhamid döneminin işlendiği romanlardır. Panorama 1923-1952 yıllarını kapsar. Karaosmanoğlu 1920´lerden sonra iyimser bir devrimci görünümündeyken, sonra umutlarını yitirerek romancılığını devrimci yönde kullanmaktan vazgeçmiştir. 1955´ten sonra da anı kitaplarından başka bir şey yazmamıştır.Romanları arasında en ünlüleri Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban´dır. Nur Baba Nur Baba, Karaosmanoğlu´nun ilk romanıdır. 1922´de kitap olarak çıkmadan önce gazetede yayımlanmıştır. Ama yazılışı ondan sekiz dokuz yıl öncesine gider. O yıllar Karaosmanoğlu´nun Eski Yunan ve Latin edebiyatıyla ilgilendiği ve Çamlıca´daki bir Bektaşi tekkesine devam ettiği dönemdir. Nur Baba´yı Euripides´in Bakkhalar´ından esinlenerek ve tekkedeki gözlemlerine dayanarak yazmıştır.

Roman, öykü ve makaleleri ile Türk toplumunun Tanzimat’tan bu yana geçirdiği değişiklikleri anlatmış bir yazardır. Asıl ününü romanları ile sağlayan yazarın en ünlü romanları Nur Baba, Kiralık Konak ve Yaban'dır. Edebiyat yaşamının başında Fecr-i Ati edebiyat topluluğunun kurucu üyeleri arasında yer almış; daha sonra bireyci düşüncelerden uzaklaşarak toplumculuğu kabul etmiş bir yazar olarak değerlendirilir. Milli Mücadele yıllarında ve sonrasında etkin bir siyasal yaşam sürmüştür. Milli Mücadeleden itibaren Atatürk’ün yakın arkadaşları arasında yer almış; TBMM II., IV., XII. dönemlerde milletvekilliği yapmıştır. Kadro Dergisi'nin kurucularındandır. Dergi, devrin yöneticileri ile fikir ayrılığına düşüp Kemalizm’i değiştirmekle suçlanarak kapanmasından sonra diplomat olarak yurtdışında çeşitli görevlerde bulunmuştur. Anadolu Ajansı'nın kurucularındandır, ömrünün son yıllarında ajansın yönetim kurulu başkanlığını yapmıştır.

--reklam--

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Kitapları - Eserleri

  • Yaban
  • Kiralık Konak
  • Sodom ve Gomore
  • Ankara
  • Atatürk
  • Hep O Şarkı
  • Nur Baba
  • Vatan Yolunda
  • Ergenekon 1 - Milli Mücadele Yazıları
  • Hüküm Gecesi
  • Gençlik ve Edebiyat Hatıraları
  • Politikada 45 Yıl
  • Panorama
  • Milli Savaş Hikayeleri
  • Tiyatro Eserleri
  • Bir Serencam
  • Ahmet Haşim
  • Bir Sürgün
  • Zoraki Diplomat
  • Anamın Kitabı
  • Hikâyeler
  • Erenlerin Bağından
  • İzmir'den Bursa'ya
  • Alp Dağları'ndan ve Miss Chalfrin’in Albümünden
  • Atatürkçülük Nedir
  • Pasifik Seçme Öyküler Dizisi 4
  • Okun Ucundan
  • On Dördünde Bir Adam

--reklam--

Yakup Kadri Karaosmanoğlu Alıntıları - Sözleri

  • "...sevmek, daima sevmek!" diyordu."Sonuna kadar, her şeye rağmen, ezalar, cezalar, hummalar ve gözyaşları içinde ve hastalıklar ve ölümler önünde daima sevmek." (Kiralık Konak)
  • Onun için insanlığın yegâne şiarı (işareti) yüksek bir edebî zevk sahibi olmaktı. (Ahmet Haşim)
  • "Dakikalar birer altın külçesidir; ey fani! Her külçenin altınını sızdırmadan bırakma!" (Okun Ucundan)
  • Bu kitabın neşrinden maksat, ne aleyhimizdekileri lehimize çevirmeye çalışmak, ne milletin kalbindeki gayz ve kini yeniden tutuşturmaktır; herkesten ziyade kendimizin habersiz olduğumuz Türk mazlumluğunun derecesi hakkında bizzat kendimizi aydınlatabilmektir. (İzmir'den Bursa'ya)
  • Bütün hayatınız ne kadar değersiz, ne kadar yapma hummalar içinde yıpranıp gidiyor... (Bir Sürgün)
  • Çünkü inanmak insanlar için ezeli bir ihtiyaçtır. (Bir Sürgün)

--reklam--

  • Ben, ne zamanın insanıyım? (Hep O Şarkı)
  • Ben, el ayak çekildikten sonra odamın kapısını sürmeleyip kitaplarımla baş başa kalmak saatini dört gözle beklerim. Çünkü, bu ömrümün bütün hazin sergüzeştini ve yaşadığım anın ağır sıkıntısını unuttuğum tek saattir. (Yaban)
  • İşsiz ve yalnız saatleri o kadar çoktur ki bu küçük ayna için onun yegâne ve daimî bir meşgalesidir, diyebiliriz. (Hikâyeler)
  • kırılıp dökülen benim gönlüm (Hep O Şarkı)
  • Ağa Han’ın en büyük ve hatta başlıca gelir kaynağı gerilik ve cehalettir. Asya milletleri ve bunun en karanlık bir cüz’ü olan İsmaililer, Kemalist Türkiyesi’nin yaymaya çalıştığı aydınlıkla bir kere uyanıp gözlerini açtılar mı ve yılda bir kerre yarı Tanrı olarak tanıdıkları Ağa Han’ın ağır cüssesini çeken kantar ortadan kalktı mı, vay bizim milletler arası milyonerin haline!.. Artık ne birini bırakıp öbürünü aldığı genç matmazellerin boyunlarına sıra sıra inci gerdanlık takabilir, ne Cannes’teki, Nice’deki konaklarda yan gelip oturabilir. Geçmiş ola artık bu villaların, bu şatoların, bu konakların kapısında bekleyen “Rolls Roys”lara da. İşte, Ağa Han, Tahran’ın Pakistan Büyükelçisi Raca Gazanfer Han’la beraber Türkiye’de irticaı böyle bir akıbeti önlemek için istiyordu. Zira, hissediyor ve biliyordu ki, Kemalist inkılâpçılığı maddi ve manevi sömürgeciliğin sonu demektir. (Zoraki Diplomat)
  • "Saatler, dakikalar bir türlü geçmesini bilmiyordu." (Panorama)
  • Ona göre, sevgi öncesizdi, sevgi sonrasızdı (Ankara)

--reklam--

  • Batan bir gemide bile,herkes kumanda mevkiini ele geçirmek istiyor. (Atatürk)
  • “ Sevmek daima sevmek! Karşımızdakinden hiçbir şey beklemeksizin, daima kendimizden vermek, esef etmemek, pişman olmamak, sevmek, daima sevmek ! “ (Nur Baba)
  • “Onlar gibi olmak, onlar gibi giyinmek, onlar gibi yiyip içmek, onlar gibi oturup kalkmak, onların diliyle konuşmak… Haydi bunların hepsini yapayım. Fakat, onlar gibi nasıl düşünebilirim? Nasıl onlar gibi hissedebilirim?” (Yaban)
  • Gel, demek isterdim ona ; gel sevgilim , daha yakına . Kaç zamandır hasretinle yanıp tutuşmaktayım. (Hep O Şarkı)
  • Her şey unutulup geçer diyenlere inanmayınız: Bizim şimdiki ruhumuz dünkü hâdisatın muhassalasıdır. (Bir Serencam)
  • "İnsan, evet, insan;" diyordu, "ona ne oldu? Onu ne yaptılar? (Panorama)
  • "Sevmeden sevilmek kadar büyük bir ruh işkencesi yoktur." (Hüküm Gecesi)