Kitap Künyesi
Yazar: Üstün Dökmen
Yayın Evi: Epsilon Yayınevi
İSBN: 9786051738642
Sayfa Sayısı: 136
Anne - Babayı İstismar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Prof. Dr. Üstün Dökmen, yılların deneyimiyle toplumumuzun çözümsüz kalmış sorunlarına ışık tutuyor. Bu çarpıcı kitapta aile içi ilişkilere ve bunların toplumdaki yansımalarına yepyeni bir bakış açısı bulacaksınız: Göz ardı edilen gerçekleriyle anne-babanın istismar edilmesi.
• Anne-babalar, yetişkin çocuğunuz tarafından istismar edildiğinizin farkında mısınız?
• Siz her şeyinizi onlara verirken çocuklarınız neden talepkâr davranıyor?
• Yetişkin çocuklarınızın öfkeli olmasının sebebi ne?
• Çocuklarınıza ne zaman sınır koymaya başlamalısınız?
• "Bağlı" ve "bağımlı" kişi arasında hangi önemli farklar var?
• "Çöp Sepeti", "Paspas", "Akü" olmak ne demek?
• Çocukların öfke ve taleplerinin hedefi neden sıklıkla anneler oluyor?
• Aile içindeki iletişim kopukluğu nasıl çözülebilir?
Üstün Dökmen, nesilden nesle aktarılarak neredeyse gelenekselleşmiş açmazları bir bir göz önüne serip etkili çözüm önerileri sunuyor ve istismar konusuna bambaşka bir açıdan bakıyor. Aile evini bir türlü terk edemeyen yetişkin çocukları sorumluluklarıyla yüzleştiriyor.
Anne - Babayı İstismar Alıntıları - Sözleri
- "Çocuğa sınır koymak onu sevmemek anlamına gelmez."
- "Her ne sebeple olursa olsun kadın öldürülemez..."
- "Çocuk aziz, terbiyesi daha azizdir."
- “Bir insan çocukluktan gençliğe giden gelişme sürecinde birtakım hatalı davranışlar öğrenmişse,kendine ve çevresine zarar verecek birtakım olumsuz alışkanlıklar edinmişse,bu durumda ,anne-babanın yanı sıra,tüm toplumun o toplumdaki eğitim sisteminin,medyanın,hatta biraz bile olsa çocuğun/gencin kişisel tercihlerinin etkisi vardır.Bir marifetmiş gibi,anne babanın yerli yersiz suçlanması ne aileleri ileri götürür ne de toplumu.”
- "Bazen küçük çiçekler büyük işler görürler."
- "Her şeyin bir sonu vardır."
- Bu konuda Prof.Dr.Acar Baltaş'ın güzel bir görüşü var. Baltaş, " Bizler çocuklarımızı refahımıza ortak ediyoruz, hayatımıza ortak etmiyoruz, " diyor. Gerçekten de onları , haftasonları müzik kursundan yüzme kursuna taşıdığımızda ya da yaz tatillerinde beş yıldızlı tatil köylerine götürdüğümüzde onları refahımıza ortak ediyoruz. Şüphesiz ki bunu yapmalıyız ancak bunun yanı sıra onları ülkemizin köyleriyle, farklı yerleşkeleriyle tanıştırmalı, farklı hayatlara şahit olmalarını sağlamalı , küçük adımlarla da olsa çalışma yaşamıyla da tanıştırmalıyız.
- Bir insan çocukluktan gençliğe giden gelişme sürecinde bir takım hatalı davranışlar öğrenmişse, kendine ve çevresine zarar verecek bir takım olumsuz alışkanlıklar edinmişse, bu durumda, anne babanın yanı sıra, tüm toplumun, o toplumdaki eğitim sisteminin, medyanın, hatta biraz bile olsa çocuğun/gencin kişisel tercihlerinin de etkisi vardır.
- “Bir insan çocukluktan gençliğe giden gelişme sürecinde birtakım hatalı davranışlar öğrenmişse,kendine ve çevresine zarar verecek birtakım olumsuz alışkanlıklar edinmişse,bu durumda ,anne-babanın yanı sıra,tüm toplumun o toplumdaki eğitim sisteminin,medyanın,hatta biraz bile olsa çocuğun/gencin kişisel tercihlerinin etkisi vardır.Bir marifetmiş gibi,anne babanın yerli yersiz suçlanması ne aileleri ileri götürür ne de toplumu.”
- “…Bize mantıksız görünen insanlarla empati kurabilseydik onları anlardık ancak ne yazık ki onlarla empati kuramıyoruz .”
- Ancak bir süre önce " Depresif Gerçekçilik " denen bir yaklaşım ortaya çıktı. Bu yaklaşıma göre depresifler kötümser değil gerçekçidirler ; normal sayılan kişiler ise gereğinden fazla iyimserdirler , yaşamın onları kayırdığına inanırlar.
- Bağımlılık sıkıntı yaratır, bağlılık ise yaşam desteği ve neşe anlamına gelir. Özdeşim+ötekinin sorumluluğunu almak=bağımlı ilişki Empati+gereksiz sorumluluk almamak=bağlı ilişki
- Büyüklerin "dediğim dedik" oldukları dönemde çocuk oldum; çocukların "dediğim dedik" oldukları dönemde ise büyük oldum. Sonuçta hayat boyu ezildim.
- Bazı anne babalar şöyle der: “Ah, ah, yanlış zamanda dünyaya geldik. Büyüklerin "dediğim dedik" oldukları dönemde çocuk oldum; çocukların "dediğim dedik" oldukları dönemde ise büyük oldum. Sonuçta hayat boyu ezildim.
- “Bazı gelinler, haklı veya haksız nedenlerle kayınvalidesiyle tartışırlar. Onlara küser, öfkelerinin bir uzantısı olarak da torunlarını onlara göstermezler. Bence bu orantısız bir öfkedir. Torununu görememek bir babaanneye yöneltilmiş ahlaki olmayan bir saldırıdır. Çocuğunu kayınvalidesine göstermeyen bir gelin, ona eziyet ettiğini sanır. Ancak aynı zamanda kocasına ve çocuğuna da eziyet etmektedir; bunu ya fark etmez ya da önemsemez.”
Anne - Babayı İstismar İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ebeveynlerin çocukları tarafından istismara maruz kalmasındaki sebeplerin aslında kültürümüzden ve yetiştirilme şartlarıyla şekillendiğini ifade etmekte fayda var. Çocuklarını aşırıya kaçan sahiplenme içgüdüsüyle koruyup kolladığını düşünen ebeveynler, hem kendilerine hemde çocuklarına büyük zararlar verdiğinin farkına varması gerekmektedir. Ergenlik dönemini geçmiş, çeşitli sebeplerden ötürü aileleriyle yaşamak zorunda kalan gençlerin talepleri ve öfkeleri sebebiyle ebeveynlerini istismara maruz bırakmasındaki neden ve sonuçları inceleyen bilimsel bir kitap. (bukitaptanevar)
Ebeveyn İstismarı: Bizim kültürümüzde, anne babaların kapıları çocuklarına hayat boyu açıktır. Kitapta, ergenlik dönemini aşmış, otuzunda, kırkındaki kişilerin ebeveynlerine yönelik aşırı talepkar ve öfkeli davranışları, onları istismar etmesi ele alınıyor. Yetişkin çocukların, zaman zaman nezaket sınırlarını aşan şekilde ebeveynlerini eleştirmeleri, kaba davranışlar sergilemeleri, onlarla birlikte yaşamalarına rağmen ev bütçesine, ev işlerine yardım etmemeleri, onları maddi ve manevi açıdan istismar etmelerini, neden-sonuç çerçevesinde anlatıyor; bu istismara çözüm önerileri sunuyor. Üstün Hoca'nın kolay okunan, güzel anlatımıyla sadece bir psikoloji değil aslında sosyolojik çözümlemelerin de yer aldığı çok keyifli bir kitap. Ben, almadan önce ergenlik ve öncesi çocukların talepkar tavırlarını konu aldığını düşünmüştüm. Aksine, yetişkin çocukların davranışları, özellikle annelerin istismarı, kadın hakları ve özgürlükleri hakkında. Bağımlılığa değil bağlılığa, özdeşime değil empatiye dayanan sağlıklı bir ilişki ve iletişimin kurulmasının yollarını tartışıyor Üstün Hoca. Lise ve üzeri yaştaki herkesin keyifle okuyabileceği, okuması gereken bir kitap... (Özge Aras)
Anne babalarıyla aynı evi paylaşmak zorunda kalan (ekonomik vb. sebeplerle) genç yetişkinlerin anne babalarına karşı geliştirdikleri istismarcı tutumun masaya yatırıldığı bir kitap. Türkiye'de bu konuda yayımlanmış ilk çalışma imiş. Sosyal yaşamın bireysel yaşamlarımızdaki yansımalarına değinilerek genç yetişkinlerin özellikle anneleri konusunda nasıl da istismarcı bir tutuma büründüklerini göreceksiniz ve belki kendi kendinize ben de böyle yaptım mı, yapıyor muyum diyeceksiniz çünkü her birimiz eril toplumsal yapıya o kadar alıştık ki... Farkında olmayanların özellikle okuyup aydınlanması gerektiğini düşünüyorum. Bir şeylerden kuşkulanıp adını koyamayanlar da aydınlanacak. (Sidar Sadık)
Kitabın Yazarı Üstün Dökmen Kimdir?
Üstün Dökmen, (d. 1954, İstanbul). Türk akademisyen, psikolog, yazar ve televizyon programcısı. Hâlen Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi'nde profesördür.
1971 yılında Ankara'da Cumhuriyet Lisesi'ni, daha sonra Hacettepe Üniversitesi Psikoloji bölümü'nü bitirdi. 1986 yılında doktorasını Psikolojik Danışma ve Rehberlik alanında bitirdi. 1988'de doçentlik, 1995'de profesörlük derecesini aldı.
Sosyal bilimlere ilgi duyuyordu, ancak öncelikle Hacettepe Üniversitesi Fizik Bölümü'ne kaydoldu. Üçüncü sınıfa gelince fiziğin kişiliğine uygun olmadığını fark etti. Yeniden üniversite sınavlarına girerek Hacettepe Üniversitesi Psikoloji Bölümü'ne geçti. Bu bölümden mezun oldu ve aynı bölümde Uygulamalı Psikoloji (Klinik Psikoloji) alanında master yaptı. Psikolojik danışma ve rehberlik alanında 1986 yılında doktora, 1988 yılında doçentlik, 1995te ise profesörlük derecesi aldı. Hâlen Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinde öğretim üyesidir.
TRT'de Küçük Şeyler adlı bir programı hazırlıyor ve sunuyordu.
Dökmenin çeşitli bilimsel dergilerde yayımlanan makalelerinin yanı sıra dört bilimsel, bir de şiir kitabı vardır. Bu kitaplar sırasıyla; Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi: Kuruluşu, Gelişmesi, Çalışmaları , Okuma Becerisi İlgisi ve Alışkanlığı Üzerine Psiko-Sosyal Bir Araştırma , İletişim Çatışmaları ve Empati , Sosyometri ve Psikodrama adlarını taşımaktadır. Şiir kitabının adı Selam dır. Meslektaşı Doç. Dr. Zehra Yaşın Dökmenle evlidir; iki kızı bulunmaktadır.
Üstün Dökmen Kitapları - Eserleri
- Küçük Şeyler 1
- Küçük Şeyler 2
- Ladesçi
- Sanatta ve Günlük Yaşamda İletişim Çatışmaları ve Empati
- Kelebekler ve İnsanlar
- Küçük Şeyler 3
- Küçük Şeyler 4
- Varolmak, Gelişmek, Uzlaşmak
- Miyase'nin Kuzuları
- Mektup
- Direksiyon
- Çocuklara ve Büyüklere Masallar
- Kuzular Vadisi
- Ay Kapanı
- Menderes Irmağın Gölgesi
- Yorgun Heykel
- Metrestepe
- Komşu Köyün Delisi
- Deriden Kültüre
- Sağdıç - Cümlemiz Bir Cümleyiz
- Komşu Köyün Delisi - Nokta Nokta Hanım'ın Hayatı
- Anne - Babayı İstismar
- Uzaktaki Köyden Biri
- Sosyometri ve Psikodrama
- Selam
- Mevsimler
- Oyuncak Şehir
- Otoyolda Piknik, Padişah-ı Hali Osman, Uluğ Bey
- Küçük Gezginler
- Mimari
- Ankara Destanı
- Çocuk ve Gençlik Oyunları
- Piknikte...
- Depremzadeler Mahallesi - Pusulamı Ayarlar Mısınız?
- Nokta Nokta Hanımın Hayatı
- Yağmurda Yangın
- Bir Yumurtanın Tarihçesi veya Bir Yumurta Pişirme Tarifi
- Okuma Becerisi, İlgisi ve Alışkanlığı Üzerine Psiko-Sosyal Bir Araştırma
Üstün Dökmen Alıntıları - Sözleri
- "Çocuğa sınır koymak onu sevmemek anlamına gelmez." (Anne - Babayı İstismar)
- Çatışmak, kavga etmek, kısa vadede kârlı olabilir; ancak uzun vadede taraflara ve ilişkiye zarar verir. (Varolmak, Gelişmek, Uzlaşmak)
- Oysa canı olan her canlının canı yanar canına kastedildiğinde... (Miyase'nin Kuzuları)
- Geç fark etti insanoğlu, sönmüş bir güneşin üzerinde oturduğunu. (Yağmurda Yangın)
- İletişimde mimiklere dikkat etmek, bazı canlı türlerinde, özellikle insanlarda ilginç özellikler ortaya çıkarıyor. Örneğin, yapılan araştırmalar genelde kadınlarda empatik becerinin erkeklere oranla daha yüksek olduğunu gösteriyor. (Küçük Şeyler 1)
- İnsanların yüzlerinin ve gözlerinin rengi başka başka da olsa gözyaşlarının rengi hep aynıdır. (Küçük Şeyler 3)
- Yol yorar seni ama belki bir gün hedefe ulaşırsın. (Ladesçi)
- "Bazı anababalar çocuklarını bugün için bir ekonomik meta, bazıları ise geleceğe bir yatırım olarak görüyor. İkinci grup, çocuğunu duygusal açıdan bağımlı kılarak, 'Yaşlılığımızda bize bakar, aman iyi yetiştirelim,' düşüncesini taşıyor. Çocuğu bu şekilde geleceğe yatırım olarak görmek de, onu bir tür meta konumuna indiriyor. Bu yüzden bu tavır, en azından bir duygusal istismar, bir tür kullaştırma sayılabilir. (Küçük Şeyler 4)
- İnsanın bencilliğine sınır yok. (Direksiyon)
- Hayatınızın başlangıcından sorumlu değilsiniz ancak finalinden sorumlu olacaksınız. (Küçük Şeyler 2)
- Sanırım Ezop masallarından birinde okumuştum bu acı dolu rivayeti "Kartalın kemiğinden Ok yapmış Avcı'nın biri, ve bu Avcı başka Kartalı vurmuş. Vurulan Kartal ölmeden önce demiş ki; öldüğüme yanmıyorum da, bir Kartal kemiğiyle vurulduğuma yanıyorum" bu masal bizim için de geçerli. (Metrestepe)
- Özünde, empati ve saygı olan her şey insanlığın yüzünü ağartır. (Kelebekler ve İnsanlar)
- Felsefede her tanımlama bir yadsıma (ötekilerden/diğerlerinden ayırma) anlamı taşır. (Deriden Kültüre)
- Gerçek kölelik , köleliği kanıksamakdır. Köleliği içine sindiremeyen, gerçek köle değildir. (Küçük Şeyler 4)
- "... döverdi, hep böyleydi Karagöz Hacivat'ı, sevdiği korumaya çalıştığı soydaşları Don Kişot'u, Gestapo üstün ırklı kardeşini, Sovyet polisi yoldaşını, ... vatandaş doktoru döverdi. Huzursuz insanların dünyası huzursuzdu yani," (Sağdıç - Cümlemiz Bir Cümleyiz)
- Bozkırın ve onun onurlu insanlarının, birilerini beğenmek ve onlar tarafından beğenilmek gibi bir telaşları yoktu. (Direksiyon)
- "Bazen küçük çiçekler büyük işler görürler." (Anne - Babayı İstismar)
- Anasından doğduğu gibi durmuyor insanlık. günbegün uyuyor tüfeklerin ve arzuların menzilleri. Freud haklı, varsa yoksa cinsellik ve saldırganlık. İnanmayan umumi tuvaletlerin arka kapılarına baksın yada gazetelerin ön yüzlerine. Mart kedisi gibi insan oğlu. Hem doğurur, hem doğurduğunu yer. Sen benden delisi Jung Baba: ortak bir bilinci yok ki insanlığın, ortak bir bilinç dışı bulunsun. (Komşu Köyün Delisi - Nokta Nokta Hanım'ın Hayatı)
- Bebeğiniz ile müdürünüz arasındaki benzerlikler: 1. Her ikisine de sahip olduğunuzda, başlangıçta çok sevinirsiniz, ancak ileride başınıza neler açabileceklerini düşünemezsiniz. 2. İkisi de çok sabırsızdır, isteklerinin hemen yerine getirilmesini isterler. İstekleri hemen olmazsa bağırıp çağırmaya, ortalığı birbirine katmaya başlarlar. 3. İkisinin de belleği zayıftır; bir gün önce onlar için yaptığınız onca şeyin önemi yoktur. 4. Her ikisinin de arada gazını almalısınız. 5. İkisi de size teşekkür etmez. 6. Siz ikisine de çok şey verdiğinizi düşünürsünüz. Onlar ise size açıkça bir şey vermemektedir. Siz "seviyor ama belli etmiyor" diye kendinizi rahatlatırsınız. 7. İkisi de size kötü davranır, tırmalarlar, hatta fırsat verirseniz sizi ısırırlar. Siz çocuğunuza bakıp "Büyüyünce geçer", amirinize bakıp "Bir gün değerimi anlayacak" dersiniz. Ama o gün hiç gelmez; çocuk büyür ergen olur, yüzünüze kapıyı çarpar, amiriniz yaşlanır, yüzünüze dosyaları fırlatır. 8. Bebeğiniz de amiriniz de sizin empatik becerinizi geliştirir. Bebeğinizin ağlamasının gaz ağlaması mı, yoksa acıkma ağlaması mı olduğunu kısa sürede kavrarsınız. Amirinizin hoşnutsuzluğunun işten mi, yoksa kendinden mi kaynaklandığını da kısa sürede öğrenirsiniz. 9. Her ikisinin de yüzünde tebessüm belirtisi ararsınız. Bebeğiniz yüz kaslarını hafifçe oynattığında "Bana gülümsüyor!" diye bağırırsınız. Benzer şekilde amirinizin de yüzüne bakıp "Bugün bana hafifçe gülümsedi galiba" dersiniz. 10. · İkisinin de kelimelerinden anlam çıkarmaya çalışırsınız. Bebeğiniz ·A..." dediğinde 'Anne dedi", "B..." dediğinde "Baba dedi" diye heyecanlanırsınız. Müdürünüz ise ''T..." dediğinde teşekkür ettiğini düşünürsünüz . 11 . Bazen her ikisinden de bıktığınız düşüncesi geçer aklınızdan ama hemen suçluluk duyar, günah işlediğinizi düşünürsünüz, 'Allah eksikliklerini göstermesin" dersiniz. 12. Her ikiside ben merkezcidir(ego-santriktir);sizin tek işinizin kendisi olduğunu düşünür. Her ikisi de sizin kendinize ait bir özel yaşamınız olduğundan habersizdir. Gecenin bir yarısında bebeğiniz pıtır pıtır gelip eşinizle aranıza girer, müdürünüz ise cep telefonunuzu sürekli açık tutmanızı ister, böylece o da "gecedir, özeldir" demeden yatak odanıza girmiş olur. (Küçük Şeyler 2)
- Ey gidi gocu benli nine eeeyyyy, Az galsın ölüveecekti. (Komşu Köyün Delisi)
Yorumlar
0 yorum