Kitap Künyesi
Yazar: William Saroyan
Çevirmen: Ohannes Kılıçdağı
Çevirmen: İrma Dolanoğlu
Editör: Sosi Dolanoğlu
Tasarımcı: Aret Gıcır
Orijinal Adı: My Name is Aram
Yayın Evi: Aras Yayıncılık
İSBN: 9786055753870
Sayfa Sayısı: 144
--reklam--
Aram Derler Adıma Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ünlü Amerikalı yazar William Saroyan’ın en çok bilinen ve beğenilen öykülerinin yer aldığı kitabı ‘Aram Derler Adıma’ yepyeni Türkçe çevirisiyle karşınızda. İlk kez 1940’ta yayımlanan ve Saroyan’ın tüm dünyaya mal olmasını sağlayan Aram Derler Adıma, yazarın çocukluk yıllarına, aile, okul ve komşulardan ibaret çevresine dair gözlemlerine dayanıyor. Saroyan’ın alamet-i farikası olan sıcak, muzip, hümanist ve çoğu zaman son derece geveze bu öykülerde, insanı insan yapan değerlerin çocuk gözüyle keşfine tanıklık ediyoruz. Bitlis’ten Amerika’ya göçmüş bir ailenin çocuğu olan Saroyan, Los Angeles’ta, İtalyan, Portekizli, İspanyol, Ermeni, Çinli, Yahudi göçmenlerden oluşan bir harmanda, bir yandan Amerikan ruh halinin izlerini ararken, bir yandan da “eski memleket”in, Anadolu’nun, daha çocuk yaşta kimliğine damga vuran türlü öğelerini anımsıyor, fakir bir Ermeni çocuğun Amerika’da hayata nasıl tutunabildiğine ayna tutuyor. Aras’ın son yıllarda Türkçeye çevirdiği kitaplarla Türkiye’de yeni bir okuyucu kitlesi edinen büyük yazar, dünya edebiyatında öykü türüne farklı tanımlar getiren isimlerin başında geliyor. Eğlendiren, güldüren, zaman zaman hüzünlendiren bu öykülerde, herkes kendinden ve kendi çocukluğundan bir şeyler bulacak.
YAZAR HAKKINDA: Bitlis'ten Amerika'ya göç etmiş Ermeni bir ailenin orada doğan ilk ferdi olarak 1908'de Kaliforniya’da dünyaya geldi. Resmi eğitimle bir türlü yıldızı barışmayan Saroyan on beş yaşında okulu terk etti. İlk öyküsü 1933’de Story dergisinde yayımlandı. 1934’te yayımlanan Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam isimli kitabı o yılın en çok satan öykü kitabı oldu. Hayatı boyunca altmışı aşkın kitap yazdı. Kendisinin de söylediği gibi, öykülerinde tek bir şeyi anlattı: insanı. Düzyazıda kendine özgü bir tarz yarattı. Akıcı, konuşur gibi, coşku dolu bu tarz kendi adıyla "Saroyanesk" olarak anılır oldu.
--reklam--
Aram Derler Adıma Alıntıları - Sözleri
- “Konuşmak için mutlaka kelimelere ihtiyaç yoktur. Çok defa kelime kullanmadan konuşuruz.” "Öyleyse kelimelerin ne lüzumu var?” "Çok kere yoktur. Umumiyetle asıl söylemek istediğin şeyleri veya açığa vurmak istediklerini saklamağa yarıyor.”
- "Tecrübelerimin bir kişinin olsun işine yaradığını görünce nasıl sevinmiyeyim!”
- Söyle bakalım insan nasıl değiştirir hal ve tavrını!” “Fazla düşünceyi bırak inanmaya başlarsın.” "inanmaya mı? Neye?” "O da lâf mı? Aklına gelen her şeye. Sağa, sola, yukarı, aşağıya, doğuya, batıya, kuzeye, güneye, gözünün gördüğü, görmediği her iyi, kötü şeye. Yahut hiçbirine veya hepsine, işte sır bu.
- Bizim ailede bir adamın oğlu olmak mutlaka ona benzemek demek değildi...
- Ben iftiraya uğramışken asıl suçlu olan kuzenim Arak’ın ağzı kulaklarına varıyordu. Ne yaparsın! Dünyanın neresinde adalet vardı?
- “bizim ırk doğuştan binici, kürekçi, avcı, balıkçı ve yüzücüdür. Amerikan milleti ise oldum olası makine delisidir.”
- Kağıt oyununda hile yapan, kadınlarla düşüp kalkan, banka soyan, sarhoş olan veya seyahat eden her adam hakikati arıyordur.
- “Artık vaftiz de oldun. Kendini daha iyi hissediyorsundur herhalde?” Büyükannemin bu soruyu sormasının nedeni birkaç aydır içinde bulunduğum durumdu. Bana bir haller olmuştu, benim yaşımdaki bir çocuk için hareketlerim haddinden fazla oturaklı olmaya başlamıştı. Büyükkannem ya esrarengiz bir hastalığa tutulduğumdan ya da aklımı oynatmaya başladığımdan şüpheleniyordu. “Sanırım hâlâ aynı durumdayım,” dedim.
- “Konuşmak için mutlaka kelimelere ihtiyaç yoktur. Çok defa kelime kullanmadan konuşuruz.” "Öyleyse kelimelerin ne lüzumu var?” "Çok kere yoktur. Umumiyetle asıl söylemek istediğin şeyleri veya açığâ vurmak istediklerini saklamağa yarıyor.”
- İnsan, hiç susmayanlardan bile nadiren bir şey öğrenebilirken, ağzını hiç açmayanlara ne kalmış...
- - Konuşmak için mutlaka kelimelere ihtiyaç yoktur. Çok defa kelime kullanmadan konuşuruz. - Öyleyse kelimelerin ne lüzumu var? - Çok kere yoktur. Umumiyetle asıl söylemek istediğin şeyleri veya açığa vurmak istediklerini saklamaya yarıyor.
- Vakit geçirmek maksadıyla oynanan oyunlar insanların hakiki hüviyetlerini tespit etmek için birebirdir.
- "Hiçbir şey söylemedik, çünkü söylenecek o kadar çok şey vardı ki, hiçbir dil buna yeterli gelmezdi."
- Bir halkı insanlaştıran, gelişmesini, sürekliliğini sağlayan şey de nihayetinde içinde barındırdığı o kendine has özelliktir.
--reklam--
Aram Derler Adıma İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Latife Tekin'in Berci Kristin Çöp Masalları kitabını okuduğumda, Yaşar Kemal'in Binboğalar Efsanesi kitabında da anlattığı, yersiz yurtsuz kalan Türkmenlerin, şehir hayatına adapte olma, kendilerine yeni yaşam alanları oluşturma, varolma çabalarını okuyormuş gibi hissetmiştim. Gene Yaşar Kemal'in kitaplarında bahsettiği, yerlerini yurtlarını terkedip gitmek zorunda kalan Ermeniler'in Amarika'da varolma çabasını, Aram Derler Adıma kitabında anlatıyormuş gibi okudum. Sanki iki farklı yazardan devam kitabı gibiydi. Aram'ın hikayeleri sıcacık, buram buram Anadolu kokan hikayeler. Dedesini dayısını, Yaşar Kemal'in Türkmen beylerine, Anadolu'un dedelerine, dayılarına benzetmemek elde değil. William Saroyan, Türkiye'de çok bilinmemekle birlikte, tüm dünyada Amerikan edebiyatının en önemli temsilcilerindendir. Üniversiteyken birçok hikayesini, yazıldığı haliyle, İngilizce olarak okumuş ve çok sevmiştim. Uzun zamandır da Türkçe olarak okuma isteğim vardı. Saroyanasque diye bir tabire de sahip, süslü ifadelerden uzak, akıcı, coşkulu bir dili var Saroyan'ın.Hatta UNESCO 2008 yılını, Saroyan yılı ilan etmiş. Ama bu iyi, büyük, ve saygıdeğer yazar, ülkemizde çok bilinmemekte! Savaşlar ve anlaşmazlıklar politikacılar arasındadır, halklar arasında değil. Keşke biz halklar da bu düsturu özümseyip, siyasetten beri durup, kardeşliğimizi baki tutabilsek. Buram buram Anadolu kokan (ama Amerika'da geçen) Aram'ın hikayelerini herkese tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi okumalar. (Seda KURT)
Saroyanesque*: Eski bir öneri, yeni bir okuma... William Saroyan’in Aram Derler Adıma kitabı, 14 öyküden oluşuyor. Yalın bir anlatım söz konusu. İnsanı konu alan hikayeler süslü bir anlatıma yer vermiyor. Kitapta çokça betimleyici öğeler bulunmuyor. Okunabilir, keyif alınabilir bir kitap. Öyküler birbirinin devamı gibi öykü karakterleri ve konu bütünlüğü bakımından. Yazar değerlerinden ve uzak olduğu yerlerden, insandan bahsetmiş zaten. İnsanın anlaşılması içinde içtenlikle kaleme aldığı öykülerini okurlarıyla paylamış. 1920’li yıllarını, genellikle çocukluğu konu alıyor öyküleri. Kitabın yayınlanma tarihi 1940. Öykülerin hepsi diyaloglarla sürüyor, insanı göz önünde bulunduran bir okumada da bu gayet normal. Okurken yorulmadım. İlk defa bir kitabı bu kadar kısa sürede anlayarak okuduğuma sevindim. Kitap okuma maceram, Covid-19 salgını gibi belirsizlik içinde devam ediyor. Keyifli okumalar dilerim herkese. *Düzyazıda kendine özgü bir tarz yarattı. Akıcı, konuşur gibi, çoşku dolu bu edebi tarz kendi adıyla “Saroyanesque” olarak anılır oldu. (Il)
Saroyan'ı, yani Aram Karaoğlanyan'ı tanıyalım: Bitlis'ten Amerika'ya göç etmiş Ermeni kökenli bir Osmanlı ailesinin Amerika’da doğan ilk ferdi olmuş William Saroyan, gerçek adı ile Aram Karaoğlanyan. 1908'de Fresno-Kaliforniya’da doğmuş, babası o henüz 3 yaşındayken ölünce maddi zorluklar nedeniyle kardeşleri ile birlikte yetimhaneye bırakılmış, 8 yaşındayken aile ortamına tekrar geri dönmüş. Osmanlı topraklarında bıraktıkları tüm varlıklarından ellerinde kalanla bu küçük, verimsiz kasabada bir gelecek kurmaya çalışan yoksul ailesi kelimenin gerçek anlamıyla meteliğe kurşun attığından, tabii ki Saroyan öyle kayda değer bir eğitim alamamış. Her türlü haylazlığına karşın okumayı seven bu genç 15 yaşında okulu terk edip New York’a yerleşmiş, günübirlik geçici işlerde çalışırken hikayelerinin beğenilmesi ile üne kavuşmuş. Yaşadığı serseri hayattan vazgeçmese de, yaşamı sıradan insanların ağzından doğal, akıcı şekilde aktaran öykü tarzı çok sevilmiş ve kendisine 1939 yılında Pulitzer Ödülü’nü kazandırmış (ödülü reddetmiş, o ayrı). Her ne kadar Amerika’da doğup yetişmiş olsa da Bitlis kökeninden kopmamış Saroyan. Sevgili seda_bera ‘nın incelemesinden öğrendim ki, öldükten sonra küllerinin kendisi için önemli olan 3 yere götürülmesini istemiş, biri de ata vatanı Bitlis. Bizim, iş nutuk atmaya gelince mangalda kül bırakmayan, yedi düvele meydan okuyan, ama bir ölünün küllerinden dahi korkan yöneticilerimiz maalesef bu vasiyetin yerine getirilmesine izin vermemişler. Bitlis’in yazarın hayatında neden o kadar önemli olduğunu “Aram Derler Adıma”da anlıyoruz. Yerlerini-yurtlarını terkedip gitmek zorunda kalan, güzel hayatlarını ve dostluklarını hüzünle geride bırakan, dilini, inancını, kültürünü bilmedikleri bir coğrafyaya yerleşen aile fertlerinin vatan hasreti büyük, özlemleri dinmiyor. Yazarın ilk eserlerinden biri olan bu kitabı, çocukluk anılarını aktardığı 12 hikayeyi barındırıyor. Hikayelerin hepsi çocuk Aram’ın gözünden Fresno’daki kalabalık ve yoksul ailesi ve çevresine dair gözlemlerinden oluşuyor. Herbiri birbirinden ilginç, hayatın içinden, kısacık hikayeler bunlar. Aram ve ailesinin nasıl bir yoksulluk ve ümitsizlik içinde olduklarını daha ilk satırlarda anlıyoruz. Varlıklarının çoğunu geride bıraktıklarını da hissediyoruz, ancak Saroyan’ın niyeti geçmişle hesaplaşmak ya da acıklı bir tablo çizmek değil. O, çocuk Aras’ın çevresine ilişkin gözlemlerini paylaşıyor bizimle sadece. Çoğunlukla diyaloglarla ilerleyen, basit, akıcı bir dili var Saroyan’ın; kısacık hikayeleri kolaylıkla okunuyor. En güzel eseri bu mudur; sanmıyorum. Belki de ilk eserlerinden olduğundan henüz hikayeciliğinin tam oturmadığı bir döneme ait ve bence o yüzden fark yaratır bir tarzı yok henüz bu eserinde. Ancak ben okurken keyif aldım. 1900lerin başlarında küçük bir Amerikan kasabasındaki sıkıcı hayatı izlemek ve göç eden ailenin zorluklarını görmenin yanısıra kısır bir çevrede, imkansızlıklar içinde nasıl yaşanır, nasıl mutlu olunur, nasıl ümit edilir; güzelce gösteriyor bize Saroyan. Bizden olan ismi ile Karaoğlanyan. Toprağımızın bu başarılı evladının vasiyetini yerine getirememişiz ama, ölene kadar özlemle andığı bu topraklarda onu daha fazla okuyarak anısını yad edelim isterim. (AkilliBidik)
--reklam--
Aram Derler Adıma PDF indirme linki var mı?
--reklam--
William Saroyan - Aram Derler Adıma kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Aram Derler Adıma PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı William Saroyan Kimdir?
Bitlis'ten Amerika'ya göç etmiş Ermeni bir ailenin, orada doğan ilk ferdi olarak 31 Ağustos 1908'de 'de Kaliforniya eyaletinin Fresno kasabasında dünyaya geldi. Bir Presbiteryen rahibi olan babası, Saroyan üç yaşındayken ölünce, annesi Saroyan'ı ve üç kardeşini yetimhaneye vermek zorunda kaldı. Yetimhanede geçirilen beş yıldan sonra çocuklar annelerine kavuşarak Fresno'da bir araya geldiler. Resmi eğitimle bir türlü yıldızı barışmayan Saroyan on beş yaşında okulu terk etti. Çeşitli işlerde çalıştı. Asıl hedefi yazar olmaktı. Bunun için bir yandan da öyküler yazmayı sürdürüyordu. İlk öyküsü Story dergisinde 1933 yılında yayınlandı. 1934 yılında ise Randon House yayınevi tarafından The Daring Young Man on the Flying Trapeze and Other Stories isimli kitabı yayınlandı ve o yılın en çok satan öykü kitabı oldu. Bundan sonra artık hep yazdı. Yazmaktan ve gezmekten başka bir iş yapmadı. İçki ve kumar alışkanlığı yüzünden inişli çıkışlı bir grafik gösterse de elli seneyi aşan başarılı ve üretken bir kariyer ortaya koydu. 1939 yılında The Time of Your Life oyunuyla Pulitzer Ödülü'nü kazandı, ödülü reddetti. Saroyan hayatı boyunca altmışı aşkın kitap -öykü, oyun ve roman yazdı. Düzyazıda kendine özgü bir tarz yarattı. Akıcı, konuşur gibi, coşku dolu bu tarz kendi adıyla "Saroyanesque" olarak anılır oldu. Kendisinin de söylediği gibi, Saroyan, öykülerinde tek bir şeyi anlatır: insanı. Yazarken içten ve yalındır. Onun eserlerinde süslü tabirler, söz oyunları aramak boşunadır. Öykünün bütünü ve konu esastır. William Saroyan, klasik tabirle hızlı bir hayat yaşadı, dünyayı ve bu arada ata yurdu Bitlis'i gezdi, evlendi, boşandı, sonra aynı kadınla tekrar evlendi, sonra yine boşandı. 18 Mayıs 1981 tarihinde doğduğu yerde öldüğü zaman adı amerikan edebiyatının en iyi kısa öykü yazarları arasına çoktan yazılmıştı bile. UNESCO 2008 yılını Saroyan Yılı ilan etmiştir. Köklerine ve atalarının kültürüne bağlılığıyla, Saroyan, daha 1935'te Avrupa gezisinin bir durağı olarak Sovyet Ermenistanı'nı ziyaret eder. Üçüncü ve 1978'deki son ziyaretinde, yetmişinci yaş gününü de dostlarıyla birlikte orada kutlar. Vasiyeti üzerine, naaşının bir bölümü Ermenistan'a götürülerek Erivan'daki ünlüler panteonuna gömülür.
Kısa öykü ve oyunları ile tanınmıştır. Özellikle Ermeni göçmen çocuklarının yaşadıkları zorluklar ile ilgili yazmıştır.
--reklam--
William Saroyan Kitapları - Eserleri
- Ödlekler Cesurdur
- İnsanlık Komedisi
- Yetmiş Bin Süryani
- Aram Derler Adıma
- Yoksul İnsanlar
- Ben Annemi Seviyorum
- Yüreğim Dağlardadır
- Tracy'nin Kaplanı
- Paris-Fresno Güncesi 1967-68 Ölüm Dirim ve Aya Kaçış
- Dünyanın Bir Öğle Sonrası
- Altın Çağ
- Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam
- En Güzel Günlerin
- İstiridye ile İnci
- Plays
- Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam
--reklam--
William Saroyan Alıntıları - Sözleri
- Bundan kırk yıl önce San Francisco’dayken, sanki asıl mesleğimmiş gibi kumara dadanmıştım, başka hiçbir şekilde ulaşamayacağım bana özel bir cennette yaşıyordum sanki. (Paris-Fresno Güncesi 1967-68 Ölüm Dirim ve Aya Kaçış)
- " Çocuklar,nasıl çocuk olunur bilmezler ki. " (Dünyanın Bir Öğle Sonrası)
- " Bir yazarın karısı olmak,göründüğü kadar kolay değildir. " (Dünyanın Bir Öğle Sonrası)
- Eğlence eğlencedir, ama insana yarayan, sağlığını geliştiren bir eğlence ile aşkın ayrılığını da bilirim, hani aşk bana, benim gibilere göre değil. Fazla güzel bir şey bizim için. Uçamam, şarkı söyleyemem, üstelik mideme de pek düşkünümdür. Hiç değilse günde bir kere, şöyle az kızarmış, kanlı kanlı bir biftek yemeliyim; oysa aşık olunca hiçbir şey koyamıyorum ağzıma. (Yoksul İnsanlar)
- ara sıra onu ne kadar çok sevdiğimi unutuyorum, sonra birden hatırlayıveriyorum. bu beni şaşırtıyor bir o kadar da mutlu ediyor. (Ben Annemi Seviyorum)
- " Samimiyet,kırgınlıktan,kızgınlıktan her zaman daha iyidir. " (Dünyanın Bir Öğle Sonrası)
- Yeni bir ev yaptırdı, elektrik getirtti, bir gramofon aldı, bir de otomobil: Karısını, çocuklarını içine doldurduğu gibi şehre dondurma yemeğe, soğuk bir şey içmeye, ya da sinemaya gidiyorlardı. Yıllar akıp gitti böylece. Büyük oğlu liseyi bitirdi, diploma töreninde bulundu Serkis, yaşlı gözlerle oğlunu seyretti. Her şey iyiydi, güzeldi, hoştu. Yine büyük oğlu California'da doğmuş bir Ermeni kızıyla evlendi, düğünde Ermeni, Türk, Kürt havaları çalındı, şarkılar söylendi, danslar edildi; oğlu bir küçük bağ edindi, çiftine çubuğuna dört elle sarıldı. Bu da güzeldi, hoştu, iyiydi. İkinci oğlan birinciden daha yaman çıktı, liseyi bitirmekle kalmadı, Berkeley'e gitti, ordan da diploma aldı. Bu da çok iyiydi tabii. Her şey, her şey olağanüstüydü. Dünya, gözleri önünde durmaksızın değişiyor, yenileniyordu. Telefon. Otomobil. Traktör. Biçerdöver. Aspiratör. Buzdolabı. Radyo. Oğulları, kızları çatır çatır İngilizce konuşuyorlar, İngilizce yazıp çiziyorlardı, daha da bir yığın şey öğrenmişlerdi. Zamanlar değişmişti artık, çağ başka bir çağdı. Hâlâ yaslıydı Serkis, üzgündü. Niye, bunu bilmi yordu. Gultik'te de burdaki gibi her şey iyiydi, güzeldi, hoştu. Tek tek insanları tanırdı, ayrı ayrı dillerini konuşurdu onlarla. Arapla Arapça, Türkle Türkçe, Kürtle Kürtçe. Her birini yüzüyle gözüyle kaşıyla, huyuyla suyuyla bilirdi. Babaocağıydı orası, herkes lâfını anlardı; o onların dediğinden, onlar onun dediğinden. Amerika neydi ki? Amerika, dünya bir araya gelse Gultik'i unutturamazdı ona, hiç bir şeyi unutturamazlardı. (Altın Çağ)
- "Hiçbir şey söylemedik, çünkü söylenecek o kadar çok şey vardı ki, hiçbir dil buna yeterli gelmezdi." (Aram Derler Adıma)
- Bundan yüz yıl önce olmuş olayların aynıları yaşanıyor gene: insanlar böyle. Her zaman olanlar bundan ibaret. (Paris-Fresno Güncesi 1967-68 Ölüm Dirim ve Aya Kaçış)
- Neden nefret ettiğimi bilmiyorum ama nefret ettiğim bir şey olduğunu biliyorum. (Uçan Trapezdeki Cesur Genç Adam)
- Sabahları o soğukta yataktan kalkmak canıma okuyordu. (Altın Çağ)
- Annemin elini sıktım, baktı: "Ne o Kurbağacık?" "Arıkuşu. Bak!" "Nerde?" "Na, şurda, sarı zambakların yaprakları arasında." Annem de baktı, gördü arıkuşunu: "Ay, ne güzel şey değil mi? Bayıldım doğrusu." "Biraz kafadan kontak galiba..." "Ne demekmiş o?" "Baksana, hiçbir yerde, hiçbir çiçekte durduğu yok. Pırrr diye fırlıyor, sonra iniyor, azcık durup kokusunu alıyor çiçeğin, sonra yine pırr diye uçuyor. Gören de; ürktü, kaçtı sanacak, oysa değil. Bir o çiçeğe konuyor, bir bu çiçeğe. Ne diye birinde karar kılıp yapacağını yapmaz?" "Onun huyu böyledir de ondan." dedi annem. Uzun uzun arıkuşunu seyretti: "Onun huyu böyle, n'apsın!" dedi yeniden. "Çok mu üzgünsün, anne'cim?" "Yok, hayır, değilim Kurbağacık. Hem böyle bir anda üzgün olmak çok ayıp bir şey. Ya sen?" "Ben de değilim." "Güzel! Üzgün değil, mutlu, neşeli olmanı istiyorum senin. Söyle bakalım, şimdi istediğin nedir?" "Üzgün olmak." (Ben Annemi Seviyorum)
- Ölüm her insan için kişisel bir zafer olurken eder mantık ve anlamı gibi nedenler başarısızlığın kalıplar haline geliyor. Boşverin başarıya... (Paris-Fresno Güncesi 1967-68 Ölüm Dirim ve Aya Kaçış)
- Dünya, masumların faziletini, huzurunu ve parasını çalmak için planlar yapan kafalarla doluydu. (Yetmiş Bin Süryani)
- - Konuşmak için mutlaka kelimelere ihtiyaç yoktur. Çok defa kelime kullanmadan konuşuruz. - Öyleyse kelimelerin ne lüzumu var? - Çok kere yoktur. Umumiyetle asıl söylemek istediğin şeyleri veya açığa vurmak istediklerini saklamaya yarıyor. (Aram Derler Adıma)
- ...Gerçekten insan olmaya ancak, birbirinize beslediğiniz doğal nefrete rağmen, birbirinize saygı gösterdiğiniz zaman başlayacağınızı bilmenizi isterim. (İnsanlık Komedisi)
- Kendi kafanda kurduğun şeylere kendin inanıyorsun sonunda. (Yoksul İnsanlar)
- <
Dünyanın Bir Öğle Sonrası) - "... Düş nedir anneciğim?" "Oo, bu anlatamayacağım bir şey, Kurbağacık. İnsan düş görmeye başladığından bu yana hep bu sorunun karşılığını bulmaya çalışmıştır." "Ne zaman düş görmeye başlamışlar?" "Pek emin değilim, fakat her şeyi daha değişik ya da daha iyi olarak görmeyi istediklerinden bu yana." (Ben Annemi Seviyorum)
- Ben hayallere istatistikten daha çok inanıyorum. (En Güzel Günlerin)
Yorumlar
0 yorum