Kitap Künyesi

Yazar: Sezai Karakoç

Yayın Evi: Diriliş Yayınları

İSBN: 9789123441532

Sayfa Sayısı: 34

Armağan Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Fuzulî`nin Hadikat-üs Suada`sından uyarlama.

Bu kitap, 13 Temmuz 1978`de Diriliş Pazartesi - Perşembe Günlüğü`nün 59. sayısında yayınlanmıştır.

Armağan Alıntıları - Sözleri

  • " Bir ân yüzümüz gülmez şu karanlık çağ yüzünden. "
  • Filistin'den geçmiş gibisin. Oranın çiçeklerinden kokular var üzerinde. Gözlerin, oraları gören gözler gibi.
  • ...Duanı istiyorum yalnızca. Yakutların elmasların yanında değersiz bir taşa döneceği o gerçek değer olan duanı.
  • "Bir ân yüzümüz gülmez şu karanlık çağ yüzünden."
  • Filistinden geçmiş gibisin. Oranın çiçeklerinden kokular var üzerinde. Gözlerin, oraları gören gözler gibi...
  • Selam, gönlü gamlarla dolu olan sana. Selam, tahammül edilmez çileleri yüklenmiş olana!
  • Bu pencere boşuna açılmadı. Bütün pencereler kapanırken açılan ve bütün pencereler açılırken kapanan bu pencere boşuna açılmadı, küçük kuş.
  • Bir an yüzümüz gülmez şu karanlık çağ yüzünden..
  • Dost, bak gör, sararan yüzümüzde Dünyayı kaplayan gözyaşları var.
  • ... Çok yol teptin. Yoruldun. Başını dinlendirecek bir köşe arıyorsun.
  • Tek başına, zülme karşı ayakta duran hakikat medresesidir bu zindan.
  • Bir an olsun yüzümüz gülmez şu karanlık çağ yüzünden. Doğmasaydık keşke şu kara günlerin göğsünden.
  • Çektiğimiz çileler yüzümüzden okunur. Dışımızdan içimiz, gecemiz gündüzümüzden okunur. Adımızı söylemeye ne gerek, bir bakışta İsmimiz, yanıp küle dönmüş özümüzden okunur.

Armağan İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Selam, tahammül edilmez çileleri yüklenmiş olana...: Meydan. Meydanda iki buçuk katlı taş bir bina. Sağlı sollu evler. Bir köşe başında zincirlerle bağlı bakır tası olan çeşme. Vakit sabah. Satıcılar tezgâhlarını düzenlemekle meşgul. Binanın etrafı nöbetçilerle çevrili. Buçuk kat yere yakın. Binanın diğer katlarında pencere olmamasına rağmen burada demir korkuluklu bir pencere var. Ve pencerede Hazreti Yusuf. Hazreti Yusuf için bütün pencereler kapanmış, sebepler sükût etmiş. Ama işte bu pencere açık. Ne Züleyha ne de Yusuf’u zindana atanlar açmış bu pencereyi. Pencereyi açan, Yusuf'un da, Züleyha’nında, Yakub’un da yazgısını yazan. Bir kuş konar pencereye. Ve Yusuf’un elleri uzanır gözleriyle birlikte. İşte bir avuç buğday ellerde. Taneler bir bir erirken avuçta,Yusuf’un hayalleri Kenan illerinde. işte kuş pırr der uçar yuvasına. Uçan kuş mudur, yoksa Yusuf’un yüreği midir? Bilinmez... Derken işte bir deve. Pencereye yaklaşır. Yusuf deveyi pencereden kollarıyla kucaklar: -Nereden gelip nereye gidersin. Sahibin nerde? Uzun yollardan gelmişsin. Dinlenecek bir köşe arıyorsun belli. Ama yanlış yerdesin. Bir zindanın önünde. Zindanda olmanın ne demek olduğunu bilseydin bütün bu yorulmalara bedel dinlenmelerden vazgeçerdin ey deve. Üzerinde Filistin Çiçekleri kokuyor senin. Belli ki bana bir haber getirmişsin? Derken işte devenin yüzü başkalaşıyor, insanlaşıyor, dile geliyor. “Ey gönül ülkesinin tutsak şehzadesi. Sana selam vereyim dedim bu alandan geçerken. Kenan illerinden geldim. Yine oraya döneceğim. Bana bir buyruğun var mı?” -Hüzne gömülmüş baba için bir müjde, bir ışık, acıyı, gözyaşını dindirecek bir kelime. İşte devenin sahibi elinde bir sopayla devenin yanında bitiyor. Neredesin diyor. Yolcu yolunda gerek, ne işin var senin hapishane önünde diyor. Toprak görevde. Ayaklar bağlanmış. Sopa inemedi deveye. Yusuf sorar adama: “Nereden gelirsin?” “Kenan illerinden. Yakup ailesinin evleri, civarından.” “Ey kardeş, sen hiç o ovalarda, o yerlerde bir ağaç gördün mü? Ki gövdesinden on iki dal çıkmış, fakat birini fırtına kırmış ve o ağacın gövdesi, o kırılıp uzaklara giden dal için ağlıyor.” -Sen Yakup’tan sorarsın. Hüzünler Evi’nde gece gündüz yalvarır Allah’a. Kurttan kuştan haber sorar ama gelmemiştir bir türlü kayıptan bir haber. -Ey yolcu, gideceğin yerde belki yüz kuruş kazanacaksın, al sana yirmi bin. Dön git Kenan illerine. Zindan hücresinden hüzünler evine. O ki gözlerindeki akı, ben ki gençlik hazinemi kaybettim. Sonra anlat ona burada ne gördüysen. İsmim gerekmez. Beni tanıyacaktır o. Selam söyle. Tüm kavuşamayan talihsizler için dua buyursun. Bilirim o duası geri çevrilmeyendir. Unutmayanları da dualarında unutmasın. Bütün bu hizmetlerine karşı direnme de al şu yakutu. -Tamam da kıpırdayamıyorum, ayaklarım bağlı. -Deveye dokunmamaya söz verirsen hareket kazanırsın. “Tövbe olsun, yeter ki şu ayağım kurtulsun.” İşte şimdi Kenan ilindeyiz. “Tanrı elçisine selam. Tanrıdan bize haber getiren sana selam. Selam, gönlü gamlarla olan sana. Selam, tahammül edilmez çileleri yüklenmiş olana.” Yakup Peygamber alır bütün bu güzel selamları. “Gönlüme ferahlık verdi şu içten selamların. Ne yandan geliyorsun.” -Mısır’dan. Yüzünde buraların mührü olan bir gençten sana selam getirdim. Zindandaydı ama yüzü aydınlıktı. Saçlarında ve gözlerinde Filistin’den bir hava vardı. -Benim Rabbim en umulmayan zamanda en umulmadık yönlerden sevindirir. Hiç tanımadığım sen, hiç düşünmediğim yerden gönül aydınlatan haberler getirdin. Ab-ı hayat gibi. Diriliş muştusu gibi. Gençleştirdin, dirilttin beni. Kalbim işte sükunette. Dile benden ne dilersen. -Dünyaya ait karşılıkları zindandakinden aldım. Şimdi kaldı öbür dünyam. “Duanı istiyorum yalnızca. Yakutların, elmasların yanında değersiz bir taşa döneceği, o gerçek değer olan duanı.” Ve duası geri çevrilmeyen başlar duaya. Önce haberi getirene, sonra habercinin devesine ve zindan tutsağı gence… Böylece kitabı özetlemiş oldum. Kısa, özlü, bir göz gezdirmeyle okunacak kitap. Tavsiye ederim. (Sait Köşk)

Bu bir kitap değil kitapcık. Fuzuli'nin Hadikat-üs Suada'sından uyarlama bir Yusuf peygamber ve babası Yakup Peygamber hikayesi. Yakup(a.s)'ın aradığı sonunda aldığı güzel bir haberi anlatıyor. Keşke hikayeyi baştan sona yazsaydı da bir de Sezai Karakoç'tan okusaydık. (Salih)

Bu kitap( kitapçık da denebilir) Merhum Fuzûlî'nin Hadikatü's Süeda'sına yazılmış bir uyarlama. 20 dakika bilemediniz yarım saatte okuyabileceğiniz ancak hikayesi ile etkileyici ,ferahlatıcı bir üslubu ile Sezai Karakoç Üstad'ın sizi etkilemesi kaçınılmaz. (M.T)

Kitabın Yazarı Sezai Karakoç Kimdir?

Rivayetlere göre babası Yasin Efendi'nin Muhammed Sezai adını verdiği, ancak ismi nüfus kayıtlarına yanlışlıkla Ahmet Sezai olarak geçirilen Karakoç, 1933'te Ergani'de dünyaya geldi.

İlkokul ve ortaokulu Diyarbakır ve Maraş'ta parasız yatılı okuduktan sonra, lise öğrenimini Gaziantep'te tamamladı.

Ahmet Sezai Karakoç, liseyi bitirdikten sonra çok istediği felsefe bölümünde okumak üzere İstanbul'a geldi, ancak bu bölüme kayıt yaptırdığı halde, maddi zorluklar nedeniyle girdiği sınavını kazandığı Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne burslu öğrenci olarak yerleşti ve 1955'te Mülkiye'den mezun oldu.

Karakoç, 1959-1965 yılları arasında Maliye Müfettiş Yardımcılığı ve Gelirler Kontrolörlüğü görevlerinde bulundu, vatani görevini yedek subay olarak yaptı, 1973'te memurluk görevinden ayrıldı ve ayrıca 1967 yılında ''İslamın Dirilişi'' adlı kitabından dolayı yargılandı.

Sezai Karakoç Kitapları - Eserleri

  • İslam
  • Yitik Cennet
  • Gün Doğmadan
  • Monna Rosa - Şiirler 1
  • Samanyolunda Ziyafet
  • Düşünceler 1 - Kavramlar

  • Düşünceler 2 - Kurumlar
  • Diriliş Muştusu
  • Ruhun Dirilişi
  • Diriliş Neslinin Amentüsü
  • Mevlana
  • Hızırla Kırk Saat - Şiirler III
  • Şiirler II - Şahdamar - Körfez - Sesler

  • Taha'nın Kitabı - Gül Muştusu - Şiirler IV
  • Ayinler / Çeşmeler - Şiirler VI
  • Leyla ile Mecnun - Şiirler VII
  • Ateş Dansı - Şiirler VIII
  • İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü
  • Edebiyat Yazıları 1
  • Edebiyat Yazıları 2

  • Edebiyat Yazıları 3
  • Çıkış Yolu 1
  • Çıkış Yolu 2
  • Çıkış Yolu 3
  • Zamana Adanmış Sözler
  • Yunus Emre
  • Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı 1

  • Yapı Taşları ve Kaderimizin Çağrısı 2
  • Unutuş ve Hatırlayış
  • Tarihin Yol Ağzında -İki Röportaj
  • Piyesler 1
  • Meydan Ortaya Çıktığında - Hikayeler 1
  • Mehmed Akif
  • Makamda

  • Kıyamet Aşısı
  • İslamın Şiir Anıtlarından
  • İnsanlığın Dirilişi
  • Portreler - Hikayeler II
  • Gündönümü
  • Dirilişin Çevresinde
  • Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 1

  • Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 2
  • Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 3
  • Armağan
  • Batı Şiirlerinden
  • Çağ ve İlham 1
  • Çağ ve İlham 2
  • Çağ ve İlham 3

  • Çağ ve İlham 4
  • Alınyazısı Saati - Şiirler IX
  • İslamın Dirilişi
  • Çağdaş Batı Düşüncesinden
  • Günlük Yazılar 2 - Sütun
  • Ölümden Sonra Kalkış
  • Varolma Savaşı 1

  • Günlük Yazılar 1 - Farklar
  • Günlük Yazılar 3 - Sûr
  • Günlük Yazılar 4 - Gün Saati
  • Üç Kaside
  • Körfez
  • Mağara ve Işık
  • Sesler

Sezai Karakoç Alıntıları - Sözleri

  • Ben günah kadar beyazım, o tövbe kadar kara... (Monna Rosa - Şiirler 1)
  • "İnsan öldükten sonra nasıl dirilecekse, ölmeden önce de dirilebilir." (Günlük Yazılar 2 - Sütun)
  • İçimde Nuh'un en yeni tufanı Dünyaya ayak basıyorum yeniden.. (Körfez)
  • Bir gün öleceğim düşüncesi ve ondan ötesinin muamması, şuurumu alt üst ediyor, kökünden sarsıyor... (Çağdaş Batı Düşüncesinden)
  • "Siz bilmezsiniz, size anlatmak da istemem. " (Gün Doğmadan)
  • Divan Edebiyatını tanımayan, divanları okumamış bulunan kişilerin Osmanlı tarihini de hakkiyle bildikleri söylenemez.. (Edebiyat Yazıları 3)

  • Özgürlük isteyenler, özgürlüğü yok edecek, bağımsızlık! diye bağıranlar, esaretin en koyusuna gömecek öğreti ve güçlerin fedaisi kılınıp cepheye, ölünceye kadar savaş! cephesine sürülüyorlar. (Çağ ve İlham 3)
  • Selam, gönlü gamlarla dolu olan sana. Selam, tahammül edilmez çileleri yüklenmiş olana! (Armağan)
  • Anlatacaktım ölümlerini bir sonbahar eşliğinde Bir kış güneşliğinde Fakat baktım bu ölüm değil diriliştir Tabiatı aşan bir bildiriştir Ne güz ne sarı renk bu göçü anlatır Bu kan rengi bu kıpkızıl öçü anlatır Görünüşte kırmızı gerçekte yeşil Görünüşte öç hakikatte değil Faninin sonsuzla barışması Affın mağfiretle yarışması Yaprağın düşüşü değil bu toprağa (Ölümden Sonra Kalkış)
  • Namık Kemal’in, bütün batıcılığına ve tanzimatçılığına rağmen, yazılarında kimi kez İslâm birliğinden bahsetmesi ve genellikle İslama karşı saygılı görünmesi hususu oldu. (Edebiyat Yazıları 3)
  • Kaç aç varsa hepsi ben Kaç hasta varsa hepsi ben Kaç liman önlerinde dönen İşsiz hamal hepsi ben Kaç aşktan ters yüz edilmiş Aşık varsa hepsi ben Bütün çiçeklerle donanıp Bütün insanlarla ölen ... (Körfez)
  • Umutsuzluk geleceği, umursamazlık geçmişi unutturur. (Fizikötesi Açısından Ufuklar ve Daha Ötesi 3)
  • Bu dünya, kışların geçmesi gibi geçer. Ve öbür dünya, yazların gelmesi gibi gelir. İnsanlar, sararıp toprağa karışan,çöl otları gibi ölürler... (İslam)

  • İslam dünyası, medeniyet açısından ölüm sularında yüzüyor… (Düşünceler 1 - Kavramlar)
  • İnkar tutsaklık, inanç özgürlüktür. (Diriliş Neslinin Amentüsü)
  • “Derdim vardır inilerim.” (Yunus Emre)
  • Oku okuyabildiğin kadar ölüm dersinden (Taha'nın Kitabı - Gül Muştusu - Şiirler IV)
  • Tarif edilmez güllerin yankısı gözlerin (Şiirler II - Şahdamar - Körfez - Sesler)
  • İdealini yitirmiş ruh, yetersiz beslenen bir vücut gibi, giderek pörsür, solar ve ölür. (Çağ ve İlham 3)
  • Ne olup ne bitiyor Gün nereye gidiyor (Alınyazısı Saati - Şiirler IX)