Kitap Künyesi
Yazar: Afşar Timuçin
Yayın Evi: Bulut Yayınları
İSBN: 9789758295890
Sayfa Sayısı: 184
--reklam--
Aşkın Diyalektiği Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Aşkın Diyalektiği" denilince, bilimsellik savında bir yapıtı düşündürebilir size. Hayır, bu nitelikte bir yapıt verme gibi bir amacın ardında değil Afşar Timuçin. O, olanca alçakgönüllülüğüyle bu konuyu okurlarıyla birlikte (onlarla söyleşircesine) ele alıyor ve çok önemli noktaların altını çiziyor. Bunu yaparken de bunca yıllık kültürel birikimin gözden geçiriyor. Aşka dair sölenmiş ne varsa, onları da göz önünde tutuyor. Türkçede ilk kez kaleme alınmış, özgün bir bakış açısının ürünü olan "Aşkın Diyalektiği" başucu kitaplarınızdan biri olmaya adaydır. Hak ettiği ilgili göreceğini umuyoruz.
--reklam--
Aşkın Diyalektiği Alıntıları - Sözleri
- "..kadınla erkek arasında pekçok sorun vardır. Bu sorunların kaynağında da cinslerin birbirlerini tanımakta eksik kalışı vardır dersek yanlış bir şey söylemiş olur muyuz? Kadın erkeği ve erkek kadını genel olarak her yerde ve her zaman yetersiz bir bilinçte kavramaya çalışıyor. Bu yüzden kadın erkek çatışmasında yargılar çok zaman havada kalıyor. Cinsler birbirlerini yeterince tanımıyorlar, birbirlerini yeterince tanımadan aşk yaşıyor ve birbirlerini yeterince tanımadan evleniyorlar. Kadın erkeğin cinsel koşullarının neler olduğunu bilmiyor, erkek de kadının cinsel koşullarının neler olduğunu bilmiyor. Kadın erkeği ve erkek kadını iyi tanısaydı iki cins arasında çatışkılar bu kadar dramatik olmayacaktı. Her şey dönüp dolaşıp insanın kendini iyi tanımaması sorununda düğümleniyor. Yarım yamalak kurulmuş bilinçlerle yaşayan insanlar her türlü sorunu tam bir gelişigüzellikte yaşayıp tam bir gelişigüzellikte çözmeye çalışıyorlar."
- Yetinmek bilgeliğin erdemidir.
- Mutluluğu aşktan çok daha başka yerlerde aramak gerekir.
- "..Evrenselde erimemiş ben ya da yetkinleşmemiş ben tam bir oburdur: karşı cinsten gözüne kestirdiği birini kendinin kılmak, daha da kendinin kılmak ister, onu kendinin kıldığında ondan alabildiğine yararlanmayı kurar, bunun için sömürme düzeneklerini sonuna kadar tam bir oyunculukla çalıştırır. Bunun aşkla elbet hiçbir ilişkisi yoktur, çok yerde aşk diye belirlenebilse de. Oysa gerçek aşk ahlakı her durumda iyelik duygusunu dışlayacaktır. Bilinçli ruh karşı cinsten birine "Sen benimsin" derken "Sen benim için önemlisin" demek ister. Bilinçli insanların dünyasında herkes kendinindir, kimse kimsenin değildir."
- "..Her umut kırıklığı yeni bir umudu ve her yeni umut bir umut kırıklığını getirir ve biz başarısız bir aşktan bir başka başarısız aşka giderek ömrümüzü tamamlarız."
- "..Pekçok kişinin yaşamında şöyle ya da böyle ölmüş ya da öldürülmüş aşkların tanınmaz olmuş kalıntıları vardır. Pekçok kişinin yaşamında aşk ölüleri vardır. Zaman zaman kıpırdanan bu ölüler bize gerilerde yazık edilmiş bir şeylerin kaldığını duyururlar."
- "..Anılaşmak yarı yarıya hiçliğe gömülmektir. Aşklar anılara dönüşürler ve anılar da bilincin oluşum koşulları çerçevesinde kendi kendilerine sürekli dönüşürler, sonunda tanınmaz olurlar, üstelik varlıklarıyla bir gerçekliği tam olarak karşılıyormuş gibi dururlar, böylece bir güzel aldatırlar bizi. Her anıda bir yaşanmışın renkli ve degişken çatısını buluruz. Bu çatı ikide bir kılık değiştirir gibi içerik değiştirir. Anılara dönüşmek hiçleşmektir bir bakıma. Sürüp gidenle ilgili anılar bitip gitmişle ilgili anılardan daha canlıdır. Sürüp gidenle ilgili anıları canlandıran bir şimdi vardır en azından."
- "..Duygusallık dış dünyayla ve kendimizle her dokunuşmamızda bir zorunluluk olarak kendini gösterir. Her bilinç edimi zorunlu olarak duygusaldır. Yaşamımızı duygusallıklardan arındıramayız, buna gerek de yoktur."
- "..Çocuk eşsizdir, çocuk gerçek bilgedir, çocuk arayandır, dünyaya yarar değerlerinin dışında yönelendir. O dünyayı doğru olarak kavrar: birinden ya da bir şeyden yana değildir, yalnızca görmeye eğilimlidir. Gerçek hayvanla gerçek insan olmanın arasında sıkışmış değildir, hızla bilinçlenmeye yönelmiş kısıtlı düşünselliği içinde kendine göre özgürdür. Kalıplanmış değildir, savları yoktur, kısacası o kadın da erkek de değildir. indirgemeye ve indirgenmeye elverişli bir yapısı yoktur. Oyunu sever, oyun onun okuludur ve sevinç kaynağıdır, ama bir kadın ya da erkek gibi oyuncu değildir. Kırık tabancasıyla adam öldürürken bile yalnızca oyun oynama sevincini yaşamaktadır. Çocuk oyununu oyun olarak yaşar: oyun oynadığının bilincindedir. O ne kimseyi öldürmekte ne de kimseyi öldürmek istemektedir."
- "..Her aşk ilişkisi cinselliğin üzerine kurulmuş bir duyumsal-duygusal-düşünsel haz etkinliği olmakla bir kültür oluşumunu olası kılar."
- "..Sartre'a göre "Çatışkı, başkası için varlık'ın kökel anlamıdır". Ben her zaman başkasının bakışı karşısındayımdır. Başkasının varlığı böylece beni ele geçirir. Sartre'e göre "Başkasıyla biroluş gerçekte gerçekleşemez bir şeydir". Bu birolma tasarısı Sartre'a göre aşkta da gerçekleşmez ve aşkın ülküsü olarak kalır. Bu anlamda aşk baştan sona bir çatışkılar ortamıdır, bütünüyle bir çatışkıdan başka bir şey değildir. Başkasının özgürlüğü benim varlığımın temeli de olsa ben her zaman bu özgürlük karşısında tehlike içindeyimdir."
- "..Aşk bir kültür ortamıdır ve onun toplumdışı oluşu bir kültüre katılıyor olmayı engellemez. Ayrıca aşk bir kültür ortamı olarak iki kişinin bir arada gelişimini sağlar, bu da önünde sonunda genel kültür yaşamına katkıda bulunacaktır, onu kendine göre ya da kendi çapında dönüşüme uğratacaktır."
- "..Aşk bir değer ortamıdır, bilinç bulanıklıkları oluşturduğu yerde bile bilincin istemli bir yönelimini gerektirir. Aşk bir bilincin bir bilince kavuşması, bir bilincin, özellikle duygusal düzeyde, bir başka bilinçte kendini bulması ya da aramasıdır."
- "..Serseri dediğimiz kişi bir özgürlük tutkunudur. Kalıplara sığmayan, kurallara körü körüne uymayı düşünmeyen, özellikle yararda sınırlanmayan kişidir o. Gene de onun yaşadığı şey başıboşluk değildir. Serserilik başıboşluk değildir çünkü. Serseriyi iyi tanımıyoruz. Serseri başıboşluğa değil özgürlüğe adanmıştır. Onu kitaplıklardan sergilere, tren istasyonlarından rıhtımlara, sokaklardan sinemalara kadar her yerde bir şeylere alıcı gözle bakarken bulabilirsiniz."
- "..Gerçek yetkin insanı önce kendimizde sonra başkalarında yaratamadığımız ve her şeyden önce yetkin insana ulaşma istemini dünyaya yayamadığımız sürece, basit tüketiciler olarak kaldığımız, kalmayı göze aldığımız sürece kadın dünyasıyla erkek dünyasını bütünleştirmemiz olası değildir, daha doğrusu dünyayı bütünleştirmemiz olası değildir."
--reklam--
Aşkın Diyalektiği İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Sarsıcı,başucu niteliğinde,ezber bozan kitaplardan birini fark edebilme,okuyabilme,kendimi geliştirebilme şansı bulabildiğim için mutluyum.Bir çok edebiyat alanında birden fazla yetkin eser verebilmeyi başarmış verimli bir aydın olan Afşar Timuçin'den okuyunca esere ayrıca inceleme gözüyle bakarak okuduğumu belirtmeliyim.Yazarı başarılı olan yazınlar,her cümlesinde sizlere hayata dair önemli anekdotlar ve dersler sunacaktır.Anlayan kazanır,anlamayan yalnızca gözlerini,hislerini ve zamanını yormuş olarak sadece bir kitap daha okumuş olur. Dönelim incelemeye:Aşk bizden bağımsız hareket alanı bulan bir duygu mudur?Yoksa bizler zihnimizde bazı düşünceler üretiriz,biyolojik ve fizyolojik sebeplerle bu düşüncelerimiz reaksiyona uğrar da bunun adı aşk mıdır?Eşsiz duyguları metalaştırdığımızda o figür ve büyünün adını "aşk"diye biz mi nitelendiririz?Aşk bir tür bağlanma ve sevme hissi midir,ya da sevginin çok ötesinde kendine krallık getiren monarşik bir duygu otoritesi midir? Aşk paradokstur şüphesiz.Salt duygusal açıdan değerlendirmek yanlış olur kanaatini taşıyorum.İnsan hayatını psikolojik,fizyolojik,duygusal alanlarda ciddi etkileyen bu duygu usunu,yalnızca duygu yoğunluğu ile açıklamak aşka haksızlık olacaktır düşüncesindeyim. Afşar Timuçin'e katılıyorum.Kim ne derse desin insanlığın en temel sorunudur aşk. Aşk üzerine düşünmek zor.İçinde bulunduğumuz popüler kültür aşka salt duygu gözüyle bakıyor ama bu çok yalın ve basit bir düşünce gibi geliyor bana. Aşk yalnızca kendi kendini esir alan,yalnızca kendine yenilen,kendinden başka düşman bulamayan,bulsa da yenilmeyen garip bir savaşçı gibi geliyor bana. Aşk saygısızdır.İnsanın düşüncı alanını,dokunulmazlık ve kültür alanını işgal eder.Kural tanımaz. "Aşkın Diyalektiği"kitabı da aşk üzerine yazılmış çok özel bir kitap olarak işte bu saygısızlığa değiniyor.On üç bölümde;kadın-erkek eşitliği yahut eşitsizliği,cinsel sorunlar,eşcinsellik,aşkta etkinlik alanı ve olağandışı aşk gibi konulara değinmiş. Cok özel bir kitap olarak varlığıyla büyüledi beni.Örneğin kadında boşalma,erkekte boşalma,kadının cinselliğe bakışı,erkeğin cinselliğe bakışı,çiftlerin bütünleşme esnasında dikkat etmesi gerekenler,kadının duygu dünyasında sevişmenin önemi,erkeğin fahişeliğe ve seks sonrası ve öncesi döneme dair düşünceleri büyük bir ciddiyetle detaylandırılmış.Toplumumuzda itilmiş,bastırılmış,susturulmuş,konuşulması ayıp kabul edilmiş konuların yüzeysel değil,detaylı bir biçimde dile getirilmiş olması,yazarın kitabına gösterdiği öneme ve toplumun inşasına ve aydınlanmasına ne kadar titizlikle yaklaştığına işaret ediyor. İçerisinde zenginlik,felsefi sorgulamalar ve derin bakış açısıyla mükemmel bir kitaptı! Muhakkak okunmalı. (Furkan Güreci)
--reklam--
Aşkın Diyalektiği PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Afşar Timuçin - Aşkın Diyalektiği kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Aşkın Diyalektiği PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Afşar Timuçin Kimdir?
Manisa Akhisar'da doğdu. Yüksek öğrenimine İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransız Dili ve Edebiyatı Bölümünde başladı. 1967 yılında, eğitimini tamamlamak üzere Kanada'ya gitti. 1967'de Montreal Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde lisans eğitimini, 1970'de İstanbul Üniversitesi'nde doktorasını tamamladı. 1968–1970 yılları arasında Fransızca okutmanlığı yaptı. 1981 yılında doçent, 1992 yılında profesör oldu. Bir süre Kocaeli Üniversitesi Felsefe Bölümü başkanlığı görevini yürüttü. Kocaeli Üniversitesi'nden 2006 yılında emekliye ayrıldı.
Ataç, Dönem, Milliyet Sanat, Papirüs, Soyut, Yazko, Yelken, Yeni Edebiyat, Yeni Ufuklar, Varlık dergilerinde şiirleri yayımlanmıştır.
Afşan Timuçin, Tuncer Tuğcu ile birlikte hazırladıkları, ilk sayısı 1972 yılının Ekim ayında çıkan Felsefe Dergisi'nin sorumlu yönetmenidir
--reklam--
Afşar Timuçin Kitapları - Eserleri
- Düşünce Tarihi-1
- 50 Soruda Aydınlanma
- Aşkın Diyalektiği
- Destanlar
- Düşünce Tarihi-2
- Gençler İçin Felsefe Tarihi
- Aydınlanma Nedir?
- Ahlaksızlık Üzerine
- Çöl
- Yarına Başlamak
- Gece Gelen Eski Dost
- Düşünce Tarihi-3
- Ölesiye Sevmek
- Felsefeye Giriş
- Descartes Felsefesine Giriş
- Böyle Söylenmeli Bizim Türkümüz
- Denizli Pencere
- Estetik
- Düşlerin En Güzeli
- Felsefe Bir Sevinçtir
- Boş Beşik
- Düşünce Tarihi
- Akşam Türküleri
- Tepedeki Yalnızlık
- Tahir ile Zühre
- Aşk Güzeldir
- Sorularla Estetik El Kitabı
- Özgür Prometheus
- Demokrasi Bilinci
- Ey Benim Güzel Sevdalım
- Felsefenin Önceliği Bilgi Sorunu
- Arınmalar
- Aydınlanma Yazıları
- Nazım Hikmet'in Şiiri
- Bulutlar Deniz Kokar
- Kıyılar Durulunca
- Aşk Beni Çağırınca
- Savaşçı Türküleri
- Neden Bazı Akşamlar
- Geç Zaman Tutkuları
- Kıyılar Durunca
- Eskiçağ Aydınlığı
- Düşünenler Düşünceler
- Erken Ölümler
- Bu Sevda Böyle Gider
- Aşkolsun Kırlangıçlar
- Felsefe Sözlüğü
- Yeni Şiirimizin Kısa Romanı
- Bizi Biz Yapan Sevda
- Sait Faik'in Dünyası
- Çoban Ateşleri
- İçimizdeki Deprem
- Estetikte Anlam ve Yorum
- Bir Yaz Güzellemesi
- Felsefeden Estetiğe
- Öykü ve Romanlarıyla Sabahattin Ali
- Yaşasın Düşlerimiz
- Descartes'çi Bilim Kuramının Temellendirilişi
- Edebiyat Estetiği
- Descartes
- Aristoteles Felsefesi
- Eğitim Sohbetleri
- Estetik Bakış
- Yağmur Sabahı
- Bilime Felsefeden Bakmak
- Felsefe Bir Sevinçtir
- Sonsuzluk Şarkısı
- Estetik Sözlüğü
- Eskiçağ Ahlakları
- Narçiçeği Sabahlar
- Ölümü Kapıda Bekletmek
- Eğitim Üzerine
--reklam--
Afşar Timuçin Alıntıları - Sözleri
- “İnsan kendini evcilleştirmek isteyen tek yırtıcıdır, evcilleştikçe kendi olmaktan çıkar” demişti bir gün Hüseyin. (Tepedeki Yalnızlık)
- ../aşkımız belki dillere destan, Ne var ki her şey gibi o da geçti, ... Garipti, eksikti ama güzeldi.. (Bulutlar Deniz Kokar)
- Yaramı güzelce öptüm... (Bu Sevda Böyle Gider)
- ... ben onu düşündüğüm zaman vardır, düşünmediğim zaman yoktur, ... (Düşünce Tarihi-2)
- Düşünmeden yaşamak gerçek insan olma koşullarının dışında yaşamaktır. O durumda sınırlı bir insani etkinlik içinde kalmak ve evrensel dönüşümde bir yer tutmaktan çok bir akıntıda sürüklenip gitmek bir yaşam biçimi olur. Yaşamı dönüştürmeye katkıda bulunan insanla tam anlamında edilgin bir varlık sıfatıyla varlığını sürdüren ve hep bir takım gerekleri yerine getirmek durumunda olan insan aynı insan değildir. Düşünce dünyasına yönelmek insan olmanın eşiğinden girmektir (Estetikte Anlam ve Yorum)
- "doğalcılık" sözü hemen herkese öncelikle fransız romancısı Emile Zola'nın (1840-1902) sanat anlayışını ve yapıtlarının temel özelliklerini düşündürür. (Sorularla Estetik El Kitabı)
- Hemen herkesin demokrasi yandaşı olduğu bir dünyada demokrasiden bu kadar yoksun oluşumuz, ikide bir demokrasi derken demokrasiyle uzaktan yakından bir ilişkisi bulunmayan bir yaşam biçimini sürdürmekte oluşumuz size biraz garip görünmüyor mu? (Demokrasi Bilinci)
- “Ne iş yaparsın?” diye soracak olsam, ayakta duramayacak kadar içerim demezdi de, “Adı güzel sokakları dolaşırım” derdi. (Denizli Pencere)
- Ölüm uzun uzun düşünülmeden gerçekleştirilmesi gereken bir şey olmalıydı, ya da birdenbire ve kendiliğinden gelen bir şey. (Kıyılar Durunca)
- Dil bizi yanlışlarıyla değil yetersizlikleriyle korkutur. Bugün böylesi bir korkuyu yaşamayanların çok eksikli ya da çok duyarsız kişiler olduğunu söyleyebiliriz. Eğitimin düzeyi düştükçe dilin sesleri bile bozuluyor. Adama üç kere "Ne dedin?" Diye sormadan onun ne dediğini bile anlayamıyorsunuz. (İçimizdeki Deprem)
- Onlar derin görünmek için sularını bulandırıyorlar. (Felsefeye Giriş)
- Ergin olmama durumu çok rahattır. "Sapare aude!" Kendi aklını kullanma cesaretini göster! -Kant (Aydınlanma Nedir?)
- "Her yanda efendiler ve köleler var. İnsan olamamanın koşulları içinde efendilerin köle ve kölelerin efendi olduğunu görebilmek için keskin bir bakışa ulaşmış olmak da gerekmiyor." (Ahlaksızlık Üzerine)
- Kendinden başka birini sevemeyen kişiyi özlemek ayıptır. (Kıyılar Durunca)
- Kitaplardan silinmiş kim sildiyse Ağlayışlar titreyişler bekleyişler (Düşlerin En Güzeli)
- Bir toplumda çeşitli güçler gelişigüzel etkinliklerde bulunursa o toplum özgürlükten en az pay alacaktır. (Düşünce Tarihi-2)
- ...., öyle ki bundan böyle cumhuriyet şiiri Nazım'dan önce ve Nazım'dan sonra diye iki ayrı dönemde düşünülecektir. (Yeni Şiirimizin Kısa Romanı)
- (...)Bizler öngörülerimizi duygusallığımızdan değil gerçekliğin bilgisinden türetmek zorundayız.(...) ( Benim Gibi Düşün ) (Çoban Ateşleri)
- Felsefe dediğimiz bilgi alanı özünde yaşamla birlikte dönüşen ve dönüşürken yaşamı dönüştüren düşüncenin alanıdır. (Felsefenin Önceliği Bilgi Sorunu)
- Türkiye'nin uygar bir ülke olmaması konusunda son derece duyarlı olan birtakım kesimler büyük bir korkuya kapılıp gerçek solu yokedebilmek için ellerinden geleni yaptılar ve başarıya ulaştılar. (İçimizdeki Deprem)
Yorumlar
0 yorum