Kitap Künyesi
Yazar: Terry Eagleton
Çevirmen: Osman Akınhay
Orijinal Adı: Saints and Scholars
Yayın Evi: Agora Kitaplığı
İSBN: 9789758829125
Sayfa Sayısı: 184
--reklam--
Azizler ve Alimler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
1916‘da, İrlanda‘nın batı kıyısında bir kulübede, sıradışı kaçaklar biraraya gelmiştir. Ludwig Wittgenstein, İngiliz dargörüşlülüğünden yorgun, felsefeden ise tamamen bitap düşmüş bir halde Cambridge‘den kaçmıştır. Yol arkadaşı Mihail Bahtin, Rus devrimci hiziplerinin tartışmalarından gına getirip, kendini oburluğa adamıştır. Onlar yüksek meseleler hakkında komik gevezelikler ederlerken, kulübeleri İrlanda Cumhuriyet Ordusu‘nun lideri James Connolly ile Joyce‘un "Ulysess" romanından kaçıp gelen Leopold Bloom tarafından basılır. Ve aralarında, devrimden felsefeye, hayattan boşvermişliğe, itişli kakışlı, bol küfürlü ve ortalığa harika fikirlerin saçıldığı bir muhabbettir başlar...
Terry Eagleton‘ın yazdığı tek roman olan "Azizler ve Alimler", anekdotlar, idealler, kavramlar, kültürler ve St. Petersburg, Viyana ve (‘hiçbir şeyin başkenti‘) Dublin gibi çalkantılı şehirler arasında gezinen keyifli ve oyuncul bir ‘fikir romanı‘dır.
--reklam--
Azizler ve Alimler Alıntıları - Sözleri
- “Soyut bilgi masum değildir. Zehirdir: Karanlık, şiddet dolu, acımasızdır. Hayattan kopuk olmakla kalmaz; dehşet saçar, kanla canla beslenir. Bu korkunç bilgi isteğinin nerede biteceğini biliyor musun? Yaz bir kenara. Bir tarlada korkuluk olarak bitecek.“
- Sanki durulacak en uç sınırmışçasına, kayıtsız şartsız ölüme bağlanmışsın. Oysa böyle bir yer yok.
- Sözün sınırlarını aşan şey, hakkında hiçbir şeyin söylenemeyeceği Tanrı’nın karanlık uçurumuydu.
- “Kendinin en amansız düşmanı yine sensin.”
- “Bir derinlik hayaline saplanmış budalalar olduğumuz için gizli olanı arıyoruz. Gerçekliğin dayanılmaz buradalığını görmemek için elimizden geleni yapıyoruz."
- Kafayı çekiyorlardı. Yattıkları yerden aşağılanmanın acısını çekmektense, bu acıyı sırtlanmış oluyorlardı böylece.
- “Her şeyin gözle görülür olması katlanılmaz bir şey, görülebilecek bütün her şeyin, gördüklerimizden ibaret olması. Bunu hazmedemiyoruz, Russell; son nefesimize kadar bununla savaşıyoruz. Sahnedeki dram amatörce ve derme çatma olduğu için, gözlerden uzakta temsil edilen daha saf, daha güzel bir oyun seyredebilir miyiz, diye sahne gerisine göz atmaktan kendimizi alamıyoruz. Ama sahne gerisi bomboş, görmüyor musun? Mezarları açtılar, boş çıktı. Asıl vahiy buydu işte. Şeylerin nasıl oluştuğu değil, ne oldukları: Giz bu. Söyle bana Russell: Hiçbir şey olmayabilirdi, öyleyse neden var?”
- "Özgür olmak için unutmamak zorundasınız. İnsanları isyan ettiren şey, özgürleşecek torunları hakkındaki düşler değil, köleleştirilmiş ataların anılarıdır."
- Felsefe, her şeyin tıpkı olduğu gibi olduğunu görmemizi engelleyen bir şeydir yalnızca. Her şey göz önündedir, hiçbir şey gizli değildir. Temeller, özler, ilkeler yoktur..
- “Metafizik kaşıntı, Russell,” diye fısıldadı Wittgenstein. “Bilme isteği. Hastalık bu. Cennetin çürük elması. Kesinlikle hiçbir şey bilmiyorum ben. Her sabah saat sekizde temizlikçi bu odaya girer, halıyı süpürür ve çeker gider. Ama felsefeye bu kadarı yetmez. Ayıklayıp eşelememiz, halıların özünü ve süpürme ediminin içsel yapısını açığa çıkarmamız gerekir. Temizlikçim bu saçmalığı bilmeksizin kavrar. İnsanlar hiçbir zaman bilgiyi aramazlar. Sadece ne yaparlarsa onu yapar, hareketlerinin masum apaçıklığı içinde yaşarlar.”
- Bilme isteği. Hastalık bu. Cennetin çürük elması. Kesinlikle hiçbir şey bilmiyorum ben. Sadece olanın olduğunu biliyorum. Her sabah saat sekizde temizlikçi bu odaya girer, halıyı süpürür ve çeker gider. Ama felsefeye bu kadarı yetmez. Ayıklayıp eşelememiz, halıların özünü ve süpürme ediminin içsel yapısını açığa çıkarmamız gerekir. Temizlikçim bu saçmalığı bilmeksizin kavrar. İnsanlar hiçbir zaman bilgiyi aramazlar. Sadece ne yaparlarsa onu yapar, hareketlerinin masum apaçıklığı içinde yaşarlar.
- Felsefe gibi Tanrı da zihnimizin kurtulamayacağımız bir hastalığı, olanaksız bir bütünlük düşüydü.
- Eğer başarıya ulaşırsak, birilerini vurarak değil vurularak ulaşacağız. Egemen sınıf ancak zaferin dilinden anlar, yenilginin gücünü küçümser.
- kendilerini kendi sırtlarında günlük bir yük gibi taşıyorlardı.
- Hayat dipsiz, sonu gelmez bir karanlıkta geçiyor ve bunun değişmeyeceğini biliyor…
--reklam--
Azizler ve Alimler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Felsefe ve İlkeler: Kitabı begendim. E-kitap olarak okudum bolca alıntı yaptım. felsefi tespitler ve ilkeler bağlamında zevkle okunacak bir kitap olsa da kurduğu metaforlar ve kurgusu ile çok yorucu. tam hani şunu mu anlattı şuraya mi gönderme yaptı derken kafanız yine karışıyor. Felsefe ve onun karıştırdığı zihni seviyorsanız tavsiye ederim. Ama hani şu kitabı da aradan çıkarayım denecek bir kitap değil. Dikkat ve sükunetle okunacak güzel bir kitap. (Zalihaa)
Terry Eagleton'un "Azizler ve Âlimler" romanını okudum. Tavsiye üzerineydi. Terry Eagleton, edebiyat üzerine yazdığı kuramsal kitaplarla biliniyor. Yakın zamanda Marksizm ve Edebiyat ilişkisini tartıştığı bir kitabını da okumuştum. Edebiyat üzerine kuramsal metinler yazan bir yazarın romanını da büyük bir "beklenti" ve merakla okuyor insan. Öncelikle romanın kurgusu ve karakter seçimleri hem çok ilginç hem de her yazarın harcı değil, neden? Birincisi karakter seçimleri, kimler var, İrlanda bağımsızlık hareketinin önderlerinden James Connolly, özgün filozof Ludwing Wittgenstein ve ünlü dil bilimci Nikolay Bahtin, ha bir de Joyce romanından çıkıp gelen Leopold Bloom var Şimdi bu karakterlere vakıf olacaksın, meşrebince konuşturacaksın... Kurgu diyordum, İrlanda bağımsızlık hareketinin önemli isimlerinden Connolly'nin idam sahnesiyle başlıyor roman ve mermiler asla Connolly'e ulaşmıyor ve bir şekilde İrlanda'da bu dört kişi buluşuyor. Spoiler olarak düşünmeyin yazdıklarımı kitabın arka kapağını okuduğunuzda bu bilgilere ulaşmak mümkün zaten. Romanda devrim, şiddet, hayat, akıl, din, ulus olma, kimlik gibi meseleler tartışılıyor. Tabi bu tartışma kitabın son elli sayfasında gün yüzüne çıkıyor, bu kısmı güzel. Ama romanın genelinde bir "anlatma" durumu söz konusu, hatta bazen ansiklopedik bir kitaba dönüşüyor, romana giren bazı "tip"lerin neden var oldukları, olmasalardı roman ne kaybederdi sorularının cevabı maalesef kitabın lehine değil. Kurmaca bir karakter olan Leopold Bloom'un romanın diğer "gerçek" karakterlerine "Hepiniz sahtesiniz, aranızda en gerçek benim!" demesi elbette hoş bir tat bırakıyor. Kavramların tartışılması noktası güzel: "Şiddet ve devrim" meselesi, dille dilin içinde olmayan bir şeyi anlatmaya çalışma meselesi, "ana dil"i kavramı... Bu konuların bir romanın içinde tartışılması "ilginç" oluyor. Akademinin o kendine has gevezeliği de güldürüyor. Eagleton'un tek kurmaca eseri olan bu kitabı, salt bu niteliğinden dolayı bile okunmaya değer buluyorum. #terryeagleton #azizlerveâlimler #dünyaedebiyatı #roman #bookstagram #neokudum #tavsiyekitap #kitap #kitaplık (Özgür Çırak)
Kitap, kurgusu itibariyle ilgi çekici. Yazarın dili de bir o kadar sürükleyici. Ancak gereksiz detayların sayfalarca uzatılması, beni birçok kez kitabı yarım bırakmaya itti. Sonunu merak ettiğim için bir şekilde bitirdim. Okunmaya değer diyebilirim. Ama bence çabuk sıkılanlar için pek uygun değil. (Yüzdeyüzpamuk)
--reklam--
Azizler ve Alimler PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Terry Eagleton - Azizler ve Alimler kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Azizler ve Alimler PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Terry Eagleton Kimdir?
Terence "Terry" Eagleton (d. 22 Şubat 1943, İngiltere), İrlanda asıllı İngiliz akademisyen ve yazar. Edebiyat ve kültür teorileri uzmanı. Özellikle Marksist edebiyat kuramı üzerine çalışmaları ile tanınır. Şu anda Manchester Üniversitesi'nde görevlidir.
Eagleton'ı özgün bir edebiyat kuramcısı olarak düşünmek mümkündür. Marksizm'e dayalı materyalist bir eleştiri teorisi oluşturmaya çalışmıştır. Kurduğu Marksist teori birçok eleştirmenin çalışmalarının kuvvetli ve etkili yönlerinin sentezinden oluşmaktadır. Genelde modernite ve modernizm üzerine eğilmektedir. Postmodernizme temel olarak itiraz etse de, yine de tümden yadsımamaktadır.
Eagleton doktorasını Cambridge Üniversitesi, Trinity Koleji'nde yaptı. Marksist edebiyat eleştirmeni Raymond Williams'ın öğrencisiydi. Kariyerine 19. ve 20. yy edebiyatları üzerine çalışarak başladı. Sonradan Williams'ın Marxist edebiyat kuramına yöneldi. Oxford Üniversitesi'nin Wadham, Linacre ve St. Catherine's Kolejleri'nde görev aldı. 1960'larda Slant etrafında toplanan sol eğilimli bir Katolik gruba katıldı ve birkaç teolojik makale ve bir de kitap yazdı, Towards a New Left Theology (Yeni Bir Sol Teolojiye Doğru). Bu eserin Türkçe çevirisi bulunmamaktadır.
Daha yakın bir zamanda Eagleton kültürel çalışmaları daha geleneksel edebiyat teorisiyle birleştirdi. Son zamanlardaki yayınları teolojik alanlara tekrar ilgi duyduğunu gösteriyor. Eagleton üzerindeki önemli bir diğer etki de psikanaliz oldu ve İngiltere'de Slavoj Zizek çalışmalarının önemli bir savunucusudur.
Halen New Statesman, Red Pepper ve The Guardian gibi önde gelen İngiliz yayınlarında politik olaylar üzerine yorum yazıları yayınlanmaktadır.
--reklam--
Terry Eagleton Kitapları - Eserleri
- Azizler ve Alimler
- William Shakespeare
- İngiliz Romanı
- Hayatın Anlamı
- İdeoloji
- Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru
- Edebiyat Olayı
- Marksizm ve Edebiyat Eleştirisi
- Tatlı Şiddet
- Kötülük Üzerine Bir Deneme
- Şiir Nasıl Okunur
- Marx Neden Haklıydı?
- Kültür Yorumları
- Kuramdan Sonra
- Estetiğin İdeolojisi
- Postmodernizmin Yanılsamaları
- Edebiyat Kuramı
- Tanrı'nın Ölümü ve Kültür
- Edebiyat Nasıl Okunur
- Aykırı Simalar
- İyimser Olmayan Umut
- Kapı Bekçisi
- Milliyetçilik Sömürgecilik ve Yazın
- Güç Mitleri
- Radikal Kurban
- Eleştiri ve İdeoloji
- Kültür
- Eleştirmenin Görevi
- Mizah
- Akıl, İnanç ve Devrim
- Trajedi
--reklam--
Terry Eagleton Alıntıları - Sözleri
- Belki de hayatın anlamı nefes alıp vermek kadar basit ve farkında olmaksızın şu an yapmakta olduğum bir şeydir. (Hayatın Anlamı)
- Bilgi, alışkanlık ve töre ürünüydü. Ahlak da, benzer şekilde, hiçbir metafizik temeli olmayan bir insan icadıydı. (Tanrı'nın Ölümü ve Kültür)
- Sanat, güncel toplumsal sorunlardan ne kadar uzaklaşırsa o kadar siyasileşir. (Kültür)
- Kısaca kültür, diğer insanlardır. (Kültür Yorumları)
- Nasıl bilimde bir doz mitoloji varsa mitte de Aydınlanmacı bir öğe vardır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
- Karnaval keşmekeşi, tersyüz etme küstahlığı, putkırıcılığın kıkırdayışı: Bunlar tarihsel materyalizm için çelişkinin şakası ve onun haz verici salımı olan derin komedinin alternatifleri değil, uğraklarıdır. (Walter Benjamin ya da Bir Devrimci Eleştiriye Doğru)
- Kafayı çekiyorlardı. Yattıkları yerden aşağılanmanın acısını çekmektense, bu acıyı sırtlanmış oluyorlardı böylece. (Azizler ve Alimler)
- kendilerini kendi sırtlarında günlük bir yük gibi taşıyorlardı. (Azizler ve Alimler)
- Egoistlik doğal halimizdir; iyi olmak ise hayata dair bir dizi karmaşık beceri öğrenmemizi gerektirir. (Kötülük Üzerine Bir Deneme)
- "Birinin acısını paylaşmakla (sempati) hislerini hissetmek (empati) farklı şeylerdir." (Edebiyat Nasıl Okunur)
- İnsani kudretlerin modern çağdaki kadar serbest bırakıldığı başka tarihsel bir dönem yoktur; bunun sonucu olarak zincirlerinden boşaldığı o kudretlerce böylesi hükmedilme riski altında olduğu bir başka dönem de yoktur. Max Weber’in öne sürdüğü gibi, “Antik dönem tanrıları akın akın, büyübozumuna uğramış ve böylece gayrişahsi güçler haline gelmiş olarak mezarlarından çıkıyor, hayatlarımız üzerinde egemenlik kurma mücadelesi veriyor ve birbirlerine karşı ezelden beri devam eden savaşlarına kaldıkları yerden devam ediyorlar.” (Trajedi)
- Gelişmiş kapitalist sistem doğası gereği tanrıtanımazdır. (Akıl, İnanç ve Devrim)
- İyimserlik midemi bulandırıyor. Tam bir sapkınlık. Cennetten düştüğü günden beri insanın evrendeki işi bihakkın ıstırap çekmek olmuştur (İyimser Olmayan Umut)
- Tanrı ve evren toplanınca iki etmez. (Akıl, İnanç ve Devrim)
- “Tanrı’dan özerkliğini çekip alan insanlık, karşılığında tahtından Söylem ile indirilecektir.” (Edebiyat Olayı)
- Amerikan gençliginin konuşması- garip, iğrenç, acayip, ürkünç:- gerçekten de, modernizm ortaya çıkmadan önce edebi gerçekliliğini bulabileceğimiz en yetenekli hasmı olan Gotigin söylemidir. Kötü niyetli baronlar, şehvet düşkünü papazlar, kurban edilmiş bakireler, ürkütücü harabeler, küf kokan zindanlar: Bu abartılı tiyatro eserleri büyük edebiyat türleri olarak- özellikle akıl çağında baskı altındakileri temsil eden kadınların bakış açısından görülmüyor olsalar bile -aydınlanma anlayışının radikal eleştirisini dile getirmişlerdir.. Gotik, grotekstin merhametsiz ışıltısının yarattıgi ucube bir gölge, endişelerini ve bir türlü vazgeçemedikleri hayallerini kurguya emanet etmiş olan bir orta sınıf toplumunun politik bilinçsizliğidir. (Aykırı Simalar)
- Edebiyatta yaşanan yeni bir işbölümüyle roman, şimdi fikirler ve kurumlarla ilgilenen bir toplumsal form olarak görülmeye, şiirin ise kişisel hisleri muhafaza ettiği düşünülmeye başlanmıştı. Sanki lirik şiir bütün şiir türünü tanımlıyor gibiydi. (Şiir Nasıl Okunur)
- Hegel konusunda fazla bir şey bilmese de, Henry'nin de kendine göre bir felsefesi vardı. Kimi zamanlar, 'Burada bir tek biz yokuz,' diyerek kendi görüşünü bildirirdi. 'Burada' sözcüğüyle, çalıştığı mağazayı değil, evreni kastediyordu. Onda ayrıca, depoda çalışan ve kendisinden daha pragmatik olan iş arkadaşlarını rahatsız eden, yaslı ve metafizik bir taraf da vardı. Böylesine geniş kozmik yorumlarında, pezevenkçe bir şey vardı. Cinselliğe ve kadınlara o kadar düşkün değildi, ama cebinde, 'yetmiş altı santimlik kontrol edilemez bir alete' sahip Korsikalı bir balıkçı hakkında yazılan bir gazete haberinin küpürünü saklardı. Depodaki erkekler, bu uzunluğun gevşekken mi yoksa sertken mi ölçüldüğü konusunda ateşli tartışmalara girerlerdi. Fakat Henry'nin bu canavarımsı organa duyduğu ilginin, cinsellikle değil, bilimsellikle ilgili olduğunu hissediyordum. Bu, onun evrene duyduğu ilginin bir parçasıydı. Aynı zamanda, iş arkadaşları tarafından tartışılan çok kültürlü biriydi. Bana bir defa, etnik gruplara karşı olmadığını söylemişti. 'Lehler, İskoçlar, Amerikanlar, Hintliler, Yunanlılar ve hepsi.' Sonra bir süre düşünmüş ve eklemişti: 'Engelleyici İtalyanlar.' Liberal bir çoğulcuydu, fakat eleştiriden de uzak durmazdı. Bu da ortak yanlarımızdan biriydi. (Kapı Bekçisi)
- Kanserin tedavisini muhtemelen bulacağız ama cinayetin değil. (İyimser Olmayan Umut)
- İçinde yaşadığımız, Beckett'ın oyunlarını andıran evrendi, hem özenli hem de saçmaydı. Her şey hem açık seçik hem de silikti, tuhaf bir gizem ve saydamlık karışımından oluşuyordu. (Kapı Bekçisi)
Yorumlar
0 yorum