Kitap Künyesi

Yazar: Yukio Mişima

Çevirmen: Püren Özgören

Orijinal Adı: Haru no Yuki

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750719608

Sayfa Sayısı: 416

--reklam--

Bahar Karları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Bahar Karları" yazarın "Bereket Denizi" adlı dörtlemesinin ilk kitabı. Yapıtları "Proust", "Gide" ve "Sartre"ın yapıtlarıyla karşılaştırılan, cesaret ve erkeksi niteliklerle olan tutkusyla Hemingway'e benzetilen Yukio Mişima, bu kitabında 1912 yılında Tokyo'da İmparatorluk Sarayının köklü soylu sınıfının kapalı çevresinde, sırtlarında geleneğin ağır yükünü taşımayan zengin ailelerin, paraları sayesinde toplumsal ve siyasal güç aramalarını anlatır...

--reklam--

Bahar Karları Alıntıları - Sözleri

  • “Neden böylesi zamanlarda insan güveneceği birini bulamaz.”
  • “İnsanın her yönden aydınlanması gerekir. Yarım buçuk ölçülerle olmaz.”
  • “Dokunabileceğimiz şeyden bir kez ayrıldık mı, artık o şey kutsallaşmıştır; ulaşılamayanın güzelliğini, mucizesellik niteliği kazanır.”
  • Bir yolda değil, bir limanda yürüyoruz ... Bu liman, denizin başladığı yerde sona erecek.
  • Kimi zaman bir insanı mantıklı savlarla inandırmak güç olabilir, kimi zaman sahte bile olsa duygusal bir gös­teri onu kolayca etkileyebilir.

--reklam--

Bahar Karları İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Çok güzeldi. Uzun zamandır okuduğum en güzel şeylerden biriydi; karakterlerdeki derinlik, gerek dostluk gerek aşk olsun ilişkilerdeki heyecan, yazarın dili ve üslubu, uzun uzun ama hiç sıkmayan betimlemeleri… Kitap bende öyle bir his bıraktı ki o eski Japon evlerinin önünde bazen karın bazen sakuraların altında uzun bir yürüyüş gibiydi benim için. Şiir gibi romandı tam olarak. Dört kitaplık bir serinin daha ilk kitabı olduğu için anlattığı çok fazla olay olmamasına rağmen dili o kadar güzeldi ki okurken inanılmaz yok oluyor insan hikâyenin içinde. Bahar Karları aslında Japon Modernleşmesini sembolize eden hikayelerle örülmüş bir dörtlemenin ilk kitabı. Ana kurgu Meiji dönemiyle birlikte modernleşmeye başlayan Japonya’nın yeni aristokratlarından birinin kibirli ve içine kapanık oğlu Kiyoaki ile Japonya’nın eski aristokratlarından birinin kızı olan Satako arasındaki aşk etrafında şekilleniyor. Bu ana hikâyenin arkasında ise Mişima, modernleşme ile kaybedilen Japon kültürüne ağıtını, Asya’nın kadim geleneklerine olan özlemini, ölüm, ruh göçü, aşk, özgür irade ve kader, ahlak ve hukuk gibi konulara dair felsefi analizlerini de ince ince örmüş. Bu örgülerin en barizi de Kiyoaki ve Honda üzerinden temsil edilen eski ve yeni Japonya. Mişima, Japon modernleşmesinin benimsediği “Japonya’nın ideolojisi, Batı’nın teknolojisi” mottosuna rağmen neden Japonya’nın Batı kültürüne yenik düştüğünü Kiyoaki ve Honda karakterleri üzerinden sorguluyor. Kiyoaki karakteri, eski Japonya’nın neden yittiğinin bir okuması, Honda karakteri ise Japon modernleşmesinin nasıl gerçekleşmesi gerektiğine dair bir sorgulayış. Kiyoaki tüm zarafet ve güzelliğinin ardında büyük bir kırılganlık ve kabalık, ne kendisinin ne de başkalarının bir türlü çözemediği katman katman bir duygular karmaşası, özgüvensizlik, yozlaşmışlık ve her şeye güçlü gelme arzusu barındırıyor ve tüm bunlar bir nevi kendi sonunu getirmesine neden oluyor. Tıpkı yozlaşmış aristokrasinin kendi kadim kültürünü kendi kendine yok ederek Batılılaşmaya teslim olması gibi. Saf bir sağduyuya bürünmüş Honda ise, yaşam ve ölüm hakkındaki tüm mitlere kısmen gözünü kapamış olmasına rağmen durmadan bunlarla ilgili düşüncelere dalmaktan da kendisini alamıyor. Kendisini batının akılcılığına adamaya çalışan ama kökleri ve Kiyoaki’ye olan bağlılığı onu bir şekilde sürekli geri çeken bir karakter. Spoiler vermeden daha fazla üzerine konuşmak imkânsız, ama tadı damağımda kalan bir okuma oldu ve kesinlikle tekrar okuyacağım bir eser. Bitirdiğim anda dahi geri dönüp tekrar okumaya başlayasım geldi. Derin tartışmalar barındıran kitapları, derdi olan deli yazarları okumayı sevenlere ve Japonya’nın eski sokaklarında şöyle bir yürüyüp gelmek isteyenlere sonuna kadar tavsiye ediyorum. (anisa)

"MEMLEKET Mİ, YILDIZLAR MI, GENÇLİĞİM Mİ DAHA UZAK….": “Karnına giren kalın kılıcı soldan sağa ağır ağır döndürmeye başladı. Yere oluk oluk kan akıyordu. Karnındaki yaradan pembemsi bir bağırsak fırladı. Odayı pis bir koku kapladı. Kafasını kesmesi gereken harp okulu öğrencisi tam üç kez başarısızlığa uğradı. İlkinde, Mişima'nın sırtını yardı; ikincide, yerdeki halıyı. Üçüncüde, Mişima'nın çene kemiğine indirdi kılıcı. Sonunda, bir başka harp okulu öğrencisi kılıcı kaptığı gibi başını gövdesinden ayırdı...” Christopher Ross, “Mişima'nın Kılıcı” adlı kitabında bu törensel intiharı ayrıntılarıyla böyle anlatmış. Ayrıca, Henry Miller ve Marguerite Yourcenar’ın kitaplarına konu olacak bir intiharla yaşamına son vermiş bir yazarı düşünün. Babası yüksek bir kamu görevlisi, büyük dedesi cellat olan Mişima, Hitler hayranı bir ailede yetişmiş ve çocukluğu da büyükannesinin yanında geçmiştir. Büyükannesi onun erkek çocuklarıyla oynamasına izin vermemiştir. 3 kez nobele aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı yasunari kavabata ödülü kazanmıştır. Mişima, aşırı milliyetçi değerlere sahipti, samuray değerlerini savunuyordu ve Japonya’nın modernleşmesine ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşıydı. Peki neydi Japon Modernleşmesi? Japon modernleşmesi dendiğinde genel olarak Meiji Restorasyonundan bahsedilir, yani İmparator Meiji döneminden (1868-1912). Bu dönem; Japon modern tarihinin temellerinin atıldığı, feodal rejimin kaldırıldığı ve batıya açılımın başladığı dönemdir. Slogan; “doğunun ahlakı, batının teknolojisi”dir. Ayrıca, okur-yazarlığın yükseldiği, takvimin değiştirildiği, giyim kuşamda batının örnek alındığı ve Şintoculuk dininin yaygınlaştırılmaya, Budacılığın ise bastırılmaya çalışıldığı bir dönem. Bu ansiklopedik bilginin romanın bağlamını oturtmada faydalı olacağını düşünüyorum. Bu uzun girizgâhtan sonra romanımıza geçebiliriz efenim. Romanımız, imparator meijinin öldüğü yılın ertesinde başlıyor. Yani taişo döneminin başlangıcında. Nehir roman diye de adlandırabileceğimiz “Bereket Denizi” isimli dörtleme Mişima’nın son eseridir. 45 yaşında bu dörtlemesini bitirdikten sonra bir röportajında “artık bittiğimi hissediyorum. Piyesler, uzun romanlar her türlü şey yazdım. Artık yapacak bir şeyim kalmadı.” demiştir. Daha sonra o inanılmaz eylemini yapmıştır. Ölümünü 1 yıl önceden planlamış ve bu serinin son kitabını bitirdikten sonra seppuku ile yaşamına son vermiştir. Bahse konu dörtlemenin ilki olan “bahar karları” romanının ana kurgu çatısında, iki gencin tutkulu aşkı yer almaktadır. Köklü ailelere mensup iki gencin aşkıdır bu. Romana konu olan iki ailenin de unvanlarının batı hayranlığını gösterir derecede marki ve kont olması da gözümüzden kaçmadı efenim.:)) Üç ana karakter ile ilerler romanımız. Kiyoaki, honda ve satoko. Kiyaoki, matsugae ailesinin oğlu genç ve mahcup bir karakter. Yazar, Kiyoakinin fiziksel özelliklerinin betimlerken, ne kadar yakışıklı olduğundan, deyim yerindeyse bakmalara doyamadığından bahsetmiş. Matsugae ailesi soylu bir aile ve unvanları marki. İmparatorla dostlukları da çok iyi. Öyle ki imparator o yıl öldüğü için yastalar ve dini ve milli bayramlarını daha sönük kutladılar roman boyunca. : )) Prens evlerine ziyarete geliyor. Prense film izletiyorlar. Marki, Dickens’ın eserinden uyarlanan filmde karar kılıyor. İngilizce olmasının da herkesi memnun edeceğinden bahsediyor. Satoko; kiyoaki nin aşkı. Ailesi yüce urin rütbesine sahip 28 soyludan biri olan ayakura ailesinden. Kemari sporu ve waka sanatında ustalar. Unvanları da kont. Gelelim Honda’ya, Kiyoaki’nin arkadaşı hatta tek arkadaşı. Mişima, Honda karakterini güçlü çizmiş romanda. Kendinden bazı özelliklerini de bu karekterde yansıtmış gibi geldi bana. Honda nın babası anayasa mahkemesi yargıcı, annesi “vatansever kadınlar birliği” çalışanı. Hukuka meraklı, hukuk okumak istiyor. Mesela şöyle diyor Honda “meiji dönemi japonyasının gerçekten de köklerini tarihsel okulun felsefesinden alan, ulusal bir hukuka gereksinimi var.” Her ne kadar romanımız tutkulu bir aşk temelinde ilerlese de, gerek ailelerin yaşayış tarzı, sahip olduğu unvanları ve değer yargılarıyla, gerekse toplumda ve yönetimdeki yozlaşmayı, geçmişe sahip çıkılması gerektiği ve belirli yerlerde geçen buda öğretileriyle Mişima, derdini çok incelikli bir şekilde anlatıyor kitap boyunca bize. Kendi ülkesini kitabın bir yerinde şu şekilde tanımlıyor, “duygularını böyle apaçık dışa vurulmasını onaylamayan ülke.” Kitap boyunca da aşıklar, duygularını apaçık dışa vuramıyor. (Destiny’s Child; güzel gruptu ahh 90’lar.) : ))) Buraya kadar okuma zahmetine girenlerin, zahmetine değeceğini düşündüğüm ve kitapta en beğendiğim alıntı ile sözlerime son veriyorum efenim. Kiyoaki ve Honda, okulun bahçesinde konuşuyorlar ve konuşmanın konusu içinde yaşadıkları çağ ve zamanın hükmü. (biz onların yaşlarındayken bahsettiğimiz mevzular geldi de aklıma : ))) Honda şöyle diyor: “kendisine benzemeyen herkesi kadınsı olmakla suçlamalarına yol açan çirkin dar görüşlülükleri, alt sınıftakilere karşı saldırganlıkları, General Nogi’ye ölçüsüz bağlılıkları, İmparator Meiji tarafından dikilmiş sakaki ağacının çevresini her sabah süpürmekten inanılmayacak bir doyum almalarını sağlayan düşünce tarzları yüzünden kafaları çalışmayan şu aşırı duygusal arkadaşlarınla seni, aynı kefeye koyacaklar. Görüyor musun dönemimizin özünü ortaya koymanın en kolay yolu bu, en düşük ortak paydayı almak.” Son söz: “'güzelliğin kamikazesi” Mişima’dan derinlikli bir roman. İkinci kitapta buluşmak dileğiyle… (mesut bahtiyar)

Yazarın okuduğum ilk kitabı ve son olmayacak çünkü Mishima'nın inanılmaz betimlemeleri var. Günlük hayattan sıradan kelimelerle derin duyguları, felsefi görüşleri ifade eden betimlemeleri bu yazar ne anlatırsa anlatsın okunur hissine kapılmama sebep oldu. Bunun dışında, Japon kültürünü daha yakından tanımak, imparatorluk ailesine bakış açısını ve batılılaşma akımının soylu ailelerdeki etkisini görmek, Matsuagelerin evine konuk olup Japon tarzı bahçelerde, Batı-Japon tarzı evlerde gezinmek de güzeldi. Kiyoaki ve Satoko'nun hikayesine ise çok kapılamadım, Kiyoaki'nin hissettiği şeyin aşk değil de egodan ya da drama arayışından kaynaklanan duygular olduğu düşüncesindeydim. Hayatında sorunu olmayan, boşluğa düşmüş bir gencin kendine macera araması gibiydi ama Japon kültüründeki kapalılık nedeniyle böyle sanmış da olabilirim, bilmiyorum. Sonuç olarak okumaya değer bir kitap olduğunu düşünüyorum. (human person)

--reklam--

Bahar Karları PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Yukio Mişima - Bahar Karları kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bahar Karları PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Yukio Mişima Kimdir?

Yukio Mishima (Japonca: 三島 由紀夫, aslı adı: Kimitake Hiraoka 平岡 公威; d. 14 Ocak 1925 Yotsuya / Tōkyō - ö. 25 Kasım 1970 Ichigaya / Tōkyō), Japon romancı ve oyun yazarı. Milliyetçi örgütü Tate no Kai 盾の会 (Kalkan Cemiyeti) başkanı.

Mişima'nın çocukluğunun ilk dönemi onu yakın çevresinden uzak büyüten büyükannesi Natsu'nun gölgesi altında geçmiştir. Büyükannesi Mişima'nın diğer erkek çocuklarıyla oynamasına müsaade etmiyor, sadece kız kuzenleri ve bebekleriyle oynamasını istiyordu.

Natsu, Tokugava dönemi samuraylarıyla ilişkili bir aileden gelmekteydi ve Mişima'nın büyükbabası ile evlendikten sonra bile ailenin aristokratik geleneklerini sürdürmeye devam etmişti. Büyükbabası bir bürokrattı ve işleri sömürge döneminde açılmıştı.

Mişima ailesinin yanına ancak 12 yaşında dönebilmiş ve annesiyle yakın ilişkisi biyografisini yazan kimi yazarlar tarafından ensestliğe yakın bir ilişki olarak tasvir edilmişti. Babası askeri disiplinden keyif alan sert bir adamdı.

Mişima Japonya'nın modernleşmesi ve geleneksel değerlerini yitirmesine karşı sert bir muhalefet tavrı gösterdi ve samuray değerlerini savundu.

25 Kasım 1970'te Mişima ve beraberindeki Tatenokai üyelerinden dördü Japonya Silahlı Kuvvetlerinin Tōkyō'daki Ichigaya Kampını ziyaret etmişler, komutanı sandalyesine bağlamışlar ve İmparatorluğun haklarının yeniden tesis edilmesi için hazırladıkları manifestoyu ve taleplerini okuduktan sonra Mişima seppuku (geleneksel Japon intihar biçimi) yaparak intihar etmiş, Tatenokai üyelerinden Hiroyasu Koga ise intiharın tamamlanması için Mişima'nın başını kılıçla kesmiştir.

Mişima intiharını bir yıl öncesinden hazırlamış Tatenokai üyeleri dışında hiç kimse yazarın intihar hazırlığından haberdar olmamıştı. Mişima'nın kendisi intiharı sırasında hazır bulunacak Tatenokai üyelerinin mahkemedeki kendilerini savunmak zorunda kalacaklarını önceden bilerek onlar için geride nakit bırakmıştı.

Yazarlığı

Mişima ilk romanı Tōzoku'ya (Hırsızlar) 1946 yılında başlamış ve 1948'de yayınlamıştı. Bu eserini Kamen no Kokuhaku (Bir Maskenin İtirafları) adlı otobiyografik çalışması izlemişti. Roman büyük bir başarı kazanmış ve 24 yaşındaki Mişima'ya büyük bir ün kazandırmıştı.

Mişima velud bir yazardı. Romanları haricinde, popüler dizi romanlar, kısa hikâyeler, edebi denemeler, Kabuki tiyatro oyunları, geleneksel Noh drama tiyatrosunun modern versiyonlarıyla ilgili oyunlar kaleme almıştı.

Eserleri dünya çapında üne kavuşmuş ve İngilizce'ye çevirilmiştir. Üç kez (1963,1964,1965) Nobel Edebiyat Ödülü'ne aday gösterilmiş ancak 1968 yılında yakın arkadaşı Yasunari Kavabata ödülü kazanmıştı.

Türkçede Mişima

Bereket Denizi (豊饒の海 Hōjō no Umi) serisi

Bahar Karları (Japonca: 春の雪 Haru no Yuki)

Kaçak Atlar (Japonca: 奔馬 Honba)

Şafak Tapınağı (Japonca: 暁の寺 Akatsuki no Tera)

Meleğin Çürüyüşü (Japonca: 天人五衰 Tennin Gosui)

Dalgaların Sesi (Japonca: 潮騒 Shiosai)

Bir Maskenin İtirafları (Japonca: 仮面の告白 Kamen no Kokuhaku)

Yaz Ortasında Ölüm (Japonca: 真夏の死 Manatsu no Shi)

Denizi Yitiren Denizci (Japonca: 午後の曳航 Gogo no Eikô)

Aşka Susamış (Japonca: 愛の渇き Ai no Kawaki)

Yıldız (Japonca: スタア Sutā)

Altı Çağdaş Nô Oyunu

Altın Köşk Tapınağı (Japonca: 金閣寺 Kinkaku-ji)

Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Yukio_Mishima

--reklam--

Yukio Mişima Kitapları - Eserleri

  • Denizi Yitiren Denizci
  • Dalgaların Sesi
  • Bir Maskenin İtirafları
  • Bahar Karları
  • Yaz Ortasında Ölüm
  • Aşka Susamış
  • Altın Köşk Tapınağı
  • Kaçak Atlar
  • Yıldız
  • Meleğin Çürüyüşü
  • Şafak Tapınağı
  • Altı Çağdaş Nô Oyunu
  • Patriotism
  • Death in Midsummer and Other Stories
  • Hagakure Samuray'ın Yolu
  • Şölenden Sonra
  • Dojoji et Autres Nouvelles

--reklam--

Yukio Mişima Alıntıları - Sözleri

  • Mutluluğun kocaman bir fransız ekmeğiymişçesine herkese eşit oranda dağıtılması gerektiği türünden, incelikten yoksun bir inancı vardı. Birinin mutluluğunun, öteki için mutsuzluk demek olduğuna ilişkin sayısal ilkeyi anlayamıyordu. (Meleğin Çürüyüşü)
  • Bize kalan, o ufacık aralıktan taze yaprak kokularıyla dolu gece havasını koklamak ancak. (Yıldız)
  • "Aşk olmasa insanlar iyi anlaşabilirlerdi. Aşk olmasa... (Aşka Susamış)
  • Sessiz sorularına anlayışla karşılık verecek olan denizdir gibi geliyordu ona. (Denizi Yitiren Denizci)
  • Benim ölümümü kolaylaştıracak şey böyle keskin bir tiksinme olmalı,rahatlık değil!. (Yıldız)
  • ''İzlenme''nin ne demek olduğunu sıradan insanlara anlatmayı ne kadar denesem de faydasız. Çünkü ''izlenme'' denen şeyin çıkış noktası, bizi sıradan insanların arasından çekip sıra dışı kılmasına dayanıyor. (Yıldız)
  • İnsanın istediği hiçbir şeyi elde edemediği, kararlılığının boşa çıktığı öyle çok duruma tanık olmuştu ki. Bu ka­dar şiddetle istenmeseydi belki ele geçirilebilirdi, denecek şeyler bile salt çok istendiği için insanın elinden kayıp gide­biliyordu. (Şafak Tapınağı)
  • Ne var ki bizler ümit ettiğimiz şeyler tarafından ihanete uğramanın aksine, hor görmeye çalıştığımız şeyler tarafından ihanete uğrayınca derinden inciniyorduk. (Aşka Susamış)
  • Geçmiş bizi sadece geçmişe çekip götürmez . Geçmişteki hatıraların sayıları az da olsa baZılarının güçlü çelik telleri vardır ve bugünde yaşayan bizler onlara dokununca bu teller bir anda sımsıkı gerilip bizi geleceğe fırlatırlar . (Altın Köşk Tapınağı)
  • Kensuke ve karısının, tüm sıkıcı insanlarda olduğu gibi, hastalığa eşdeğer bir cana yakınlıkları vardı. Dedikoducu ve saldırgan bir cana yakınlık: Bu iki özellik, onlar farkında bile olmadan, Kensuke'yle karısına işlemişti bile. Diğer bir deyişle, eleştiri ve öğüt verme denilen üst sınıf kamuflajina. (Aşka Susamış)
  • YAŞLI KADlN: Bundan seksen yıl sonra ... dünya biraz da­ha gelişmiş olur, değil mi? ŞAİR: Değişikliğe uğrayacak olan sadece insansı şeylerdir. Bir gül seksen yıl sonra da yine aynı güldür. (Altı Çağdaş Nô Oyunu)
  • Onun ülküsü, bembeyaz bir kâğıdın üzerine taze, siyah mürekkeple yazılmıştı. (Kaçak Atlar)
  • İnsanlar kendi hayallerini diledikleri gibi anlatabiliyorlar fakat herkesin ulaşmak istediği o hayal kişinin kendisi olunca, bu hissi münasip bir biçimde anlatması kesinlikle mümkün değil. (Yıldız)
  • İnsan, zamanın çeşitli noktalarına dikilmiş olan cam duvarların geri­sini yalnızca eyleme geçerek görebilirdi. (Şafak Tapınağı)
  • "Bellek, düşsel bir ayna gibidir. Bazen şeyleri görüle­meyecek kadar uzakta, bazen de yanı başımızdaymış gi­bi gösterir." (Meleğin Çürüyüşü)
  • Gözlerime bakmış olsaydı, ona duyduğum sevginin ne garip, ne anlatılmaz bir şey olduğunu muhakkak anlardı. (Denizi Yitiren Denizci)
  • Daldığı düşten ayılmadan, ılık çayı başına dikti. Çay buruktu. Bilirsiniz, buruk olur tadı yüceliğin. (Denizi Yitiren Denizci)
  • Ta boğazına kadar ken­disiyle dolu bir küvetin içindeydi. (Meleğin Çürüyüşü)
  • Hiç kuşkusuz, yaşamak, varoluşun farklılaştığı bir kargaşadır. Fakat varoluşu her an aslında olduğu düzensiz haline çözümleyip ortaya çıkan endişeden hareketle, her an ilk kargaşayı yeniden yaratmaya çalışan kaçık bir eylemdir yaşamak. (Denizi Yitiren Denizci)
  • “Ben bir fotoğrafın negatifiydim, o ise aydınlık tarafıydı. Bir kez onun yüreği tarafından süzülmeye görsün, karanlık duygularım, geride tek bir tane bile kalmayacak şekilde, parıldayan duygulara dönüşüyordu, defalarca şaşırarak görmüştüm bunu!” (Altın Köşk Tapınağı)