Kitap Künyesi

Yazar: Georges Perec

Çevirmen: Cemal Yardımcı

Yayın Evi: Metis Yayınları

İSBN: 9789753427685

Sayfa Sayısı: 96

--reklam--

Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi? Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Nice harp akademisinin ödüllendirmekte bir an bile tereddüt etmeyeceği bir yazardan, askerlik sanatı ve insanlık halleri üstüne bir sinsi gülüş.

Dikkatimizden kaçmasın sakın: Bu romandaki, savaşın en canalıcı anında, imdat isteyen genç bir askerin Cezayir cehennemine düşmemesi için ellerinden gelen her şeyi yapan (ama heyhat! başarıya ulaşamayan) yiğit gençler, Ajax ve Aşil'in, Herkül ve Telemak'ın, altın postu arayan Argonotların, Üç Silahşörler'in ve hatta Kaptan Nemo'nun, Saint-Exupéry'nin, Teilhard de Chardin'in hakiki mirasçılarıdır.

Destanın güzelliklerine duyarsız kalacak okurlara gelince, onlar da bu küçük kitapta, keyif almalarına yetecek miktarda konu dışı öykücükler, mevzudan sapan hoşluklar ve, bilhassa belirtmeliyiz ki, en zor beğenenleri bile tatmin etmesi gereken bir zeytinli pilav tarifi bulacaklar.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi? Alıntıları - Sözleri

  • Hiç de hoş bir şey değildi savaş, hiç mi hiç.
  • Herkes son durumlardan haberdar olmadığı için, son durumlardan haberdar olanlar, son durumlardan haberdar olmayanları son durumlardan haberdar ettiler.
  • Ey edebiyat! Senin o kutsalların kutsalı süreklilik aşkın yüzünden ne ezalar, ne cefalar çekiyoruz!...
  • Kendi rüyasında kaybolmuş birine benziyor
  • Kimi gün oluyor varoluştan bıkkınlık duyuyordu.
  • Ama gelin görün ki günün birinde her şey, güm diye, çöküverdi!
  • Varoluştan bıkkınlık duyuyordu
  • Acep mutluluk yalnız garlarda mıdır?
  • Acep mutluluk yalnız garlarda mıdır?
  • Tanrım,aman Tanrım bütün bunların sonu nereye varacak?
  • Herkes son durumlardan haberdar olmadığı için,son durumlardan haberdar olanlar,son durumlardan haberdar olmayanları,son durumlardan haberdar ettiler.
  • dengesizin tekiydi kimi gün oluyor varoluştan bıkkınlık duyuyordu kafasına bir kurşun sıkmak istiyordu daha iyisi, suya atmak istiyordu kendisini varoluştan bıkkınlık duyuyordu suya atmak istiyordu kendisini kimi günler kafasına bir kurşun sıkmak istiyordu dengesizin tekiydi

--reklam--

Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi? İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Sahi Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır Da Neyin Nesiydi? Bu soruya cevabım, benim Georges Perec'den okuduğum ilk kitap olacak. :)) Çünkü neyin nesiydi sorusu pırpırdan önce kitap için sorulacak bir soru bence. "Bu okuduklarım da neyin nesiydi?" :))) Kitap konu itibariyle tek kelime ile özetlenecek olursa antimilitarist bir roman. Savaşmak için Cezayir'e gitmek istemeyen bir askerin ve başta Pollak Henri olmak üzere arkadaşlarının onu gitmekten kurtarabilmek için türlü yollar denemeleri üzerine kurulu yer yer komik, yer yer trajik bir öykü. Georges Perec, 1936'da Paris'te dünyaya gelir. II. Dünya Savaşı'nda henüz 3 yaşındayken babasını kaybeder. Annesi ise 1942'de Paris'te ortadan kaybolur. Sonradan Auschwitz kampında öldüğü öğrenilir. Akrabaları tarafından büyütülür. İlk romanı Şeyler 1965'te yayınlanır ve Renaudot Ödülü alır. Sonrasında "Yazarların nasıl isterlerse öyle kullanabilecekleri yeni biçimler, yeni yapılar arayışını" kendine amaç edinen bir topluluğa katılır ve farklı tarzda, deneysel romanlar yazar. 1969'da yayınlanan Kayboluş adlı romanını hiç E harfi kullanmadan yazmış örneğin. Verdiği bir röportajda neden E harfini kullanmadığını şu şekilde açıklar: "Bir roman en çok ihtiyaç duyduğu harf olmadan nasıl yazılır? İşte ben bir romanım ve o kullanamadığım E harfi de benim ailem." İlginç olan romanda "e" harfinin kullanılmadığı açıklanana dek hiçbir eleştirmenin farkına varmamış olmasıdır.:))) Deneysel edebiyatın uç örneklerini sunan Perec bu kitapta da bunu yapmaktan geri kalmamış, başta savaşa gitmek istemeyen karakterin adıyla kitabın ilk satırından son satırına kadar türlü oyunlar oynamış, sadece karakterin isminin başındaki Kara'ya dokunmamış. Bunun sinyalini de kitabın giriş paragrafında vermiş. " Bir delikanlı vardı. Adı Karamanlis'ti. Ya da onun gibi bir şeydi. Karawo? Karabaş? Karafol? Neyse, lafı uzatmayalım, adı Karabişi'ydi." Perec yazarken dilin ve zihnin ezberlerini bozuyor. Mizahı da kullanarak okuyucuyu siz anlamadan istediği yere çekiyor. Yine kitapta yer alan bir cümlede bunu yapacağının haberini de veriyor. " Ey edebiyat! Senin o kutsalların kutsalı süreklilik aşkın yüzünden ne ezalar, ne cefalar çekiyoruz." Böyle kitapların çevirisi de kolay olmasa gerek. Çeviriyi yapan Cemal Yardımcı bence çok iyi bir iş çıkarmış, kendisine tebrikler ve teşekkürler. Kitap, Georges Perec okumaya başlamak için ne kadar doğru bir kitap olur onu bilemem ama farklı bir şeyler okumak, okuma serüveninize renk katmak isterseniz doğru bir seçim olabilir. Zihninizin ezberlerini bozmak istiyorsanız bu kitaba bir şans verin derim ben. Okurken eğleneceğiniz ise garanti.:))) Keyifle okunsun.... (Filiz)

http://www.kitaphaber.com.tr/bir-savas-sanrisi-ve-donem-anlatisi-bahcedeki-gidonlar-k4250.html Bir Savaş Sanrısı ve Dönem Anlatısı: Bahçedeki Gidonlar 22.11.2021 09:00 - Ülker GÜNDOĞDU Bir Savaş Sanrısı ve Dönem Anlatısı: Bahçedeki Gidonlar Zekânın felsefe üzerinden kurulan bilmecelerine rastlamış mıydınız? Sosyal sorunlar üzerinden kurgulanan, edebiyat evreninde felsefi çözümlerle keşif yapmanın heyecan verici olduğunu bilebilir misiniz? Kitap bir düşünsel deney laboratuvarı, dil ise fikir deneylerinin sonucu gerçekliği kavrayıştır. İnsan, savaştan yana mı, savaş karşıtı mı? Georges Perec, eseri Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır Da Neyin Nesi? Bir bilmece gibi küçük parçaları birleştirerek ilerleten bir kitap. Benzer parçayı yerine oturtmayı deniyorsun olmuyor, tekrar yeni bir parça oluşturmak için zekâ oyunları kurguluyorsun. Çünkü Perec, romanı akıl oyunlarıyla işlemektedir. Perec'in bu eseri oyunbaz birinin ortaya koyduğu bir eser gibidir; eserini eğlenceli kılmak için sanatsal birikiminden faydalanarak ortaya koyar. Bir de bunu savaşın en hararetli dönemini anlatırken yapmış olması anlatı biçimindeki hareketliliği/aksiyonu inanılmaz bir hale getiriyor. Bu eser edebiyat meraklıları için çok keyifli bir keşif olacaktır. Barış yanlısı, barışçıl olsun tercihen. Eser, özgürlüğe, demokrasiye, insanlık ideallerine, sosyalizme varla yok arası, seslerini duyurarak yer vermektedir. Okurun en büyük şansı böylesi yazarların düşünce dünyasını kitapları aracılığıyla öğrenmek olmalı, her eser çünkü farklı bir dünyayı anlatır ve okuyucu o eserler farklı dünyaların kapılarını aralar. Perec; öylesine tatlılıkla bir anlatım üslubuna sahip ki; savaşın en can alıcı anında, imdat isteyen genç bir askerin Cezayir'deki savaş cehennemine düşmemesi için türlü türlü çareler aramalarını ayrıntılı bir biçimde sunmaktadır. Buldukları planı en ideal şekliyle uygulamak için ise çeşitli girişimlerde bulunmaları gerekecektir. Bunlar bu aksiyona girişirken; Ajax ve Aşil'in, Herkül ve Telemak'ın, altın postu arayan Argonatların, Üç Silahşörler'in, ve hatta Kaptan Nemo'nun, Saint-Exuper'nin, Teilhard de Chardin'in hakiki mirasçılarıdır. Anlatılan olayın anlatım dili güzelliğine hiçbir okur duyarsız kalamayacaktır. Bu küçücük kitapta, keyif almalarına yetecek miktarda konu dışı öykücükler, mevzudan sapan hoşluklar, tatlılıklar ve bilhassa belirttikleri gibi en zor beğenenleri bile doyurması gereken bir zeytinli pilav tarifini başka nerede bulacaklar. Karakterler ve Kafadarlar Hakkında Henri Pollak, Cezayir'de deniz aşırı sömürgelerde görev yapmaktan muaf, sokağa bırakılmış, yetim bir çavuşmuş. İkili hayat sürer. Akşam sekiz otuzu çalar çalmaz, pata pata giden, gidonları kromajlı bir pırpıra atlar, memleketi Montparnasse'a uçarmış. Sevdiceği, kitapları ve kafadarları ile şen şakrak bir geceye dönüşür, filmden, felsefeden sohbet ettiği kafelere gidermiş. Her sabah Vicennes Kışlası'na yiğit Karaşov'un, yiğit Falempain'in, (pis ırkçı olan) Van Ostrack'ın, buzkıran lakaplı küçük Laverriere'in önünden geçerek mangasındaki adamların onu, çeşitli kuş sesleri çıkararak selamlamalarını dinlermiş. Çünkü bayağı sevilen adammış Pollak Henri. Bir delikanlı varmış adı Karabişi'ymiş. Roman boyunca adı Karaşey, Karafoş, Karapşu, Karakiri, Karalelli gibi değişimlerle hitap edilmektedir. Savaştan yana mı savaş karşıtı mı? Bilinmemektedir. Ermeni, Bulgar, Makedon, Balkan, Slavofil ya da Türk, oralardanmış. Koca postalları, şirin suratı, biraz yavaş zekâsı, hevesliliği ve kekeleyerek konuşması çevresindekileri eğlendirip güldürürmüş. Yüksek Komutanlık tarafından, Fransız toprağı haline getirilen Afrika'nın tepelerini kanlarıyla sulamaya gideceği kişileri saptayan listeyi hazırlama görevi Karaoplaş'a verilir. Pollak Henri'den bu listeyi hazırlamak için yardım ister. Karaschmerz ile Pollak Henri vurulup sevdalındıkları kızar, başta olmak üzere herkes barış anlaşması imzalanacağını söyler. Pollak Henri'nin ahbaplarına ne düşündükleri soruluyordu. Ne düşünüyorlardı? Karastenberger'i, ne yapıp ne edip onu düştüğü durumdan kurtarmaları gerekmektedir. Cezayir'e gitmekten yırtmak, barışın imzalanması ve sevdalandığı kızın kollarında olmak için sakat kalmak isteyen Karaplaş'a dair hikâyedeki üçkâğıt, kafadarları baymıştı. Fransız entelijansiyasının, nezdinde büyük bir yüce gönüllülükle izinli çıktığı gün Karayorgoviç'in kolunu hep birlikte ve usulca kırmaya oy birliğiyle karar vermişlerdi. Marignan gibi cesur, Pothas gibi kuvvetli, Artemis gibi incelikli, D'Altaban gibi onurlu bir gurup adamlar şunlarmış, kafadarlar sıkı arkadaşları Henri Pollak ve çavuş piti piti giden bir pırpırın gidonları kromajlıdır. Seferberlik emri gelenler hazırlanırken Pollak Henri, Dr. Marti Carta'nın mor teneşir ruhu kapsüllerinin on ikisini birden yuttuğunu, çavuşu Pollak Henri'nin hiçbir şekilde bu işte parmağı olmadığını, babasından, albayından, annesinden şeker gibi biri olan yüzbaşısından, baş çavuşundan, arkadaşlarından ve Fransa Cumhur Başkanı'ndan, General De Gaulle'den özür dilediğini açıklayan bir mektup yazdırmıştı. Karafodul yazdıklarını okuyup çocuksa imzasıyla imzalamış. Sonra bir daha hiç haber alamazlar. İşte okurunu düşürdüğü muamma; savaşmak için mi, savaşmamak için mi savaşmalı? Barışı savaşmadan sağlayıp korumalı tercihen. Yazar Hakkında 1936'da Paris'te doğdu. Şeyler adlı eseriyle Renaudot ödülünü kazandı. Kitaplarının hemen hepsinin belli bir otobiyografik damga taşıdığını söyleyen Perec, çalışmasının dört ufkunu belirleyen dünya, kendi tarihi, dil, kurgu ötesinde, yazarlık tutkusunun, çağının tüm edebiyatını kat etmek olduğunu, ama bunu kendi ayak izlerinin üzerinden yeniden geçerek değil, sürekli hareket halinde, sürekli yürüyerek yapmak istediğini söyler. Yapıtlarını başka yapıtlardan oluşan bir bütünün parçası olarak niteleyen yazar, hep yeniden okuduğu, alttan alta yanıt verdiği, irdelediği, kendine kaynak olarak gösterdiği yazarlar arasında Flaubert, Kafka, Joyce, Jules Verne, Queneau ve Leiris'i sayar. Perec 1982 yılında Ivry'de bronş kanserinden öldü. Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır Da Neyin Nesi? Georges Perec Metis Yayınları 87 Sayfa 2010 İstanbul Ulker_Gundogdu kitap/bahcedeki-gidonlari-kromajli-pirpir-da-neyin-nesi--6866 yazar/Georges-Perec (Ülker Gündoğdu)

Perec'ten ilk okuduğum eser oldu Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır Da Neyin Nesi? Eser savaşmak istemeyen ismi tam anlamıyla belirli olmayan bir askere odaklanıyor temelde. Bu açı üzerinden de savaşın askerler üzerindeki etkisini, askerlerin özel yaşamlarını mizahi bir yönle görüyoruz. Yazar, yer yer göndermeler yapmış ancak konuyu bilmediğinizden ötürü o göndermeleri anlamayabiliyorsunuz. Yine de büyük bir eksiklik olarak görülmemeli bu durum. Eser, farklı bir anlatıma sahip ancak bu anlatım okuru zorlamıyor. Perec'in tabirleri de kendine has gerçekten. Kitabın ismi de bunu kanıtlıyor. Ben çok severek okudum. Mutlaka tavsiye ediyorum. (Sena Atbaş)

--reklam--

Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi? PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Georges Perec - Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi? kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi? PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Georges Perec Kimdir?

Şaşırtıcı özgünlükteki yapıtlarıyla, anlatı üslubuna ve şiire getirdiği yeniliklerle edebiyat dünyasında ayrı bir yer edinen Georges Perec, 7 Mart 1936'da Paris'te doğdu, 3 Mart 1982'de Ivry'de öldü. Neredeyse tüm yaşamı boyunca Paris'te yaşadı. İkinci Dünya Savaşı'na katılan babası 1939'da öldürüldü. Almanlar Fransa'yı yavaş yavaş ele geçirirken, Perec akrabaları tarafından kırsal bölgeye götürüldü. 1942 yılı sonlarında Paris'te kaybolan annesinin de daha sonra Auschwitz'de ölmesiyle, altı yaşında öksüz kaldı ve halasıyla eniştesi tarafından büyütüldü. Yahudi kökenli oluşunu ve anne babasını savaşta kaybetmesini hiçbir zaman açıkça irdelemese de, bunlar yapıtlarında alttan alta her zaman var olan unsurlar oldu.

Perec eğitimini tamamladıktan sonra, bazı dergilere yazılar yazmaya başladı. 1965'te ilk romanı Les Choses. Une histoire des années soixante (1965; Şeyler - Altmışlı Yılların Bir Hikayesi, çev.: Sevgi Tamgüç, Metis Yay., 1998) ile Renaudot Ödülü'ne layık görüldü. O tarihten itibaren birbiriyle hiçbir benzerlik taşımayan yirmiden fazla kitap yayımladı.

Perec, 1960'ta Raymond Queneau ve François Le Lionnais tarafından kurulan, Paris merkezli OuLiPo'nun (Ouvroir de Littérature Potentielle-Potansiyel Edebiyat Atölyesi) üyelerindendi. Italo Calvino, Harry Matthews, şair ve matematikçi Jacques Roubaud'nun da üyesi olduğu, matematik, mantık ya da satranç gibi başka alanlardan biçimsel olarak yararlanan, edebiyatı bu alanlardan ödünç aldığı yeni yapılar ve örneklerle genişletmeye çalışan OuLiPo'nun başını çeken edebiyatçılardan biri oldu.

Perec, romanlardan toplu çapraz bulmacalara, denemelerden taşlamalara, şiirlerden sözcük oyunlarına çeşitlilik gösteren yapıtlara imza attı. Tersinir sözler, evirmeceler, sözcük oyunları Perec'in yapıtlarından hiç eksik olmadı.

1969'da hiç "e" harfi kullanmadığı La Disparition (Kayboluş) adlı romanı yazdı. Kayboluş bir adamın ortadan kayboluşunun hikâyesidir ve adamın kaybolduğu dünyada "e" harfi de kaybolmuştur, ancak romanın hiçbir karakteri dildeki yer değiştirmelerin, benzetmelerin, tahrif etmelerin ve böyle bir evrenin boşluğu doldurmak için giriştiği sonu gelmeyen hilelerin farkına varmaz. Böyle bir dünyada arkadaşları Anton Ssliharf'i boşuna arar ve birer birer yok olurlar.

İnsanın yaşadığı ortamı keşfe çıkan Perec, kimi zaman sivri dilli bir alaycılıkla, kimi zaman da takıntılı bir yöntemcilikle romanlar yazdı. Özel hayatı konusunda her zaman ketum olsa da, yapıtları otobiyografik unsurlarla doludur. 1973 yılında yazdığı La Boutique Obscure, 1975'te kaleme aldığı W ou le souvenir d'enfance (W Ya da Bir Çocukluk Hatırası, çev.: Sosi Dolanoğlu, Metis Yay., 2001), 1978'de yayımlanan Je me souviens, otobiyografik özellikleri daha öne çıkan yapıtlarıdır.

Perec'in en önemli yapıtlarından biri de, 1978'de yayımlanan ve Medici Ödülü'ne layık görülen La vie mode d'emploi'dır (Yaşam Kullanma Kılavuzu, çev.: İsmail Yerguz, Yapı Kredi Yayınları, 2001).

Harflerle ve sözcüklerle oynamayı çok seven Perec, dili neşeli bir oyun ve keşif alanına, kapıları şiire olduğu kadar derin felsefi düşüncelere de açılan bir laboratuvara çevirmiştir.

--reklam--

Georges Perec Kitapları - Eserleri

  • Uyuyan Adam
  • Şeyler
  • Kayboluş
  • Doğdum
  • Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?
  • Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi
  • W ya da Bir Çocukluk Hatırası
  • Saraybosna Suikastı
  • Yaşam Kullanma Kılavuzu
  • Paralı Asker
  • Harikalar Odası
  • Mekan Feşmekan
  • Ellis Adası
  • Karanlık Dükkan
  • Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi
  • Olağan-içi
  • Her Durumda Yapmam Gereken Şeylerden Bazıları
  • Cantatrix Sopranica L. ve Diğer Bilimsel Yazılar
  • Kış Yolculuğu
  • Doğdum
  • Kış Yolculuğu ve Peşindeki Öyküler
  • İncelikli Go Sanatını Keşfetmeye Çağıran Küçük Kitap
  • A Void

--reklam--

Georges Perec Alıntıları - Sözleri

  • her şey, herkes tehditkar hale geliyor. geçtiğim yerlerin hepsi bana yabancı. (Karanlık Dükkan)
  • servis şefinizin karşısına geçmiş alçak sesle yaşam koşullarınızın yavaş yavaş bozulmakta olduğunu anlattığınızda sizi sempatik ve neredeyse heyecanlı bir dikkatle dinlemeyeceğini ve size gelecekte bir ücret artışı umudu vermeyeceğini düşünmeniz için hiçbir neden yoktur (Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi)
  • bir servis şefi astlarından birini hiçbir zaman tebrik etmez. (Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi)
  • Yaşamak hoşuna gidecek mi? Evet desene. Evet ve yine evet. Güneşte yürümenin hazzı, yağmurda yürümenin hazzı, yolculuğa çıkmanın, yemenin hazzı. Yüzmenin. Tren sesi duymanın? (Paralı Asker)
  • Saat dördü beş geçiyor. Göz yorgunluğu. Sözcük yorgunluğu. (Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi)
  • Binet, kralın perukacısı Rigaud'ya bir tablo ısmarladı. Ressam bu işten hiç memnun kalmadı Çünkü küçümserdi fırçası tarakları Ama Rigaud, peki ya olmasaydı Modellerin perukları Ne renkleri kalırdı ne ruhsarları O vakit çok arardın perukacıları! (Harikalar Odası)
  • "Zaman geçiyor, ama sen saati bilmiyorsun..." (Uyuyan Adam)
  • Herkes ayağa kalkar ve hiçbir şey ol­maz. (Doğdum)
  • Geçtiğim yerlerin hepsi bana yabancı. (Karanlık Dükkan)
  • Küçük bir şişe Vittel su içiyorum oysa dün kahve içiyordum (bu durumun meydan üzerinde dönüştürücü bir etkisi var mı?) (Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi)
  • "Dönüşsüz bu gidiş uzak kadere teslim hep başka kıyılara doğru sürükleniriz bari bir gün sonsuz sularında senelerin demirleyemez miyiz ey göl daha bir sene anca geçti aradan doyamadığı maruf dalgaların başında bak oturduğu taşta yapayalnız bir adam benim o bir başıma." (Saraybosna Suikastı)
  • Ey edebiyat! Senin o kutsalların kutsalı süreklilik aşkın yüzünden ne ezalar, ne cefalar çekiyoruz!... (Bahçedeki Gidonları Kromajlı Pırpır da Neyin Nesi?)
  • Anlam ortada aslında. Ortada ama az ya da çok uzağımızda. Az ya da çok bulanık, az ya da çok muğlak ama orada. (Kayboluş)
  • "Yatak: Tanımlanmamış tehdidin meskeni, tezatların meskeni, fani haremleriyle dolu yalnız bedenin mekânı, arzuya yasak mekân, bağlılığın umulmadık mekânı, düşün ve ödipal özlemin mekânı: Ne mutlu uyuyabilene korkmadan kahırlanmadan O heybetli, o kutsal yatağında babanın Soyundan gelenlere hem beşik hem mezar olan. José Maria de Heredia Trophées" (Mekan Feşmekan)
  • Nasıl ulaşmalı sıradan olana, basit olana, gündelik olana, olağan olana, her gün olup bitene? (Ellis Adası)
  • Birçok şey değişmemiş, yerinden bile hareket etmemiş (harfler, semboller, çeşme, toprak alan, banklar, kilise vb.), ben de aynı masada oturuyorum (Bir Paris Semtinin Tüketilme Denemesi)
  • “Arkanda maskeler var. İçinde hiçbir şey yok . Yaşama arzusu. Ölme arzusu.Bir boşluk hissi , hoyrat bir anlayışsızlık .Ya sonra ? ” (Kayboluş)
  • “Mışıl mışıl uyumak burnumda tütüyor. Dalmak, uyumak, top patlasa duymamak istiyorum. Ama imkânsız.” (Kayboluş)
  • İnsan bir ad, bir sözcük istiyor. Haykırmak istiyor: Çözümü bulduğunu, bunalımının kaynağına indiğini haykırmak istiyor. Bu abuk sabuk karmaşık laf yığınından sıçrayıp çıkmak, bu sözcük bataklığından kaçıp kurtulmak istiyor insan. Ama artık bir sıçrama taşı da yok, tutunacak bir dal da. Hayal gücünün dibini boylamaktan başka yol yok. Bir başlangıç noktası yakalamak istiyor insan: Ama bütün noktalar çok uzaklarda, çok bulanık... "KAYBOLUŞ" GEORGES PEREC️ (Kayboluş)
  • Her yapıt başka bir yapıtın aynasıdır. (Harikalar Odası)