Kitap Künyesi
Yazar: Jack London
Çevirmen: Yiğit Yavuz
Yayın Evi: İmge Kitabevi Yayınları
İSBN: 9789755336145
Sayfa Sayısı: 224
Bana Göre Hayatın Anlamı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
“Hep bir kitabım vardı ve diğerleri uyurken ben hep okurdum; uyandıkları zaman yine onlardan biri olurdum , çünkü her zaman iyi bir yoldaştım.”
En samimi duygularımla…
Sadece kırk yıl süren dolu dolu bir hayat… Denizci, işçi, inci avcısı, boksör, serseri, altın arayıcısı, muhabir, sosyalist, militan, gezgin ve müthiş bir yazar... Hangisi daha büyük bir macerayı anlatır; yazı mı, hayat mı?
Jack London, yirmi yıldan kısa süren yazarlık kariyerine elliden fazla eser sığdırmış, edindiği deneyimleri hayal gücünün yaratılarıyla birleştirerek, edebiyat tarihinin en verimli ve etkili yazarlarından biri olmayı başarmıştı...
Bana Göre Hayatın Anlamı, Jack London'ın hayata verdiği anlama açılan bir pencere niteliğinde... Türkçe’ye ilk kez çevrilen bu metinlerinde, bir yazarın oluşumunu, dünyaya ve hayata bakışını, onu anlamlandırışını hayranlıkla izleyecek, dünyayı artık daha farklı göreceksiniz.
Bana Göre Hayatın Anlamı Alıntıları - Sözleri
- Ruhsal güzellik ve özverinin, günümüzdeki berbat oburluğu yeneceğine inanıyorum.
- Adeta karanlıkta çekiç sallayıp durarak gün ışığının sızacağı delikler açtım.
- Burjuva zihniyetine göre romantizm saygındı, çünkü tehlikeli değildi.
- Bunu anlamıyorsun, asla anlayamayacaksın. Kimse de anlamadı zaten. Hep aynıydı.
- İçinde yaşadığın karmaşık uygarlığın çıplak bahsettiklerini gördüm. Hayat, besin ve sığınacak yer bulma meselesiydi. İnsan, besin ve sığınacak yer için bir şeyler satıyordu. Tacir ayakkabılarını; politikacı insanlığını; birkaç istisna dışında halkın bütün temsilcileri de, insanların güvenini satıyordu. Hemen hepsi şereflerini satmakdaydı.
- Amerika'nın en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, üniversitelilerin uyanması, hayat bulmasıdır. Ellerini dışarı çıkarıp, dünyanın nabzını hissetmeliler; o nabzın alışılmamış bir hararet ve düzensizlikle attığım fark ettiklerinde nabzı bulduklarında bunu da fark etmeleri kaçınılmazdır daha sağlıklı bir düzeni başlatma yolunda çok mesafe almış olacağız.
- Dünya, tanımadığı bir adama elbiseleriyle kıymet biçer.
- Çalışmak her şeydi. Takdis ve kurtuluştu. Zor bir günün emeğinden duyduğum gurur size anlaşılmaz gelebilir. Geriye dönüp baktığımda bana da anlaşılmaz gibi görünüyor. Kapitalistlerin sömürdüğü en inanç sahibi ücretli köleydim. Ücretimi ödeyen adamı kandırmak ya da işten kaytarmak öncelikle kendime, sonra da ona karşı bir günahtı. Bunu vatan hainliğinden sonra gelen, hatta onun kadar kötü bir suç olarak görüyordum.
- Beni tanımayan bu dünya, hakkımdaki yargıyı ancak giysilerime bakarak verebilirdi. Ama yargılanmak niyetinde değildim.
- Dünya, tanımadığı bir adama elbiseleriyle kıymet biçer; adamın kendisiyse, dahi ya da filozof değil de salt kilden yapılma biriyse, kendine cüzdanına göre kıymet biçecektir.
- Kendini eğitmiş biliyim; kendimden başka akıl hocam olmadı.
- Zihnim açık ve tazelenmiş durumdaydı. Kollarıma güç gelmişti. Ürperiyor, nabzımın hızlandığını hissediyordum.
- Kabuğumu nasırlandırıp, darbeleri yok saydım; ama benden başka kimse ruhumun nasıl incindiğini bilemez.
- ...ama bu beni onların maddeciliği kadar şaşırtmamıştı. O güzel giyimli, hoş kadınlar küçük idealler ve ahlaki konular üzerine konuşup duruyorlardı; oysa yaşadıkları hayat temelde maddeciydi. Ve duygusal bakımdan bencillerdi hepsi. Bütün tatlı yardım faaliyetlerine katılır, birbirlerini de bundan haberdar ederlerdi; bununla birlikte yedikleri yemek ve giydikleri güzel elbiseler, çocuk emeğinden, ağır iş ve hatta fahişelikten gelen parayla edinilmiştir. Bu gerçeklerden masumane bir tavırla bahsettiğim de Judy’nin kız kardeşleri kan bulaşmış ipekleri ve mücevherlerini çıkarıp atacak sanmıştım; oysa onlar heyecan ve öfke içinde, toplumun mahzenindeki sefalete yol açan savurganlık, içki ve doğuştan gelme ahlaksızlık hakkında vaaz verdiler. Altı yaşında yarı aç bir çocuğun güneydeki bir pamuk değirmeninde her gece 12 saat çalışmasının, onun savurgan, ayyaş ahlaksız olmasından kaynaklananmayacağını belirttiğimde Judy’nin kız kardeşleri özel hayatıma saldırdı ve benim bir “tahrikçi” olduğumu söylediler -sanki bu, tartışmayı sonuçlandırılmış gibi.
- İşçi sınıfının içinde doğmuştum, ve şimdi 18 yaşında, başladığım noktanın da altındaydım. Toplumun mahzenindeydim; öyle sefil bir düşkünlük içindeydim ki, bahsetmek hoş olmaz ve uygun düşmez. Uygarlığının çukurunda, uçurumundaydım; insan atıklarının, pislik ve kemiklerinin toplandığı yerdeydim. Toplumun bu kesimi, toplumca yoksayılagelmiştir. Yer yokluğu sebebiyle, ben de onu yok sayacağım; yalnız, orada gördüğüm şeylerin beni dehşete düşürdüğünü belirteceğim.
Bana Göre Hayatın Anlamı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Jack London’u tanımak, ona başlamak ve ona dair ne varsa, neredeyse, öğrenmek isteyenler için ideal bir eser olduğunu düşünüyorum. Otobiyografik temalı olduğundan açıkçası daha fazla ilgimi çekti. Jack London’un hayatına baktığımızda çok fazla ezildiğini ve bedensel işlerde yoğun çalıştığını görüyoruz. Bunun etkisi olarak da ezilenlerin yanında olması çok taktir edilecek hareket. Hani şu sağda solda paylaşımlar yapıp (şükür böyle paylaşımlarım yok) sonra bir yere gittiğinde orada çalışan insanları ezikleyenler gibi değil de samimi olarak ve o işi yapmış biri olarak bu konuya dikkat çekmesi mühim. Bunun benzerini Charlie Chaplin de birçok defalar kısa filmlerinde yapmıştır, tavsiye ederim. ‘Emek’ üzerine konuşmaları beni çok etkiledi. Tabi o emeğin karşılığını alabilmek her zaman her yerde çok daha mühim. Alamadığında yoruluyorsun zaten. İyi okumalar dilerim.. (Sadık Kocak)
Yazarın yaşamından, kendi kaleminden anlar, anılar içeren bir kitap. Pek çok ünlü yazar gibi o da yokluk ve akıl almaz güçlükler içinden çıkmış. Sanırım insan ne kadar güç durumdaysa, ne kadar zorluk yaşarsa o kadar kuvvetle yaşıyor. Yazar olabilmek için böyle bir hırs, bunca aksiliğe ve yoksunluğa rağmen inatla devam ediş. Ailesi bile olmayan bir çocuğun daha küçüklükten hayâta atılmak zorunda kalıp bundan galip çıkışı. Bir kez daha, demek ki yeterince isteyince oluyor dedirtiyor. Başaramayanların nedenleri hep bahane olarak kalıyor. (Levent Göven)
Yaşadığı hayatın tat vermediğini hissedip ailesinden uzak kaldığında on yedisindeydi. Ve 1893 yılında basılan ilk öyküsünde de bu günlerini yazmıştı aslında. • ‘Kırk yıl’ doldurabilene ne de uzundur değil mi? Jack London gibi. Onlarca cilt hikaye, on dokuz roman, makale, deneme, eleştiri yazıları ve diğerleri. Sadece mektuplarının üç koca cilt tuttuğu söyleniyor mesela. • Eserin çevirmeni Yiğit Yavuz söylemiyle bu kitap London’un ‘hayatı, sanatı ve dünya görüşüne’ derleme bir şekilde eğilen kısa bir bakış. • “Kendimi bildim bileli okuyup yazabiliyorum ve bu durumun öncesine ait hiçbir anım yok.” (s.13) 1899 yılında bunları yazmıştı eserini yayımlayacak bir yayınevine. Böyle bir okur ve yazardı. • Gemicilik, altın arayıcılığı, boksörlük, maden işçiliği, gazetecilik, sosyalist eylemler ve yazarlık. Neler neler. Ve hepsinde gözettiği bir nokta vardı. Emek: “Emeğin itibarı, benim için dünyadaki en etkileyici şeydi.” (s.40) • ‘İşçi sınıfının içinde doğmuş ve en alt tabakadaydım’ diyor. Yine devam ediyor ‘yükselmem gerekliydi, oyunu kuralına göre oynamak’ Peki şu cümleleri: “Sonraları, beynin de para eden bir şey olduğunu öğrendim. O da kaslardan farklıydı. Beynini satan bir insan, elli ya da altmış yaşında en iyi dönemini yaşıyor ve fiyatı her zamankinden daha yüksek oluyordu.”(s.25) Galiba yazarlığa tam anlamıyla odaklanması da bu yıllarda olmuştu. • “Zaman! Zamanın yokluğundan söz ettiğiniz zaman, onu müsrifçe kullandığınızdan söz ediyorsunuz demektir.”(s.103) • Bir yazar, bir emekçi, bir sosyalist, bir öğrenci ya da bir gözlemci Jack London. Muazzam bir derleme var elinizde. Salt ‘Martin Eden veya Vahşetin Çağrısı’ yazarı olarak kalmamalı O. • “Yaşamanın bir damlası, var olmanın bir tadımlığı güzeldi; belki en büyük başarımız ölümsüzlüğü hayal etmiş olmaktı, bunu gerçekleştirememiş olsak da!”(s.223) Buyurun. (Adem Kara)
Kitabın Yazarı Jack London Kimdir?
12 Ocak 1876’da San Francisco’da doğdu. Gerçek adı John Griffith Chaney’dir. Evlilik dışı bir çocuk olarak dünyaya gelen Jack London, soyadını, henüz sekiz aylıkken annesinin evlendiği John London adlı savaş gazisinden aldı. Maddi sıkıntılar nedeniyle küçük yaşta okulu bırakıp gazete satıcılığı, tayfalık, balıkçılık, istiridye korsanlığı, gazetecilik, sahil koruma devriyeliği gibi çeşitli işlerde çalıştı ve Amerikan işçi sınıfını tanıdı. 1894’te serserilik suçlamasıyla otuz gün hapis yattı. Hapisten çıktıktan sonra hayatını değiştirmek arzusuyla liseye kayıt yaptırdı. Lise öğrenimini bir senede tamamlayarak 1896 yılında Kaliforniya Üniversitesi’ne girdi. Bir dönem okuyabildiği üniversiteden maddi zorluklar sebebiyle ayrıldı. 1897’de Klondike bölgesinde altın arayanlara katıldı ama bir yıl sonra yine yoksul ve işsiz olarak geri döndü. Yoğun bir çalışma programı hazırlayarak şansını yazarlıkta denemeye karar verdi. Soneler, baladlar, nükteli fıkralar, anekdotlar, korku ve serüven öyküleri yazmaya başladı. 1909’da yazdığı Martin Eden bu dönemi yansıtması bakımından otobiyografik izler taşır. İlk kitabı Kurt Dölü (1900) büyük ilgiyle karşılandı. Aynı yıl Elisabeth Maddern ile evlendi ve bu evlilikten iki kızı oldu. Ancak bu beraberlik uzun ömürlü olmadı ve 1904’te sona erdi. Charmian Kittredge ile ikinci evliliğin ardından 1916’da Kaliforniaya’daki çiftliğinde hayatını kaybetti. London yazarlık kariyeri boyunca elliye yakın kitap yazdı ve döneminin en çok okunan yazarlarından biri oldu. Yazdıkları, yaşadıkları etrafında şekillenmiş, sosyalizmin de etkisiyle toplumcu bir dünya görüşüne ulaşmıştır. Başlıca eserleri arasında Beyaz Diş, Martin Eden, Uçurum İnsanları, Vahşetin Çağrısı yer alır.
Jack London Kitapları - Eserleri
- Beyaz Diş
- John Barleycorn
- Martin Eden
- Demir Ökçe
- Ay Vadisi
- Demiryolu Serserileri
- Vahşetin Çağrısı
- Deniz Kurdu
- Uçurum İnsanları
- Alın Teri
- Şampiyon
- Dehşet Ülkesi
- Güneşin Oğlu
- Yanan Günışığı
- Kız, Kar ve Kan
- Düş Ülkelerine Yolculuk
- Sevginin Katıksızı
- Tanrılar ve Köpekler
- Suikast Bürosu
- Kurt Dölü
- Denizin Çağrısı
- Midas'ın Müritleri
- Yıldız Gezgini
- Ölüme Boyun Eğmeyen Adam
- Ataların Tanrısı
- Beyaz Sessizlik
- Can Yoldaşı
- Devrim
- Dönek
- Gece Doğan
- Halk Avcısı
- İnsanın Sadakati
- Meksikalı
- San Fransisco'nun Güneyi
- Sınıf Farkı
- Makaloa Hasırı Üzerinde
- Bana Göre Hayatın Anlamı
- Hawaii Öyküleri
- Büyük Serüven
- Kurt Kanı
- Yakalanış
- Öyküler
- Uzak Diyarlarda
- Bir Kuzey Macerası
- Gece Geçen Serseriler
- Gemide İsyan
- Geleceğin Hikayeleri
- Beyaz Cehennem
- Büyük Evin Küçük Hanımefendisi
- Beyaz Diş - Madam Bovary
- Şafak Kızı
- Beyaz Diş - Esrarlı Ada
- Yumruk
- Buzun Çocukları
- Bin Düzine Yumurta
- Adem'den Önce
- Oyun
- Ateş Yakmak
- Acemi Gece
- Vahşetin Çağrısı (Çizgi Roman)
- Kumarbazlar Cenneti
- Vahşetin Çağrısı - Beyaz Diş
- Ateş Yakmak
- Hayatın Kanunu
- Demir Yolu Çocukları
- Kızıl Veba
- Büyük Sorgu
- Mapuhi’nin Evi
- Ölümcül Dalgalar
- Kadın Denen Mucize
- İlk Savaş, İlk Zafer
- İnsanlığın Sürüklenişi
- Kepaze
- Çinago
- Bütün Dünyanın Düşmanı
- Alice Ruhunu Açınca
- Kahekili’nin Kemikleri
- Dağ Adamı
- Bir Dilim Biftek
- Kırmızı
- Tek Özgürlüğüm
- Güneşe Doğru
- Lost Face And Other Stories
- Theft
- Tom Pomplun
- Kaval Kemikleri
Jack London Alıntıları - Sözleri
- “Sanki kendimin dışında durmuş da kuşkuyla kendime bakıyor gibiydim.” (Deniz Kurdu)
- Henüz çıldırmadım ama çıldırmaya başladığım zaman beni görün;))) (Büyük Evin Küçük Hanımefendisi)
- Yaşlılık zamanlarımızda dine ihtiyaç duyarız Alice. Din bizi yumuşatır, diğer insanların zayıflıklarına, özellikle de nerede sabah orada akşam hovardalık ettikleri ve ne yaptıklarını bilmedikleri gençlik zamanlarında gösterdikleri zayıflıklara karşı daha hoşgörülü ve affedici olmamızı sağlar. (Alice Ruhunu Açınca)
- Ömrüm boyunca gövdemle hayvan gibi çalıştım ve ne kadar çok çalıştıysam çukurun dibine o kadar fazla yaklaştım. (Tom Pomplun)
- °• İnsan her zaman hayattan talep ettiğinin daha azını alır . (Uçurum İnsanları)
- Dünyaya egemen olan kanunu iyi biliyordu: zayıflar ezilir, güçlülere itaat edilirdi. (Beyaz Diş)
- “Bana o gözleriyle bir dakika içinde, bin yılda kitaplarda okuyabileceğimden daha çok şey söylüyordu.” (Büyük Sorgu)
- Bundan şu çıkıyordu ki bir kişi dostluğun d'sini bile bilmez ama soylu biri olabilir! (Uzak Diyarlarda)
- İnsanlar neden şarap içer, at biner, aktristleri tutar, papaz ya da kitap kurdu olur? Öyle isterler de ondan. İşte sana cevap. Hepimiz, elimizdeyse, hoşlandığımız şeyleri yapmak isteriz, elde edelim etmeyelim, istediğimiz şeylerin peşinden koşarız. (Sevginin Katıksızı)
- Güneş her sabah doğar. (Makaloa Hasırı Üzerinde)
- Korkak olduğu için, zorbalığı da korkaklığıyla uyumluydu. (Can Yoldaşı)
- Derler ki, bu aşk hayattan bile daha kıymetliymiş, aşık olanlar böyle söyler. Bir kadın ya da erkek, birini dünyadaki herkesten daha fazla severse, o zaman aşık olduğunu anlar. Böyle denir ama kelimelerle açıklamak fazlasıyla zor. Sadece bilirsin işte, o kadar. (Kadın Denen Mucize)
- “Kalbimde sana duyduğum hisler yıldızlar kadar parlak ve çok, bunu ifade edebilecek bir dil yok. Sana nasıl anlatabilirim ki? Oradalar... Görüyor musun?" (Kadın Denen Mucize)
- Tekdüzelikten uzak olması belki de serseri yaşantısının en güzel yanıdır. Topluluklar hâlinde yaşayan serserilerin ülkesinde, yaşamın yüzü sık sık biçim değistirir. (Demir Yolu Çocukları)
- Yaşamaktan mutluyum, kendi akıl ve gücümden mutluyum, işleri yapmaktan mutluyum, kendim için yapmaktan. Bundan başka yaşamak için bir neden olabilir mi? Kendimden ve yaptığım işlerden keyif almayacaksam, neden yaşayayım? (Buzun Çocukları)
- “Aramızda küçük bir tartışma yaşadık ve yapabileceğimiz en iyi şey, bunun bu kadarla kalmasını sağlamak.” (Vahşetin Çağrısı (Çizgi Roman))
- Kötü olan iyi olanı bozar, her şey birlikte iltihaplanır. (Uçurum İnsanları)
- Bugün n'oluyor, ilkokuldan sonra ortaokul, lise, sonra üniversite, sonra ya memur oluyoruz ya doktor moktor, bildiğimiz serüvenleri de sadece kitaplardan öğreniyoruz. (İlk Savaş, İlk Zafer)
- Hayat hayal kırıklıklarıyla dolu ve öyle olmalı zaten. En tatlı et kıtlıktan sonra gelen ve en yumuşak yatak da zor bir avdan sonra yatılandır. (İnsanın Sadakati)
- Kazanılacak bir oyun gibi gördükleri şeyi yıllarca oynayan insanları izledim. Sonunda kaybettiler... (Dönek)
Yorumlar
0 yorum