Kitap Künyesi
Yazar: Cihan Aktaş
Yayın Evi: İz Yayıncılık
İSBN: 9789753558792
Sayfa Sayısı: 368
--reklam--
Bana Uzun Mektuplar Yaz Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Usta edebiyatçı Cihan Aktaş'ın senelerin birikimiyle meydana getirdiği bir roman çalışması daha... Bu çalışmasında Aktaş, yakın dönemin tarihine otobiyografik anlatımın tek boyutluluğuna düşmeksizin "içeriden" bir bakışla değerlendirmeler/yorumlar sunuyor. Kılı kırk yaran bir titizlilikle, ince elenip sık dokunarak yazılan, emek ve sabırla ilerlenen bir roman...
--reklam--
Bana Uzun Mektuplar Yaz Alıntıları - Sözleri
- Bazen olmadık bir yerde dudaklarımdan "seviyorum seni" diye bir cümle çıkıyor ama kime seslendiğimi bilmiyorum. İşte böyle dediğimde birinin de bana "ben de seni seviyorum" diye haykırdığını duyar gibi oluyorum ama kim olduğunu bilmediğim biri o. Tabi bir gün bileceğim, biri Kerem gibi aşık olacak bana ve diyar diyar peşimde koşacak. Çok yakışıklı olmasa bile mutlaka güzel konuşacak benim sevdiğim, bu açıdan mesela biraz Sözde Kızlar'ın Fahri'sini andırabilir. Biraz iptidai ama samimi, biraz hoyrat ama hararetli, biraz saf ama zeki ve Kerem gibi de sabırlı.
- Medeni insan başkalarına yük olmayan ama etrafındakilere yararlı olabilen insandır.
- Ülküsüz insanın çamurdan farkı yoktur.
- Bazen yalnız kaldığımda hemen onu düşünmeye başlıyorum, bazen de sırf onu düşünmek için yalnız kalmak istiyorum.
- Bu kadar çok insanın bu kadar benzer hayatlar yaşaması nasıl mümkün oluyor, böyle bir şeye nasıl katlanıyorlar, anlamıyorum.
- Yaşadığı hayat gibi yaşayamadığı hayat da bakışlarına, ses tonuna, duruşuna siniyor insanın
- Yaşadığı hayat gibi yaşayamadığı hayat da bakışlarına, ses tonuna, duruşuna siniyor insanın.
- Çoğu zaman birlikte yeleleri alev gibi yanan kanatlı bir atın yani benim efsane atımın sırtında dolu dizgin, Demir Perde'yi, mayınlı arazileri, balta girmemiş ormanları, karanlık uçurumları, tuz göllerini, stepleri aşarak Orta Asya'ya ulaşmaya çalışıyorduk.
- Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur bacılarım, dedi Müjgan abla, elindeki kağıtlara göz attıktan sonra.
- Bana vuracağını hiç tahmin etmediğim için yüzüme inen tokata önce inanamadım. Birdenbire gözlerimden yaşlar boşandı. Yüzüm alev alev yandığı için değil hırsımdan.
- Yarınlar, yarınlar... Yarınlardan sözeden bir şarkıyı söyleyince solcu olunuyor 5-A'da, devrimci olunuyor. Gerçek kelimesi onların, barış özgür arkadaş dost yoldaş kelimeleri de sadece onların... Ve yoksulluk da öyle; sanki yoksulluğu yalnızca solcular dert edinebilir.
- Pembe koluna girmişti ve Aslı koluna giren ince parmaklarda Halide’nin ellerindekilere benzeyen kırmızı lekeler gördü. Uyuz lekeleri... Tuhaf bir koku alır gibi oldu Pembe’den, yine de kolunu çekmedi. Biriyle konuşmak istiyordu şimdi, kendisini canı gönülden dinleyecek birine evinden ve ailesinden söz etmek istiyordu.
- Her şey bir imtihan vesilesi, diyordu Cemile. Uyuz da bronşit de sınıfta kalmak da aileden ayrı düşmek de... İmtihan dünyası bu dünya.
- Bir kere, Fatma Girik'in kaşlarına benziyordu kaşları da o yüzden... Hemen kabul etmiştim evlenmeyi. Duvağı açtığımda yüzüne bir baktım, ilk bakışta benziyor ama belli ki o değil. Sanki benim beğendiğim kızın müsvettesi. Kızkardeşini istedim, ablası çıktı hocam, olur mu böyle şey!
- Ülkü, diye yazmıştı son mektubunda, tek bir cümleyle ifade etmek istersek, Tanrı’nın insanlara değen elidir ülkü Aslı’cığım. Başbuğ’umuzun dediği gibi, ülküsüz insanın çamurdan farkı yoktur.
--reklam--
Bana Uzun Mektuplar Yaz İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bu kitap beni 35 yıl öncesine aldı götürdü... İlk gençlik hayallerimi, korkularımı, üzüntülerimi heyecanlarımı beni ben yapan deneyimlerimi kazandığım zamanları tekrar hatırladım... O yüzden yavaş yavaş özümseyerek okudum. Ben devlet parasız yatılı okulunda 12 Eylül darbesinden bir hafta sonra 17 Eylül 1980'de evden ayrılarak başladığım yaşam mücadelesine hala devam ediyorum. Eve dönüş hayalim bir daha gerçekleşmedi. Babamın evine hep bir misafir sanatçı olarak gittim. 11 yaşında bir çocuk olarak girdiğim okuldan 17 yaşında bir genç olarak mezun olduğumda kafamda bir çok fırtınalar esiyordu. Bu kitabı okurken önce politize olmuş bir yazar tarafından yazıldığı açıkca belli olduğu için irkildim. ama sonra kendi okulumu düşününce okumaya devam ettim. Biz okula geldiğimizde okul savaştan çıkmış gibiydi. Bütün camlar kırılmış, trafo patlatıldığı için elektrikler kesikti ve bir çok öğretmenin kafası kolu sargılar içinde derse geldiklerini hatırlıyorum. İlk üç yıl herkes kendi halinde derslerine devam etti. Sonra büyüdük!.. Sağ sol kavgası yeniden hortladı. O ana kadar birlikte neşe içinde maçlar yaptığımız eğlendiğimiz güreştiğimiz arkadaşlarımız kutuplaşmaya ve birbirinden uzaklaşmaya başladı. Halbuki her iki tarafta da ne cevherler vardı. Bir araya gelebilselerdi dünyayı yerinden oynatabilecek kabiliyette akıllı çocuklardı hepsi. O zaman anladım ki sağ sol diye bir şey yok bölmek zayıflatmak ve yönetmek var. Biz birbirimize düştükçe sadece gücümüz kendimize yetmeye başlıyor. etrafımızdaki güçlü düşmanlara gücümüz yetmeyeceği için birilerinin dümen suyuna girerek istenenleri yapan evcil ha.....anlara dönüyoruz. Gençler; politize olarak geleceğimizi mahvetmeyelim. Birlik olmak için çok geç değil... Bizi ötekileştirmek isteyenler her zaman vardı. Bugün de var gelecekte de olmaya devam edecek. Bizimle oynayanlar sadece bizimle oynamıyorlar. gelişmiş ülkeler bile bundan nasibini alıyor. Bir Almanya bir Fransa aklınıza gelir miydi.(Gidip görmek nasip oldu.) Hepsiyle oynuyorlar. Ne kadar çok okursak o kadar bilinçli olabiliriz. Bu dünyada gücü gücü yetene vuruyor. Ayakta kalıp yumruk yememeye dikkat edelim. (Kâmil)
70'lerden Bir Gençlik Romanı: Kitap bir olay romanı değil, durum romanı. Aslında kitapla ilgili merak edenlere, bir gençlik romanı olduğunu belirtmek isterim. "Bir Genç Kızın Gizli Defteri" tarzı. Hikayeyi özel kılan, 70'lerde bir yatılı öğretmen okulunda yaşanıyor olması. O günlere çok güzel ışık tutmuş yazar. Kendinizi o dönemde hissedebiliyorsunuz. Siyasi rüzgarlar, idealist gençlerin öğretmenlik mesleğine olan tutkuları, dönemin Türkiye şartları, güzel yansıtılmış. Ancak üzülerek söylemeliyim ki kitabın akışı beni yordu. Edebî anlamda bir düzensizlik sözkonusu. Diyaloglar, diyaloglar, kimin ne söylediği belli olmayan diyaloglar... Paragraflar öyle uzun ve sonsuz(!) ki, bazen bir noktalama işaretinin dahi yoksunluğunu yaşayabiliyorsunuz... Ancak genel itibariyle, okuduğuma mutlu olduğum bir eser oldu. Okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar dilerim. (Zeyneb Suzer)
--reklam--
Bana Uzun Mektuplar Yaz PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Cihan Aktaş - Bana Uzun Mektuplar Yaz kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bana Uzun Mektuplar Yaz PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Cihan Aktaş Kimdir?
Yazar Ümit Aktaş'ın kardeşi.Beşikdüzü Öğretmen Lisesi’ni (1978) ve İstanbul DGSA Mimarlık Fakültesi’ni (1982) bitirdi. Mimar, basın danışmanı ve gazeteci olarak çalıştı. Yeni Devir’de köşe yazıları yazdı. Halihazırda Taraf gazetesi ve Dünya Bülteni internet sitesinde köşe yazıları yazıyor. Hayal Perdesi e-dergisinde sinema yazıları, www.sonpeygamber.info'da ise dini içerikli makaleleri yayınlanıyor. 1995’te TYB (Türkiye Yazarlar Birliği), 1997’de Gençlik Dergisi tarafından ‘Yılın Hikayecisi’, 2002’de TYB tarafından yılın romancısı olarak ödüllendirildi. 2009’da “Kusursuz Piknik” isimli hikaye kitabı ESKADER tarafından yılın hikaye kitabı ödülüne lâyık bulundu. Halihazırda Tahran’da Tabatabai Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde dersler veren Aktaş evli ve iki çocuk annesidir.
--reklam--
Cihan Aktaş Kitapları - Eserleri
- Üç İhtilal Çocuğu
- Hz. Zeyneb
- Bana Uzun Mektuplar Yaz
- Kızım Olsan Bilirdin
- Hz. Fatıma
- Duvarsız Odalar
- Bacıdan Bayana
- Suya Düşen Dantel
- Son Büyülü Günler
- Ayak İzlerinde Uğultu
- Halama Benzediğim İçin
- Kusursuz Piknik
- Şark'ın Şiiri: İran Sineması
- Fotoğrafta Ayrı Duran
- Acı Çekmiş Yüzünde
- Sistem İçinde Kadın
- Şirin'in Düğünü
- Ağzı Var, Dili Yok Şehrazat
- Azize'nin Son Günü
- Seni Dinleyen Biri
- Kılık - Kıyafet ve İktidar
- İslamcılık
- Şehir Tutulması
- Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği
- Şair ve Gecekuşu
- Unutulmayan
- Bir Hayat Tarzı Eleştirisi: İslamcılık
- Turuncu Günler
- Sınıra Yakın
- Mahremiyetin Tükenişi
- Türbanın Yeniden İcadı
- Kardeşliğin Dili
- Tesettür ve Toplum
- Hayallerin Ötesi
- Hatırladığım Filmler
- Kadının Serüveni
- Dünün Devrimcileri Bugünün Reformistleri
- Vahiy Sürecinde Kadın
- Yakın Yabancı
- İktidar Parantezi
- Veda Hutbesi İnsanın Temel Hakları
- Seattle Günlüğü
- Pakistan Dosyası
- Rüzgarla İyi Geçinmek: Esenler'in Kuruluşu
--reklam--
Cihan Aktaş Alıntıları - Sözleri
- Y a Ümmü Gülsüm? O, Hz. Ali ve Fatıma’- nm ikinci kızlan ve Allah Resulünün öpüp kok- ladığı bir yavru... Küçük yaşta diğer kardeşleri gibi anasını ve dedesini yitiren bu küçük kız, babasının denetiminde büyüdü. (Hz. Fatıma)
- “İlk tanıdığı insana hemen güvenip içinde ne varsa dökmek gibi onu hep belalara sürükleyen bir huyu vardı.” (Acı Çekmiş Yüzünde)
- Mahalle aslında aileden kamuya öğretici bir geçiş rolü üstlenen "sıcak kamu" alanı. (Şehir Tutulması)
- “Bir zamanlar düşler, ümitler, sunulmayı bekleyen sevgiler vardı. Geçmiş diye bir zaman yoktu, her şey gelecekti bir zamanlar. Geleceğin renkleri canlı, pırıl pırıldı. O zamanlar...” (Üç İhtilal Çocuğu)
- Konuşmak istediği, kendisini anlayabilecek, kendisine destek verebilecek birinin özlemi içinde. (Üç İhtilal Çocuğu)
- "Icsellestirilmemis, şekilde kalan bir dindarlıkla veya dini fanatizmle ruhsal iflas arasındaki mesafe çok kısadır. Ne kadar ilkelerimize bağlı olduğumuzu söylersek söyleyelim, bu bağlılığın sahiciligi ancak, ilkelerimizin sınandığı seçim ve karar anlarında anlaşılacaktır. (Bacıdan Bayana)
- Gerçek insanlar tanımak istiyorum, diye haykırmış babasının yüzüne; bunu duymuştum. (Duvarsız Odalar)
- "Çok çok oku, senin süsün okuduğun kitaplar olsun," diyor babam... (Son Büyülü Günler)
- “İran sineması ile ilgili bilinçli bir cehaletin sürüldüğü görüşü yaygındır.” (Şark'ın Şiiri: İran Sineması)
- Kadının örtünmesi, cinsi içgüdünün tahrikine, kışkırtılmasına meydan vermeyen bir korunma biçimidir ve örtülü bir kadının toplumsal katılımı, gerçekçi bir gözle bakılacak olursa, daha çok yararlı olacaktır insanlığa (Sistem İçinde Kadın)
- Bu dünyada kurduğu hayallere tamamen kavuşan insan var mıdır bilmiyorum. (Şair ve Gecekuşu)
- Dünyevileşme ve mahremiyetin yitimiyle aşk da anlam kaybına uğramıştır. (Mahremiyetin Tükenişi)
- Örtülü Üniveriste Mezunları adına da Dr. Aysel Çelikkol Sadi Irmak'a şöyle yazmıştı: .... Şuna emin olmanızı isteriz ki, Türk halkı kızının " imanla yaşamak mı?" yoksa "tahsil mi?" tercihine mecbur tutulmazsa, ilmin kadın ve erkek her Müslüman'a farz olduğu bilinci içinde yavrusunu okutacak, yurdumuzda tek cahil fert kalmayacaktır. (Türbanın Yeniden İcadı)
- '...büyük hayaller kurmadığı için mutlu olmayı başarmış bir adam, diye düşündü.' (Son Büyülü Günler)
- "...korkunçtu hayat... Gelecek ne, belirsizdi. Ürperdi; insan yükü ağır olur, derdi annesi hep. Başkalarına muhtaç, sığıntı, göze diken olan yaşlı bir kadın olarak yaşmak düşüncesi bile böyle ağırken ne zordu kim bilir?" (Acı Çekmiş Yüzünde)
- Birine kendini sevdirip sonra da ondan uzaklaşmanın bir cezası olmalı, bu dünyada olmasa bile, öteki dünyada. (Duvarsız Odalar)
- Ulaşılması zor, yasak, yanlış bir yerde duruyordun. (Son Büyülü Günler)
- Gelecek kuşaklara daha hafif binalar ve şehirler borçluyuz. (Şehir Tutulması)
- Kadını çalışma hayatına zorlayan sistem, bununla birlikte gerekli hizmetleri vermediği için; çalışma hayatı Türkiyeli kadınların ekseriyeti için yorucu ve yıpratıcı, para kazanmak ve emekli olmak üzere katlanılan bir yük, bir çile anlamına geliyor. (Modernizmin Evsizliği ve Ailenin Gerekliliği)
- “Haram yemek tatlıdır.” (Şark'ın Şiiri: İran Sineması)
Yorumlar
0 yorum