Kitap Künyesi
Yazar: Fikret Başkaya
Yayın Evi: Yordam Kitap
İSBN: 9786051721453
Sayfa Sayısı: 256
--reklam--
Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Gündelik hayatımıza dokunan bir manifesto bu. İçinde yaşadığımız sistemle birlikte kişisel tercihlerimizi de sorgulamamıza yardımcı olan, üretimden tüketime, bireyden topluma, doğadan teknolojiye geniş bir çerçeveyi tartışma olanağı sunan...
Nasıl bir ihtiyaçlar hiyerarşisine tabiyiz? "İleri teknoloji" toplumsal ve bireysel olarak bizi ne kadar ilerletti? Geçerli üretim, tüketim ve yaşam tarzı, doğa-toplum metabolizmasını nasıl bozdu? Tarım ve gıda dünyasını kimler rehin aldı? Enerji sorunu ve iklim krizi, insanlığı nereye götürüyor? Bir yıkım ve katliam aracı olarak otomobiller, hayatımızı nasıl kuşattı? Ve çok daha fazlası…
Belki de en önemlisi: Başka bir alternatif mümkün mü?
Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto, "neyi, nerede, nasıl üretmeli, nasıl tüketmeli, nasıl yaşamalı?" soruları ekseninde, mevcut özel mülkiyet sistemine alternatifi, müştereklere dayanan yeni bir demokrasiyi de tartışıyor.
Bu özlü ve etkileyici manifestonun yazarı Fikret Başkaya'nın sözleriyle: "Eğer şeylerin 'gerçeğini' söylemeye niyetliyseniz, o zaman işe yalanı ve ikiyüzlülüğü teşhir ederek başlamanız, alışılmış genel algının dışına çıkmanız, şeyleri adıyla çağırma basiretini ortaya koymanız gerekecektir. Zira, 'ilerleme', 'modernleşme', 'kalkınma', 'büyüme', vb. adına artık insanlığın geleceği riske atılmış bulunuyor! Fakat, tuhaf bir çelişki de söz konusu. Dünyayı bu hale getirenler, kendilerini hâlâ insanlığın ve uygarlığın timsali olarak sunmayı başarıyorlar!"
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto Alıntıları - Sözleri
- Paul Valery: “Savaş, birbirlerini tanıyan ama birbirlerini öldürmeyenler adına, birbirlerini tanımayanların birbirlerini öldürmesidir” demişti.
- Nereye bakarsınız bakın, gözünüzü nereye çevirirseniz çevirin, her yerde hep aynı şeyler: her biri birkaç futbol sahası büyüklüğünde AVM'ler, beş yıldızlı oteller, milyonların, on milyonların yaşadığı kentten başka her şeye benzeyen insan siloları, otoyollar, lüks otomobiller, rezidans denilen 40-50 katlı kuleler, "akıllı konutlar", her tarafı kaplamış bankalar, bankamatikler, beş yıldızlı otellerle yarışan devasa devlet binaları, casino'lar, yürüyen merdivenler, arabalar tarafından işgal edilmiş sokaklar, kaldırımlar, trafiğe takılmış yüz binlerce araba, her köşe başında cep telefonu satıcıları, bina duvarlarını kaplamış reklam panoları, karanlığı delen reklam ışıkları ve dur durak bilmeden koşuşan insan kalabalıkları ... Elbette ihtiyaçlar görelidir (rölatif), koşullara, zamana ve üretici güçlerin gelişmişlik düzeyine göre değişir ama bunu söylemek soruna fazla açıklık getirmez. Yegane kaygının ve amacın karı artırmak, sermayeyi büyütmek olduğu bir dünyada, "ihtiyaçların" insan haysiyetine uygun bir tarzda karşılanması, tatmin edilmesi mümkün değildir. Özel mülkiyeti sorun edip tartışma gündemine taşımadan, insanlığın kaderini elinde tutan dev tekeller etkisizleştirilmeden, başlıca üretim araçları sosyalleştirilmeden (devletleştirme veya millileştirme değil),müşterekleştirilmeden Ihtiyaçlar sorununu tatmin edici bir tarzda çözmek mümkün değildir.
- Bir insanın sadece kendi çabası,çalışması ve emeği sayesinde büyük mülk sahibi olması, zenginleşmesi mümkün değildir. Bu ancak başkasının sömürüsü ve başkasının emeğinin ürününe el koyulması, gasp, hırsızlık, yağma ve talan, dolandırıcılık, mafyatik yöntemler sayesinde mümkün olabilir.
- Nitekim "ihtiyaçlar görelidir" denerek, mevcut gayri adil eşitsiz durum meşrulaştırılıp, dayatılabiliyor ... Sınıfsal aidiyetlerine göre bazılarının diğerlerinden daha çok şeye ihtiyacı vardır demek, kabul edilebilir değildir ve mevcut durumu sürdürmenin gerekçesi olabilir ancak! Ekonomik sistemin ahlaki (etik) bir temel üzerine oturtulmadığı koşullarda, ihtiyaçlar sorunu ne gerektiği gibi ele alınabilir ne de tatmin edici bir çözüme kavuşturulabilir
- Üretim ,tüketim ve zenginlik artıyor,lakin her seferinde üretim tüketim ve zenginlik artışına yoksulluk artışı eşlik ediyor ve sefalet derinleşiyor.Hepsi bu kadar da değil,her ileri aşamada doğa tahribatı büyüyor,yaşamın temeli aşınıyor,canlı yaşam tehlikeye giriyor ve üstelik bir de anlam kaybı ortaya çıkıyor... Demek ki bu işte bir yanlışlık var!
- Eğer nereye gittiğimizi bilmezsek,"doğru yolda " ilerleyip ilerlemediğimizi bilebilmemiz de mümkün olmaz...
- “(...) Doğada var olan tüm canlıların birbirlerine ihtiyacı var, biri olmadan diğerinin varlığını koruması mümkün değil. Başka türlü söylersek, canlı doğada bir harmoni (uyum) var. Ve doğa insan toplumları gibi hiyerarşik değil, insan toplumlarındaki hiyerarşi de aslında bir sapma, şeylerin normal hali değil. Tüm organizmalar arasında karşılıklı bağımlılık ilişkisi var. Birinin varlığı diğerine bağlı. Eğer karınca olmazsa aslan da olmaz...”
- “Eğer bir mal ve/veya hizmet (servis) bir insan ihtiyacını karşılıyorsa, insan ve toplum yaşamı için bir anlam ifade ediyorsa, o malın veya hizmetin bir kullanım değerinden söz edilir. Ve eğer bir mal ve/veya hizmet bir ticaret, bir alım-satım konusuysa onun bir değişim değerinden söz edilecektir.(...) tam bir meta toplumu olan kapitalizm koşullarında öncelikli ve belirleyici olan değişim değeridir. O kadar ki, ileri düzeyde gelişmiş bir kapitalist toplumda, meta yegâne değer sayılır... Metaya dönüştürülebilir, tahvil edilebilir olmayan hiçbir insan etkinliği, hiçbir şey, hiçbir nesne, hiçbir mal ve hizmet, muteber sayılmaz!”
- “(...) On-yirmi milyon insanın yaşadığı kentler (megapol diyorlar), sanayi bölgeleri, yolları, sokakları, kaldırımları kaplamış arabaları, kırk-elli katlı binalar, otoyollar, suni parklar, uluslararası zengin turizmi, 5-7 yıldızlı oteller, McDonalds restoranları... Neredeyse insan eli değmemiş, sunileştirilmemiş tek bir şey, bir karış toprak parçası yok...”
--reklam--
Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Nasıl üretmeli, nasıl tüketmeli, nasıl yaşamalı? sorularına cevap arayan, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımından, tarım politikalarına, reklam ve tüketim çılgınlığından, üreticilerin malı üretirken eskime ömrü biçtiklerine kadar değişik bir yelpazede üretme ve tüketme üzerine yazılmış bir araştırma kitabı. Yazının dili akıcı, paylaşılan bilgiler güncel, öneriler yerinde. Bilmediğim olgular ve tanımlar da var kitapta. Yeni birşeyler öğrenmenin mutluluğuyla tamamladım kitabı (Vedanım)
Manifesto: Fikret Başkaya'nın, Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto (Nasıl Üretmeli, Nasıl Tüketmeli, Nasıl Yaşamalı), adlı kitabı olaylara daha geniş açıdan bakılmasını amaçlıyor. Önce manifestonun kelime anlamı ve Fikret Başkaya'nın bu kelime ile ilgili düşüncelerini okuyoruz. Manifesto: 'bir pozisyonu ve/veya bir programı, açık etmek, ilan etmek, deklare etmek olsa da bana göre manifesto iki şeydir: Bir iddiadır ve bir perspektiftir. Neden böyle oldu ve nasıl başka türlü olabilir? ' (s.9) diyerek bir açıklama yapıyor. Kapitalist sistemin artık bir çözüm üretememesi ve hatta sorunun kaynağı olmasından dolayı, kendi içinde yaşadığı sorunlara karşı bir söylem geliştirmiş. Yazar, kendi manifestosunu yazarken okuru da rahatsız ediyor. Yani ben düşünüyorum sen de düşün ve bu sayede okuyucuyu kitabın içine dahil ediyor. Fikret Başkaya toplumu ilgilendiren her şeyden bahsediyor. Kitap 'Giriş' kısmı dahil 5 ana başlığa sahip. Bunlar sırasıyla + Giriş: Binmişiz bir alamete + Neden bir uygarlık krizi ortaya çıktı + Neyi, nerede ve nasıl üretmeli + Nasıl tüketmeli + Nasıl yaşamalı Kimse ilerde kötü bir olay/durumla karşılaşacak şeyin peşinde gitmez. Ama iktidarları ele geçiren güçler o bireysel aklın reddettiği şeyleri topluma dayatır. Bunu da bazen açık bazen de gizli bir şekilde yaparlar. Hep 'ekonomik büyümeden' ve kişi başına düşen milli gelir artışından bahsedilirken bunun genele yansımaları niye düşük oluyor? Bu niçin çok fazla sorgulanmaz, bunu da düşünmek gerekir. Üretim ve tüketim artarken yoksulluğun daha da artması çelişki olmuyor mu diyerek bir soru sorar. Kapitalist sistem, yapısı gereği bir çözüm sunarken, başka bir sorunu da meydana getirir. Ama kapitalist sistemin kendisi sorunsa çözümü başka yerde aramak gerekmiyor mu? Okullarda öğretilen iktisat dersinin sadece ideolojik amaçlı olduğunu belirtiyor. Bunun sebebi olarak da egemen sınıfların kendilerine temsilen görevlendirdikleri eğitimcilerin, topluma kendi gerçeklerini sunduklarını ve o doğrultuda nesil amaçlandığını vurgular. Toplumun liberal, neo liberal politikalarla mülksüzleşmesinin önünün açılmasıyla büyük şirketler artık her yeri ele geçirir. IMF, Dünya Ticaret Örgütü gibi emperyalist yapıların, ele geçiremedikleri hava haricinde her şeyi denetleyebildiklerini söylüyor. "çoktandır burjuva….. Büyük özel günler" adı altında indirimlerle toplumun bir çeşit cebini boşaltmıyor mu? Efsane, şahane, çok özel, süper özel, ultra özel indirimler adı altında, ihtiyacın yanında ihtiyaç olmayan şeyler de hiç farkına varılmadan alındığı olunuyor. Temel ihtiyaçlar artık kişinin değil, şirketlerin tespiti ile ortaya çıkıp, onların bildirmesiyle alım gerçekleşir duruma geldi. Özel günler adı altında (anneler, babalar, sevgililer, doğum, nişanlılık, sözlülük, kara Cuma, muhteşem Cuma, yılbaşı vb.) bir meta zorunlu ihtiyaç duruma getiriliyor. Eğer tüketici bu döngünün dışında kalmak isterse bir çeşit mahalle baskısı gibi bir baskıyla karşı karşıya kalıyor. Televizyon ve internet sürekli bu günleri hatırlatarak, insan zihnine sokuyor. Hatta çivi gibi çakıyor. Kaçış olmaz. Reddetmek, toplumu reddetmek gibi öne sürülüyor. Özel günler şirketlerin kendi çıkarları doğrultusunda tüketicinin cebindeki parayı kapmak için yaptıkları bir oyundur. Zoraki gönüllülük oluşturulur. İnsan otomatiğe bağlanır ve çevresinde ya da ailesinde dışlanmamak için bu çarkın içine girmek durumunda kalır. İşin daha da ilginci ise buna karşı çıkanlar 'hayalperest, gerici, karanlıkçı (s.30)' olarak adlandırılır. Kapitalist üretim tarzından bahseder ve bir şey üretilirken doğadan bir şeyin çekildiğini ve tüketirken de doğaya bir şey atıldığını; gelişi güzel yapılanmalar sonucu kimyasal atıkların her tarafa atılması yüzünden çevre kirliliğinin arttığını ifade eder. Ayrıca nüfusun çok artması sonucu bu nüfusa yönelik arzın da artması doğanın da katledilmesinin de önünü açar. Çok Uluslu Şirketler tarafından istila edilen gıda ve hayvancılıkta artık 'Ticari' olarak bakıldığından, onlar neyin üretilmesini istiyorsa o ürünlerin üretileceğini ve onların 'patentli' tohumlarıyla üretileceği hale gelindiğini anlatıyor. Eşyanın 'kampanya' adı altında yüceltilmesi sürekli bir hal almış. Meta ile insan bir çeşit köleleştirilirmiş. 'Onda var, ben de niye yok' söylemi içinde yaşayan birey o malla aidiyet kurmaya zorlanır. Kendisini o mala indirgeyip, onunla mutlu olmayı seçer. Bazılarını bildiğimiz, duyduğumuz, gördüğümüz şeyler haricinde görmediğimiz, duymadığımız, bilmediğimiz şeyleri de bize anlatması bakımından iyi bir çalışma. Bize dayatılan 'gerçeklerin' gerçekliğini tartışmadan, esas gerçeğe nasıl ulaşacağız. Tüketimin yoğun olduğu şu anki dünyada, fiziki olmasa bile zihinsel olarak bize zorla biçilen kalıplar içinde yaşamaya çalışıyoruz. Kalıbın dışına çıkıldığında ise dışlanmışlık, mahalle baskısı ve en kötüsü de aile içi baskı ortaya çıkıyor. AVM'lerin çoluk çocuk cümbür cemaat dolması, günü AVM'lerde geçirip sosyalleşme, tüketme ve bir sonraki hafta AVM'ye gidilinceye kadar duyulan özlem ile hayatı, o gerçeklik içinde yaşamaya mahkum olan bir durumla karşı karşıyayız. Fikret Başkaya'nın adını duymuştum ama hiç kitabını okumamıştım. Bu aldığım ve okuduğum ilk kitabı. Diğer kitaplarını da alacağımı ifade edeyim (2 kitabını daha aldım). Çünkü bu kitapta bizden bir şeyler var. Toplumu kutuplaştırmadan, hor görmeden, var olanla, o var olanın nasıl var olduğunu anlatıp, bizlerinde o var olanın peşine nasıl sürüklendiğimizi anlatması bakımından güzel, kapsamlı bir çalışma. Kullanılan dilin anlaşılır ve akıcı olması dolaysıyla 'yahu, bu adam ne diyor' demeden olayları sebep-sonuç ikilisi içinde anlatıyor. Tabi, memnun olmayan kesimler de olabilir. Ama bir çeşit 'tebliğ' ediyor. Şu anki yaşamda toplumların büyük kısmında gözlemlenen mutsuzluğun altında yatan sebebin, parası olmadığı için o 'metayı' alamamasından kaynaklı olduğuna kendini inandıran kişinin, esasında o şekilde inanmaya itildiğinin farkına varmadığını anlatıyor. Giydiğimiz, içtiğimiz, kullandığımız her şey, çoğu zaman, doğanın katledilmesi ve insan emeğinin üç kuruşa satın alınarak üretilmesi sonucu ortaya çıkıyor. Bir yerlerde 'marka' olarak satın alınan (aldırılan) ürün, o ürünü sağlıksız, güvencesiz ortamda çalıştırılan o işçinin alın terinin ne kadar karşılığı oluyor? Düşük ücret alarak üretimde bulunan işçi, tüketicinin büyük paralar vererek ulaştığı o 'mutluluğa' ulaşır mı? Mülk, mülksüzleştirme, egemenlik, devlet, siyaset, ekonomi, bireysel, müşterek, iç ve dış düşman algısı ve buna karşı kurulan yapılar gibi çok çeşitli konular ele alınıyor. Bireysel mülkiyetin sorunların kaynağı olduğunu ifade ediyor. Özelleştirme ya da şirketleştirme yerine müşterekleştirme yoluyla kaynakların daha iyi bir şekilde yönetilebileceğini ama bunun da kısa vadede değil, ancak uzun vadede olabileceğini söylüyor. Kitap baştan sona sizi konulardan kopmadan ve bir şevkle okumanızı sağlayacak şekilde olayların içine dahil ediyor. Tabi bu bir 'manifesto'. Beğenirsiniz veya beğenmeyebilirsiniz. Yazar, bilgi birikimini kağıda dökmüş. Fikret Başkaya'nın manifestosu bu şekilde. Ayrıca Mete Gündoğan'ın. gonderi/36543635 kitabı da başka bir açıdan manifestodur. Fikret Başkaya bizlere bir şeyler anlatmaya çalışmış ve sorunların kaynağı ve çözüm yolunu da kendince göstermeye çalışmış. Kitap içinde kullanılan bazı kelimeler genel okuyucu için çok bilinir olmayabilir ama yazarın akademik bilgi birikiminden hareketle bu sahaya ait bazı 'jargon'ları kullanması da doğaldır. + Dizin kısmının olması iyi. + Kapak tasarımından dolayı beni cezbetmişti. + Sayfa altlarında verilen kaynaklar keşke, kitabın arkasında toplu bir şekilde verilebilseydi. + Bu kitabı 24 - 28 /Kasım/ 2018 tarihinde okuyup, inceleme yazısı ise 7 / Mayıs / 2019 tarihinde siteye eklenmiştir. + Eklenen alıntılar haricinde baştan sonra alıntılanacak kadar önemli bir kitap. Tavsiye ederim, alın, okuyun, okutun. (S. Ali)
sanayii devriminden bugüne yaklaşık 250 yıl geçti.bu süre zarfında ticari amaçlı uçaklar, gemiler, otomobiller ürettik.ve bu uğurda kontrolsüz nüfus artışıyla varolan kaynakları hunharca tükettik.sonuç? insanlık modernleşti(!), gelişti(!) hayır !! bu büyük bir halisünasyon halidir.bunu tersüz etmenin yegane yolu başka bir uygarlıktır. 22.izmir kitap fuarındaki seminerden. (blntylv)
--reklam--
Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Fikret Başkaya - Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Fikret Başkaya Kimdir?
Lise eğitimini İzmir Atatürk Lisesi'nde yaptı. Daha sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi iktisat ve maliye bölümlerini bitirdi. Paris ve Poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. Yurt dışında bulunduğu süre boyunca; azgelişmişlik, emperyalizm ve kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı.
Türkiye'ye döndükten sonra askerliğini yaptığı Yedek Subay Okulu'nda 'sakıncalı er' sayılarak Erzurum'a (Oltu) sürgün edildi. Askerlik sonrası değişik kuruluşlarda araştırmacı olarak çalıştı. Bir süre Sosyal Hizmetler Akademisi'nde iktisat dersleri verdi. Abant Izzet Baysal Üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken Paradigmanın İflası adlı kitabından ötürü Terörle Mücadele Yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. Haymana Kapalı Cezaevi'nde cezasını çekti. 2004'te, 1994 yılında Gündem gazetesinde yayımlanan ve hiçbir adli işleme konu olmayan makalelerine "Akıntıya Karşı Yazılar" adlı kitabında yer veren Doç. Dr. Fikret Başkaya'nın, "devletin manevi şahsiyetine hakaret ettiği" gerekçesiyle 3 yıl hapsi istendi [1]. Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada Başkaya'nın 'eleştiri sınırları içinde kaldığı'na hükmedilerek hakkında beraat kararı verildi (2005) [2]. 2006 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı, Başkaya'nın 'Paradigmanın İflası' adlı kitabına sesli kitap projesinde yer verdi.
Fikret Başkaya 2007 yılı itibariyle Özgür Üniversite'nin başkanlığı görevini sürdürmekte ve bu kuruluşta gönüllü olarak ders vermektedir.
--reklam--
Fikret Başkaya Kitapları - Eserleri
- Paradigmanın İflası
- Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto
- Gençlerle Baş Başa İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım
- Azgelişmişliğin Sürekliliği
- Çığırından Çıkmış Bir Dünya
- Yeni Paradigmayı Oluşturmak
- Yediyüz
- Kalkınma İktisadının Yükselişi ve Düşüşü
- Çöküş
- Akıntıya Karşı Yazılar
- Yenilgi Tuzağı
- Küreselleşmenin Karanlık Bilançosu
- Sosyalizmin Geleceği
- Resmi Tarih Tartışmaları 1
- Resmi Tarih Tartışmaları 5 : Nutuk
- Resmi Tarih Tartışmaları 2
- Reel Atatürkçülük
- Resmi Tarih Tartışmaları 3 : İttihatçılıktan Kemalizm’e
- Eko-Sosyalist Paradigma
- Resmi Tarih Tartışmaları 4 : 1908 Darbe mi? Devrim mi?
- Avrupa - Merkezcilik Resmi İdeoloji Bilim Ve Sosyalizm
- Sömürgecilik, Emperyalizm, Küreselleşme
- Küreselleşme mi? Emperyalizm mi?
- Borç Krizi Üzerine Deneme
- Seçilmiş Yazılar
- Yalan
- Bir Devlet Geleneğinin Anatomisi
- Şeylerin Gerçeğini Söyleyebilmek!
- Devrimi Yeniden Düşünmek - 1
- Kavram Sözlüğü 1: Söylem ve Gerçek
- AKP Ilımlı İslam, Neoliberalizm
- Küresel Kapitalizmi Meşrulaştıran Söylemler
- Kavram Sözlüğü 2: Söylem ve Gerçek
- Devletçilikten 24 Ocak Kararlarına
- Çıkış Buradan
- Rant ve Savaş Kıskacında Türkiye Ekonomisi
--reklam--
Fikret Başkaya Alıntıları - Sözleri
- Bunlardan dikkat çekici bîr örnek Türk'ün Yeni Amentüsü'dür, 1928 Ağustosu gibi oldukça erken bir tarihte. Hakimiyet-i Milliye Matbaasında basılan broşür, doğrudan doğruya dinsel bir metnin üzerinde yapılan değişikliklerden oluşmaktadır: "Kahramanlığın örneği alan ve vatanın istikbalini yoktan var eden Mustafa Kemal'e, onun cengaver ordusuna, yüce kanunlarına, mücahid analarına ve Türkiye için Ahiret günü olmadığına iman ederim. İyilikle fenalığın insanlardan geldiğine, büyük milletimin medenî cihanda en büyük mevki kazanacağına, hamaset destanlarıyla tarihi dolduran kudretli Türk ordusunun birliğine ve Gazı’nin Allah'ın en sevgili kulu olduğuna kalbimin bütün hulusuyla şehadet eylerim." ... Aynı diziden yola çıkan Türk’ün Yeni Amentüsü'nde ise iman edilen unsurlarda bir değişikliğe gidilmekte, Allah’ın yerine Mustafa Kemal, meleklerin yerine Türk ordusu, kitapların yerine kanunlar, peygamberlerin yerine de "mücahit analar” yerleştirilmektedir. Buna karşın, metnin ikinci cümlesinde, Mustafa Kemal'in ilk cümlede yerine konduğu Allah’ın bu sefer sevgili kulu olduğunun vurgulanmasında bir ikilem göze çarpmaktadır. Geleneksel din öğretisinin böylesi çok bilinen bir metninin ele alınarak Gazi Mustafa Kemal ekseninde değişikliğe gidilmesinin, kutsallık atfetmeye yönelik çabaların kitlelere yansıtılmasında etkili bir yöntem olduğu muhakkaktır. Zaten bu anlayış kabul görmüş olacak ki daha sonraki yıllarda benzer bir yöntem Behçet Kemal Çağlar tarafından yine halkın din anlayışında oldukça önemli yer tutan bir metnin dönüştürülmesinde kendini gösterecektir: Millet adın zikredelim bir kere Vacip oldur cümle işte Türklere Şevk ile Türküm dese bir dem lisan Dökülür cümle hüzün misli hazarı (...) Biri Yavuz, biri Fatih, bir Timur anesi Dediler eşsiz bunun dürdanesi Mustafanın Mustafası doğmada Müjde ki Türkün alası doğmada Gel dllersiz bulasiz od dan necat Mustafayı ba Kemale essalat (Resmi Tarih Tartışmaları 5 : Nutuk)
- Üretim ,tüketim ve zenginlik artıyor,lakin her seferinde üretim tüketim ve zenginlik artışına yoksulluk artışı eşlik ediyor ve sefalet derinleşiyor.Hepsi bu kadar da değil,her ileri aşamada doğa tahribatı büyüyor,yaşamın temeli aşınıyor,canlı yaşam tehlikeye giriyor ve üstelik bir de anlam kaybı ortaya çıkıyor... Demek ki bu işte bir yanlışlık var! (Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto)
- Günümüzde yaygınlaşan sağlık sorunlarının en önemli nedeni yetersiz ya da hatalı beslenme. Bir yanda açlıkla boğuşan, sağlıklı suya bile erişemeyen ya da mutlak açlık çekmese de yetersiz beslenenler, öte yanda gıdaya kolay ulaşan, fakat endüstriyel tarım ve hazır gıda endüstrisinin üretip, pazarladığı sağlıksız gıdaları tüketerek hastalananlar. (Çöküş)
- “Eğer bir mal ve/veya hizmet (servis) bir insan ihtiyacını karşılıyorsa, insan ve toplum yaşamı için bir anlam ifade ediyorsa, o malın veya hizmetin bir kullanım değerinden söz edilir. Ve eğer bir mal ve/veya hizmet bir ticaret, bir alım-satım konusuysa onun bir değişim değerinden söz edilecektir.(...) tam bir meta toplumu olan kapitalizm koşullarında öncelikli ve belirleyici olan değişim değeridir. O kadar ki, ileri düzeyde gelişmiş bir kapitalist toplumda, meta yegâne değer sayılır... Metaya dönüştürülebilir, tahvil edilebilir olmayan hiçbir insan etkinliği, hiçbir şey, hiçbir nesne, hiçbir mal ve hizmet, muteber sayılmaz!” (Başka Bir Uygarlık İçin Manifesto)
- Doğanın, emeğin, paranın meta kategorisine indirgendiği bir toplumsal düzende, artık her şeyin metalaşması şaşırtıcı değildir. Dolayısıyla, kapitalist gelişmede her ileri aşama, insanın özünde daha büyük aşınma anlamına geliyor. (Çığırından Çıkmış Bir Dünya)
- Dünyanın geri kalanı Batı'nın refah düzeyini yakalayamazdı. Kapitalizm dahilinde öyle bir şey mümkün olmadığı için. Zira birinin zenginliği, diğerinin yoksul olmasını varsayıyor. (Gençlerle Baş Başa İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım)
- Zenginlik artışına yoksulluk artışı eşlik ediyorsa, orada yaşamın anlam kaybına uğraması kaçınılmazdır. (Küreselleşmenin Karanlık Bilançosu)
- J. J. Rousseau: "Efendi, gücü hukuka, itaati ödeve dönüştürdüğünde en güçlüdür ve efendiliğini kalıcı kılabilir," diyor. (Sömürgecilik, Emperyalizm, Küreselleşme)
- Gericilik kaygan bir yamaçtır ki, adımını attın mı kendini aşağıda bulursun... (Azgelişmişliğin Sürekliliği)
- "Şimdilerde metalaşmamış, şeyleşmemiş, parayla alınıp satılmayan bir şey yok!" (Gençlerle Baş Başa İklim Krizi ve Ekolojik Yıkım)
- Toplumun sorunlarına bütünüyle yabancılaşmış bir devlet de ancak kendini "terörle mücadele " retoriğiyle yeniden üretmeye çalışıyor ,ama nafile... (Yenilgi Tuzağı)
- Yunanistan’daki savaş karşıtı hareket, 1919-22 arasındaki savaşın gidişatını doğrudan etkileyecekti. Bu hareket, Venizelos Hükümeti’nin savaşın ortasında düşürülmesinin yanı sıra sıradan askerlerin aktif bir şekilde savaşa karşı örgütlendiği bir ordu yarattı. Bütün bu gelişmeler Yunanistan ordusunun savaşma isteğini olumsuz bir şekilde etkiledi. Cephedeki ve Yunanistan’daki politik çalkantılar hesaba katılınca, 1922’de Yunanistan ordusunun çökmesi bir sürpriz olabilir mi? (Resmi Tarih Tartışmaları 2)
- Bugün azgelişmiş ülkelerin büyük çoğunluğunda "otoriter rejimler" veya gerici diktatörlükler var. (Azgelişmişliğin Sürekliliği)
- Bilimle ilgilenen bir kişinin zihnine egemen olması gereken şey,sadece bir veri yığını birikimi değil,rasyonel bir kavrayış arzusu olmalıdır…Hegel (Çöküş)
- Amaçlarla araçlar ters yüz olup yer degiştirince,sayisiz insani yabancılaşmalar,çevre tahribatı ekolojik dengenin bozulması kaçinilmazdir. (Küreselleşmenin Karanlık Bilançosu)
- Nutuk, kapsadığı, tarihsel döneme ilişkin hem olaylardan hem de kişilerden bahseder. Fakat ne olaylar, ne de kişiler, söz konusu tarihsel dönemdeki önemlerine göre değil, Mustafa Kemal’in onlara atfettiği değerlere göre Nutuk içerisinde yer alır. Bir başka ifadeyle Mustafa Kemal’in bahsettiği olaylar ve kişiler, sadece kendi öyle istediği için ve kendi anlattığı biçimde Nutukta yer alırlar ve Mustafa Kemal’in bu konudaki seçimleri oldukça eklektiktir: Mustafa Kemal, olayların ve kişilerin kendi anlatmak istediği yönlerini ön plana çıkarır ve sadece bu yönleriyle onları Nutuk’un kapsamına dahil eder. (Resmi Tarih Tartışmaları 5 : Nutuk)
- Okullar ve üniversiteler ekseri birer ölü bilgi deposudur. Ders kitaplar, cevabı önceden bilinen soruları içeriyor ve genç insanların düşünme yeteneğini dumura uğratma, "köreltme" işlevi görüyor. (Yeni Paradigmayı Oluşturmak)
- İnsanların yüzde doksanı yaşamazlar, sadece vardırlar. (Küresel Kapitalizmi Meşrulaştıran Söylemler)
- Gerçekten "uygun ısı" olursa yumurtadan civciv çıkar. Oysa hiç bir uygun ısı, yumurta büyüklüğünde bir taşı civcive dönüştüremez. (Azgelişmişliğin Sürekliliği)
- Savaş, birbirlerini tanıyan ama öldürmeyenler adına, birbirlerini tanımayanların birbirini boğazlamasıdır. (Yeni Paradigmayı Oluşturmak)
Yorumlar
0 yorum