Kitap Künyesi

Yazar: Jacques Lacan

Çevirmen: Murat Erşen

Orijinal Adı: Mon Enseignement

Yayın Evi: Monokl

İSBN: 9786056321610

Sayfa Sayısı: 144

--reklam--

Benim Öğrettiklerim Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Burada bir araya getirilen üç konferansın her biri bir komando harekatıdır. Lacan rastlantıya bağlı dinleyicilerin önüne paraşütle atlar. Kim olduğunu ve ne yaptığını onlara anlatmak için bir saati vardır. Onları şu tezatlara duyarlı kılar:

a) Bilinçdışı kabul görmüştür, artık kimseyi şaşırtmaz, ama bu sadece bir propaganda etkisiyle böyledir: psikanalize alışılmıştır, ama onu zaten bilinene geri götüren "yutturmacalar" kullanan bir tedavi tarzına alışır gibi.

b) Bununla birlikte, psikanaliz eşi benzeri olmayan bir deneyime buyur eder. Freudcu bilinçdışı öncesi olmayan bir yeniliktir. Bu şekilde açıklığa kavuşturulan olgular ortak duyunun apaçıklıklarıyla da felsefenin varsayımlarıyla da bir tutulamaz. Ciddiye alındıklarında, bu olgular her şeyi yepyeni bir tazelikle düşünmeyi gerektirir. Lacan'ın kendisi bu işe canla başla girişir, çünkü o öylece bulunmuştur (anekdotlar).

Onun yöntemi herkesin bildiği şeyden yola çıkmaktır. Sonra, farkına varılmadan, ustaca, oyun oynarcasına, şaşırtıcı kavramları art arda patlatır: Kendi kendini düşünmeyen düşünce; dil olan bir bilinçdışı; "beyin üstünde bir örümcek misali" bir dil; "hakikatte delik açan" bir cinsellik; bu hakikatin başladığı bir Başka; ondan doğan ve ancak bir kayıp pahasına kendisinden kurtulunan bir arzu; ve tüm bu paradoksların, "psişizm" denen şeyden ayrı bir mantığa karşılık geldiği fikri.

Jacques-Alain Miller

--reklam--

Benim Öğrettiklerim Alıntıları - Sözleri

  • Hakikat, ancak dil var olduğu andan itibaren yerleşmeye başlar.
  • Düşünme olgusu üstüne neden herhangi bir soyluluk vurgusu konuyor anlamıyorum. Ne düşünürüz? Üstlerinde kesinlikle hakimiyetimiz olmayan, anlamayı başarmak için yüz kere aynı yönde evirip çevirmemiz gereken şeyleri.
  • __birine “seni seviyorum” dediğimiz durumdan bahsetmeyeceğim, çünkü herkes bilir ki bu budalaların ağzına yaraşır..
  • Dindar kesinlikle nevrotik değildir. Dindardır. Ama nevrotiğe benzer, çünkü o da aslında Başka'nın arzusu olan [şey] etrafında bir şeyleri bir araya getirir. Yalnız, bu var olmayan bir Başka olduğu için -çünkü Tanrı'dır-kanıt göstermek gerekir. O zaman, o bir şey talep ediyormuş, örneğin kurbanlar istiyormuş gibi yapılır. İşte bu yüzden yavaş yavaş nevrotiğin, özellikle de takıntılı nevrotiğin tavrıyla karışmaya başlar. Bu tüm kurban törenlerinde kullanılan tekniklere çok benzer.
  • Uzun zaman önce tanıştığım ve daha fazla göremediğim için üzüldüğüm ince zekalı bir adam var, oldukça tanınmış biri: Aldous Huxley. İyi bir aileden gelen hoş bir adamdı ve kesinlikle aptal değildi, hatta hiç değildi. Hala hayatta mı bilmiyorum. Fransızca çevirisi Stock yayınlarından çıkan, eğer hafızam beni yanıltmıyorsa Adonis ve Alfabe adlı kitabını edininiz.
  • Mantık, size aptallık olarak yutturulan her şey tarafından tamamen aşındırılmamış bazı zihinsel esneklikler talep eden oldukça kesin bir şeydir.
  • Düşünmek kendinde bir hastalık değildir, ama bazı insanları hasta edebilir.
  • Üzerinize yapışır kültür.
  • İnsanın arzusu, dedim meramımı anlatmam gerektiği bir gün -neden “insan” demeyecekmişim ki? ama sonuçta bu aslında doğru sözcük değil, kısaca arzu daima Başka’nın arzusudur..
  • Bu toplum diğerlerinden ne daha iyi ne daha kötüdür. Bir insan toplumu her zaman bir çılgınlık olmuştur. Bu şekilde daha beter durumda değildir. Hep aynı şekilde devam edecek, hep böyle kalacaktır. Fakat çok sayıda fikrin git gide daha fazla omurgasızlaştığını kabul etmek gerekir. Her şey başka her şeyde devam edip gidiyor. Hatta bu durum sonunda herkese ve her birimize bir tür bulantı veriyor.
  • Cinsellik tam da, deyim yerindeyse, doğrunun ne olduğu konusunda kimsenin hangi adımı atacağını bilmediği alandır. Cinsel ilişkiye gelince, hep gerçekten ne yaptığımız sorusu sorulur -birine "seni seviyorum" dediğimiz durumdan bahsetmeyeceğim, çünkü herkes bilir ki bu budalaların ağzına yaraşır, ama kastettiğim biriyle cinsel ilişki kurduğumuz, ve bunun bir yerlere doğru gittiği, bir edim olarak adlandırdığımızın biçimini aldığı durumdur. Bir edim, başınıza öylece gelen bir şey değildir, analitik teorinin gayet doğallıkla ve sık sık söylediği gibi, harekete geçirici bir boşalma (décharge motrice) değildir -her ne kadar, bazı hilelerin, çeşitli kolaylıkların, ya da hatta hoş olmayan belli bir yakınlığın tesisinin yardımıyla, cinsel edimi sonunda artık bir bardak su içmekten daha fazla önemi olmayan bir şey haline getirmeyi başarsak bile. Bu doğru değildir, ve çabucak da farkına varırız bunun, çünkü gerçekten de bir bardak su içtiğiniz ve ardından da ishal olduğunuz olur. Bu, şeyin özünden kaynaklanan sebepler dolayısıyla tek başına vuku bulmaz, başka bir deyişle, bu ilişkide, kendimize, örneğin bir erkeksek, gerçekten erkek olup olmadığımızı, ya da bir kadın için, gerçekten kadın olup olmadığımızı sorarız. Bunu kendine soran, yalnızca eş değildir, her birimiz, bizzat kendimiz sorarız bunu ve bu önem taşır, herkes için önem taşır ve hemen önem taşır.
  • Çoğu insanın yakınının iyiliğini, bunu onun için çok fazla isteyerek sağlayamadığını bilmesi sağlığa yararlı olacaktır. Bu iş görürdü.
  • Birlikte konuşuyoruz, yani aynı yerde. Ama bu yine de, onun düşündüğü anlamına gelmiyor. Herkes konuşuyor ve aynı yerde olduğu(muz) için, birlikte-konuşuyor(uz) (ça colloque)", "Diyalog" sözcüğünden farklı olarak "kolokyum" iddiasız bir sözcük. Diyalogda olmak (dialoguer) çağımızın en koca iddialarından biri. Daha önce hiç diyalogda olan insanlar gördünüz mü? Diyalogdan söz ettiğimiz durumlar hep biraz aile içi münakaşalara benzer.
  • İnsan dilde ikamet eder.
  • Düşünmek kendinde bir hastalık değildir, ama bazı insanları hasta edebilir.

--reklam--

Benim Öğrettiklerim İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Öyleyse, Lacan'ı duymuş olacaksınız. Cümlelerimin başlangıcı için bunu seçmem normal olacak. Bu kitap diğerlerinden biraz farklı çünkü. Genel olarak bahsedilen "bilinçdışı" kavramı bu kitapta ayrıntılı bir şekilde anlatılmış Lacan tarafından. Bilinçdışı bir dil gibi yapılanmıştır. Bilinçdışı ifadesini Lacan özne kelimesiyle aynı anlamda kullanır. Freud'un bilinçdışı kavramı ona göre psikanalizler tarafından yanlış yorumlanmıştır ve bu psikanaliz için büyük bir sorun teşkil etmektedir. Lacan dil ile çok ilgilenir ve dilin öneminden bahseder bu kitabında ve dil çifte bir fonksiyondur der. Dil bir üstyapı değildir. Bunların yanında Freud'un "Düşlerin Yorumu" ve "Günlük Hayatin Psikopatolojisi" kitaplarını açıp baktığımızda kelimelerle ilgili bahsedilen her sözcük Saussure'ün "Dilbilim ve Yapisalciligi" teorilerini tamamen karşılayacak mahiyettedir der. İlginç olan bir taraf ise " Beyin bir hesap makinası gibi çalışamiyorsa bunun dil ile ilgili bir problem olduğunu söyleyebilir miyiz ?" Sorusu olmuştu. Lacan diğer bilim adamlarını da bazı konularda eleştirir bu kitabında. Örnek olarak: Vygotski Piaget'i tekrar etmiştir ve bir psikanalist değildir der. Bu kitap neye yarar peki ? . Bu kitap zoru başarmanın bir basamağıdır. Dediğim gibi Lacan Okumak bir hayli zahmetli. Onun dünyasına ayak uydurmak, söylemleri ile başa çıkmak baya yorucu. Buna değer mi peki ? Bence değer.!! . (Oğuzhan)

Yedi sayfa tutan incelemeye dair notlarim ile akşam mesai bitisin de eve dönünce sizlere sunacağım. Yalnız şunu dile getirmek istiyorum Freud'u hedef almayan bir kitap olduğunu dile getirken kitabının tamami Freud'un kuramlarına yönelik olmuş. Descartes,Aristotales,Heidegger ve Hegel teorilerini metapsikolojiyi ve ditrik psikoloji sizlere sunacak ben simdilik ön yorumumu birakıyorum. Diger kitabima geçiyorum. (Bibliothécaire)

--reklam--

Benim Öğrettiklerim PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Jacques Lacan - Benim Öğrettiklerim kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Benim Öğrettiklerim PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Jacques Lacan Kimdir?

Jacques Marie Émile Lacan (d. 13 Nisan 1901 – ö. 9 Eylül 1981), "Freud'dan bu yana en tartışmalı psikanalist" olarak anılan Fransız psikanalist ve psikiyatr.

Geliştirdiği psikanaliz kuramlarının yanısıra 20. yüzyılın en önemli düşünürlerinden biri olan Lacan, yapısalcılık, postyapısalcılık, eleştirel teori, feminist teori, sinema, kültürel çalışmalar gibi pek çok alanda ve çağdaş kıta felsefesinde oldukça etkili olmuştur.

Her ne kadar Lacan kendi çalışmalarını "Freud'a bir şerh" olarak sunsa da, döneminin dilbilim, antropoloji ve felsefe gibi geniş bir literatürünü Freud'un psikanaliz teorileriyle birlikte yorumlayan ve kullanan Lacan, oldukça özgün bir düşünce sistemi ortaya koymuştur.

Michel Foucault, Gilles Deleuze, Felix Guattari, Luce Irigaray, Julia Kristeva, Alain Badiou, Louis Althusser, Slavoj Žižek gibi pek çok düşünür kendi düşüncelerini, destekleyerek ya da karşı çıkarak, Lacan'ı temel alarak geliştirmiştir.

1977'de Fransız parlamentosuna rıza yaşına ilişkin birkaç maddenin yürürlükten kaldırılması için verilen bir dilekçede Jean Paul Sartre, Foucault gibi isimlerle birlikte Lacan'ın da imzası vardı.

Asıl ve tam adı Jacques-Marie Emile Lacan’dır. Jacques Lacan olarak bilinir. 13 Nisan 1901'de Paris’te doğmuş, 9 Eylül 1981 de aynı yerde ölmüştür. Tıp eğitimi aldıktan sonra, 1932'de "Kişilikle İlişkileri Açısından Paranoyak Psikoz" adlı doktora teziyle psikiyatr olur. Daha sonraki çalışmaları da yine özellikle kuramsal-felsefi alanda yoğunlaşacak ve yeni bir Freud okumasıyla psikanalizi yeniden temellendirmeye yönelecektir.

Lacan’ın genel teorik şeması ve argümanları anlaşılmakla birlikte, genelde sözlerinin oldukça karmaşık, belirsiz ve anlaşılması güç bir niteliğe sahip olduğu bilinir. Dolambaçlı ve çetrefilli söz oyunları, eğretilemeler, anlaşılması ve yorumlanması güç göndermeler sürekli olarak bu dile hakimdir. Lacan güç bir yazardır, ama Lacan’ın yazmaktan çok konuşmuş olduğunu da belirtmek gerekir. Onun yazıları daha çok öğrencileri ve izleyicilerinin tuttuğu notlar ve ses kayıtlardan oluşur. Konuşmaları, daha doğrusu seminerleriyle ünlüdür. Dönemin Fransız aydınları seminerlerinin sıkı bir takipçisi olmuşlardır. Başlıca çalışması Ecrits (Yazılar) 1966'da yayımlanmıştır. Bu dönem, bir yandan yapısalcılığın Fransa’da çok etkili ve güçlü olduğu, bir yandan da postyapısalcı düşüncenin kendini geliştirmekte olduğu bir zamandır. Dolayısıyla Lacan’ın konuşmaları dönemini derinden etkilemiş ve sonrasında da sürekli yeniden yorumlanmıştır.

Kuramsal psikanaliz alanındaki çalışmaları Sigmund Freud’un yeniden yorumlanmasıyla yapısalcılık'tan postyapısalcılığa (Yapısalcılık ötesi) uzanan bir yol izler. Dolayısıyla Lacan, yalnızca önemli bir psikanaliz kuramcısı olarak değil, daha başlangıçta psikanaliz, dilbilim, antropoloji ve felsefe alanındaki geçişkenliği sağlamasıyla ve ardından da geliştirdiği formülasyonların ve kavramların felsefi düzlemde yol açtığı sarsıcı sonuçlarıyla 20. yüzyıl felsefesinin önemli isimleri arasında yerini almıştır.

Kaynak ve detay:https://tr.wikipedia.org/wiki/Jacques_Lacan

--reklam--

Jacques Lacan Kitapları - Eserleri

  • Fallus'un Anlamı
  • Psikanalizin Dört Temel Kavramı
  • Baba-nın-Adları
  • Benim Öğrettiklerim
  • Televizyon
  • Yine/Hâlâ
  • Dinin Zaferi
  • Çalınan Poe
  • Psikanalizin Temel ilkeleri
  • Los Escritos Técnicos de Freud

--reklam--

Jacques Lacan Alıntıları - Sözleri

  • İnsan kendi bakışıyla dış dünyasını, ötekileri görebilir ancak o bakış kendini kendine göstermez. Öznenin kendine yönelik bu körlüğü, sadece ayna dönemiyle sınırlı kalmayıp ömür boyu sürecektir. “Ben”in yansımasının da içinde yer aldığı bir toplu görüntü olarak "imago öznenin kendine bakınca göremediği vücut bütünlüğüne ulaşmayı sanal bir yansımanın içinde ona vaat eden, çocuğun davranışlarını ötekilere benzetmesini sağlayan bir güç etkisinde bulunur. Bu gücü Lacan makalede Simgesel bir etki olarak vurgulamıştır. Bu Simgesel etki sayesinde çocuk, dağılmış bir vücut algısından kurtularak yürümeyi, ayakta durmayı, nasıl bakması ve nasıl davranması, dış dünyayla ağzı yoluyla değil diğer iletişim biçimlerini kullanarak iletişim kurması gerektiğini öğrenir. Bu açıdan imagonun küçük çocuk üzerinde Simgesel açıdan yapılandırıcı bir etkisi vardır. Bu nokta Simgesel'in dilden çok önce öznenin üzerinde görsel yoldan yapılandırıcı bir etkide bulunduğunu göstermesi açısından önemlidir. "Çocuğun gerçekliği bu noktadan itibaren, kendisinin karşıdan görünüşünü içermeyen ama doğrudan gözüne görünen bir görüntüyle kendi dışındaki bir aynada oluşan ve kendinin karşıdan görünüşünü de içeren başka bir görüntü arasında ikilenecektir. Bu ikilenme anından itibaren çocuğun başta gelen uğraşı, elindeki iki farklı gerçeklik arasındaki örtüşmeyi sağlamaya çalışmak olacaktır." (Psikanalizin Temel ilkeleri)
  • ''Özne arzu ettiğine inanır çünkü kendini arzulanan olarak görür ve başka*'nın ondan koparıp almak istediği şeyin onun bakışı olduğunu görmez.'' (Baba-nın-Adları)
  • Dünya, sadece bir düştür, konuşan bedenin bir düşü. Zira, bilen özne yoktur.'' (Yine/Hâlâ)
  • Bazıları der ki, sanatçı tabloda özne olmak ister ve resim sanatını öteki sanatlardan ayıran da sanatçının yapıtta kendini bize bir özne, bir bakış olarak kabul ettirmek istemesidir. Başkaları sanat ürününün nesne yönünü vurgulayarak karşılık verir. Her iki istikamette de az çok geçerli bir yan vardır, ama muhakkak ki meseleyi bütünüyle açıklamaz. Ben şu iddiada bulunuyorum tabloda her zaman mutlaka ba kışla ilgili bir şey kendini açığa vurur. Ressam bunu gayet iyi bilir, sanatçının ahlakı, araştırması, arayışı, çalışması, ona bağlı kalsın kalmasın, gerçekten de belli bir bakma biçimini seçmeye dayanır. (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
  • Lacan’da kastrasyon sadece -imgesel- bir penisin kesilmesi tehdidi değildir; "fallus olmak"tan, yani her iki cins için de Öteki’nin arzusunun nesnesi olmaktan yoksun olmaktır. (Fallus'un Anlamı)
  • Freud'un kavramları -psikanalistler dışında kimsenin okumadığı- psikanaliz literatürü denen o sıkıcı, bıktırıcı, caydırıcı silsile içindeki her türlü kuramsal tartışmanın merkezinde tutulduğu halde, gene de onların çok gerisinde duruyoruz; bu kavramların çoğu çarpıtılmış, değerden düşürülmüş, parçalanmış durumda; çok zor olanları da bir kenara atılmış. (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
  • Kadın olsun erkek olsun insan "eksik"tir, ''kastre"dir; yani narsistik açıdan yaralıdır. Çünkü kadın olsun erkek olsun fark etmez, insan Öteki’nin arzusunun nesnesi olacak şey değildir. (Fallus'un Anlamı)
  • Dışarısını gördüğüm gayet açıktır, algı benim içimde değildir, kavradığı nesnelerin üzerindedir. Algıladığım anda temsillerim bana ait hâle gelir. (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
  • "Herkesin bildiği gibi haseti doğuran genellikle haset duyanın hiçbir işine yaramayacak mallara bir başkasının sahip olmasıdır; üstelik o bunların hakiki niteliğinin farkında bile değildir." (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
  • Çoğu insanın yakınının iyiliğini, bunu onun için çok fazla isteyerek sağlayamadığını bilmesi sağlığa yararlı olacaktır. Bu iş görürdü. (Benim Öğrettiklerim)
  • ... dilin, sessizce elden ele geçen silinmiş paraya benzediğini söyler Mallerme.. (Baba-nın-Adları)
  • Dindar kesinlikle nevrotik değildir. Dindardır. Ama nevrotiğe benzer, çünkü o da aslında Başka'nın arzusu olan [şey] etrafında bir şeyleri bir araya getirir. Yalnız, bu var olmayan bir Başka olduğu için -çünkü Tanrı'dır-kanıt göstermek gerekir. O zaman, o bir şey talep ediyormuş, örneğin kurbanlar istiyormuş gibi yapılır. İşte bu yüzden yavaş yavaş nevrotiğin, özellikle de takıntılı nevrotiğin tavrıyla karışmaya başlar. Bu tüm kurban törenlerinde kullanılan tekniklere çok benzer. (Benim Öğrettiklerim)
  • Dil ne kadar niyetten  arınmışsa, gerçek ve akıl ermez haliyle hakikatin ta kendisiyle karıştırılmaya o kadar müsait olur. (Dinin Zaferi)
  • "Öncelikle, analiz edilebilir bir fenomen olması için, bir fenomenin bir yer değiştirmeyi temsil etmesinin, başka bir deyişle imgesel fenomenler için­de yer almasının yeterli olmadığı anlamına gelir. Öte yandan, bir fenomenin ancak kendisinden başka bir şeyi temsil ederse analiz edilebilir olduğu anlamına gelir." (Baba-nın-Adları)
  • Çünkü kadın olsun erkek olsun fark etmez, insan Öteki’nin arzusunun nesnesi olacak şey değildir. Nitekim fallus penis biçimiyle erkeğin "sahip olduğu' bir şey olmakla beraber, fallus olamamanın narsistik acısını en çok yaşantılayan yine erkektir. Bu bakımdan Narcissus söylencesinin bir erkeği konu alması ilginçtir. (Fallus'un Anlamı)
  • Bilinçdışı daima öznedeki bir kesintiye bir bocalama gibi kendini gösterir. (Psikanalizin Dört Temel Kavramı)
  • Kaygı, öznenin etkilenimleri arasında, aldatmayandır. (Baba-nın-Adları)
  • İnsan türünü karakterize eden şey, tam da cesedi, bu insanın yaşamış olduğu gerçeğini muhafaza eden ve bir kabir oluşturan bir şeyle çevrelemesidir. Mezarın üstündeki toprak yığını ya da kabirdeki herhangi başka bir işaret kesinlikle “simge” adına layıktır. Bu insanileştiren bir şeydir. (Baba-nın-Adları)
  • “Bir düşünceyi düşünmemenin yegane yolu, başka bir düşünceyi düşünmektir." (Fallus'un Anlamı)
  • Özneye kendi kendinin efendisi olma vaadini sunan özgür dünya, onu esaretin katmerlisine sürükleyen bir psikoterapi biçimini temel almıştır. (Psikanalizin Temel ilkeleri)