Kitap Künyesi
Yazar: Halide Nusret Zorlutuna
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9789752638785
Sayfa Sayısı: 258
--reklam--
Beyaz Selvi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Nadide, adı gibi eşi benzeri bulunmayan, Halide Nusret'in deyimiyle "bir rüya ve hülya ikliminden" çıkıp gelmişe benzeyen, asil, onurlu ve fedakâr bir kadındır. Doktor eşi Hâmid Bey ve üç çocuğuyla birlikte mutludur. Ancak bu mutluluk kendisinden yaşça küçük, ünlü bestekâr Dündar'a rastlamasıyla sona erecektir.
Halide Nusret'in gerçek bir hikâyeden yola çıkarak kaleme aldığı bu roman, Cennet'ten Cehennem'e düşen bir ailenin sade fakat feci alınyazısını konu alıyor... Aşkla, ihanetle, gururla, tutkuyla ve sadakatle örülmüş bu hikâyede günümüzden çok şey bulacak; bir selvi kadar güçlü, aynı zamanda narin olan Nadide'nin hüzünlü öyküsünü bir solukta okuyacaksınız...
"Bu esere 'Roman' demek bilmem ki doğru mu?..
Bu zavallı bir gönül ve ömür hikayesidir; Cennet'ten Cehennem'e düşen bir ailenin sade, fakat feci alınyazısı!
Ben bu sergüzeşti, aysız bir temmuz gecesinin çok yıldızlı gökleri altında bizzat kahramanının ağzından dinlemiştim. Bu toprağın değil, bir rüya ve hülya ikliminin mahlukuna benzeyan o bembeyaz kadına, bu hikayeyi yazacağıma dair söz de vermiştim.
Bugün o, artık son ve ebedi rüyasına dalmış bulunuyor...
Kendisine verdiğim söz, şimdi benim için mutlaka ödenmesi gereken kutsal bir borç mahiyetini aldı.
İşte bu satırlarla ben, o borcu ödemeye çalışıyorum."
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Beyaz Selvi Alıntıları - Sözleri
- Ah, bu dakikalar!… bu son dakikalar!… uzun zaman hasreti çekilmiş bir sevgili yolcuyu perondan beklerken bu dakikalar birer asırdır!… #edebiyat Beyaz selvi , halide Nusret zorlutuna
- Kapı, feci yalnızlığımın üstüne bir tabut kapağı gibi kapandı...
- "Dünya ne kadar güzel," diye düşündü. "Ve ne yazık ki biz onu cehenneme çeviriyoruz!"
- Çarpmamış bir kalbin, çarpa çarpa parçalanan bir yüreği duymasına imkân var mı?..
- Huzursuzum, bedbahtım, yalnızım, yapayalnız...
- Onu aşkla, ihtirasla, minnetle, şükranla ve musiki ile sararak, sonsuz bir saadet sarhoşluğu içinde yaşatacaktı. "İhtiyar arz, kendi göğsünde bu kadar mesut bir çifti ilk defa görmüş olacak" diye düşünüyordu.
- Herkese benzemek, herkesin yapmak isteyeceği ve yapabileceği şeyleri yapmak kolay, rahat, fakat çirkin bir şeydir.
- Zaten kendi memleketinde onun dostu yoktur. Onun vahşi, sert, alaycı görünüşünün arkasına gizlenen engin ruhunu anlayabilecek insan nerede?..
- “Her sevgi bir esarettir küçük dostum, sen kendini hür mü sanıyorsun? Sen de sanatının esirisin. Üstelik belki bir de, karagözlünün?..”
- Ben deliyim. Evet, gerçekten deliyim ben; benden korkmalısın Nadide. Ben... Kendimden öyle korkuyorum ki...
- Yaşanmış bir anı yaşamamak olmak için bütün bir ömrü feda etsek de nafile! Olan olmuş, giden gitmiştir..
- Cinayetimi şuurla, planla, yavaş yavaş hazırladım. Buna kanunlarda "taammülden katil" derler; cezası idamdır.
- “Her sevgi bir esarettir küçük dostum, sen kendini hür mü sanıyorsun? Sen de sanatının esirisin. Üstelik belki bir de, karagözlünün?..”
- Kitaplarımda bile eski cazibe yok; beni avutamıyorlar...
- “Bir yeni ‘deniz şarkısı’ daha besteliyorum.(...)Bu sene de gel; ışıklı bir koy sabahı içinde mavi denizin mavi şarkısını dinle..”
--reklam--
Beyaz Selvi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
“Sen baştan başa beyaz bir kadınsın..”: ‘Yazarların annesi’nden bir güzel roman.. Zorlutuna cumhuriyetin ilk yıllarına insanlığı/ anneliği ve öğretmenliğiyle tanık olmuş ve yazarlığıyla da o zamanların esinlerinden bizlere getirmiştir. Yazar, kitaplarında mekanları/ kişileri o kadar net ifade edip tanımlıyor ki, okurken biçimce zorlanmıyorsunuz, size sadece süregelen olaylarda merakla ilerlemek kalıyor.. Zorlutuna kitabın başında belirtmiştir, kitap gerçek bir hikayeden yola çıkarak romanlaştırılmış, biz de son haliyle yine bir anne/ yine aşk ve yine zincirleri birbirine kuvvetle bağlayan duyguları okuyoruz.. Kitapta, Nadide eşi Dr. Hâmid ve üç çocuğuyla (Demir, İpek, Çelik) mesut yaşarken yoldan çıkan günlerin aksi vuruyor yüreğinize. Bir gün, çocukluğunu bildiği, yaşça kendisinden küçük, kardeşi gibi gördüğü Dündar’la karşılaşıyor Nadide. Dündar onca yıllara rağmen bu karşılaşmayı sanki bekliyor gibi memnun, Nadide’yi hiç de ablası olarak görmüyor ve kalbi geçmişteki keman seslerinin taze seslenişiyle aşkla atıyor. Olaylar buradan cereyan ediyor ve başlıyor hikayenin şaşılacak örgüleri.. Kitabın adının verildiği ‘Beyaz Selvi’ isimli besteyle, kişiler/ olaylar unutulmuş ama bu bestenin verdiği hissiyat yüreklerce dalgalanmaya devam ediyor.. Kitaptan bir alıntıyla noktalamaya müsait keyifli bir romandı.. “Sen baştan başa beyaz bir kadınsın; sen bütün vefasın, faziletsin! Karşında saygı ile eğiliyorum..” (S/59) Keyifli okumalar/l/a.. (Bahar T.)
Canım öğretmenim, Çağdaş Türk kadını temsilcilerinden, "Edebiyatın annesi" güzel kadın Halide Nusret Zorlutuna... Naif kalemin, beni öyle yerlere götürdü ki...Hissedişler, hissedilişler öyle anlamlı ki... Bu esere "Roman" demek bilmem ki doğru mu?.. Bu, zavallı bir gönül ve ömür hikâyesidir; Cennet'ten Cehennem'e düşen bir ailenin sade, fakat feci alınyazısı! Bu dokunaklı sözlerle giriş yapılmış esere. Ah Nadide! Hayata bakışın, duruşun, tavrın nasıl da isminle müsemma. Eşi bulunmayan, Halide Nusret'in deyişiyle "bir rüya ve hülya ikliminden" gelmişe benzeyen, asil, onurlu ve fedakâr bir kadın... Eşi doktor Hamid Bey ve üç çocuğuyla (Demir, İpek, Çelik) mutlu bir hayat sürmektedir. Çocukluğunu bildiği ünlü besteci Dündar'a rastlamasıyla hayatı alt üst olur. Saplantılı, hastalıklı bir aşkın pençesine düşmüş bir insanın kendisiyle birlikte bir aileyi de nasıl uçuruma sürüklediği, Halide Nusret'in eşsiz kalemiyle dokunaklı bir şekilde resmedilmiş. Beyaz Selvi, Sisli Geceler'den sonra okuduğum ikinci eseri yazarın. Eserlerdeki en büyük ortak noktalardan biri hüzün... Dönemin yaşanmışlıklarının etkisi olduğunu düşünüyorum. Mektuplara ağırlıklı olarak yer verilmesi çok etkiledi beni. Döneme ait küçücük şeyler bile öğrenebilmek öyle kıymetli ki... Yaşanılan aşkı, sevgiyi, hayalkırıklıklarını, kederleri derinden hissedebiliyorsunuz. Bu incelemem ötekilerden çok daha özel ve değerli benim için. Bu eser için ikinci inceleme olması ve Halide Nusret'le tanışmama vesile olan güzel insan Bahar T'nin incelemesi ardında yer aldığı için. İyi ki varlar, iyi ki varız, iyi ki var olmuş bu güzel kadınlar... Genç öğretmen arkadaşlarımdan rica ediyorum, lütfen okuyun ve okunmasına vesile olun, unutulmaması adına, diğer nesillere aktarılması adına...Öyle hakediyorlar ki bunu... Sevgiyle ❤ (Leman Altıner)
--reklam--
Beyaz Selvi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Halide Nusret Zorlutuna - Beyaz Selvi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Beyaz Selvi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Halide Nusret Zorlutuna Kimdir?
"Kadın yazarların annesi" olarak anılır. Hece ölçüsünde hamasi şiirleri ve konuşulan Türkçe ile yazılmış romanları vardır. Romancı Emine Işınsu'nun annesi, Pınar Kür'ün teyzesidir.
Yazımının dönemi 1901 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Erzurumlu Zorluoğullarından gazeteci Mehmet Selim, daha sonraki adı ile Avnullah Kazımi Beydir. Ünlü gazeteci Süleyman Tevfik Özzorluoğlu ise amcasıdır. Halide Nusret'in babası Avnullah Kazimi Bey, 1908 yılında "Fedekeran-i Millet Cemiyeti" adlı bir siyasi parti kurup muhalefete başladığı için İttihat ve Terakki Partisi yönetimi tarafından yıllarca sürgün ve zindan hayatı yaşamak zorunda bırakılmıştı; bu nedenle Halide Nusret çocukluğunda babasını çok az görebildi. Avnullah Bey bir süre siyasetten çekilmeyi kabul edip Kerkük'te mutasarrıf olarak görevlendirildiğinde ailecek Kerkük'e gittiler. Halide Nusret, bu dönemde özel hocalardan ders alarak Arap ve İran dillerindeki bilgisini geliştirdi. Kerkük'teki çocukluk yıllarını Bir Devrin Romanı adlı anı kitabında aktardı.
Aile, I. Dünya Savaşı'nın başladığı sırada İstanbul'a dönünce Halide Hanım Erenköy Kız Lisesi'ne devam etti. Bu okulda orta tahsilini yapmakta iken babasını kaybetti. Babasının ölümü üzerine yazdığı "Ağlayan Kahkahalar" adlı yazısı 1917 yılında Talebe Defteri adlı derginin yarışmasında birinci olup yayımlanınca edebiyat dünyasına adım atmış oldu.
Lise öğrenimini tamamladıktan sonra bir süre İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde eğitim gördü. Ekonomik koşullar nedeniyle çalışmak zorunluluğu doğunca Darülmuallimat sınavlarına girdi ve öğretmen olma hakkını elde etti. Öğretmenlik mesleğini çok sevdi ve kendisinin öğretmen olmak için yaratıldığı inancını her zaman ifade etti. İstanbul'da öğretmenlik yaparken bir yandan İstanbul Darülfünun'da Tarih Bölümü'ne devam etti, özel olarak İngilizce öğrendi.
Öğretmenlik Hayatı
Halide Hanım, 1924'te Edirne Muallim Mektebi'nde başladığı öğretmenlik görevini sırasıyla Kırklareli, Kars, Ardahan, Urfa, Karaman, İstanbul ve Ankara gibi yurdun çeşitli yerlerindeki liselerde yıllarca sürdürdü. 1926 yılında süvari yarbayı Aziz Vecihi Zorlutuna ile evlendi. Evlilik hayatı, eşinin 45 yıl sonraki vefatına kadar sürdü. 1930'da oğlu Ergün, 1938'de kızı Emine dünyaya geldi. Çok severek yaptığı öğretmenlik görevinden 1957'de Ankara Kız Teknik Öğretmen Okulu'nda çalışmaktayken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı. Öğretmenlikle ilgili anılarını "Benim Küçük Dostlarım" adlı kitabında topladı.
Edebi Hayatı ve Faaliyeti
Halide Nusret, Küller adlı ilk romanını 19 yaşında iken kaleme almıştı. Milli Mecmua, Türk Kadını, Kadınlar Dünyası, Aydabir, Salon Mecmuası, Çınaraltı, Çağrı, Hilal, Defne, Hisar, Ayşe, Töre, Türk Edebiyatı dergilerinde ve Vakit, Zafer, Kudret, Haber, Yeni İstanbul, Sabah, Hürriyet gazetelerinde yazılar yayımladı. 1923'te yayımladığı Hanım Mektupları adlı eseri ile edebiyat dünyasında ilgi uyandırdı.
Şiir yazmaya mütareke yıllarında başladı. Kurtuluş Savaşı'nın etkisi ve heyacanıyla milli edebiyat akımına katıldı. Milli duygularla kaleme aldığı 'Git Bahar" adlı şiiri tanınmasını sağladı. Milli edebiyat akımı içinde değerlendirilen şiirlerinde hececi anlayışa bağlı kaldı. Ünlü şair Yahya Kemal'in şiirlerini ezberlediği ender şairlerden birisi olarak bilinir.
Halide Nusret'in sahnelenmemiş ancak basılmış piyesleri de vardır. Bazılarının adları şunlardır: Hatırsaymaz Kaymakam, Peçe ve Kafes, Rüzgardaki Yaprak, Suçlu Kim?, Asıl Aşk, Ali Usta'nın Torunları, Gecekondu Gülleri.
Sosyal Hayatı ve Faaliyeti
Halide Nusret, genç yaşlarından itibaren sosyal kuruluşlarda ve hayır cemiyetlerinde çalıştı. Türk Kadınlar Birliği, Türk Ocakları, Halkevleri, Muallimler Birliği, Yardım Sevenler Derneği, , Söroptomistler, Çocuk Haklarını Müdafaa Cemiyeti ve Çocuk Esirgeme Kurumu(Himaye-i Etfal Cemiyeti) yönetim kurullarında uzun yıllar hizmet verdi. 1959'da Türk Anneler Derneği'ni kuruluşuna öncülük etti. Türk Dil Kurumu'nun da kurucu üyelerindendi.
1975 yılı Birleşmiş Milletler tarafından 'kadın yılı' olarak ilan edildiğinde 'Kadının Sosyal Hayatını İnceleme ve Araştırma Derneği' tarafından düzenlenen sergi ve toplantıda Halide Nusret'e 'Ümmü'l-Muharrirat' (kadın yazarların annesi) unvanı verildi. 1983 yılında ise Basın Yayın Genel Müdürlüğü ile Türk Basın Birliği tarafından 'Basın Mesleği'nde 50 Yıl Şerefli Hizmet' belgesiyle plaket verildi.
Halide Nusret Zorlutuna, 10 Haziran 1984 günü İstanbul'da hayatını kaybetti.
--reklam--
Halide Nusret Zorlutuna Kitapları - Eserleri
- Benim Küçük Dostlarım
- Bir Devrin Romanı
- Aşk ve Zafer
- Küller
- Aydınlık Kapı
- Beyaz Selvi
- Sisli Geceler
- Bütün Şiirleri
- Gül'ün Babası Kim?
- Büyükanne
--reklam--
Halide Nusret Zorlutuna Alıntıları - Sözleri
- Yoksa siz sade Türkçe taraflısı değil misiniz? (Büyükanne)
- Fakat zaman; hangi ateşi küllemez ki?... (Bir Devrin Romanı)
- Bir yanda bu sefahat, öbür yanda alabildiğine sefalet: Sessiz sedasız aç biilâç ölen, bu memlekete hizmet etmiş ihtiyarlar… Bu memlekette belki en büyük hizmeti edecek çocuklar… Dayanamıyorum, kafam ve kalbim parçalanıyor. (Aydınlık Kapı)
- ../“ilk ders”ten çıkarken birdenbire Tanrı’nın beni “öğretmen olsun” diye yarattığını anlamış, bir anda bu mesleğe şifasız bir tutku ile tutulmuştum.. (Bir Devrin Romanı)
- "Bana ta'neylenen gafil, Seni görgeç utanmaz mı?" (Aşk ve Zafer)
- Sanki namütenahi büyük bir ayna, sonra üstünde pembe, samani, erguvani pırıltılar... Düşündüm ki hayatta, kalbi bu denize benzeyen insanlar da vardır.. (Sisli Geceler)
- “Bilmez, anlamaz, yapamaz!” hükümlerini kaç defa, kaç yüz defa, bir idam hükmü dinler gibi, içimde bir şeyler yırtılarak, koparak dinlemişimdir! (Aydınlık Kapı)
- "Dün gece pür sitare göklerde İki yıldız ilişti gözlerime. Eğilip derhal eyledim secde, Benziyorlardı çünkü gözlerine!..." (Aşk ve Zafer)
- "İslâm'ın beş temelinden biri olan 'zekat'a gereken önemi verirsek elbette anayurt sınırları içinde aç, çıplak, sefil bir tek insan kalmaz Nur Kardeş." (Büyükanne)
- "Kızları da içimize alalım. Onlar da Türk çocuğu değil mi? Şerefimizi kurtarma işine onlar da katılsınlar." ...Atamız ne demiş: 'Yalnız erkekleri çalışan bir millet, tek kanatla uçmak isteyen bir kuşa benzer, yükselemez.' (Büyükanne)
- Ya Rabbi! Çilem daha dolmayacak mı? (Gül'ün Babası Kim?)
- "Seni Suzan"dedim. "Bu sene geçen seneden, bugün dünden ve şu dakikada da bir dakika evvelinden daha çok seviyorum." (Küller)
- İhtiyaca yabancı geçebilse bir günü Böyle paçavra gibi sürünmezdi ömrünü Hayat değil onunki, zaten, uzun bir sızı, İhtiyaç! Yılan yüzlü, ölüm yüzlü ihtiyaç! Bir tek gün çalışmazsa yavruları kalır aç! (…) Her ne olursa olsun mevkiiniz, yaşınız Karşısında hicapla iğilmez mi başınız? (Bütün Şiirleri)
- "Sever hayatı beşer ta seri mezarında!" (Sisli Geceler)
- Otomobilinden bile biraz in Gözlerini yuman gururunu yen Eğer bir parça et değilse kalbin Parça parça olur merhametinden Burada öyle feci manzaralar var! (Bütün Şiirleri)
- "Geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer!" (Küller)
- "Dünyada vatan aşkından daha büyük bir aşk tasavvur edebilir misiniz...?" (Aşk ve Zafer)
- Dünya bedbahtlarla, yaralılarla dolu, yarasız insan yok… Kimsenin derdi kimseninkine benzemiyor. (Aydınlık Kapı)
- Niçin yalan söylüyorlar? Niçin?.. - Nasıl da masum masum yalan söyleyebiliyorlar? (Benim Küçük Dostlarım)
- İçime damla damla "ölüm" çöküyor. Bu soluk mavi gökte, bu gümüş afaklarda²⁰⁷, bu ıslak toprakta hep ölüm... Hep ölümün sonbahara ve sonbaharın ölüme benzeyen o gizli, o acı yeisi var!... 207 Afak: Ufuklar. (Küller)
Yorumlar
0 yorum