Kitap Künyesi

Yazar: Aret Vartanyan

Yayın Evi: Destek Yayınları

İSBN: 9786054771288

Sayfa Sayısı: 384

Bir Nefes İstanbul Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Bu kez seninle İstanbul'u ve İstanbul'daki seni, beni yaşıyoruz. Yolculuğumuzun tanıkları var bu defa. İstanbullular ve İstanbul'da yaşayanlar... Zengini, yoksulu, Kürt'ü, Alevi'si, muhafazakârı, marjinali, Ermeni'si, Rum'u, Musevi'si... Onlarca renk, onlarca doku... Bu satırlar, bazılarının ütopya dediğinin küçük bir yansımasının, umudunun romanını yaratıyor. Bir arada yaşayabilmenin hikâyesini... İstanbul'un sokaklarına karışırken senin, benim, yaşamlarımızın, aşklarımızın, içimizde kalanların, hayallerimizin, korkularımızın, umutlarımızın, yalnızlığımızın, hayat koşuşturmamızın, yeni binyılın insanlarının gelgitlerinin arasında dolaşıyoruz. İstanbul, Türkiye, Dünya, "sen"sin, "ben"im, "biz"iz... İnandığım tek gerçek bu. İstanbul öyle bir şehir ki; hiçbir kitap seni bu şehir kadar besleyemeyecek, hiçbir müzik ruhunu bu kadar dolduramayacak, hiçbir öğreti sana bu kadar yakın gerçek(çi) gelemeyecek, hiçbir koku bu kadar zihninde yer edemeyecek... Ben sadece bir nefes çektim içime dolu dolu... Şimdi o nefesi, sayfalara bırakıp, seninle paylaşıyorum...

(Tanıtım Bülteninden)

Bir Nefes İstanbul Alıntıları - Sözleri

  • Bilinmeyeni bilmeye çalışmak, bilinmeyen için endişelenmek ya da sevinmek gerçekten beyhude...
  • İstanbul'da kitap okuyamadığımı fark ettim. Sokaklar kitap. yürüyen sayfalarla dolu sokaklar. tut bir tanesini çevir ve okumaya başla. Hatta aşık bile olmaya başladım İstanbul'da...
  • Tepebaşı'nda çay bahçesinde fırından yeni çıkmış simidin kokusunu içine çekerken; dizlerini karnına çekerek Haliç üzerinde güneşin batışını seyretti... İstanbul'un bundan daha güzel bir tasviri olamazdı...
  • Aslında mutlu olmak istiyoruz. mutlu olmak için de sürekli bir şeyler yapıyoruz. sürekli bir şeyler yaptığımız içinde mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz. Oysa mutluluk o kadar basit ki, o kadar hafif ki; mutlu olmak için hiçbir şey yapmamıza gerek yok...
  • Ama hakkını yemeyelim her acı da kendi tedavisini getiriyor; ya da sen hızlıca iyileşmeyi öğreniyorsun...
  • Zaman dediğin ne ki... Başlıbaşına bir yanılsama. Yanılsama olduğu için hayatın istediklerimizi getirmediğine, getirdiklerini de istemediğimize, zamansız olduğuna o zamanın hiç gelmeyeceği gibi sarmalların içinde dönüyoruz. Aslında mutlu olmak istiyoruz.
  • Aynaya baktığında dışarıda milyonlarca olandan birisin. Ahlaka, toplumun sana öğrettiklerine karşı gelecek, başkaldıracak zerre cesaretin olmadığının farkına var. Kendi kendini güçlü olduğunu inandırmaya çalışma. Değilsin. Göğsünü açıp, kalabalığa bağırmadıkça ‘ben burdayım’, elindekileri kaybetmek korkunu yenmedikçe ve başkalarının onayını, takdirini bekledikçe bir zavallıdan öteye geçemeyeceksin. Söylenme, söyle ve yap.
  • Vitrinin karşı köşesinde bir Schaub Lorenz televizyon. bizim ilk televizyonumuz da bu markaydı. herhalde benim çocukluğumda birçok evin ilk renkli televizyonuydu. uzaktan kumandasız efsane televizyon. çok kıskanmıştım ilk uzaktan kumandalı televizyonu bir başka evde gördüğümde. evdeki kız, kanepeden kalkmadan istediği gibi televizyonun sesini açıp kapatıyordu. bense kalkmak zorundaydım. evimizde seyrettiğim ilk renkli görüntü Ayı Yogi'nin boğuk sesi kulaklarına geliyor...
  • İstanbul’da kitap okuyamadığımı fark ettim. Sokaklar kitap. Yürüyen sayfalarla dolu sokaklar. Tut bir tanesini, çevir ve okumaya başla.
  • Bu güzel şehir; tüm tarihi mirasına, kültürel zenginliğine rağmen yozlaşmışlığın, eğitimsizliğin, yüzeysel bir varoluşun, rant ekonomisinin saldırısı altında eziliyor. direniyor, yandaşları ile direniyor ama her geçen gün istanbul; istanbul sanılan yeni bedene teslim oluyor
  • İstanbul’da kitap okuyamadığımı fark ettim. Sokaklar kitap. Yürüyen sayfalarla dolu sokaklar. Tut bir tanesini, çevir ve okumaya başla.
  • Sanırım eşyalar değil ama taşıdıkları ruhlar beni derinden etkiliyor.
  • Pompalanan bu değil mi? Daha fazla, daha fazla... Ben özelim, ben güzelim, ben arzulanırım, arzuladığımı da alırım... Kozmetik, moda, Sex and the City... Sonra? Boşluk, mutsuzluk, tükenmişlik...

Bir Nefes İstanbul İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Yazarın bütün kitaplarını severek okudum. Bu kitabında da İstanbul'u, burada ki yerlileri ve sonradan gelen insanların yapısını yaşantısını ele almış .Azınlıkların uğradıkları haksızlıklar ,buraya sonradan gelen insanların şehrin atmosferinde kaybolmuş kişilikleri psokolojik bir yaklaşımla anlatılıyor .Herkesin bu kitabı okuması lazım .Kafalardaki önyargılardan kurtulmak ,insanları etnik köken ayrımı yapmadan sevebilmeleri için .Belki de ben yazar gibi düşündüğüm için beğenerek okudum. Dünyanın her yerinde azınlıklara karşı bir asimilasyon hareketi yaşanıyor .Hele bu çağda insanlık dramıdır. Bir ülkede ne kadar çok etnik köken varsa o kadar zenginlik vardır .Her yıkımla katliamla zenginliklerimiz yok edildi .Bir sofra düşün çeşit çeşit yemek olması mı iştah açar, yoksa tek çeşit yemek mi ? Bir orman düşün rengarenk çiçek, böcek, kuşlar, ağaçlar mı insana yaşama şevki verir, yoksa tek bir çiçek mi? Aret Vartanyan inşallah herkes tarafından okunur ülkemize huzur mutluluk gelir .İstanbul belki eski İstanbul olur, tek umudum bu tür yazarların çoğalması ve insanlarımızın da okuma alışkanlığı kazanabilmesi olacak. (Nurten Ulaba)

" Dünya, çok odalı bir ev. Kimse kimseden çok uzak değil. Ne kadar uzak olursa olsun, oradaki sefalet, oradaki felaket, oradaki çatışma er ya da geç yatağında rahat uyuyan mutlu azınlığı da öyle ya da böyle vuruyor. " Aret Vartanyan. Yazarı yeni keşfettim. Samimi üslubu ve sınırsız hoşgörüsü sayesinde kitabı severek okudum. (Hasret Eken)

İlk okudugum kitabiydi. İstanbulu bastan,beraber kesife cikmak harikaydi... "Yalnizliginla kavga etmekten vazgec. Yalnizsin ve kimse sana senden yakin değil. Olmayacak da. Sen yalnizsin. İnsan yalniz bir varliktir. Bunu degistiremeyeceginifarkinda ol ve kabul et..." (Deniztanbul19)

Kitabın Yazarı Aret Vartanyan Kimdir?

İstanbul’da, mütevazi bir ailenin tek çocuğu olarak dünyaya gelen Aret Vartanyan, küçük yaşlarda yazmaya başladı. Ermeni, Rum, Müslüman, Musevi, Hristiyan, Alevi üyeleri ile küçük yaşta çokkültürlülüğü deneyimleyen Vartanyan, ilkokul sıralarında yazdığı kısa hikayeleri zımbalayarak çevresiyle paylaşır. Ortaokul sıralarında felsefe, psikoloji ve sosyoloji ile ilgilenmeye başlar ve sonrasında insanı, varoluşunu ve yaşamı irdelemeyi, kendi yaşam yolculuğunun odağına taşır.rnrnÜniversite yıllarında, birçok yerel/ulusal yayınlarda yazıları yayınlanmaya başlayan Aret Vartanyan, 1998 yılında internet sitesini kurarak yazdıklarını geniş kitlelerle paylaşır. Ailesinde,İstanbul’da ve özellikle Beyoğlu sokaklarında insana ve yaşama dair gözlemlerini kalemine ustalıkla yansıtan Aret Vartanyan, 2008 yılında ilk kitabı Sen ve Ben ile kısa zamanda onbinlerce okura ulaştı.rnrnİnsana ve yaşama ayna tutan bir sohbet olarak tanımladığı Sen ve Ben, insanın kendini tanımadan, kendi gerçekliğini farkedip ifade edemedikçe dünyayı ve evreni anlamlandıramayacağını, yaşamında farkındalığını bulamayacağı iddasını sayfalarına taşıdı. Yaşamında ve yazdıklarında klişelerden, kalıplardan uzak durmayı tercih eden ve düşüncelerini cesurca paylaşan Vartanyan, korkularıyla, kalıplarıyla, önyargılarıyla kendi yarattığımız kafesi anlamamızı ve çıkış yolunu nasıl bulacağımızı Sen ve Ben’de samimi bir üslupla anlattı. Okurlardan gelen binlerce epostayı tek tek yanıtlayan Aret Vartanyan, Sen ve Ben ile başlayan sohbeti, kitabın ve yazar-okur ilişkisinin ötesine taşıdı.rnrnAret Vartanyan’ın ikinci kitabı ise bu kez aşık olduğu kadın olarak tanımladığı İstanbul’u içine kattığı Bir Nefes istanbul oldu. Ülkemizin önce gelen yazar, sanatçı ve gazetecilerinin önsözleriyle başlayan Bir Nefes İstanbul, bu kez İstanbul ekseninde kendimizi arayışımızı anlatırken, önyargılardan, etiketlerden uzaklaştığımızda birarada yaşamanın nasıl birşey olacağını okurlarıyla paylaştı. Bir Nefes İstanbul, hepimizin aynı gemide nasıl yol yol aldığını okurlarına anlatırken, Anadolu’nun gerçek zenginliğinin farklı renk, kültür ve inanç zenginliğinde yattığının altını kalın çizgilerle çizdi.rnrnMarmara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde lisans ve yüksek lisansını tamamlayan Vartanyan, İngiltere’de Oxford ve Londra’da eğitimini sürdürdüğü sıralarda Kişisel Gelişim kavramına odaklandı. Kişisel Gelişim çalışmalarında insanın iç dünyasına verilmesi gereken önemin verilmediğine inanan Vartanyan, Kişisel Dönüşüm yaklaşımı üzerinde çalışmalarını yoğunlaştırdı. 2009 yılında Yaşam Atölyesi çatısı altında çalışmalarını başlatan Aret vartanyan’a göre, bireyin yaşanmışlıklarını, duygularını ve farklılıklarını dikkate alarak iç dünyasına eğilmeden yapılan çalışmalar, temeli sağlam olmayan bir ev inşa etmekten öteye geçemiyor ve ilk sarsıntıda yıkılması kaçınılmaz.rnrnGünlük yaşamın bir yarışa dönüşen yoğunluğunda, mesaj bombardımanın ve dünyanın getirdiklerinin altında yaşadıklarını 15 yıllık profesyonel iş hayatında kendisi de deneyimleyen Vartanyan, iç dünyamız ile dışarıdaki dünyanın dengelenmesi ile kendi kişilik ve isteklerimiz doğrultusunda yaşamımızı nasıl inşa edebileceğimizi Yaşam Atölyesi çalışmalarında paylaşıyor. Birkaç yıl süren sınıf eğitimleri, günlük seminerler, kurumsal çalışmalar ve online buluşmalarla iki yıl içinde yüzbinden fazla katılımcıyla buluşan Yaşam Atölyesi, 2011 yılında Türkiye’nin dışına çıkarak Londra ve Newyork başta olmak üzere dünyaya açıldı.rnrnAret Vartanyan’ın üçüncü kitabı Bir Yüz Bir İnsan ise, ‘Bir Bedende Kaç Kişi Yaşıyoruz? sorusuyla okurlarını karşılıyor. Yaşama, varoluşumuza, günlük hayata, aşka farklı pencereler açan Bin Yüz Bir İnsan, her gün büründüğümüz onlarca rolün zihnimizde, ruhumuzda ve bedenimizdeki yansımalarını bir hikaye kurgusunda anlatırken, dünyayı algılama şeklimizi ve kendimizi keşfederek, değiştirerek neler yapabileceğimizi gözler önüne seriyor.rnrnİçeriğinden kitap kapağına, müziği, videosu ve farklı uygulamalarından okura sunulma aşamasına kadar bir çok ilki beraberinde getiren Bin Yüz Bir İnsan, Gökhan Kırdar’ın müziğiyle cümleleri notalara da taşıdı. İstanbul’da farklı lokasyonlarda kurulan 7 ayrı sette çekilen Bin Yüz Bir insan videosu, Türkiye’de bir kitap için çekilen ilk büyük prodüksiyonlu kısa film olma özelliğini taşıyor.rnrnAret Vartanyan, Bin Yüz Bir İnsan’da da okurlarıyla paylaştığı gibi, insanın odağında olmadığı her ideolojinin, yönetimin, projenin bütünlükten uzak olduğunu her fırsatta dile getiriyor. Her bir insanın etiketlerinin arkasına geçildiğinde, sevgiyi, yüksek yaşam standardını koşulsuz hakettiğine dikkat çeken Vartanyan, bugün dünyada yaşanan her şeyin insanlığın bir yansıması olduğunu ifade ediyor. Bireylerden oluşan dünyayı, bugünkü görünümünden kurtarmak, kendi ifadesiyle dünyayı cennete dönüştürmek ise ise, yine bireyin kendisinden başlıyor.rnrnKendini bilen ve kendi değerlerini koruyarak, kendi olmayı başarıp paylaşarak, bireyin önce kendi içinde ve yakın çevresinde birçok şeyi değiştireceğini ifade eden Vartanyan, kendimizde ve yakın çevremizde başlayan değişimin kelebek etkisiyle tüm insanlığa yayılacağına inanıyor.rnrn‘Ben gerçekleştiğini fiziksel ömrümde göremeyeceğim bir ütopyaya yürüyorum. Tek bir kişiyi bile dışarıda bırakmadan insanın hakettiği yaşamı ve hayallerinin gerçekliğini sunan, sevgi üzerine kurulmuş, bireyin kendi olarak, kendini ifade ederek yaşadığı ve paylaştığı bir dünyayı yaratmak için paylaşıyorum. ‘

Aret Vartanyan Kitapları - Eserleri

  • Gitme Zamanı
  • Gerçekten Yaşıyor musun?
  • İnsanız Ayıbı Yok
  • Sen ve Ben
  • Çırılçıplak Aşk
  • Bin Yüz Bir İnsan

  • Siyah Gözyaşı
  • Bir Nefes İstanbul
  • Eski Sevgililer Oteli
  • Bir Nefes İstanbul'da Bir Olmak
  • 404

Aret Vartanyan Alıntıları - Sözleri

  • Sevdiğine her şeyi ver. Vermeden alamazsın. Giderse, anlamazsa bu senin değil onun kaybı. Bu seni küçültmez, onu küçültür… Seni seviyorum de. Sarıl… Ne kaybedersin? Biliyorum, korkuyorsun. Kaybeden olmaktan korkuyorsun. Kredi aldığında risk almıyor musun? Riski olmayan hangi güzellik var? Bir de şöyle düşün; eğer o doğru insansa ve yukarıda anlattığım tabloyu yakalarsan kazanacaklarını hayal et. Yarın sabah uyanmanın garantisi olmadığı gibi, Her şeyini sunmanın da riski var. Tercih senin. Ben hala, kazanacağının kaybetmen halinde kaybedeceğinden fazla olduğuna inanıyorum… O acıyı yaşaman bile, o acıyı yaşamamak için kaçmandan duyacağın huzursuzluktan daha az zarar verecek. (Sen ve Ben)
  • "Yüreğin dini, dili, ırkı yoktur!" (Çırılçıplak Aşk)
  • Belki şu anda benim zirvaladigimi düşünüyorsun. (Sen ve Ben)
  • Mantıklı olmayı bıraktığımda yaşamaya başladım. (Bin Yüz Bir İnsan)
  • Işığın hızının bile sabit olmadığını bildiğimiz bir dünyada hala hangi kodların, kuralların, inançların bizi yönlendirdiğine zaman zaman üzülüyorsun. ... Herhangi bir durumda bir yargıya varmadan önce taraf olmadan tanık olabilmeye çalış. (Bin Yüz Bir İnsan)
  • Bilinmeze doğru yol alarak bilmesi gerekene ulaşır insan. (Siyah Gözyaşı)

  • İstanbul'da kitap okuyamadığımı fark ettim. Sokaklar kitap. yürüyen sayfalarla dolu sokaklar. tut bir tanesini çevir ve okumaya başla. Hatta aşık bile olmaya başladım İstanbul'da... (Bir Nefes İstanbul)
  • Oysa hayal kurmasaydı yaşayacağı bir mutsuzluk olmayacaktı. (Siyah Gözyaşı)
  • Kozmik evrende geçmiş ve gelecek yoktur. Sadece bugün vardır. Bugün sonsuz bir şimdidir ve şimdi, anlardan ibarettir. Hayat anlardan ibarettir. (Sen ve Ben)
  • İstanbul’da kitap okuyamadığımı fark ettim. Sokaklar kitap. Yürüyen sayfalarla dolu sokaklar. Tut bir tanesini, çevir ve okumaya başla. (Bir Nefes İstanbul)
  • Her erkek, her başlangıçta her şeyiyle var olup sonra yavaş yavaş uzaklaşmıyor muydu? (Siyah Gözyaşı)
  • "Bir şeyi arıyorum, bir şey eksik diyorum ya. Eksik olanı iyi biliyorum. Gerçekten sevmeyi başaramıyorum. Korkuyorum sevmekten. Sonrasında kırılmaktan, yaralanmaktan, güçsüz olmaktan korkuyorum." (Çırılçıplak Aşk)
  • '' Aşk mı? Sevgi mi? Aşık olduğun kadın da senin içinde senden sana yakın değil. Sakın bu tuzağa düşme. Aşk, insanlığa söylenmiş, öğretilmiş bir yalan. Korkunu, yalnızlığını, başkalarına olan muhtaçlık durumunu sevimlileştiren bir kılıf. Hiçbir kimseye, hiçbir kadına, hatta bedenine bile sahip olamadığını olamayacağını unutma. Karşındakine yaslanma, karşındakinin sana yaslanmasına izin verme. Ayaklarınızın üzerinde durun. İki ayrı insan olduğunuzun gerçekliğini unutmadan. '' (Bir Nefes İstanbul'da Bir Olmak)

  • İnsanlar korktukları sürece itaat ederler… (Siyah Gözyaşı)
  • Herkes nasıl yaşanması gerektiğini biliyor ama neredeyse bildiğinin tam aksini yaşıyor. (Siyah Gözyaşı)
  • "İnsanların büyük çoğunluğu kendi hikayelerini yazamıyor, çünkü kendilerini tanımıyorlar. Kendi hayatlarını değil, başkalarına bağımlı hayatlarını yaşıyorlar." (Çırılçıplak Aşk)
  • Aynaya baktığında dışarıda milyonlarca olandan birisin. Ahlaka, toplumun sana öğrettiklerine karşı gelecek, başkaldıracak zerre cesaretin olmadığının farkına var. Kendi kendini güçlü olduğunu inandırmaya çalışma. Değilsin. Göğsünü açıp, kalabalığa bağırmadıkça ‘ben burdayım’, elindekileri kaybetmek korkunu yenmedikçe ve başkalarının onayını, takdirini bekledikçe bir zavallıdan öteye geçemeyeceksin. Söylenme, söyle ve yap. (Bir Nefes İstanbul)
  • Neden sana yazdığımı sorgulama. Neden sana yazmak istediğimi anlamaya çalışma. Sadece eğer sen de yazmak istersen bana yaz. Sen de benimle konuşmak istersen konuş. Gerçekten istersen... (Sen ve Ben)
  • Çocuğum yok aile kurmadım. Kurmalı mı bilmiyorum. Kuran arkadaşlarımın haline baktığımda neden kurayım ki diyorum. Etrafım birbirini aldatıp duran, kavga eden çiftlerle dolu. (Bin Yüz Bir İnsan)
  • Ben ‘’kötülük’’ yaptım diyen bir ‘’kötü’’ var mıdır? (Eski Sevgililer Oteli)