Kitap Künyesi
Yazar: Bülent Somay
Yayın Evi: Metis Yayıncılık
İSBN: 9789753426053
Sayfa Sayısı: 128
--reklam--
Bir Şeyler Eksik Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu kitap psikanaliz hakkında bir kitap değil; psikanalitik teoriden alıntılar ve tartışmalarla ilerlemiyor. Tersine, psikanalizin gündelik hayatta nasıl işe yarayabileceğine dair ipuçları sunmaya çalışıyor. Bu yüzden de en çok kullandığı noktalama işaretlerinden biri soru işareti. Çünkü, özellikle pop-psikoloji ve pop-psikiyatri alanlarında sanıldığı gibi, psikanalizin bir cevap verme/çözüm sunma tekniği değil, bir soru sorma yöntemi olduğunu söylemeye çalışıyor. ...
--reklam--
Bir Şeyler Eksik Alıntıları - Sözleri
- Çünkü genellikle sevmeyi becerecek kadar kendi benliğimizden feragat etmeyi bilmiyor, arzulamayı becerecek kadar da bilinmeyene ve tehlikeli olana yelken açmaya cesaret edemiyoruz. Sevemediğimiz ve arzulayamadığımız zaman da geriye yalnızca kıskanmak kalıyor. Öyleyse kıskanmanın sevginin/aşkın ya da arzunun/tutkunun bir yan ürünü olduğu efsanesini bir yana bırakabiliriz.
- Şövalyeler gerçekten kurtarıcı mıydı? 13. ve 14. yüzyıllarda birtakım kayıtlardan biliyoruz ki, bu şövalye denen ve mesleği savaşmak olan küçük soylular, Batı ve Orta Avrupa'nın kırlık bölgelerine dehşet saçmışlar onyıllar boyunca. Savaş olmadığı zaman işsiz güçsüz kalan, ellerinden hiçbir üretken iş gelmeyen bu güruh, özellikle tecavüz faaliyetleriyle ünlü. O kadar ki, bir yöre piskoposunun, şövalyelerin soylu kadınlara tecavüz etmesini yasaklayan özel bir "genelgesi" bile var.
- Tarihteki en ünlü "zırhlı" figürlerden birisi ise bal gibi kadın: Jeanne d'Arc. Zaten zavallı Jeanne'ın kilise tarafından yakılmasının esas bahanelerinden birini de giydiği bu zırh oluşturuyor.
- Akhilleus, Briseis adlı esir kadının kime ait olduğu tartışması yüzünden Agamennon'a kızıp çadırına çekilmişti. Ama savaşa geri dönüş nedeni (ki bunun sonu olacağını da biliyordu), Patroklos'un onun kılığını (yani zırhını) giyip savaşa giderek Hektor tarafından öldürülmesiydi. Akhilleus-Patroklos aşkından daha büyük bir aşk hayal edilebilir mi? Bakmayın siz Patroklos'u el çabukluğuyla Akhilleus'un "kuzeni" yapıveren heteroseksist Amerikalıların çektiği Troy filmine!
- “Delilik aynı şeyi tekrar tekrar yapıp, her defasında başka bir sonuç çıkmasını beklemektir.”
- Bazı insanlar dinlemezler, siz konuşurken bir sonraki konuşmalarını hazırlarlar..
- Hepimiz kıskanırız, her zaman. Eğer kıskanmasaydık, herhangi bir şeye sahip olduğumuzu nasıl anlardık
- Eksik doldurulamaz, kapatılamaz, kamufle bile edilemez. Marifet eksikle birlikte yaşamasını öğrenmekte.
- ''Otuz dokuz anahtarımın olması hiçbir şey ifade etmez. Bana yasaklanmış olan kırkıncı kapının ardında yatar arzu.''
--reklam--
Bir Şeyler Eksik İncelemesi - Şahsi Yorumlar
''Psikanaliz doğruları bilmez, onları aramamıza yardımcı olabilir sadece." Bülent Somay Psikanalizi merkeze almaktan çok onu kılavuz edinen Bülent Somay'ın, söylence tarzında kaleme aldığı güzel kitabı. İnsana dair yaşamsal bir çok temel konu üstüne (özellikle aşkın ve cinselliğin) hem eleştirel hem de nüktedan bir dille, insandaki genel-geçer bir duygu olan eksik hissiyle karışmasıyla ortaya çıkan karmaşayı çok iyi işlemiş. Bir yandan tarihi kişilikler ve temsil ettikleri anlamlarla, diğer taraftan mitolojik isimlerin sembolize edilişiyle oluşturulan anlamlar üstüne çeşitli çözümlemeler yapmış. Bu noktada da oldukça başarılı diyebilirim. Yerli kitaplarda pek böyle başarılı işler ortaya çıkmıyor malesef. Dolayısıyla bu kitap çok güzel bir tat bıraktı diyebilirim. İlgilisine şimdiden keyifli okumalar. - Sendeenn uzakta hep bir şeyler eksik + Üzgünüm sevgilim o benden kaynaklanmıyor. (Uğur De Molinari)
Eksik bir şey mi var hayatımda, Gözlerim neden sık sık dalıyor: "Eksik bir şey mi var hayatımda Gökyüzü bazen ciğerime doluyor." Ali Atay'ın (Mecnun) seslendirdiği bu şarkı çok önemli bir gerçeği, insanın doğuşuyla birlikte düştüğü "eksiği" vurguluyor. Ne de olsa her şarkı, her anlatı bilinçdışının bir dışa yansıtım değil mi. Freud'dan beri en küçük dil sürçmelerinin bile bilinçaltına bastırılmış olanın ortaya çıkışı olduğunu biliyoruz. Fransız psikanalist Jacques Lacan'a göre "eksik", doğmuş olduğumuz anda eksikliğini hisettiğimiz ama adlandıramadığımız ontolojik bir histir. Anneyle bütünlüğün kaybolduğu evreden sonra bu eksiklik hissi giderek artar. Kültür eğer kadınsanız size bu eksiğin iki bacağınız arasında olmayan şey olduğunu söyleyecektir. Sonra bu eksiği erkek kıyafetlerine özenerek, çocuk yaparak gidermeye çalışacaksanızdır. Eğer erkekseniz size vaad edilen fallus (penis iktidarı) vaadi hiçbir şekilde yerine getirilmeyecektir. Yani asla bir fallusunuz olmayacaktır. Siz her ne kadar varmış gibi yapsanızda. "Fallus bir eksiğin gösterenidir." Bu yüzden birçoğumuz vardı da kaybettim kafasında yaşar. Oysa hiç olmamıştır ki. Peki tüm bu kuramsal açıklamaların bizim yaşantımıza etkisi ne ki diyeceksiniz. Acele etmeyin. Fallus eğer bir gösterense ve "...mış" gibi yapmaksa bu karşımıza çoğu kez polisin elindeki cop, babanın tokadı, kocanın dayağı, ABD'nin füzeleri olarak çıkar. Oysa bunların hiçbiri eksiği gidermez. Bir eksiğe sahip olmanın farkında olmak orantısız şiddeti de beraberinde getirir. Yani hepimizin bildiği şeyler: İşkence, dayak, savaş. Eksik kapandı mı. Hayır. Daha da fazla açıldı. Ama yok bu sefer de bir keyif hırsızı bulmak lazım şimdi, günah keçisi. Eksik varsa eğer birileri onu çalmıştır bizden. Kimdir bu keyif hırsızları: Kimi zaman türbanlı kızlar, kimi zaman siyah erkek. Onlarda mutlaka bir şeyler vardır bizden çalınan. Eksiği kendisine dert etmiş olanın patolojik çıkarımlarıdır bu. Oysa marifet eksikle beraber yaşamasını bilmektir. İşte bu eksikten içe dönük olursak melankoli, depresyon, umutsuzluk çıkıyor, dışa dönük olursak şiddet, cinayet, tecavüz ve savaş. Birçoğumuz beyaz atlı prensi bekleyerek geçiriyoruz yaşantımızı. Ne yapacak gelip. Eksikten doğan o umutsuzluğa teselli olacak. Oysaki fantezilerimizde ürettiğimiz o beyaz atlı prens ya da prenseslerin hiçbir gerçekliği yok. Özelliği ulaşılamıyor olmaları. Ulaşılınca arzu bitiyor çünkü. Evlendikten çok değil üç dört ay sonra o beyaz atlı prensin her şeyine şahit olup prensesin de her şeyine sahip olduğumuz anda büyünün bozulması gibi. Biz arzulamayı arzuluyoruz. Arzunun nesnesini değil. Tıpkı kıskanmayı arzuladığımız gibi. Kıskanmakla oral döneme, çocukluğumuza, tek aşkımız olan anneyle tümgüçlü bir bütün olduğumuz anlara gerilediğimiz gibi. Aşk denilen durum aslında romanlardan çok psikiyatrinin bir konusu. Eh romanlarda az çok psikiyatriye can veren hayat pınarları değil mi. Freud'un Dostoyevski'ye neler borçlu olduğunu erbabı bilir. Aşk dediğimiz şey anneden koptuktan sonraki yani bir ben olarak yaşama adım attıktan sonraki o eksikliği gidermenin bir tonu sadece. Bu anlamda Bülent Somay'ın Lacan'dan yola çıkarak söylediği gibi; Cinsel ilişki diye bir şey yoktur. Peki ne vardır. Sürekli bir arayış vardır. Arzuyu arzulamanın o derin bağımlılığı vardır. Cinsel ilişki üstüne söylenen söz vardır sadece. Sevişirken bile kendimizle sevişiriz. Karşıdaki bizim için sadece bir aynadır. Ne kadar vahim bir durum değil mi. Size şöyle içinde romantik cümlelerin geçtiği bir inceleme yazmak isterdim ama bu kitap öyle bir kitap değil. Öyle olması benim için daha iyi oldu. Kişisel gelişim kitapları adı altında kağıt israfı yapmak yerine böyle kitaplar yazılmalı. Aslında böyle kitaplar okunmalı. Çünkü bu aşk, cinsellik gibi konuların cılkı çıktı. Ağzı olan konuşuyor. Oysa gerçekler acı vermeden sümen altı ediliyor. Bakın yine bilinçdışımız devrede. Sadece duymak istediklerimiz devrede. Biz eksik varlıklarız. Bu eksiğin öyle ya da böyle bilincinde olan varlıklarız. Ne kadar insan olabildiğimiz bu eksiği nasıl doldurduğumuza bağlı. "Hepimizin en temel ihtiyaçlarından biri olan ait olma ihtiyacı (rahme dönüş, içerilme, kabullenilme, pohpohlanma) ile Marx Paradoksu ("Beni üye olarak kabul edecek kulübe ben üye olmam") arasındaki savaşın sonu yok. Ve tüm şiddet de işte buradan çıkıyor. Ya dışa yönelik bir şiddet, öfke, uzlaşmazlık, saldırganlık, karıdövücülük, ya da kendine yöneltilmiş şiddet, çıkışsız, ölümcül bir depresyon." Orta yol için (bu tabiri de hiç sevmem) ilerleyen satırlarda kendi ideolojisi açısından "öteki" ile bir bağlantı kurmada buluyor çözümü Bülent Somay. Devrimci bir praksisle ötekiyle eleştirel, dayanışmacı iletişime geçebilen bir insan, kendi benine saplanıp kalmadan, ötekiyle varolacağını bildiği an bu iki çıkmazdan, içe ve dışa dönük şiddetten kurtulabilir. En önemlisi de bizi pre-ödipal döneme geri çeken "mutlak" arayışından kurtulmak, bırakmak. Biraz zor iş sanki yaşamak. Son olarak Lacan'ın "Eksik", "Ayna Evresi" gibi kavramlarını ve "Kadın Yoktur", "Cinsel İlişki Yoktur" gibi iddialarını anlamak için ideal bir eserlerden birisi. Zaten fazla yok böylesi kitaplar. Metis farkı diyelim. (Andrey Rublyov)
Kitap belirli konular üzerine yapılmış tespitler, yorumlardan ibaret. Bu yorumlar maddeler halinde düzenlenmiş. Sıklıkla Woody Allen referans alınmış ki Woody Allen hayranı biri olarak bundan gayet memnun kaldım. İki noktaya itiraz edeceğim; 1. nokta sayfa 17'de; ''Bir metnin yazarı/yönetmeni tarafından nasıl anlamlandırıldığı, bizim onu anlamlandırma çabamızda önemli bir yer tutmaz. Nasıl tutabilirdi ki zaten? Bizim aradığımız şey o metnin hakikati değil, kendi hakikatimiz.'' Şimdi benim bunu kabul etmem mümkün değil. Bu mantık yüzünden sevdiğim kitaplar, filmler hakkında ipe sapa gelmez sayısız yorum okudum internette. Gerçi bir sonraki paragrafta Bülent Somay şöyle devam ediyor; ''Madem hakikat öznel, öyleyse uydur uydur söyle, gibi bir yere gittiğim sanılmasın.'' Bülent Somay evrensel bir hakikat yoktur diyor özetle. İki özne arasındaki her etkileşim yeni anlamlar, hakikatler yaratır diyor. Kısmen katılıyorum, katılmak işime geliyor; çünkü, sevgiyi, aşkı çok fazla mekanik tanımlıyorum, tamamen materyalizme indirgiyorum ben. Ama Bülent Somay'ın bakış açısıyla sevgi/aşk biraz daha anlamlı bir hale geliyor ve bu sayede karşı cinsle kurduğum duygusal bir ilişki daha özel olabiliyor. Tabii bu bir yanılsama, kendini kandırma olabilir. Zaten ölümün olduğu ve evrensel bir hakikatin olmadığı(Bülent Somay da yok diyor) bir dünyada her şey çokça kendini kandırma/avuntudur. Bu noktada kendisine katılmıyorum. Yazarın ya da yönetmenin eseri nasıl anlamlandırdığı, bizim onu anlama çabamızda önemli yet tutar ya da tutmalıdır. O anlamlandırmanın bizim için ne kadar anlamlı olup olmadığı değerlendirilirken Bülent Somay'a katılabilirim ama. 2. nokta sayfa 92'de; ''Kuşkusuz kanun tacizci babayı cezalandırıyor zaman zaman, ama ensest suçundan değil, sıradan taciz ya da tecavüz suçlarından'' Bu cümleyi neye istinaden yazdı bilmiyorum. Fakat kitabın başında yaptığı (arka kapakta da yer alan) bir eleştiriyi bu noktada kendisine yöneltmek durumundayım ben; ''...hakikat adına birkaç genel-geçer doğru kırıntısının da evrensel bir hakikati temsil ettiğine inanırlarsa, ortaya bu disiplinler adına uygulanan bir zorbalık dizisi çıkar ki...'' Bunlar dışında çok severek okuduğum bir kitap oldu. Çoğu yerde çok fazla hak verdim. Zaten bildiğim bazı şeylerin daha sağlam temellere oturmasına vesile oldu bu kitapta okuduklarım. Tavsiye derim. Kitapta ismi geçen bazı güzel eserleri de tavsiye niteliğinde yazıyorum; Filmler: Woody Allen - Bananas, Annie Hall Pedro Almodovar - Annem Hakkında He şey Alfred Hitchcock - Sapık Luis Bunuel - Arzunun O Belirsiz Nesnesi Elia Kazan- Arzu Tramvay Stanley Kubrick - 2001: Bir Uzay Destanı Pier Paolo Pasolini - Teorem Kitaplar: Georges Bataille - Annem Italo Calvino - Varolmayan Şovalye Cervantes - Don Kişot Joseph Conrad - Karanlığı Yüreği Ursula le Guin - En Uzak Sahil John Milton - Kayıp Cennet Şarkılar: Leonard Cohen - I Tried to Leave You (Utku Turhan)
--reklam--
Bir Şeyler Eksik PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Bülent Somay - Bir Şeyler Eksik kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bir Şeyler Eksik PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Bülent Somay Kimdir?
1956'da İstanbul, Bakırköy'de doğdu. 1972'de girdiği Boğaziçi Üniversitesinden 1981 yılında, İngiliz Edebiyatı dalında lisansüstü derecesiyle ayrıldı. 1982-83 yıllarında Montréal McGill Üniversitesinde bilimkurgu alanında doktora çalışması yaptı, ancak doktora derecesini almadan İstanbul'a döndü. 1983'ten bu yana Akıntıya Karşı, Zemin, Birikim, Demokrat ve Defter dergilerinde deneme ve makaleleri yayımlandı. 1984-1995 yılları arasında Mozaik Müzik Topluluğunun bir üyesi olarak, 1995'ten sonra ise bağımsız olarak müzik çalışmalarını sürdürdü. Metis Yayınları'nda fantazi ve bilimkurgu dizilerinin editörlüğünü yaptı. 1986-1994 yılları arasında yazdığı siyasi makalelerini Geriye Kalan Devrimdir (Metis, 1997) adlı kitabında, sevdiği şarkıların sözlerinden hareketle yazdığı denemelerini Şarkı Okuma Kitabı'nda (Metis, 2000) topladı. Tarihin Bilinçdışı (2004), Bir Şeyler Eksik (2007) ve Çokbilmiş Özne (2008)Metis yayınlarından çıkan diğer kitaplarıdır. Ütopya, Distopya ve Bilimkurgu hakkındaki yazılarını derlediği The View from the Masthead: Journey through Dystopia towards an Open-Ended Utopia kitabı 2010'da İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı. 2002'den beri Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Bülent Somay aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı Direktörüdür. Devrimci Sosyalist İşçi Partisi mensubudur.
--reklam--
Bülent Somay Kitapları - Eserleri
- Bir Şeyler Eksik
- Şarkı Okuma Kitabı
- Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane
- Tarihin Bilinçdışı
- Çok Bilmiş Özne
- Geriye Kalan Devrimdir
--reklam--
Bülent Somay Alıntıları - Sözleri
- Aynı şekilde, bilimkurgu romanlarının iyi niyetli pozitivist çabalarının aslında göz ucuyla görülen tekinsiz Gerçek'i evcilleştirme gayretinden başka bir şey olmadığını da fark edebiliriz bu yolla. Yoksa, Bilim kurgu tarihinde yüzlerce, binlerce örneği bulunan "başka türle karşılaşma" öykülerinin ne anlamı olabilirdi ki? Yabancı, uzaylı bir ırk gelip dünyayı fethetmeye kalkar. Ya da tam tersine, insanlar gidip onların gezegenlerini fethetmeye çalışır. Bunun bir sömürgecilik/emperyalizm metaforu olduğunu keşfetmek kolaydır. Bilim kurgu yazarı kendi ideolojik konumuna bağlı olarak, bu durum hakkında radikal, liberal, hatta anarşist bir yorum yapabilir. Ancak içerikten Bilim kurgu formuna geçiş çalışmasını incelediğimizde, önemli olanın sömürgecilik metaforu değil de, "öteki"nin ancak "pozitif bilim" içine çekilerek evcillestirilebilen Gerçek çekirdeği olduğunu fark ederiz. Marslı yeşil yaratiklardan kızılderiliye ya da Afrikalı siyaha aktarım yapmak kolaydır, ama aynı metaforun bütün "ötekiler", kadınlar, ezilen sınıflar, Cinsel, politik ve yöresel ötekiler için de işlemekte olduğunu ve tüm bunlar karşısında hissedilen dehşet duygusunu bilimselleştirme yoluyla örtmeye çalıştığını görmek, yepyeni bir içgörünün kapılarını açar bize. (Tarihin Bilinçdışı)
- Tabii ki her hikaye onu anlatanın kimliğine, ideolojik terciklerine göre belirlenecek. (Tarihin Bilinçdışı)
- Ama korkuya çare olan bir şey var: Şarkı söylemek. (Şarkı Okuma Kitabı)
- Herkes “aslında” olduğunu iddia ettiği şeyin bir karikatürüne dönüşür zamanla. Her özne kendisini en az bir (aslında iki) “öteki” yaratarak kurar... (Çok Bilmiş Özne)
- Freud'un neredeyse bir asır önce söylediği gibi, "Eşcinselliğin bir avantaj olmadığına şüphe yok, ancak utanılacak bir şey, bir kusur veya bir aşağılanma sebebi olduğu da söylenemez ; hastalık kategorisine dahil edilemez." (Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane)
- Hepimiz kıskanırız, her zaman. Eğer kıskanmasaydık, herhangi bir şeye sahip olduğumuzu nasıl anlardık (Bir Şeyler Eksik)
- Bir kadın, bir erkek, bir "öteki" çıkıp, bize varlığından haberdar olmadığımız, kuşku bile duymadığımız bir "ben"imizi aynasında gösterdiğinde, o "ben''e, kendimizdeki yeniye, hayret verici, şaşırtıcı olana aşık oluyoruz. (Şarkı Okuma Kitabı)
- Kuşkusuz her dahice yorum, kısa zamanda cehaletin bayrağına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. (Çok Bilmiş Özne)
- Bazı insanlar dinlemezler, siz konuşurken bir sonraki konuşmalarını hazırlarlar.. (Bir Şeyler Eksik)
- Le Guin: Bir mum yakmak, bir gölge düşürmektir. (Şarkı Okuma Kitabı)
- "Bilinen biinenler vardır.Bunlar bildiğimizi bildiğimiz şeylerdir. Bilinen bilinmeyenler vardır.Yani,bilmediğimizi bildiğimiz şeyler vardır. Ama bir de bilinmeyen bilinmeyenler vardır. Bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler vardır. " (Çok Bilmiş Özne)
- Eksik doldurulamaz, kapatılamaz, kamufle bile edilemez. Marifet eksikle birlikte yaşamasını öğrenmekte. (Bir Şeyler Eksik)
- Mısır papirüsünde, timsah tezeğinin doğum kontrolü için nasıl kullanılacağı anlatılıyordu. Keçi barsağından yapılan ilk prezervatiflerden 1960'ta keşfettiğimiz doğum kontrol hapına kadar insanlık tarihi, üreme, çoğalma riskini almadan sevişmenin yollarını aramamızın hikayeleriyle dolu. (Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane)
- Pas yeniden demire dönüşmez, kırılan vazoyu yapıştırsanız da aynı vazo olmaz artık; kemiklerden yaşayan bir dinazor çıkaramayız. Ama pasa bakarak demirin şeklini, kırıklara bakarak vazoyu, kemiklerden dinazor canlısını hayal edebilir, zihnimizde kurabiliriz. (Tarihin Bilinçdışı)
- Çocukluk diye adlandırılan bir kurumun içine doğuyorduk bir kere. Yarım insandık, hatta henüz indan olmayan bir şey, insan taslağı. (Şarkı Okuma Kitabı)
- * Özenti başarısızlığa uğrayınca haseti doğurur. (Çok Bilmiş Özne)
- "Bir cağın hâkim fikirleri, o çağın hâkim sınıfının fikirleridir", amenna. Peki ama o çağın ezilen sınıflarinın fikirleri, duyguları nereye gitmiştir bu denklemde? Tabii ki bastırılmış, o çağın bilinçdışına itilmiştir. O yüzden de bu "bastırılmış olanın geri dönüşünü" anlamlandırabilmek için, psikanalizin yöntemine, bilinçdışının bilinçli davranışları etkileyen, yönlendiren ve zaman zaman da belirleyen potansiyelini kavrama tekniklerine ihtiyacımız var. (Tarihin Bilinçdışı)
- Demokrasi kültürü kitabı metalaştırarak kolay elde edilir bir nesne haline getirdi. Ancak bunu yaparken de kitabın taşıdığı seçkin değeri ortadan kaldırdı... (Tarihin Bilinçdışı)
- Akhilleus, Briseis adlı esir kadının kime ait olduğu tartışması yüzünden Agamennon'a kızıp çadırına çekilmişti. Ama savaşa geri dönüş nedeni (ki bunun sonu olacağını da biliyordu), Patroklos'un onun kılığını (yani zırhını) giyip savaşa giderek Hektor tarafından öldürülmesiydi. Akhilleus-Patroklos aşkından daha büyük bir aşk hayal edilebilir mi? Bakmayın siz Patroklos'u el çabukluğuyla Akhilleus'un "kuzeni" yapıveren heteroseksist Amerikalıların çektiği Troy filmine! (Bir Şeyler Eksik)
- “Kolay elde edilen, hızlı okunan ve anlaşılması için bilgi ve araştırma gerektirmeyen kitaplar”, prekapitalist dönemdeki edebiyat eserlerinin tam zıddıdır: O zamanki kitapları elde etmek zordu (sınırlı baskı, yüksek fiyat, çoğu zaman sadece el yazması); hızlı okunamazlardı (okuryazarlık çok sınırlıydı); anlaşılmaları için ön hazırlık, ön bilgi gerekiyordu (bir kısmı halkın konuştuğu bir dilde bile değildi, mesela Latinceydi, çoğunda başka ve elde edilmesi daha da güç eserleri atıf vardı). Oysa demokrasi kültürü kitabı metalaraştırarak kolay elde edilir bir nesne haline getirdi. (Tarihin Bilinçdışı)
Yorumlar
0 yorum