Kitap Künyesi
Yazar: Virginia Woolf
Çevirmen: Oya Dalgıç
Orijinal Adı: A Writer's Diary
Yayın Evi: İş Bankası Kültür Yayınları
İSBN: 9786053320753
Sayfa Sayısı: 464
--reklam--
Bir Yazarın Günlüğü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir Yazarın Günlüğü, bizi 20. yüzyılın en büyük edebi dehalarından birinin özel dünyasında bir gezintiye çıkartıyor. Virginia Woolf’un ölümünden sonra eşi Leonard Woolf tarafından derlenen bu günlükler, 27 yıl boyunca yazarın en büyük sırdaşı olmuştu. Kendi sanatıyla fırtınalı ilişkisini, sancılı yaratma süreçleriyle utkulu zafer sarhoşluklarının birbirini izlediği kendi yazma eylemini, her daim uç noktalarda yaşadığı acı ve sevinçlerini hep bu defterlere dökmüştü Woolf. Günlükler Woolf’un yazı alıştırmalarına, yapıtlarının yapı taşını oluşturan kişi ve olaylara ışık tutarken, hem çağdaşlarının yapıtları hem de klasikler üzerine düşüncelerini de açıkça ortaya koyuyor. 1918 yılından başlayan günlükler, yazarın 1941’deki intiharının üç hafta öncesine dek sürüyor. 20. yüzyılda roman sanatını dönüştürmüş en büyük ustalardan birinin zihnine girmek, kuşkusuz yapıtlarını kavrayışımıza da ışık tutuyor.
--reklam--
Bir Yazarın Günlüğü Alıntıları - Sözleri
- "Herkes kırlara gitmişken geride kalmışım gibi. Issız bırakılmışım, tozluyum, hayal kırıklığına uğramışım."
- Kadının varlığına katlanamayan zihniyet elbette onun okumasına,yazmasına,düşünmesine de karşıdır.
- koltukların üzerine ince keten örtüler serilmiş gibi bir duygu içindeyim; herkes kırlara gitmişken geride kalmışım gibi. kimsesizim, enerjimi yitirmişim, hayal kırıklığına uğramışım.
- Bir kadın olarak; ülkem yok.
- Ben kendim olmadıkça hiç kimse değilim..
- Ne kadar çok okumam gereken şey var!
- Bir kadın olarak,ülkem yok.
- Kadının varlığına katlanamayan zihniyet elbette onun okumasına,yazmasına,düşünmesine de karşıdır.
- Kadının varlığına katlanamayan zihniyet elbette onun okumasına,yazmasına,düşünmesine de karşıdır.
--reklam--
Bir Yazarın Günlüğü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Yazmak hiç de kolay bir sanat değilmiş!: Virginia Woolf, 20. yüzyılın en önemli kadın yazarlarından biri. Woolf, başta kadın yazını olmak üzere deneme, eleştiri, roman ve günlük gibi edebiyatın birçok alanında eserler veriyor. Woolf, aynı zamanda günlük tutan sayılı yazarlar arasında yer alıyor. Düzenli olarak 1915 yılından 1941 yılına kadar aralıksız günlük tutan Woolf, öldüğünde ardında el yazısıyla kaleme aldığı 26 defter bırakıyor. • • • Woolf’un “Bir Yazarın Güncesi” kitabı, 26 defterden oluşan günlükleri taranarak oluşturulmuş bir eser. Eşi tarafından hazırlanan bu eser, Woolf’un yazarlık serüvenine dair her şeyi içeriyor aslında. Yazarlığını geliştirmede günlüğünü nasıl kullandığından, eserlerini yazarken çektiği sancılara, buhranlara, acılara, oradan da okuduğu kitaplardan erkekler dünyasında bir yazar olarak yer edinmek için verdiği mücadelelere, bir eseri yayınlandığında yaşadığı sevinçlere ve içine düştüğü bunalımlara kadar her şey var Woolf’un günlüğünün satır aralarında. • • • Doğrusu Woolf’un günlüğünü okurken, insanın “kendine ait odası”nı dostlarına bile olsa açmasının hiç de kolay olmadığını düşündüm. Tıpkı evlerimizin arka odalarını herkese açmadığımız gibi. Ama o, hiçbir kaygı taşımadan kendine ait dünyasının kapılarını bizlere açıyor. Özellikle kitaplarını kaleme alırken yaşadığı gerginlikleri, zaman baskısını, yazdıklarının beğenilip beğenilmeyeceğine dair kaygılarını, erkek yazarlardan gelecek eleştirileri, yazma sırasında yaşadığı tıkanma anlarını, melankolik ve depresif ruh haletini o kadar açık yüreklilikle ortaya koymuş ki, insan yazarlığın hiç de kolay bir sanat olmadığını anlıyor. • • • Woolf’un günlüğünü okurken, her yazarın aslında yazdığı eserinde kendine ait birçok ipucunu bazen bir kelimenin, bazen de bir cümlenin içerisine gizlediğini, günlüklerde olduğu kadar kendini çok da açık etmediğini düşündüm. Günlükler ise daha çok bir yazarın kendi iç dünyasını bütün çıplaklığıyla ortaya döktüğü, kendisiyle hesaplaştığı, kendisini iyileştirdiği ve disipline ettiği, günlerini ve geleceğini planladığı bir alan olduğu için kendini gizleme ihtiyacı hissetmeden olduğu gibi sergilediği eserler. Nitekim Woolf da günlüğünde, gizleme ihtiyacı duymadan kendini olduğu gibi ifade ediyor bize. • • • Yalnız Woolf’un iç dünyasında yaşadığı o gelgitlerin, alıngan, melankolik ve depresif ruh haletinin günlüğü okurken beni çok yorduğunu söylemeliyim. Özellikle, “Giderek daha yalnızlaşıyorum”, “Bir yazar olarak bir hiçim, demodeyim, eskiyim, elimden daha iyisi gelmeyecek, kafasızım”, “Nasıl da acı çekiyorum. Kimse bilemez nasıl acı çektiğimi o sokaktan yukarı doğru acımla baş başa yürürken” şeklindeki ifadeleri sanırım eşine ve dostlarına bile söylememiştir Woolf. Eserlerinden tanıdığım Woolf’la günlüğünden tanıdığım Woolf arasındaki bu açık ara mesafe, beni çok şaşırttı diyebilirim. Günlük boyunca benzer ifadeleri okudukça iyi ki günlük yaşamda insanların arka odalarından habersiz yaşıyoruz dediğim zamanlar oldu kendi kendime. Günlük yaşamımızda insanların iç dünyalarını bütün çıplaklığıyla bilseydik yaşamımızı sürdürebilir miydik acaba? • • • Woolf’un kaleme kaldığı “Kendine Ait Bir Oda”dan “Dalgalar”a, “Deniz Feneri”ne, “Flush”a, “Gece ve Gündüz”e, “Perde Arası”na kadar neredeyse tüm eserlerin Türkçe’ye çevrildiğini görüyoruz. Yazarın bu eserlerini kaleme alırken yaşadıklarını, bir yazar için yazmanın ne anlama geldiğini, sevinçlerini, hüzünlerini, onun kendi kendiyle savaşını ve yaşamına son verene kadar sınırda dolaşmasına neden olan tıkanma anlarını ve değersizlik duygusunun ipuçlarını okumak isteyen okurlara “Bir Yazarın Günlüğünü” okumalarını tavsiye ederim. (nalkan)
Bir Yazarın Güncesi: Virginia Woolf, bir yazar olarak deneyimlemiş olduklarını günlüğünde ayrıntılı bir şekilde açıklıyor. Günlük olmasına rağmen özel yaşantısına dair yazdıkları çıkarılmıştır. Sadece yazarlık üzerine yaşadıkları ve yazma sürecinde etkilendiği olaylardan bahsediliyor. 1918' den 1941' e kadar bu günlüğü tutmuştur. Eşi Leonard Woolf yazdıklarını bir araya getirerek kitap olarak basma kararını almıştır. Virginia'nın hayatta olduğu zamanlar okuyucu sayısı az olduğundan ismi bilindik değildi. Özellikle bir kadın yazar olarak o yıllarda nadir isimler tanınıyordu. Virginia da elbette bu konuda kaygı taşıyordu. Yazma sürecinde yaşadıkları zorluklar onu her ne kadar engellese de yazmayı hep sürdürdü. Kendisinin de itiraf ettiği gibi yazmak onun için rahatlama ve aynı zamanda var oluş anlamındaydı. Zorlu süreçlerin sonucunda beklentisi doğal olarak okunmak ve beğenilmekti. Eşi Leonard Woolf her zaman ona destek olarak yazdıklarını okur ve kitap olarak basardı. Virginia eşinin desteğiyle de diğer kitaplarını yazmayı sürdürdü. Eğer o yıllarda yazar bir kadın dışarıdan destek bulamazsa yazma süreci daha sancılı olurdu. Günlüğünde yalın bir dil kullanmayan Virginia, bir çok betimlemeyle kendi hikayesinin romanını yazmış denilebilir. Aynı zamanda yazmış olduğu kitapları ve karakterleri konu edinmiş ve onlarla yakın birer bağ kurduğu gözlemlenmektedir. Zihinsel olarak yorgunluk yaşasa da bir yazar olarak düşünce yapısı ve yaratıcılığı hayatının her tarafını etkilemiştir. (Virginia)
Bir Yazarın İlham Sancıları: “Bütün yazarlar mutsuzdur… Sözcükleri olmayanlar mutlu.” Virginia bir entelektüeldi! İngilizce diliyle yetinmiyordu, bunun yanına başka dilleri de ekliyordu; Fransızcayı, Yunancayı ve ayrıca Rusçayı da eklemek istiyordu ve okuyordu, okuyordu, okuyordu... Bir Dostoyevski elinde, bir Platon, bir Shakespeare, Freud, Burke, Lewis Carroll, Tolstoy, Aziz Pavlus, Tevrat ve bir yeni yetme şair... Çağın sorunlarına ilgisiz kalamıyordu, bir kadın hakları için konuşmalar yapıyordu, bir savaş karşıtlığı için; diğer taraftan edebiyatta çığır açmak için özgün eserler veriyordu; bazen güneş tutulması izlemini elde etmek için saatlerce tren yolculuğunu yapıyordu bazen de Çin, İtalya, Türkiye, Fransa demeden ülke ülke geziyordu. Bunlarla da yetinmiyordu İşçi Partisi'nin düzenlediği kongrelere katılıyordu. Ve çerez gibi eleştiri yazıları üretiyordu, hatta bazen eleştiri yazıları yayıncıları tarafından geri çevriliyordu, 'okuyucularımız bu derinliğe inecek kadar okuma seviyesine sahip değiller" diye... Virginia gerektiğinde evdeki yemekleri de yapıyordu, bulaşıkları da yıkıyordu.... 1918-1941 yıllarını kapsayan muhteşem bir günlük. Muhteşem çünkü o eserlerin -Virginia’nın tabiriyle yavrularının- yazımındaki sürecin arka perdesini görüyoruz ve bütün bunlar yine Virginia’nın tabiriyle züppeliğe düşmeden yansıtılıyor. Diğer bir ifade ile 36 yaşından Virginia’nın ölüm yaşı olan 59 yaşına kadar adım adım takip etmemizi sağlıyor bu günlük Virginia'yı. Evet günlüğüne kaydettiği son not, 8 Mart 1941 ve bu yazıdan yirmi gün sonra yani 28 Mart günü intihar ediyor. Eşi Leonard’a hitaben “En Sevdiğim” diye başladığı son mektubunda dediği gibi, beni kurtaracak biri olsaydı, o ancak sen olurdun. “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” denilir, ancak bunun “Her başarılı insanın arkasında bir yâren vardır” şeklinde düzeltirsek, sanırım Leonard’ın Virginia için ne ifade ettiğini açıklamış oluruz. Anna da Dostoyevski için buna benzer bir rol oynamıştı, galiba bu edebiyat dâhilerinin dünyanın rüzgârında uçup gitmemeleri için böyle dallara ihtiyaçları vardır, tabii ki her insanın böyle bir ihtiyacı vardır! Hani bazen ergence duygularla anlamını düşünmeden “sen benim her şeyimsin” denir ya, işte bu cümlenin tam karşılığını bulduğu bir ikili, Virginia- Leonard. Gerçekten Leonard Virginia’nın her şeyiydi. Öyle der Virginia, iki çift ne kadar mutlu olabilirse biz de seninle o kadar mutlu olduk. Virginia eserini bitirir bitirmez ilk olarak Leonard’a verirdi ve hatta o okurken bile onu takip ederdi, okurken durumunu gözlemlerdi. Sonrasında o eser hakkında görüşlerini dile getirirken davranışlarına odaklanarak söylemlerindeki samimiyetini anlamaya çalışırdı. Zaten genelde Leonard eserlerini beğenirdi, çok iyi olmuş derdi, sadece son eserlerinden biri olan Roger Fry’in biyografini yazarken farklı bir tepki vermişti, hatta Virginia kendi kendine bunu değerlendirirken onun bu agresif davranışını anlamakta zorluk çekmişti ve ‘acaba beni ondan kıskanıyor mu’ diye de kendine sormadan edememişti. Tabii ki Virginia bununla yetinmezdi sonrasında önemsediği arkadaşlarının da yorumlarını merak edip, onların olası tepkileri hakkında senaryolar oluştururdu, bu şöyle diyecek, diğeri böyle diyecek gibisinden fakat bu duruma rağmen Leonard’ın yorumları onun için çok önemliydi. Virginia eserlerine giden süreçte ilk olarak, belki de o eserin başlangıcı diyebileceğimiz- bir tohum düşerdi zihnine aynı bir kadının rahmine düşen tohum gibi. O eser artık onun bir parçasıydı, hayatına devam ederdi ama bir taraftan da onu beslerdi. Onunla yatar, onunla kalkardı her yerde onunla yaşamaya başlardı. Bu eserin geleceğini fark ettiğinde ilk olarak ona bir isim bulurdu ama genelde bu ismi doğumdan sonra değiştirirdi. Örneğin en çok bilinen eserlerinden biri olan Dalgalar’a, Pervaneler ismini takmıştı. Artık eser zihninde iyice şekillenmeye başladıktan sonra zihninde yazma sürecine geçerdi. Ama ne süreç! Nasıl acı çekerdi! “Kitaplarım bana yalnızca acı veriyor, demişti Charlotte Bronte. Bugün ona katılıyorum.” “Merak ediyorum, benim Yıllar’ın elinden çektiğim acıları acaba başka hiç kimse bir kitaptan çekmiş midir? Bir kurtulsam bir daha yüzüne bakmayacağım. Uzun sürmüş bir çocuk doğurma sürecine benziyor.” “Çok az insan yazarken benim kadar işkence çeker. Belki yalnızca Flaubert.” Evet doğumu en sancılı olan eserlerdendi, Dalgalar ve Yıllar... Bir insan bu kadar farkındalıkla nasıl oluyor da, yaşama yetisini kaybetmiyordu! “Beynim hassas tartı gibi: Tek bir zerre kefeyi aşağı çekiyor. Dün dengedeydi: Bugün aşağı eğiliyor.” Eserin özgünlük katsayısı oranında onu başka bir şeye dönüştüren acılar çekerdi. Dışarıdan bakan sıradan insanlar onun bu halini gördüklerinde “deli” derdi. Sahi delilik neydi ki? Beklenilen diğer bir ifadeyle sıradan davranışlar sergilemeyenlere takılan bir sıfattı delilik. O zaman insanlık adına bu anlam kavrayışında bir taş koyabilmek için “deli” olmak gerekirdi. Eserin yazımı bittiğinde, ilk verdiği tepki ‘hayır bu olmamış’ olurdu. O fırtınanın ürünü bu muydu! En çok korktuğu; hissettiği, farkına vardığı o şeyin kimse tarafından anlaşılmama durumuydu. Bir kişi bile bunu anladığını gösteren bir eleştiri yazısını yazınca, artık tamamen rahatlardı. O çocuk artık onun için tamamlanmıştı, o fırtına dinmişti ve Virginia, herkesin kendisinden beklediği normale dönmüştü. Bu aşamada yani eser tamamlanıp mesaj anlaşıldıktan sonra, bir boşluğa düşerdi, hayatı anlamsızlaşırdı ama bu durum fazla sürmeden yeni bir tohum döngüyü başa çeviriyordu “Bana hiç rahat yüzü yok gibi görünüyor; bir şeylerin bittiği duygusunu hiç yaşamayacağım.” Ve son iki yılını zehir eden hatta intihara götüren II. Dünya savaşı! Bir bombanın 30 metre uzaklığındaki komşusunun evine düşmesi, daha önce penceresinden izlediği o insanların parçalanmış bedenlerini görmesi; eserlerinin bir kısmının, birçok toplantısının yapıldığı, özel eşyalarının olduğu evinin bombalama sonucunda harabeye dönüşmesi ve daha başka şeyler… Ama Leonard’u o gün orada olsaydı bir kez daha onun hayata tutunmasını sağlayabilirdi… Ama hayır bu senaryo başka şekilde sonlanamazdı Virginia böyle ölmeliydi. “Tanrı aşkına ben insan soyu adına payıma düşeni yaptım, kalemimle, sözlerimle...” O kadar çok merak ediyorum ki, anlatamam, acaba buna karar verdiği anda ne hissediyordu – çünkü zihninden geçenleri züppeliğe düşmeden aktarabiliyordu- o son mektubu yazarken, mektubu bırakıp, suya doğru yürürken, tam kendini suya bırakırken! “…-Ve sonra- nokta nokta nokta” Biliyorum bu sırrı çözersek dünya hayatı bugünkü anlamını kaybeder ama yine de merak ediyorum... Aslında o da bunları merak ediyordu “Düşüneceğim ve bu sefer bunu tanımlamayı beceremeyeceğim. Bunu - yani ölümü, demek istiyorum: Hayır, kemiklerimin çatırtılarla ezilmesi, bulamaça dönmesi, öğütülmesi çok etkin çalışan gözlerimin önünde, beynimde beliriyor: Işığın sönükleşme süreci - acılı mı? Evet. Dehşet verici. Sanırım. Ardından bir baygınlık, gücün çekilmesi; bilinci yakalamaya çalışarak iki üç soluk alma çabası -ve sonra- nokta nokta nokta.” Ve başka ne diyebilirim ki! ““Tanrı aşkına ben insan soyu adına payıma düşeni yaptım, kalemimle, sözlerimle...” (RA)
--reklam--
Bir Yazarın Günlüğü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Virginia Woolf - Bir Yazarın Günlüğü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bir Yazarın Günlüğü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Virginia Woolf Kimdir?
Virginia Woolf (25 Ocak 1882 - 28 Mart 1941) İngiliz feminist, yazar, romancı ve eleştirmen.
1882'de Londra'da dünyaya gelen Virginia Woolf, Victoria devri'nin tanınmış yazarlarından Sir Leslie Stephen'ın kızıydı. Annesi ve babası daha önce başkalarıyla evlenmişler, dul kaldıktan sonra ise bir araya gelmişlerdi. Her ikisinin de ilk eşlerinden çocukları vardı. Sir Leslie Stephen'ın ilk eşi, ünlü romancı William Makepeace Thackeray'nın kızıydı. Thackeray'nın eşi akıl hastası olduğundan, Leslie Stephen'ın bu kadından olan kızı Laura, anneannesine çekmiş, yirmi yaşında bir akıl hastahanesine kapatılmıştı. Virginia'nın annesi Julia Duckworth ile Leslie Stephen'ın beş çocukları oldu. Yaş sırasıyla Vanessa, Julian, Thoby, Virginia ve Adrian. Virginia on üç yaşındayken annesi ansızın ölmüştür. Woolf, o yıllarda kadınların ikinci planda kalması nedeni ile okula gönderilememiş fakat babası yardımı ile kendini geliştirmiştir.
Kızkardeşi Vanessa Bell daha küçük bir yaşta iken bir ressam olmaya, Virginia Woolf ise bir yazar olmaya karar verir. Kendisini babasının kütüphanesinde geliştiren Virginia Woolf, 1895'de bir gazetede kısa hikâyelerini yayınlatır.
Özellikle, Viktorya tarzı yaşamaya karşı olan Virginia Woolf, yazılarında da bundan bahseder.
Bloomsbury Grubu
1904'te babasının ölümünden sonra kardeşleriyle Bloomsbury'ye taşınması ise hayatında ciddi bir dönüm noktası olmuştur. Bloomsbury grubu içinde birçok ünlü edebiyatçıyı barındıran ve cinsel konulardaki özgürlükçü tavırlarıyla tanınan bir grup entelektüelden oluşuyordu. Grupta bulunan birçok kişi eşcinsel ya da biseksüeldi. İnsanlar onları etik bir grup olarak görüyorlardı. Grupta John Maynard Keynes, E. M. Forster, Roger Fry, Duncan Grant ve Lytton Strachey gibi ünlü kişiler vardı. Woolf, 1909'da bir süreliğine Lytton Strachey ile nişanlanmıştır.
Evliliği
Virginia Woolf 1912 yılında Leonard Woolf ile evlenmiştir. Evlilikleri cinsel açıdan yeterli olmasa da, Virginia Woolf için çok önemli olmuştur. Leonard Woolf eşi için bir basımevi kurmuştu ve bu da Virginia Woolf'un yazdığı kitapları yayımlatması için bir fırsat olmuştu.
Ölümü
Perde Arası romanını yazdığı sıralarda artık kendini yeterince yetenekli hissetmiyor, yeteneğini kaybettiğini düşünüyordu. Her gün savaş korkusu ve yeteneğini kaybetmenin vermiş olduğu stres, dehşet ve korku sonucu ruhsal bunalıma girmiş, 28 Mart 1941'de içinde bulunduğu duruma daha fazla dayanamayıp evlerinin yakınlarında bulunan Ouse nehrine ceplerine taşlar doldurarak atlayıp intihar etmiştir. Virginia Woolf, geride iki intihar mektubu bırakmıştır. Birisi kardeşi Vanessa Bell'e diğeri ise kocası Leonard Woolf'a.
"Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum. O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum. Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım. Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin. Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı. Hayatını mahvettiğimin farkındayım ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun. Artık benim için her şey bitti. Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum."
--reklam--
Virginia Woolf Kitapları - Eserleri
- Kendine Ait Bir Oda
- Dalgalar
- Deniz Feneri
- Yıllar
- Mrs. Dalloway
- Yaşlı Kadın ve Papağan
- Flush
- Dışa Yolculuk
- Bir Okur Olarak
- Granit ve Gökkuşağı
- Üç Gine
- Bir Yazarın Günlüğü
- Gece ve Gündüz
- Jacob'un Odası
- Virginia Woolf&Vita Sackville - West Mektuplaşmaları
- Güvenin Ölümü
- Bütün Öyküleri
- Kitap Nasıl Okunmalı? - Bir Okur Olarak 2
- Dadının Perdesi
- Perde Arası
- Varolma Anları
- Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler
- A Haunted House
- Benlik Üzerine Denemeler
- Kew Gardens
- Orlando
- Hasta Olmaya Dair - Hasta Odalarından Notlar
- Kadının Toplumsal İşlevi
- Pazartesi ya da Salı
- Londra Manzaraları
- Yorum Yorar
- Aforizmalar
- Romanları Tekrar Okuma Üzerine
- The Mark on the Wall
- The Shooting Party
- An Unwritten Novel
- Mr. Bennett and Mrs. Brown
- Yazınsal Ustalık
--reklam--
Virginia Woolf Alıntıları - Sözleri
- Hayır, dünya yüzünde istediği tek şey vardı; temiz su. (Flush)
- Life's what you see in people's eyes (A Haunted House)
- Şimdi bana söyler misin, şiir nereye gidiyor, yoksa artık öldü mü? (Yazınsal Ustalık)
- "İnsanın kusurlarını itiraf etmesi kolay iş. Ama hangi akşam karanlığı, insanın erdemlerini saklayacak kadar koyudur? (Bütün Öyküleri)
- ...she spent most of her time in the London Library, reading. (A Haunted House)
- Ama bu adamın yıpranmış yüz çizgilerinden her keresinde gizem duymuştu, suskunluğunaysa, tutku. (Perde Arası)
--reklam--
- Okuma sürecinin ikinci aşaması olan, yargılamanın, okumanın kendisi gibi basit bir işlem olduğunu düşünmek ahmaklık olur, kitabı zihninin içinde tartışmayı, kitabı bıraktığında bile onu okumaya devam etmeyi ve bir kitabı diğeri ile uygun bir şekilde karşılaştırabilecek kadar okumuş olmak, işte bu zordur. Bundan daha zor olan şey ise "Sadece bu tarz bir kitap değil, aynı zamanda bu değerdedir, burada yetersiz; burada yeterli olur, burası kötü; burası iyi," demek. Okur, bunu yapabilmek için bilgi, iç görü ve hayal gücü sahibi olan biri olmalıdır. (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
- Hayata ne ile başlarsan başka elinde çok az şey kalıyor. Gurur ve aptallık... Kaç kez yaşadığımız anın değerini bilmediğimiz için geleceği reddetmişizdir, kaç kez kıymetini anlayamadığımız bir anda yaşadığımızdan çok parlak olabilecek bir geleceği elimizden kaçırmışızdır. Halbuki her şeyi istemiştik değil mi? (Aforizmalar)
- Başkalarının gözleri bizim için birer hapishane ; düşünceleri de kafeslerimiz. (Pazartesi ya da Salı)
- "Bak, uyuyormuş gibi dudaklarında aşk var" (Romanları Tekrar Okuma Üzerine)
- Ah! Aman Tanrım, yaşamın gizemi bu; düşüncenin doğruluktan sapması! (Bütün Öyküleri)
- . Kırdaki tepelerin üzerinden hızla geçen rüzgar, yeniden yeşile dönen geniş gölge halkaları savurdu. Ama Londra'da sokaklar bulutları daralttı; Doğu Yakası'nda nehir kıyısında yoğun bir sis asılıydı. 'Satılacak eski bir demir, herhangi bir eski demir' diye bağıran adamların seslerini uzaktan geliyordu; ve banliyölerde organlar susturuldu. Rüzgar dumanı savurdu çünkü hala son birkaç sardunyayı barındıran sarmaşıklarla kaplı duvarın köşesindeki her arka bahçede yapraklar yığılmıştı; keskin sivri alevler onları yiyordu sokağa, sabahları salonda açık duran pencerelere. Çünkü yılın doğum günü olan Ekim ayıydı. ... (Yıllar)
- Hiçbir yazar kendi sefil kişiliğini sırlarını ve kötü huylarını okuyucuya yansıtmak istemez herhalde (Bir Hava Taarruzu Sırasında Barış Üzerine Düşünceler)
--reklam--
- Oh, is this your buried treasure? The light in the heart. (A Haunted House)
- Evet, toplum dışı biriydi kendisi. Doğa ne yapmışsa yapmış, onu türdeşlerinden ayrı bir yere koymuştu. (Perde Arası)
- Bir silah sesi kulaklarda patlar: Romantizmin devri kapandı. Realizmin devri başladı. (Yazınsal Ustalık)
- Tansley bir çekiç kaldırıp olanca hızıyla havada salladı; ama aşağı doğru indirmeye başladığı anda, böyle bir aletle bu kelebeği ezmenin elinden gelmeyeceğini anlayarak, sadece, ömründe kendisini hiç deniz tutmadığını söyledi. (Deniz Feneri)
- baska bir sey düsünen kisinin yarı bilincli-yarı bilincsiz tekrar tekrar baktıgı herhangi bir cisim, düsüncelerin malzemesiyle öyle ic ice gecer ki, asıl bicimini kaybeder, biraz farklı, ideal bir bicim alarak yeniden olusur ve hic beklemedigimiz bir anda beynimize girer. (Pazartesi ya da Salı)
-  I want to think quietly, calmly, spaciously, never to be interrupted never to have to rise from my chair, to slip easily from one thing to another, without any sense of hostility, or obstacle. (A Haunted House)
- Biz ki çöl nesliyiz. Biz, yani daha özgür daha eşit bir dünyayı düşlemeden yaşamayı beceremeyen yetimler. Çaresiz bir yandan özgürlüğün ve eşitliğin vahasına ulaşıncaya değil çölde başıboş dolaşıyoruz (Yorum Yorar)
Yorumlar
0 yorum