Kitap Künyesi
Yazar: Ömer Faruk Dönmez
Yayın Evi: İz Yayıncılık
İSBN: 9789753558679
Sayfa Sayısı: 440
--reklam--
Bir Yobazın Günlüğü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bıyık altından gülerek kendisini “yobaz” diye vasıflandıran “keskin zekâlı ve sivri dilli” belki de “sivri zekâlı ve keskin dilli” bir yazar, günün birinde günlük tutmaya başlar. Kitaptaki ifadesiyle “içimizdeki ahmaklar” da “karşımızdaki budalalar” da, hatta yazarın bizzat kendisi de, sayfalar ilerledikçe bu sivri dilli yobazın hışmına uğramaktan kurtulamayacaktır… Fonda tatlı bir ‘aşk’ ve onun üzerine örülü bir ‘dava’ hikâyesi… “Bir Kitap Bir Balta” ve “Hamza” adlı kitaplarıyla tanınan Ömer Faruk Dönmez’in son kitabı; Bir Yobazın Günlüğü.
--reklam--
Bir Yobazın Günlüğü Alıntıları - Sözleri
- Samimi insan kolay bulunmuyor.
- Benim ülkemde ‘modernlik’ ve ‘dindarlık’ öyle bir ayırıma ve tanımlamaya tâbi tutulmuştur ki, modernlik, İslam’dan mümkün olduğunca uzaklaşmak şeklinde yorumlanmış ve yüceltilmiş; dindarlık ise, yobazlıkla aynı şey sayılmış ve küçük görülmüştür.
- «Darıldım size ey insanlar. Kırıldım size. Hiçbiriniz beni anlamadınız. Oysa ne çok sevmek isterdim sizi.»
- Zamanın birinde bir memlekette, ağzından küfür eksik olmayan bir adam yaşarmış. Nerde hoşuna gitmeyen bir durum görse basarmış küfrü. Memleketin en küfürbaz adamı olarak nam salmış tabi. Herif bu kötü namından rahatsızlık duymaya başlamış; fakat küfretme alışkanlığından da bir türlü vazgeçemiyormuş. Gitmiş bir tekkeye. Şeyh efendiden derdine bir çare dilemiş. Şeyh buna bir avuç bakla vermiş. Al bunları demiş, birini ağzına koy, tam küfredeceğin zaman bakla diline değer; küfretmemen gerektiğini hatırlayıp, kendine hâkim olursun. Bizim adam uygulamaya başlamış. İşe yarıyormuş da. Neyse bir gün yine bu şeyhle bizimki gezerlerken müthiş bir yağmur başlamış. Acayip ıslanmışlar. Tam tekkeye doğru koşarlarken bir evin penceresinden bir kadıncağız seslenmesin mi: "Hocaefendi bir bakıver!" Ulan koskoca keramet sahibi şeyh, yağmur yağıyor diye halkın talebini geri mi çevirecek: durmuşlar tabi. Ama yağmur nasıl yağıyor! Penceredeki kadın kaybolmuş, bizimkiler de kapıyı açmaya geliyor sanıp beklemişler. Neyse, 5 dakika sonra kadın bir daha belirmiş pencerede: "Biraz bekleyiver hocaefendi!" Haydaaa! Ulan yağmur sırılsıklam etmiş bunları, kadın bekletiyor, bizim küfürbaz homurdanmaya başlamış tabi. Şeyh de 'ya sabır' çekmeye koyulmuş. Kadın birazdan tekrar görünmüş pencerede, "Tamam hocaefendi gidebilirsiniz." demiş. Hayda ki haydaaa! "İyi de hanım, bizi niye beklettin boş yere şu yağmurun altında?" diye kızmış şeyh. "Yok." demiş kadın gülümseyerek, "Boş yere bekletir miyim hiç hocaefendi; bizim tavuklar kuluçkada. Yumurtayı tavuğun altına koyarken kapıdan bir şeyh geçerse, yumurtadan horoz çıkar derler, o yüzden beklettim sizi." İyi mi. Dangalaklığın bu kadarına artık dayanamayan şeyh, bizimkine dönmüş, "Ulan arkadaş demiş, çıkar ağzından baklayı!" Hah ha.
- Yerli edebiyattan , en çok , yazar/Omer-Seyfettin , yazar/resat-nuri-guntekin , yazar/yakup-kadri-karaosmanoglu , yazar/Sait-Faik-Abasiyanik , yazar/Faruk-Nafiz-Camlibel , yazar/Arif-Nihat-Asya, yazar/Orhan-Veli-Kanik , yazar/attila-ilhan , yazar/cahit-sitki-taranci , yazar/orhan-kemal , yazar/Kemal-Tahir , yazar/Sezai-Karakoc , yazar/peyami-safa , yazar/Tarik-Bugra ve benzerlerini; dünya edebiyatından da , en çok , yazar/fyodor-dostoyevski , yazar/franz-kafka , yazar/Albert-Camus , yazar/jean-paul-sartre , yazar/lev-tolstoy , yazar/Gabriel-Garcia-Marquez , yazar/Amin-Maalouf , yazar/edgar-allan-poe , yazar/Oscar-Wilde , yazar/panait-istrati , yazar/Ernest-Hemingway , yazar/maksim-gorki , yazar/victor-hugo , yazar/John-steinbeck , yazar/Anton-Cehov , yazar/Charles-Dickens , yazar/Virginia-Woolf , yazar/Marcel-Proust ve benzerlerini beğendiğini biliyoruz.
- Biz neden Latin alfabesini kabul ettik? Arkadaş, Arap alfabesini bıraktık, madem aslımıza dönecektik, madem özümüze dönecektik; neden Göktürk ya da Uygur alfabesini almadık da Latin alfabesini aldık? Daha dün yurttan kovduğumuz düşmanların alfabesi değil mi bu? Daha dün ırzımıza geçmeye çalışan adamların alfabesi değil mi? Allah Allah! Nasıl iş bu böyle?
- Siz hiç Oğuz Atay okudunuz mu? Hayır mı? Çıkınız. Oğuz Atay okumamış bir insanla benim konuşacak bir şeyim yoktur. Çıkınız. Lütfen gidiniz...
- Her şeyi yanlış anlıyorlar. Aptal oldukları için mi? Bilmiyorum. Kafaları az çok çalışıyor. Fakat kalpleri? Kalpleri? Bir kalpleri var mı ki dersin canımın içi?
- “Zaten modern insan ‘anlamak’ üzere dizayn edilmemiştir ki bilirsiniz; modern insan ‘kullanılmak’ üzere biçimlendirilmiş aptal bir yaratıktır.”
- Beni geçelim azizim. Uzun mevzuyum. Anlatmakla bitmem ki.
--reklam--
Bir Yobazın Günlüğü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
«Cümleten geçmiş olsun, sayın yolcular!»: ∆ «Sizi sevmiyorum ey insanlar!» ∆ İlk cümlesinde bile kendimi bulduğum :) , bitmesin diye azar azar okuduğum, güldürürken düşündüren nadir kitaplardan. Çok ciddi eleştiriler ve tespitler yaparken okuyucuyu kesinlikle sıkmıyor. Her bölüm bir tarihte yazılmış. Misal ilk bölüm 1 aralık 2006 , tıpkı günlük gibi. Kitabı okumaya başladığımda da okurken de çoğu kişi isminin neden böyle olduğunu sordu. Hatta bazı arkadaşlar yanlış anlayarak namaz kılan, oruç tutanlara yazarın yobaz dediğini zannetti :d (Buraya kitaptan bir alıntı bırakmak isterim: «Her şeyi yanlış anlıyorlar. Aptal oldukları için mi? Bilmiyorum. Kafaları az çok çalışıyor. Fakat kalpleri? Kalpleri? Bir kalpleri var mı ki dersin canımın içi?») Aksine böyle söyleyenlere karşı ironi ile yazılmış bir kitap. İsmi de dini inançları yüzünden aşağılanan, hor görülen ve yobaz diye damgalanan insanların onları aşağılayanlara karşı tuttukları bir günlük anlamında. Bununla alakalı olarak yazarla söyleşiden birkaç satırı paylaşmak istiyorum: “Bu ismi vermeye sizi neler itti? Çekinmediniz mi, korkmadınız mı? Çekinecek korkacak bir başlık değil ki bu. Bir yobaz, günlük tutarsa ne olur? Bir Yobazın Günlüğü olur… Fakat bu ismi aslında Dostoyevski’nin ‘Bir Yazarın Günlüğü’ çağrıştırdı bana.” Şimdi kitabın içeriğinden bahsetmek istiyorum. Yazar her gün yaşadığı olayları siyaset, tarihle renklendirerek okuyucuya anlatıyor. Yer yer bazı yazarlardan alıntı yaparak bazen de türkülerden şarkılardan alıntı yaparak bayağı eğlenceli bir şekilde konuları anlatıyor. «Hani, alışılmadık bir isteğimiz olur da, onu dile getirdiğimizde “Çocuk olma!” derler ya bize; aslında “Mutlu olma!” diyorlar. Çocuk olma! Yani? Büyü. Adam ol. Hayatı ciddiye al. Yarın için kaygı duy. Zamanı saatlere böl ve sürekli bir yerlere geç kaldığını düşün. Acele et. Yemeklerini iyi ye, yatmadan sütünü iç, dişlerini fırçala, büyü ve mutsuz ol.» «Sevgili ahmak kardeşim; delilere kıyasla akıllısın, katillere kıyasla masumsun, zinacılara kıyasla günahsızsın evet, fakat bu ne biçim mantık böyle?» «Kalbimle duyduğumu dilimle diyebilseydim ne sizi ne kendimi bu kadar söz ile meşgul etmezdim.» Çağımız insanının telaşlarını, anlamsızlıklarını, mutsuzluklarını bir kalemde anlatan yazara teşekkürlerimi sunar size de iyi akşam, gece, sabahlar dilerim. :)) Kaç alıntı ekledin derseniz :) { https://imgyukle.com/i/UhfJn } en çok alıntı eklediğim kitap oldu. İyi okumalar. (ٌ₰‹‹D’opَaminٍ›› ٌ₰)
Bir Yobazın Günlüğü veya Bir Müslümanın Ruznamesi...: Bazı kitaplar ve yazarlar insanların hayatlarında büyük etkiler bırakır. Gerek işledikleri konular, gerek yazı üslupları, gerek fikir dünyaları ile insanları etkilerler. Ömer Faruk Dönmez de beni etkileyen yazarlardan bir tanesi. Üslubu akıcı ve mizahi; değindiği konular “aptal kutularında” yeterince rahat konuşulamayan konular. Bir Kitap Bir Balta ve Hamza kitaplarını okurken kendi kendimize gülüşlerimiz, arkadaşlarımız arasında da meşhurdur. Birçok arkadaşımız iki paragraflık birkaç pasajı okuduktan sonra siparişlerini vererek muharrir hazretleriyle tanışırlar. Ben nasıl tanıştığımı hatırlamıyorum ama tanıştırdığım kişiler bu yazıyı okuduktan sonra dönüş yapacaklardır. Müellifin; Hamza, Bir Kitap Bir Balta, Dervişan ve Ab-ı Hayat’tan sonra bu sefer de “Bir Yobazın Günlüğü” kitabıyla hemhal olduk. ( Bu arada muharrir, müellif falan görüyorsunuz bu entelektüel seviye işte.) Yobaz derken de hani şu İsmet Özel’in Cuma Mektupları adlı kitabında “Bu şartlar altında Müslümanlara ‘mürteci’ veya ‘yobaz’ denilmektedir. Böyle denilmeyecek olsa; modernleşme çabasında olanlara ‘mürted’, ‘münafık’ veya ‘gavur’ demek kaçınılmaz hale gelecekti.” dediği yerden bahsediyorum. Bu arada henüz kitabın içeriği ile ilgili konuşmadığımın farkındayım ama mazur görün. Malûm süreçten dolayı arkadaşlarla eskisi gibi buluşup hasbihal edemiyoruz. E haliyle günlük kelime tüketme kotamı dolduramadığımdan söz hakkı bana verilince klavyeye hakim olamıyorum; akıp gidiyor. Bakın yine hâkim olamadım. Neyse konumuza dönelim. Ömer Faruk Dönmez kitapta biraz değil, bayağı Oğuz Atay vari. Oğuz Atay’ın Olric’i, Ömer Faruk Dönmez’in ise Gregor’u var. Kendi kendilerine konuşup duruyorlar. Yazar abimizin de hakkını yememek lazım zira Gregor’un güzel ortalarını güzel dokunuşlarla tamamlamayı bilmiş. (O değil de neydi şu Beşiktaş Paok maçı be kardeşim.) Kitabın başından sonuna kadar şarkılar, türküler, şiirler gırla. Yazar, sürekli yeni başlıklar açıp yeni eleştiriler sunmuş. Aynı zamanda kitap eleştirmenlerine kaptırmaktan da geri durmamış. Şunun da farkında diyerek bir alıntı yapalım: “Nobel dedim de: şu yazı yazma işine başladığımdan beri en büyük hayalim Nobel edebiyat ödülünü kazanmak ve ödül töreninde esaslı bir konuşma yaparak ödülü reddetmektir. Gerçi Nobel’e benim aday gösterilmem teknik olarak pek mümkün görünmüyor. Çünkü saf kan bir Türküm (ulan böyle söyleyince kendimi at gibi hissettim; fakat şunu kastediyorum, etnik bir azınlık durumum falan yok – biliyorsunuz Dünya Sistemi artık böyle şeylerle ilgileniyor) ve bu yetmezmiş gibi bir de Müslümanım.” Sembolik bir anlatımla Cumhuriyet tarihine göndermeler, demokrasi eleştirileri çok hoş. Bu bahsi yavaş yavaş kapatırken, bazı başlıklardan da örnekler verelim; “Geri Kalmışlık”, “La İlahe İllallah”, “Modern İnsan Nedir?” , “Hicret”... Son olarak üç beş alıntı yapalım da iştahınız kabarsın; “Gittiğinizde ensarı olan bulabildiğiniz her yer, Medine’dir arkadaşlar.” “Çocuklarınızı çağa kurban ediyorsunuz efendiler; koyunlarınızı da Allah'a! Fakat sizin koyunlarınıza Allah’ın ihtiyacı yok!” “Ölçüsü olmayan insan, kafasında bir merkez olmayan insandır.” Kalbinizin sahibine emanet olun. tarih: 31 Ağustos 2020'de yazdığım bir yazı.. (Ahmet Mücahit)
--reklam--
Bir Yobazın Günlüğü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez - Bir Yobazın Günlüğü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bir Yobazın Günlüğü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Ömer Faruk Dönmez Kimdir?
1976 yılında Adana’da doğdu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi.
Yazılarını Türk Edebiyatı, Çınar, Atlılar, Huruç, Ay Vakti, Hece, Hece Öykü, Cafcaf, İhtiyar, Fayrap ve Müdahale dergilerinde yayımladı
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez Kitapları - Eserleri
- Hamza
- Bir Kitap Bir Balta
- Bir Yobazın Günlüğü
- Dervişan
- Ölü Bir Yazarın Anlattıkları
- Hep Aynı Hikaye
- Ab-ı Hayat
- Paradigma Sonsuzluk
- Ab-ı Hayat 2
- Yolcu ve Burjuva
--reklam--
Ömer Faruk Dönmez Alıntıları - Sözleri
- Ulan ne iş be. Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştayım ve dershaneye gidiyorum. (Hamza)
- İfade edilmeyen bir düşünce,hiç düşünülmemiş gibidir.. (Hep Aynı Hikaye)
- "Hayatın hakkını vermeden yaşayanın, varlığı haramdır." (Ab-ı Hayat)
- İçindeki eğrilikle uğraş. (Ab-ı Hayat)
- Hukuk bir ahlaka dayanmıyorsa, yasalar gevezeliktir. (Dervişan)
- Dağ dağa kavuşmuştu fakat insan insanı anlamamıştı... (Bir Kitap Bir Balta)
- Beni geçelim azizim. Uzun mevzuyum. Anlatmakla bitmem ki. (Bir Yobazın Günlüğü)
- İlginçtir; Yusuf aleyhisselam bir kadının şerrinden kurtulmak için senelerce hapiste kalmayı göze almış; torunu Musa aleyhisselam ise bir kadına ulaşabilmek için senelerce işçilik / çobanlık yapmıştır. Demek ki kadın vardır, yüzünü görmektense zindana girmek evlâdır; kadın vardır, ona ulaşmak için uğrunda yıllarca çalışılsa sezâdır. (Ölü Bir Yazarın Anlattıkları)
- Yolcu bu dünyaya sırnaşmayan ve yerleşmeyen onurlu insandır.. (Yolcu ve Burjuva)
- Ruhu örseleyen yıpratan yoran parçalayan tüketen iki şey var: arzular ve korkular. (Yolcu ve Burjuva)
- Modern edebiyat hikmete hakka hakikate iyiye bünyesinde yer veremiyor metinden bir ders ve ibret almayı bir hisse ve nasihat çıkarmayı asla istemiyor çünkü tam da bunları reddetmekle varlık buldu biz dertli yazarlar da hikmeti hakkı hakikati iyiyi güzeli anlatmak istediğimizde modern edebiyatın bu gizli ve otoriter tehdidiyle ve reddiyle baş etmek zorunda kalıyoruz Sanatta mesaj olur mu diyenler işte bu tezgaha düşenlerdir. Bir meselesi olmayan bu kadar geveze işte bu yüzden piyasaya doldurmuştur. (Yolcu ve Burjuva)
- Bir mutluluk bazen nasıl da bir tek cümleyle yıkılabiliyor... (Hep Aynı Hikaye)
- “Mevla görelim neyler/ Neylerse güzel eyler” (Ölü Bir Yazarın Anlattıkları)
- Edeb başka şey azizim; kitaptan okumakla öğrenilmiyor. (Dervişan)
- Her şeyi yanlış anlıyorlar. Aptal oldukları için mi? Bilmiyorum. Kafaları az çok çalışıyor. Fakat kalpleri? Kalpleri? Bir kalpleri var mı ki dersin canımın içi? (Bir Yobazın Günlüğü)
- Gönlünü her gün tazelendireceksin; ‘ölümlü dünya’ diyeceksin, hepsini senin mülküne verseler ne olur, bir gün gelecek öleceksin: bu vaaz gönlü tazelendirir. (Ab-ı Hayat)
- yani mensubiyetin değil samimiyetin belirleyici olduğunu yani insanları iddialarına göre değil ahlâklarına göre tanımlamak gerektiğini evet zaman içinde daha iyi anladım ve ilginçtir anneden babadan tevarüs edilmiş hocadan ezberlenmiş din sadece mensubiyet doğuruyor oysa varlık nedir var eden kimdir gayesi nedir diyerek bedeli ödenmiş emek verilmiş din samimiyet doğuruyor bu denklem tersten de kurulabilir yani mensubiyet sadece tevarüs edilmiş ve ezberlenmiş biçimi üretirken samimiyet bedeli ödenmiş emek verilmiş bir inanma biçimi üretiyor (Paradigma Sonsuzluk)
- Zamanın birinde bir memlekette, ağzından küfür eksik olmayan bir adam yaşarmış. Nerde hoşuna gitmeyen bir durum görse basarmış küfrü. Memleketin en küfürbaz adamı olarak nam salmış tabi. Herif bu kötü namından rahatsızlık duymaya başlamış; fakat küfretme alışkanlığından da bir türlü vazgeçemiyormuş. Gitmiş bir tekkeye. Şeyh efendiden derdine bir çare dilemiş. Şeyh buna bir avuç bakla vermiş. Al bunları demiş, birini ağzına koy, tam küfredeceğin zaman bakla diline değer; küfretmemen gerektiğini hatırlayıp, kendine hâkim olursun. Bizim adam uygulamaya başlamış. İşe yarıyormuş da. Neyse bir gün yine bu şeyhle bizimki gezerlerken müthiş bir yağmur başlamış. Acayip ıslanmışlar. Tam tekkeye doğru koşarlarken bir evin penceresinden bir kadıncağız seslenmesin mi: "Hocaefendi bir bakıver!" Ulan koskoca keramet sahibi şeyh, yağmur yağıyor diye halkın talebini geri mi çevirecek: durmuşlar tabi. Ama yağmur nasıl yağıyor! Penceredeki kadın kaybolmuş, bizimkiler de kapıyı açmaya geliyor sanıp beklemişler. Neyse, 5 dakika sonra kadın bir daha belirmiş pencerede: "Biraz bekleyiver hocaefendi!" Haydaaa! Ulan yağmur sırılsıklam etmiş bunları, kadın bekletiyor, bizim küfürbaz homurdanmaya başlamış tabi. Şeyh de 'ya sabır' çekmeye koyulmuş. Kadın birazdan tekrar görünmüş pencerede, "Tamam hocaefendi gidebilirsiniz." demiş. Hayda ki haydaaa! "İyi de hanım, bizi niye beklettin boş yere şu yağmurun altında?" diye kızmış şeyh. "Yok." demiş kadın gülümseyerek, "Boş yere bekletir miyim hiç hocaefendi; bizim tavuklar kuluçkada. Yumurtayı tavuğun altına koyarken kapıdan bir şeyh geçerse, yumurtadan horoz çıkar derler, o yüzden beklettim sizi." İyi mi. Dangalaklığın bu kadarına artık dayanamayan şeyh, bizimkine dönmüş, "Ulan arkadaş demiş, çıkar ağzından baklayı!" Hah ha. (Bir Yobazın Günlüğü)
- Emperyalistlerin en çok korktukları şey, “Büyüyünce ne olacaksın?” sorusuna “Şehit olacağım!” cevabını veren bir neslin yetişmesidir. (Hamza)
- Mülk kimindir Tasarruf hakkı kime aittir O'nun adaletine mi güvenmiyorsun merhametine mi İlmine mi inanmıyorsun hikmetine mi Geç yunus endişeden.. (Yolcu ve Burjuva)
Yorumlar
0 yorum