Kitap Künyesi

Yazar: Michel Foucault

Çevirmen: Selahattin Hilav

Orijinal Adı: Ceci n'est pas une pipe

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789753631707

Sayfa Sayısı: 64

--reklam--

Bu Bir Pipo Değildir Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Michel Foucault, Magritte’in tedirgin edici resimlerinden birkaçına aklını takmıştı. Hem bu resimlerle, hem de ressamla uzun uzun söyleşti, uzun uzun düşündü ve kısaca, ama sıkıştırılmış barut gibi, okurun zihnini patlatmaya aday bir kitapla çıkageldi.

Gördüğümüz, gördüğümüz müdür?

Bu bir pipodur. Mudur?

--reklam--

Bu Bir Pipo Değildir Alıntıları - Sözleri

  • Bir gün gelecek ve o zaman, görüntünün kendisi, taşıdığı adla birlikte, kimliğini kaybedecektir.
  • Görünen ve okunan aynı şey, görüldüğünde susar, okunduğunda saklanır.
  • Gördüğümüz, gördüğümüz müdür?
  • Gördüğümüz, gördüğümüz müdür?
  • Düşünce, haz ve acı kadar görülemeyen bir şey.
  • Görünen ve okunan aynı şey, görüldüğünde susar, okunduğunda saklanır.
  • "Açıkça görüldüğü gibi ne isem o olarak kabul edin beni"
  • “Bir gün gelecek ve o zaman, bir dizi boyunca sonsuz olarak iletilen andırışla, görüntünün kendisi, taşıdığı adla birlikte, kimliğini kaybedecektir.”
  • “Nedimeler”, Velazquez’in görülemeyen düşüncesinin görülebilir bir imgesidir. Öyleyse görülemeyen kimi zaman görülebilir mi? Yeter ki düşünce, sadece görülebilir figürlerle meydana getirilebilsin.”
  • Bizi yanıltan, metni desenle ilişki içine sokmanın kaçınılmazlığı (gösterici adıl, [zamir] pipo sözcüğünün anlamı ve görüntüdeki benzerlik, bunu yapmaya yöneltmektedir bizi) ve ileri-sürüşün doğru, yanlış ya da çelişkili olduğunu söylememiz olanağını sağlayacak düzeyi belirlemenin olanaksızlığıdır.

--reklam--

Bu Bir Pipo Değildir İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Bu bir inceleme değildir!: ‘’… ben şu anda okumakta olduğunuz sözcüklerden başka bir şey değilim.’’ (s. 27) Sürrealizm yani Gerçeküstücülük akımının en büyük temsilcilerinden biri olarak sayılan Belçikalı ressam kitap/kitap--192137, eserlerinde daha çok felsefi bir yaklaşım sergileyerek kalıplaşmış gerçeklik algılarına meydan okumuş ve imge-anlam arasındaki bağı sorgulamıştır. Başarılı bir ressam olmasının yanı sıra Magritte, felsefe metinlerini bol bol okumuş ve yazar/i754'e, yazar/i1250'e, yazar/i699'a, yazar/i18710’a ve yazar/i212'ya büyük hayranlık duymuştur. Dilbilim, felsefe ve sanat üçgeni arasında mekik dokuyan Magritte, düşünce yapısını ortaya koyduğu eserlerle de zamanında büyük bir yankı uyandırmıştır. Magritte’in bu felsefi yaklaşımını belki de bize en iyi anlatabilecek olan, 1929 yılında yaptığı ’’İmgelerin İhaneti’’ adlı eseridir. (bkz: https://images.app.goo.gl/NUsRtSWzk3SwotEu5) Bir pipo imgesi çizmiş ve altına Fransızca ''Ceci n’est pas une pipe'' yani ''Bu bir pipo değildir'' yazmıştır. Magritte, o dönemde büyük tartışmalara sebep olan bu eserini hem savunmak hem de onu biraz da olsun insanlara açıklamak amaçlı şu sözleri söylemiştir: ‘’Bu eser için bana ne çok soru soruldu! Siz benim tablomdaki pipoyu doldurabilir misiniz? Yapamazsınız değil mi? O sadece bir temsil, bir resim. Eğer tablomun altına ‘Bu bir pipodur’ yazmış olsaydım size yalan söylemiş olurdum.’’ Bana kalırsa Magritte bu konuda oldukça haklı. İnsanoğlunun hastalıklarından biridir bu hatta, bir şeyin resmini, imgesini gördüğümüz zaman sanki o şeyin ‘’kendisini’’ gördüğümüz hissiyatına kapılırız.Halbuki o gördüğümüz şey hiçbir zaman gördüğümüzü sandığımız o şey değildir. Beynimizin kalıplaşmış gerçeklik algımızla yaptığı bir anlaşmadır sadece. #143680075 Magritte’in düşünce yapısının şekillenmesinde büyük bir etkiye sahip olan kişilerden biri de dilbilimde yapısalcılığın babası olarak bilinen ve göstergebilimin kurucularından sayılan yazar/i18710’dur. Saussure’un göstergebilimdeki temel modeline göre; bir gösterge (sign), bir gösteren (signifier) ve gösterilenden (signified) oluşur. Yani bir gösteren, göstergenin gerçek dünyada algıladığımız imgesidir. Saussure'cü dilbilimde sözcükler, şeylerin kendilerine "gönderim"de bulunmazlar. Örneğin; ‘’köpek’’ sözcüğünü duyduğumuzda veya gördüğümüzde herkesin aklında farklı bir köpek imgesi oluşur. Tek bir köpek imgesi oluşması imkansızdır. Bu durum şu anlama gelmektedir: Sadece zihinsel olarak var olan anlamlar aynı zamanda var olan seslerle ilişkilendirilmemelidir. Dil sadece düşünceleri oluşturmamaktadır. Dil daha fazlasını oluşturmaktadır. Magritte de tam olarak bu konuyu eserlerinde işliyor. Saussure’dan tek farkı ‘imge’yi dil yerine resimde kullanıyor olmasıdır. Yani bahsettiği o pipo aslında bir pipo değildir, piponun sadece bir imgesidir. "Benim resimlerim hiçbir şey anlatmayan görsel imgelerdir. Akla gizemi getirirler. Doğrusunu isterseniz, benim resimlerimi gören biri kendi kendine şu basit soruyu sorar: 'Bunun manası ne?' O resmin bir manası yoktur. Çünkü zaten gizem de aslında hiçbir şeydir, bilinmeyendir." —kitap/kitap--192137 Hâlâ akıllarda soru işareti kaldıysa, bu durumu biraz daha anlaşılır kılmak adına sizi 2400 yıl öncesine götürüyorum. yazar/i224, ideal bir toplum hayalini canlandırdığı kitap/kitap--325 adlı eserinin 7. bölümünde yazar/i514’in ağzından ‘’Mağara Alegorisi’’ diye bir fikir dile getirmiştir. Esasen bu alegorinin ortaya atılış amacı varoluşsal sorulara bir cevap aramak olsa da aynı zamanda sanata dair hicivler de barındırır. Platon, hayatı bir mağara içinde zincirlenmek ve taş duvara yansıyan gölgeleri izlemeye mecbur kalmaya benzetiyordu. Alegoride, bir grup tutsak doğumlarından itibaren bir mağaraya kapatılmışlardır. Sırtları mağaranın girişine dönük kafalarını çeviremiyorlar ve dış dünya hakkında ise bir bilgileri bulunmuyor. Fakat bazen mağaranın kapısından geçen insanlar ve başka şeyler mağaranın duvarlarında gölge ve yansımalar oluşmasına sebep oluyor. Tutsaklar da bu yansımaları (imgeleri) gerçek olduğuna inanarak adlandırıyorlar ve kategorize ediyorlar. Birdenbire bir tutsak serbest bırakılıyor ve ilk kez dışarı çıkıyor, ışık gözlerini acıtıyor ve bulunduğu yeni ortamı garipsiyor. Etrafına bir süre göz gezdirdikten sonra bulunduğu yeni ortamda etrafındakilerin gerçek olduğunu ve gölgelerin de yalnızca onların yansımaları olduğunu öğrenince buna inanmak istemiyor. Oysa ki mağaranın duvarında gördüğü gölgeler o kadar gerçekçi imgelerdi ki! Bir süre geçtikten sonra gözleri alışıyor ve artık gerçek ile imgeyi ayırt edebiliyor. Özetle; her imge, o şeyin gerçek hali değildir, yani bu bir pipo değildir, o piponun gölgesidir! :) İşte Magritte, manifestosunu Platon’un Mağara Alegorisini baz alarak oluşturuyor ve kendi resmini görülemeyen düşüncenin görülebilir duruma gelmesi ve bu yolla formdan ayrılması olarak betimliyor. yazar/i212 ise bu kitapta Magritte’in eserlerindeki görüntülerin yani imgelerin, benzeyiş ile andırış’ı arasındaki ayrımları üzerine tartışıyor. Bu iki önemli düşünürün de vurgulamak istediği sorunlar aynı; sözcük-nesne arasındaki kopukluk fikrini ortaya çıkarmak. ‘’Sayfa sayısı az, ben bunu bir günde bitiririm!’’ diye düşünüyorsanız, hiç başlamayın derim. Roman gibi hemencecik okunacak bir kitap değil kendisi. Sindire sindire, tartışılan fikirlerin üzerine uzunca düşünerek okunması gereken bir yapıt bu. Felsefe, dilbilim ve sanat tarihine ilgiliyseniz büyük bir hazla okuyacağınızı düşünüyorum. Başlıkta da belirttiğim gibi: Bu bir inceleme değildir. Bu okuduğunuz şeyin bir inceleme olduğunu iddia eden mi vardı sanki? Keyifli okumalar. (Kayaberk İpek)

Bu bir kitaptır. İyi bir kitap.: Dil felsefesi, analitik felsefe, Kantçıl metafizik, ontoloji, metaforal anlatım, fenomenoloji, tümeller tartışması, kavram-dil ilişkisi... İçinde binlerce sayfalık farklı felsefi ve düşünsel zemin barındıran, 32 sayfalık bir orijinal metin... Kitap sanat, edebiyat, felsefe gibi birçok alanı öylesine güçlü bir konu ağıyla ele alıyor ki bunu en gelen hatlarıyla felsefe tarihinin en popüler tartışmalarından birisi olan tümeller problemi çerçevesinde bile görebilmek mümkündür. Haricinde, gene değerli bir felsefi tartışma alanı olan görünüş-gerçeklik problemi (idealizm, realizm, materyalizm, varlık-bilgi-dil ve sanat felsefesi bağlamında) de kitaba dair konuşulması gereken meseleleri doğurmakta. Bunların her birisini tek tek açmak ne yazık ki böylesine sınırlı bir ortamda mümkün olmayacağından aşağıdaki makaleleri okumanızı tavsiye ederim: Gerçeklik-görünüş ilişkisi: https://www.felsefe.gen.tr/20-yuzyil-felsefesinde-fenomenoloji-ve-gerceklik-gorunus-sorunu/ Tümeller tartışması: https://www.felsefe.gen.tr/tumeller-tartismasi-tumeller-problemi-ne-demektir/ Kantçıl metafizik: https://www.felsefe.gen.tr/immanuel-kant-ve-onun-metafizigi/ Adı geçen felsefe akımları: https://www.felsefe.gen.tr/felsefe-akimlari/ Şimdi gelelim kitabın içine: Benim rumuzum (Kitabiuz), bir rumuzdur; çünkü doğru yazılsaydı, bir cümle olurdu. Kitap Rene Magritte isimli sanatçı (ki kendisi kendini düşünür olarak tanımlar) tarafından çizilen ve "Bu Bir Pipo Değildir" ismiyle anılan resmin üzerinden, yukarıda bahsettiğim felsefi tartışmaları içinde barındırıyor. Yani kitap bir sanat kitabı değil, felsefe ve özelde de sanat felsefesi kitabıdır. Kitapta "Bu Bir Pipo Değildir" önermesinin bahsi geçen resim üzerinden yapılan analitik yorumunu okuyoruz. Bu yorum ki son derece yoğun bir felsefi alt yapıya sahip bir yorum. Şöyle diyor yorum: "Bir alt yazı ile onun görüntüsü bir tablo içinde üst üste yer aldığında ileri-sürüş, figürün açıkça görülen kimliğine ve ona vermeye hazırlandığımız ada itiraz eder. Dolayısıyla bir yumurtaya tıpatıp benzeyen şey akasya, bir ayakkabıya benzeyen şey Ay, bir melon şapkaya benzeyen şey kar, bir muma benzeyen şey de tavan diye adlandırılır." Burada bir adlar-nesneler-şeyler ayrımı ve bağıntısı görüyoruz. Bir şey'e verdiğim ad, o şey midir? O şeyi karşılar mı? O şeyse nasıl o şeydir? O şeyi karşılarsa nasıl karşılar? O şeyi karşılamazsa neden karşılamaz? O şey değilse neden o şey değildir? Bütün bu sorular, kitap nezdinde yorumlanacak şeyler değildir. Bu sebeple bu soruların cevaplarını gene felsefenin ana disiplininde aramak gereklidir. Fakat bu konuya yardımcı olması maksadıyla sizlere bir film önereyim: 2009 yapımı bir Yorgos Lanthimos eseri olan "Kynodontas" ya da İngilizce adıyla "Dogtooth" ya da Türkçesiyle, "Köpek Dişi" filmi (Bkz: https://www.imdb.com/title/tt1379182/) Kitap, kendi özelinde ve yazarımız Fuko'nun fikrinde, kendini büyük retorikçi, diyalektikçi ve doğa filozofu Gorgias'ın meşhur söylemi “Hiç bir şey yoktur; bir şey varsa bile bilinemez; bilinse bile başkalarına bildirilemez.”in üzerinde açımlıyor. Gorgias bu söyleminde, "Eğer bir şey var olursa 'var olan' veya 'var olmayan' ya da hem 'var olan' hem de 'var olmayan' olmalıdır. Düşünce ile varlık bir ve aynı şeydir. Var olan bir şey işitilebilir ve görülebilir şeydir, kısaca o algılanabilir olandır. Bu bakımdan, nesnelerin görsel tasarımları ses yoluyla başkalarına bildirilemez. İki kişi aynı anda, aynı nesneyi algılayamaz." demektedir. Bu bağlamda denilebilir ki "Bu Bir Pipo Değildir"deki ağırlık, onun algılanabilmesi, yorumlanabilmesi ve aktarılabilmesi ile doğrudan ilgilidir. Ben kitabın yorumunu özellikle alıntılarım üzerinden yapacağım. Kitabın 32 sayfalık orijinal metninden tam 11 alıntı yapmışım. 3'te 1 gayet etkileyici bir oran. Şimdi birkaç alıntı ile konuyu açıp kapatalım: gonderi/92452572: "Bu Bir Pipo Değildir, şeylerin formunda söylemin açtığı bir yarıktı..." Bu eser, bize şey'lerin formundan şüphe etmemizi emreder. "Değil mi? Ama nasıl?.." işte bu hâliyle bizi felsefeye sürükler. Zaten bu söylemin ve resmin sahibi olan Magritte de bu yönde kendini felsefeci, filozof, düşünür olarak görmektedir. Onun kitabı, resmidir. gonderi/92382294: "... yukarlarda yüzüp duran bu pipo, karatahtadaki desenin gönderim yaptığı, metnin gördüğümüz desenin gerçek bir pipo olmadığını söylediği şey, evet bu pipo, aslında bir desendir sadece ve bir pipo değildir." Derin tümeller problemi girişi yapılabilecek bir tümce. Yani “Dış dünyada var olan şey’lerin cinsleri ve türleri daha önceden var mıdır, yok mudur?” sorusuna aranan bir cevap olabilir. Bunu şöyle açabiliriz: Yan yana duran biri sarı, diğeri lacivert olmak üzere iki ayakkabı düşünelim. Bu iki ayakkabı, gerek fiziksel özellikleri, gerekse mekanda kapladıkları yer bakımından birbirinden ayrılır. Ne var ki bu iki nesneye işaret etmek için kullandığımız “ayakkabı” sözcüğü ile de bir birlik kazanırlar; çünkü biçimsel olarak ne kadar farklı olsalar da işlevsel olarak aynıdırlar ve aynı ad altında birleştirilirler. Peki resmedilen Pipo, gerçekten de Pipo mudur? "Bu bir pipo değildir." cümlesindeki "bu" işareti, pipoyu mu, yoksa başka bir şeyi mi göstermektedir? Yani yukarıdaki örneğe devamla şöyle diyelim: Bu durumda bu iki farklı nesne arasında “ayakkabı” sözcüğü ile sağladığımız birlik, bu iki ayakkabıda gerçekten de bulunur mu? Peki ya Pipo da?.. Ve yorumumu şu alıntıyla kapatıyorum; zira alıntı, kitabı da anlatıyor, konuyu da: gonderi/92381455: "... 'bu bir pipodur' der demez yeniden başlayıp 'bu bir pipo değildir, bir piponun desenidir', 'bu bir pipo değil, bu bir pipodur diyen ileri-sürüştür', 'bu bir pipo değildir, diyen ileri-sürüş, bir pipo değildir", 'bu bir pipo değildir' ileri-sürüşündeki 'bu', bir pipo değildir: bu tablo, bu yazılı metin, bir piponun bu deseni, evet bunların hepsi bir pipo değildir..." Burada soruya verilecek bütün cevaplar sıralanmıştır. Her bir cevabı gene yukarıda bahsettiğimiz felsefi akımlar nezdinde açmak mümkündür ve fakat dediğim üzere, zaten 32 sayfa olan kitabın 20 sayfalık eleştirisini yapmak büyük külfettir ve bundan uzak duracağım. Belki konuyu YouTube kanalımda, ilerleyen haftalarda, aylarda ya da yıllarda açabilirim. Bu bağlamda YouTube kanalımı takip edebilirsiniz. Şuradan lütfen ➡ http://youtube.com/c/sesliAlinti Not: Bu sitede bu kitaba dair yapılan neredeyse bütün incelemeler, yanlış bilgilerle dolu. Mesela iki incelemede "Bu bir kitap değildir" söylemi kullanılmış birbirinden kopya edilerek. Oysaki bu kitaptan, "Bu bir kitap değildir" yargısına ulaşmak mümkün değildir. Hatta birisi, "Bu bir edebiyat ve sanat kitabı" diye yorumlamış kitabı. İnanılır gibi değil... Bu durum, arkadaşların kitabı pek de kavrayamadığını, sonuç olarak da felsefeden pek bir uzak olduklarını göstermektedir. (Hakikat bahrine dalgın müderris...)

--reklam--

Bu Bir Pipo Değildir PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Michel Foucault - Bu Bir Pipo Değildir kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bu Bir Pipo Değildir PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Michel Foucault Kimdir?

Michel Foucault Fransız düşünür, sosyal teorist, tarihçi, edebiyat eleştirmeni, antropolog ve sosyolog. 15 Ekim 1926’da Poitiers'de doğdu. Babası, oğlunun kendi kariyerini takip etmesini isteyen bir cerrahtı. Foucault, Saint-Stanislas Okulunu bitirdikten sonra, saygın bir okul olan Paris’teki 4. Henry Lisesi’ne girdi. 1946’da, daha önce sınavlarında başarısız olduğu École Normale Supérieure’e kabul edilen dördüncü öğrenciydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Poitiers, Alman ordularının işgali altında kaldı.

Maurice Merleau-Ponty ile felsefe çalıştı. 1948’de felsefe diplomasını, 1950’de psikoloji diplomasını aldı ve 1952’de psikopatoloji diplomasıyla ödüllendirildi. 1950-1953 yılları arasında Fransa Komünist Partisi'nde yer almıştır. Partiye girişi Louis Althusser aracılığıyla olmuştur. Ancak Stalin'in Sovyetler Birliği'nde izlediği politikalar onu partiden soğutmuş ve bir süre sonra partiden ayrılmıştır.

1954’ten itibaren dört yıl İsveç’te Uppsala Üniversitesi’nde doktora tezini yazdı. Zamanın Uppsala Üniversitesinin pozitivist damarı Foucault'un tezini bilimsel bulmayıp kabul etmedi. Birer yıl da Varşova ve Hamburg Üniversitelerinde Fransızca öğretti. 1960’da Fransaya Clermont-Ferrand Üniversitesine felsefe bölüm başkanı olarak döndü. "Delilik ve Medeniyet" (Folie et déraison. Histoire de la folie à l'âge classique) kitabındaki teziyle doktorayla ödüllendirildi. Aynı yıl Foucault, kendinden on yaş küçük olan felsefe öğrencisi Daniel Defert’la tanıştı. Defert’ın politik aktivizmi çalışmalarında ona yol gösterdi. Foucault, Defert’la aralarındaki ilişki için çok sonraları bunun zaman zaman da aşka benzeyen uzun soluklu bir tutku ilişkisi olduğunu söyledi.

Foucault’nun ikinci önemli eseri "Kelimeler ve Şeyler" (Les mots et les choses) 1966’da yayımlanan karşılaştırmalı bir ekonomi, doğa ve dil bilimleri çalışmasıydı. Çok satan bu kitap Foucault’nun adının tanınmasında büyük rol oynadı.

1966-1968 arasında Defert’la birlikte Tunus’a gitti ve birlikte tekrar Paris’e döndüler. Foucault, Vicennes’deki Paris-VIII Üniversitesi’nde Felsefe bölüm başkanı oldu, Defert da sosyoloji bölümünde ders vermeye başladı. 1968 öğrenci hareketinden oldukça etkilendiler. Aynı yıl Foucault başka aydınlarla beraber Hapishane Bilgilendirme Grubu’nu (Groupe d'information sur les prisons) kurdu.

1969’da "Bilginin Arkeolojisi"’ni (Archéologie du savoir) yayımladı. 1970’de en önemli araştırma enstitülerinden biri olan Fransa Koleji’ne Düşünce Sistemleri Tarihi profesörü olarak seçildi. 1975’te belki de en etkili kitabı olan "Hapishanenin Doğuşu"’nu (La naissance de la prison) yayımladı.

Ömrünün kalan yıllarında kendini "Cinselliğin Tarihi" (Histoire de la sexualité) çalışmasına adadı. 1976’da ilk cildini yayımladı, çalışmasını tam bitirememiş olsa da ikinci ve üçüncü ciltler 1984’teki ölümünden hemen sonra yayımlandı.

1978'li yıllarda İran'da Şah karşıtı gösteriler ayyuka çıktığında Foucault, Corriere della Sera ve Le Nouvel Observateur dergilerine muhabirlik yapmış, İran'ı ziyaret etmiştir. Paris'te Ayetullah Humeyni ile görüşmüş, İran'daki muhalefet liderleri ve gösteriye katılan insanlarla mülakatlar gerçekleştirmiştir. İran'a ilişkin "Ruhsuz dünyanın ruhu" gibi yazdığı makaleler ve kullandığı "siyasi ruhanilik" kavramı ilginçtir. Bu makaleler İngilizceye çok sonradan tercüme edilmiş, özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından ilgi görmüş; siyasal İslam, İran-Batı ilişkileri bağlamında incelenen metinler olmuştur.

Michel Foucault, daha çok toplumdaki daimi doğruları inceleyen bir filozoftu. Nietzsche ve Heidegger’in düşüncelerinden oldukça etkilenen Foucault, çalışmalarında çoğunlukla Karl Marx ve Sigmund Freud’un fikirleriyle mücadele etti. Hapishaneler, polis, sigorta, delilik, eşcinsellik ve sosyal haklar konularında çalıştı. Bütün çalışmalarını modernitenin bireyler üstündeki etkisi ve getirdiği yeni iktidar ilişkileri üstüne kurdu. Öte yandan Gerard Raul'a verdiği röportajda post-modernist yahut post-yapısalcı olarak tasnif edilmeyi reddettiğini söylemiştir.

25 Haziran 1984'te Paris'te yakalandığı AIDS hastalığı nedeniyle vefat etmiştir.

Foucault' un felsefi yönünün anlaşılması, bir sosyal bilimler öğrencisi için aşılması ayrıcalık getirecek bir eşiktir. Foucault toplumdaki daimi doğruların oluşum sürecini modernist bir bakış açısı olarak görür ve kökten reddeder. Postmodernite kendini genel geçer doğruların aksine hareket eden bireylerde ve düşünüşlerde bulur. Bu nedenledir ki Foucault deliler üzerinde araştırmalar yapmıştır. Deliler ona göre toplumun daimi doğrularına uygun hareket edemeyen bireylerdir. Toplumun genelini bir oda içerisinde gören Faucault bütün düşüncelerin, hareketlerin bu daimi doğrular çerçevesinde yahut kıskacı altında ortaya çıktığını iddia eder. Gay, lezbiyen, transseksüel, biseksüel oryantasyonlar daimi doğrulardan ayrı doğrular çerçevesinde oluştukları için postmodernitenin varoluşunu ve moderniteden çıkıldığını gösterir (modernite bu kavramları asla kabul edemezdi). Foucault kendi çalışmalarının bile genel geçer daimi doğrulardan olmaması gerektiğine inanır ve çalışmalarının kullanıldıktan sonra atılmasını öğütler.

--reklam--

Michel Foucault Kitapları - Eserleri

  • Bu Bir Pipo Değildir
  • Hapishanenin Doğuşu
  • Deliliğin Tarihi
  • Cinselliğin Tarihi
  • Doğruyu Söylemek
  • Kelimeler ve Şeyler
  • Akıl Hastalığı ve Psikoloji
  • Bir Aile Cinayeti
  • Güzel Tehlike
  • Büyük Yabancı
  • Bilginin Arkeolojisi
  • Özne ve İktidar
  • İktidarın Gözü
  • Toplumu Savunmak Gerekir
  • Entelektüelin Siyasi İşlevi
  • Büyük Kapatılma
  • Hermenötiğin Kökeni
  • Kliniğin Doğuşu
  • Yapısalcılık ve Post Yapısalcılık
  • Rezil İnsanların Yaşamı
  • Söylemin Düzeni
  • Eleştiri Nedir? - Kendilik Kültürü
  • Psikoloji ve Ruhsal Hastalık
  • Deliliğin Tarihine Giriş
  • Sonsuza Giden Dil
  • Felsefe Sahnesi
  • Raymond Roussel: Ölüm ve Labirent
  • Biyopolitikanın Doğuşu
  • Güvenlik, Toprak, Nüfus
  • Yedinci Meleğe Dair Yedi Bahis
  • Manet
  • Kliniğin Doğuşu
  • Marx'tan Sonra
  • Ders Özetleri
  • Öznenin Yorumbilgisi
  • Bilme İstenci Üzerine Dersler
  • Öznellik ve Hakikat
  • Dostluğa Dair
  • Nietzsche, Freud, Marx
  • Of Other Spaces, Heterotopias
  • Özgürlük ve Bilgi
  • Hakikat Cesareti Kendinin ve Başkalarının Yönetimi 2
  • Kliniğin Doğuşu
  • Söylem ve Hakikat
  • Religion and Culture
  • Language, Madness, and Desire
  • Kelimeler ve Şeyler İnsan Bilimlerinin Bir Arkeolojisi
  • İqtidar. Nəzarət. Cəmiyyət
  • Dream and Existence
  • The Order of Things

--reklam--

Michel Foucault Alıntıları - Sözleri

  • ''[...] Psikanalizin size öğretebileceği tek şey, sizin bir efendi aradığınızdır.'' (Felsefe Sahnesi)
  • Geleneksel biçimi içinde tarih,geçmişin anıtlarını "belleğine yerleştirmek",onları doküman haline dönüştürmek ve çoğunlukla kendiliğinden sözlü olmayan ya da sessizce söylediği,söylediklerinden başka olan bu izleri konuşturmak girişiminde bulunuyordu;tarih,günümüzde dokümanları anıtlar haline dönüştürürken,insanlar tarafından bırakılmış izlerin çözüldüğü ve bulundukları oyukta tanınmaya çalışıldıkları yerde,ayırımın,gruplandırmanın,anlamlı kılmanın,ilişkiye sokmanın,birlikler oluşturmanın söz konusu olduğu bir öğeler yığınını gösterir. Tarih,dilsiz anıtların,cansız izlerin,bağlantısız nesnelerin ve geçmişe terk edilmiş şeylerin disiplinli olarak,arkeolojinin tarihe yöneldiği ve ancak tarihsel bir söylemin yeniden kurulmasıyla anlam kazandığı bir zamandı;kelimeler üzerinde biraz oynamak suretiyle denilebilir ki günümüzde,tarih arkeolojiye,anıtın esas tanımına yönelir. (Bilginin Arkeolojisi)
  • Hastalık, doğanın karşısında değildir, tersine çevrilmiş bir süreçte, doğanın ta kendisidir. (Akıl Hastalığı ve Psikoloji)
  • Sıradan olanı oluşturan her şey, önemsiz detaylar, siliklikler, görkemsiz günler, o bildik yaşam anlatılabilirdir ve anlatılmalıdır, hatta daha iyisi, yazıya geçirilmelidir. (Rezil İnsanların Yaşamı)
  • bilgi faydaya karşıttır,zira onaylamaya ve itiraza yer verilmesi gereken bir oyundur. (Bilme İstenci Üzerine Dersler)
  • "Birbirimizi yorumlamaktan başka bir şey yapmıyoruz" (Kelimeler ve Şeyler)
  • Yaşamın ta kendisinin siyasi stratejilerde ortaya sürülmesi Foucault’ya göre bir toplumun “modernliğe girme eşiği”dir. “İnsan, binlerce yıl boyunca Aristoteles için neyse o olmuştur, yani yaşayan ve buna ek olarak siyasal bir varlık olma yeteneğine sahip olan bir hayvan; modem insan, bir canlı varlık olarak yaşamını kendi siyaseti dahilinde söz konusu eden bir hayvandır." (Özne ve İktidar)
  • ''Tırtıklanmış bir söylemin göbeğinde yaşıyoruz.'' (Felsefe Sahnesi)
  • Düşüncelerin tarihi,... başlangıçların ve bitimle­rin disiplini, belirsiz sürekliliklerin ve geri dönüşlerin betimlen­mesi, tarihin çizgisel biçiminin içindeki gelişmelerin yeniden kuruluşudur. Fakat düşüncelerin tarihi aynı zamanda her alanda­ki bütün karşılıklı ilişkiler ve aracılar oyununu betimleyebilir: o bilimsel bilginin nasıl yayıldığını, felsefî kavramlara nasıl yer verdiğini, ve muhtemelen edebî eserlerde nasıl biçim ka­zandığını gösterir; problemlerin, kavramların, temaların dile ge­tirildikleri felsefî alandan bilimsel ya da siyasal söyleme doğru nasıl yer değiştirebildiklerini gösterir; eserleri kuramlarla, alış­kanlıklarla ya da sosyal davranışlarla, tekniklerle, ihtiyaçlarla ve sessiz pratiklerle ilişkiye sokar; söylemin en çok özümsenmiş biçimlerini, somut görünüm içinde, onların doğuşunu gör­müş olan büyüme ve gelişme ortamında, yeniden canlandırmaya çalışır. Bu durumda düşüncelerin tarihi birbirinin içine girmele­rin disiplini, eserleri çevreleyen, onları belirginleştiren, yeniden birbirlerine bağlayan ve kendileri olmayan her şeyin içine onları yerleştiren aynı merkezli dairelerin betimlenmesi olmaktadır. (Bilginin Arkeolojisi)
  • “Dünya özü itibarıyla her noktada farklıdır; tüm noktalar üzerinde ağırlığa sahiptir, tüm noktalar direnç gösterir ve sonuç olarak ortaya çıkanlar her durumda birbirleriyle mükemmel bir uyumsuzluk halindedir.” (Bilme İstenci Üzerine Dersler)
  • Nihayetinde eleştiri ,kendinden başka bir şeyle ilişki içinde var olur ancak .Bilmeyeceği ve olmayacağı bir gelecek ya da hakikat için bir araç bir vasıtadır polislik yapmak istediği ama yasa yapma kudretinin olmadığı bir alanda gözetmenliktir. (Eleştiri Nedir? - Kendilik Kültürü)
  • Sağlık, ahiret mutluluğunun yerini alıyor, diyordu Guardia. (Kliniğin Doğuşu)
  • ... hakikate erişmek üzere işleme konan bilgi biçimleri gibi, ortaya çıkan bilgi içerikleri ve özneleşme etkileri de her çağda farklıdır. Demek ki genel ve evrensel bir özne tarihi yapılamaz: Kişinin kendisiyle ve hakikatle kurduğu ilişkinin biçimine bağlı olarak, ortaya çıkacak özne de değişecektir. (Öznellik ve Hakikat)
  • Mutluluk, hayatta insanın kendisini ne kadar güzel oyalabildiği ile doğru orantılıdır. Mutlu hissediyorsanız siz bu işi güzel yapıyorsunuz demektir. (Deliliğin Tarihi)
  • Ölmek için acele ediyorum (Bir Aile Cinayeti)
  • Günümüzün dünyası şizofreniyi mümkün kılmaktadır, bu dünyanın, olayları yoluyla insani olmayan ve soyut olmasından dolayı değil, aksine kültürümüzün bu dünyayı, onun içinde insanın artık bizzat kendisini tanıyamaması şeklinde okumasından dolayıdır. (Psikoloji ve Ruhsal Hastalık)
  • “Ben iktidar mekanizmasını düşündüğümde, iktidarın bireylerin tohumuna kadar ulaştığı, bedenlerine eriştiği, hâl ve tavırlarına, söylemlerine, öğrenimlerine, gündelik yaşamlarına sindiği kılcal var olma biçimini düşünüyorum.” (İktidarın Gözü)
  • Akıl bilgiyi defalarca ve defalarca ikiye ayırdı. (Yapısalcılık ve Post Yapısalcılık)
  • Kopuk olayların ortaya çıktığı alanı saflığı içinde göster­mek, onu hiçbir şeyin üstesinden gelemeyeceği bir yalnızlığın içine yeniden yerleştirmeye girişmek değildir. Bu onu yeniden kendi üzerine kapatmak değildir; bu kendisinde ve kendisindeki ilişki oyunlarını betimlemek için kendini serbest bırakmaktır. (Bilginin Arkeolojisi)
  • Bir fikrin kendi kendine bir iktidara sahip olmadığının doğal olduğunu düşünmüyor musunuz? (Hermenötiğin Kökeni)