Kitap Künyesi
Yazar: Alejo Carpentier
Çevirmen: Murat Tanakol
Editör: Özcan Özen
Derleyen: Duru Su
Tasarımcı: Sevil Tarla
Yayın Evi: H2O Kitap
İSBN: 9786054906178
Sayfa Sayısı: 192
--reklam--
Bu Dünyanın Krallığı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kübanın ve dünyanın büyük yazarlarından Alejo Carpentier (1904-1980), ülkemizde pek tanınmayan, ama kesinlikle tanınması gereken bir yazar. Bu Dünyanın Krallığı, onun olgunluk döneminde yazdığı romanlardan biri. Bu romanda hareket noktası olarak alınan tarihsel olaylar, bizi gerçek yolumuzdan saptırmamalı. Yer yer yoğun, anlaşılması güç gibi gelen yalanlarıyla bu roman, bir tarihsel olaylar romanıdır. Bu olayları Vodunun uğursuz havası sarmıştır. Tek kollu büyücü Mackandal, adadaki tüm hayvanları büyüler, öldürür. Aynı yıkıma toprak sahipleri de uğrar. Büyü, kaba güldürüye dönüşür, güldürü de kanla sonuçlanır. Bu yangın ve kırım görüntülerinin üzerinde güzelim bedenini zenci Solimana ovduran güzel Pauline Bonaparte imgesi belirir.
--reklam--
Bu Dünyanın Krallığı Alıntıları - Sözleri
- Gözlerden ırak bir evde —hep şüphelendiği şey— iğneler batırılmış ya da kalbinin olduğu yere bir bıçak saplı vaziyette kötü niyetle asılmış temsili bir kuklası olabilirdi.
- İnsan kimin için eziyet çektiğini ve umutlandığını hiçbir zaman bilmez. Hiç tanımadığı insanlar için eziyet çeker, umutlanır, çabalar da çabalar; onlar da hiçbir zaman mutlu olamayacak başkaları için eziyet çeker, çabalar da çabalar çünkü insan her daim kendi payına düşenden daha büyük bir mutluluğun özlemini çeker. Yine de, insanın yüceliği, kesinlikle, olanla yetinmemesi, fazlasını istemesindedir. Kendine Dert edinmesindedir.
- Şimdi anlıyordu ki insan, kimin için eziyet çektiğini ve umutlandığını hiçbir zaman bilmez. Hiç tanımadığı insanlar için eziyet çeker, umutlanır, çabalar da çabalar; onlar da hiçbir zaman mutlu olamayacak başkaları için eziyet çeker, umutlanır, çabalar da çabalar çünkü insan her daim kendi payına düşenden daha büyük bir mutluluğun özlemini çeker.
- Ti Noel, efendisinin her yıl kendisine yılbaşı armağanı olarak verdiği bozuk paraları biriktirerek, güvertede yolculuk edebilmek için bir balıkçı gemisinin kaptanının istediği parayı vermeyi başarmıştı. Ti Noel, iki demir izi taşımasına karşın artık özgür bir kişiydi. Köleliğin tümüyle kaldırıldığı topraklar üzerinde yürüyordu şimdi.
- Hep bu boş hayallerden korktum, ama bunları hayranlıkla seyrettim seyredeli korkum daha da arttı. Calderon
--reklam--
Bu Dünyanın Krallığı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Latin Amerika edebiyatının ve büyülü gerçeklik akımının başyapıtlarından kabul edilen Bu Dünyanın Krallığı, Ti Noel adlı bir kölenin hayatından kesitlerle, Haiti’nin 1750-1830 yılları arasındaki tarihini anlatıyor. Ülkenin sömürgecilik, kölelik, ayaklanmalar ve devrimle dolu tarihini, halkın yaşayışları ve inançlarıyla harmanlayarak adeta büyülü ve siyasi bir masal çıkarmış ortaya Carpentier. Kitabın ön sözünde de büyülü gerçeklik akımından bahsetmiş ki hem yazarı hem de eseri anlamak için önemli bir yazı. Bu noktada, kitabın çevirmeni Nurat Tanakol (murattanakol) da gerek yazarla ilgili ön sözü, gerek büyülü gerçeklik ve büyülü gerçekçilik hakkındaki son sözü ve en önemlisi, gerekse metin içinde, başta vudu inançları ve kültürü olmak üzere, yapılan atıfları detaylı ve titiz bir şekilde açıklayan dipnotları ile okumayı hem çok daha keyifli hem de verimli hale getirmiş. Bir okur olarak teşekkür etmek isterim. Carpentier, gerçekten etkileyici bir yazar. Böyle kısa bir metinde okuru, bambaşka bir coğrafyanın tarihine ve acılarına, oranın kültürel dokusu ve inançlarının da mistik havasını katarak alıp götürmüş. Çok beğendim. Latin Amerika edebiyatına ilgi duyan herkese muhakkak tavsiye ederim. (İpek Dadakçı)
İlksöz: Özgürlük mücadelesi, özgür olana dek sürer. Haiti, küçük bir ada olabilir Güney Amerika kıtasının kuzeyinde, ama kıta tarihinde büyük bir yeri vardır: Çalıştırılmak için Afrika'dan zorla getirilen ve köleleştirilen siyahilerin, başkaldırıp özgürlüklerine ulaştığı ilk yerdir. Ti Noel, Haiti'deki sayısız kölelerden biridir, beyaz adamın emrindeki. Ama hayatı köle olarak sürmeyecektir. Önce sömürgecilerin devrini görür ve onlara karşı yapılan ayaklanmaya tanık olur en yakınından. Sonra, başa geçen melezlerin, kendi kanında yokmuşcasına, siyahilere yaptıklarını ve siyahilerin bu kez melezlere karşı ayaklanmalarını görecektir. En sonunda da, kendi içlerinden çıkan birisinin krallığına karşı ayaklanmayı.... Çünkü özgürlük mücadelesi, özgür olunca biter. Daha önce de başka bir kitap yorumunda da yazdım sanırım, ben tarihteki buna benzer olayları hep Musa - Firavun hikâyesine indirgerim, ezen ve ezilenin mücadelesi. Ezilenler er ya da geç kendilerine bir Musa bulup kendilerini ezen Firavun'a başkaldırır. Firavun mücadeleyi kazanırsa, yeni bir Musa ortaya çıkana kadar ortalık yatışır görünür. Musa kazanırsa, Firavun'un yerine Musa geçer. Tüm mesele, Musa o makamda Musa olarak kalabilecek midir, Firavunlaşacak mıdır. Tarih Firavunlaşan Musa'larla doludur. Firavunlaşınca da yeni Musa'lar çıkacaktır er geç. Benim böyle açık açık anlattığıma bakmayın, metin zor bir metin: büyülü gerçeklik ve tarihsel süreç içiçe ama hiçbir bilgi yok. İlk ayaklanma dilimini okuyup ikinci sürece geçtiğim anda (ki bunu okurken bilmiyordum) bir bocalama yaşadım ne oluyor diye. Hemen kitap hakkında kısa bir araştırma yapayım deyince incelemenin girişindeki ilk bilgilerle karşılaştım, sonra da biraz Haiti tarihi okudum. Tüm bunlara rağmen kolay bir metin olmadığını söyleyim. Bir de şunu belirteyim, ben can yayınları çevirisini okudum ve hiçbir dipnot ve açıklama yoktu. Kitabı okuduktan sonra birçok kitapdostunun paylaşımlarını gördüm H2O Kitap'ın yeni çevirisiyle ve çoğu da kitaptaki açıklamalardan, verilen bilgilerden memnuniyetle bahsediyordu. Sanırım bir müddet sonra bu çeviriyi de okurum. Latin Amerika Edebiyatı içinde önemli bir yeri olan eseri meraklılarına öneririm. Sağlıcakla. Kitapla. . . . Sonsöz: Kim için acı çektiğini, kim için umut beslediğini insanoğlunun hiçbir zaman bilmediğini şimdi anlıyordu. (Özcan)
Bu Başka Bişey…Had Bildiren Tarzda!: Büyülü Gerçeklik okumak -burada bir kere daha anladım ki- ciddi bir altyapı gerektiriyor. Bir kere kendimizi %100 kitaba vermeniz gerekiyor. Hikaye kurma tarzı -Büyülü Gerçeklikte- Borges’de ayrı bir incelik, Gabo’da ayrı, Carpentier’de ayrı. Evet kurgulama prensipleri ana metoda sadık. Okuduğunuzda büyülü gerçekliği diğerlerinden ayırabiliyorsunuz ama bu sefer kendi içindeki inceliğini de bilmeniz gerekiyor ki metnin hakkını verin. Ben henüz o safhada değilim. O yüzden metnin çok özel olduğunu anlıyor ama hakkını vermekte hem entellektüel yetersizlik hem de edebi bilmezlik taşıyorum. Bu metin çok özel. Fakat daha çok ve daha sıkı okumam lazım ki, büyülü gerçekliğin kıymetini daha iyi bileyim. (Arda)
--reklam--
Bu Dünyanın Krallığı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Alejo Carpentier - Bu Dünyanın Krallığı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bu Dünyanın Krallığı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Alejo Carpentier Kimdir?
Alejo Carpentier y Valmont (26 Aralık 1904 - 24 Nisan 1980) Kübalı gazeteci, yazar. Latin Amerika edebiyatının 20. yüzyılın önde gelen roman yazarlarından biridir. Aynı zamanda müzikolog, eleştirmen ve oyun yazarı da olan Carpentier, büyülü gerçekçilik akımının ilk örneklerini vererek, kendisinden daha genç olan Gabriel Garcia Marquez gibi yazarları da etkilemiştir.
--reklam--
Alejo Carpentier Kitapları - Eserleri
- Bu Dünyanın Krallığı
- Suların Ayrıldığı Yer
- Aydınlanma Çağı
- Barok Konser
--reklam--
Alejo Carpentier Alıntıları - Sözleri
- İnsanlar yaşadıkları çağdan pek korkmuş olmalıydılar... (Suların Ayrıldığı Yer)
- Şimdi anlıyordu ki insan, kimin için eziyet çektiğini ve umutlandığını hiçbir zaman bilmez. Hiç tanımadığı insanlar için eziyet çeker, umutlanır, çabalar da çabalar; onlar da hiçbir zaman mutlu olamayacak başkaları için eziyet çeker, umutlanır, çabalar da çabalar çünkü insan her daim kendi payına düşenden daha büyük bir mutluluğun özlemini çeker. (Bu Dünyanın Krallığı)
- ‘Kral ve Tutuklanma’ sözcükleri öyle müthiş öyle yeni bir şeydi ki, insanın aklında hemen bir araya gelmiyor, hemen kabul edilebilir bir şey oluşturmuyordu. (Aydınlanma Çağı)
- Onda pişkinlik ve seçkinliğin insanı altüst eden bir karışımı vardı. Lafın gelişine göre güneylilere özgü silme yaygara laf dolandırmalardan en abartılı ekonomi sözlerine geçebilirdi. Birden fazla kişiliği var gibiydi. Alım satımdan konuştuğunda bir terazi kefesine dönüşen elleriyle, içindeki sarraf ortaya çıkardı. Bir an sonra, sayfalarına dalıp diktiği gölgeli gözlerinin üzerindeki kirpikler oynamıyormuş gibi kaşlarını çatıp öylece kıpırdamadan bir kitaba konsantre olmuş olurdu. Kendini mutfağa adadığında aşçıya dönüşür, süzgeçleri başına geçirip her tür bezden boneler yaparak parmaklarıyla tencere çalardı. Bazı günler elleri sert ve hasis idi. Diğer zamanlarda kavramları boşlukta asılı bir küre gibi okşarken hafifliyor, narinleşiyordu. (Aydınlanma Çağı)
- “ Dinler ve metafizik çağlarını geride bıraktık; artık bilim çağına girdik. Dünyayı sınıflar halinde katmanlaştırmanın anlamsız ticari çıkarları, savaşlara yol açan dehşet iktidarından kurtarmak gerek. İnsanlık iki sınıfa bölünmüş durumda: ezenler ve ezilenler. Alışkanlık, ihtiyaç ve boş zaman yokluğu ezilen çoğunluğun koşullarının farkına varmasını engelliyor: fark ettiklerinde iç savaş patlıyor.” (Aydınlanma Çağı)
- Üniforma sarhoşluğuna dikkat: hepsinden kötüdür. (Aydınlanma Çağı)
- Hep bu boş hayallerden korktum, ama bunları hayranlıkla seyrettim seyredeli korkum daha da arttı. Calderon (Bu Dünyanın Krallığı)
- Mağazada işler harika yürüyor der, Sofía’nın elinde evin trenini taşıyacak olandan fazla para olmasından hep endişe ederdi. Anaç sorumluluklarını eksiksiz üstlenmesinden ötürü, delikanlılara baka baka onu över ve laf arasında, seçkin gençleri mülklerine el koymak için manastıra kapanmaya özendiren dinlere hafif ama hissedilir bir iğne batırırdı— iyi bir Hıristiyan olmayı bırakmadan bilinçli de olunabilirdi. (Aydınlanma Çağı)
- Ti Noel, efendisinin her yıl kendisine yılbaşı armağanı olarak verdiği bozuk paraları biriktirerek, güvertede yolculuk edebilmek için bir balıkçı gemisinin kaptanının istediği parayı vermeyi başarmıştı. Ti Noel, iki demir izi taşımasına karşın artık özgür bir kişiydi. Köleliğin tümüyle kaldırıldığı topraklar üzerinde yürüyordu şimdi. (Bu Dünyanın Krallığı)
- Dünya tehlikelerle doluydu. Her biri kendini birine kabul ettirmek için deneyimlerin ve kıyaslamaların gerçek ve sanal görüntüleri arasında tehlikesiz bir alelade raslantısallıktan çıkıyor, ardında bir dengesizlik, bir paramparça oluş bırakmadan gitmiyordu... (Aydınlanma Çağı)
- Birden Sofía’nın acımasız bir baskıdan acilen kurtulmak ister gibi art arda haykırışları boşaldı: “ Tanrıdan da yoruldum, rahibelerden de yoruldum, vasilerden, kayyımlardan, noterlerden, kağıtlardan, hırsızlıklardan, pislikten; hepsinden yoruldum, artık görmek istemiyorum. “ (Aydınlanma Çağı)
- Gözlerden ırak bir evde —hep şüphelendiği şey— iğneler batırılmış ya da kalbinin olduğu yere bir bıçak saplı vaziyette kötü niyetle asılmış temsili bir kuklası olabilirdi. (Bu Dünyanın Krallığı)
- Victor sahiple neceği hiçbir şeyi olmamanın, mülksüz, bir mobilyası, bir kontratı, bir kitabı -kelimeleri onu yumuşatabilecek sararmış bir mektubu bile- olmaksızın kalmanın özgürleştirici duygusuyla yatışmış öfkesi içinde, tuhaf bir ısrarla yokolmuş işyerinin alanını bakışlarıyla ölçüp biçiyordu. Yaşamı tam tamına sıfır noktasında, yerine getireceği bir söz, ödeyeceği bir borç olmaksızın harap olmuş bir geçmişle, hayal edilemez bir yarın arasına asılıp kalmıştı. (Aydınlanma Çağı)
- “Hep art arda gelir. “ - Goya (Aydınlanma Çağı)
- İnsan kimin için eziyet çektiğini ve umutlandığını hiçbir zaman bilmez. Hiç tanımadığı insanlar için eziyet çeker, umutlanır, çabalar da çabalar; onlar da hiçbir zaman mutlu olamayacak başkaları için eziyet çeker, çabalar da çabalar çünkü insan her daim kendi payına düşenden daha büyük bir mutluluğun özlemini çeker. Yine de, insanın yüceliği, kesinlikle, olanla yetinmemesi, fazlasını istemesindedir. Kendine Dert edinmesindedir. (Bu Dünyanın Krallığı)
- Felaketin büyüklüğüne rağmen, yine de Tropiklerin kaçınılmaz çalkantısı sayılan bu kamçının periyodik vuruşlarına alışkın insanlar; karıncalar misali onarıma, harç karmaya, tıkamaya koyulmuşlardı. (Aydınlanma Çağı)
- Marangoz hiç şaşırmazdı ;ölünün tam ölçüsünü bilirdi ;daha yaşarken kentin insanları, onların bir gün öleceğini bilir, boy ölçülerini aklında tutardı... (Suların Ayrıldığı Yer)
Yorumlar
0 yorum