Kitap Künyesi
Yazar: Federico Garcia Lorca
Çevirmen: Erdoğan Alkan
Yayın Evi: Varlık Yayınları
İSBN: 9789754343311
Sayfa Sayısı: 672
--reklam--
Bütün Şiirleri Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Lorca; şair, tiyatro yazarı, müzisyen, besteci, ressam. Köylünün ve işçinin şairi. Gezgin çingenelerin şairi. Zencilerin şairi. Acı dolu bir yürek. Halkının sanatıyla, öyküleriyle, oyunlarıyla, türküleriyle haşır neşir. Halkının ve bütün halkların acılarını yansıtan cep aynası. Denizin, ırmağın, yıldızların, ormanın, çiçeğin ve böceğin şairi. Pirene Dağları'nın, Endülüs'ün şairi. Şiirin büyük ustası. Ve halkının kurbanı. Frankocuların hedefi. Gözyaşı Kaynağı adlı kurumuş bir gözenin içinde delik deşik bulundu. Bu kitapta şairin bütün şiirlerini bulacaksınız...
--reklam--
Bütün Şiirleri Alıntıları - Sözleri
- Sen ey yüce güzellik. Bir öpüşten yıldız yaratma zevki!
- Ağlamak istiyorum, çünkü ağlamam gerek son sırada oturan çocuklar gibi, çünkü insan değilim, ne şairim, ne yaprak öte yandaki şeyleri araştıran yaralı bir nabızım.
- Seni seviyor, seviyor, seviyorum koltukla, ölü kitapla, hüzünlü dehlizde, süsenin karanlık ambarında, aydan yatağımızda ve kaplumbağaların düşlediği dansla.
- Ey Gırnatalı Lucia! Erguvan Kulelerin eteğinde yaşayan sen esmer kız... Ellerin eğer? ...ellerin... (dolunay) Ey Nisan kızı Ey yüksek kulelerin Melisande’ı, çıkrığın Melisande’ı... Eğer göğüslerin!.. göğüslerin... (yarımay) Ey ak yeniyetmeliğimin kadını! Doğurgan ve benekli, Havva Kollarımda kıvanç ateşi dansındaki kuru meşe dalları gibi bükülüyorsun. (Ya yüreğim, mumdan mıydı? yüreğim nerde? nerde ellerim? ve...) (kör ay.)
- Benim yüreğim mi yoksa seninki mi? Kim yansıtıyor düşüncelerimi? Kimdir bana bu köksüz tutkuyu veren? Niçin giysim rengini değiştiriyor? Her şey bir yol kavşağı! Niçin bunca yıldız görüyorsun gökte? Bu sen misin, yoksa ben miyim kardeşim? Ve bu buz gibi eller başkasının mı? Kendimi görüyorum batan güneşlerde, Ve insanlar karınca yuvası gibi dolaşıyorlar yüreğimde.
- acısı olan hep acı çekecek, ölümden korkan hep ölümü taşıyacak omuzlarında.
- Bu tatlı kâlp ağrıları, bu feryat da esen yelin akışıyla kaybolup gider
- Mümkünsüz dakikalar arasında mutlu gerçekler de varken
- Irmak kıyısında yattım onunla. Evli olduğunu bilemezdim ki, evliymiş, kocası varmış oysa. Santiago’daydım, loş bir geceydi, sözleştik, buluşma yerine geldi. Sokak lambaları karardığında, ışık saçarken cırcırböcekleri. Köşede, en son yol kavşağında avuçladım uyuyan memelerini, göğüsleri açıldı benim için sümbül çiçeğinin dalları gibi. Fırfırlı etekliğinin kolası hışırdıyordu kulaklarımda, on iki bıçağın aynı zamanda parçalayıp yırttığı ipek gibi Büyüyordu yolların kıyısında ağaçların dorukları, ışıksız ve köpekle dolu bütün bir ufuk havlıyordu şehirden uzaklarda. Dikenleri, katırtırnaklarını, böğürtlenleri geçtiğimiz zaman dalıyor topuz yaptığı saçları bir çukur açıyor ıslak toprakta. Ben boyun bağımı çıkarıyorum. O çekiyor eteğini yukarı. Ben palaskamı çıkarıyorum. Onun korsesi iniyor aşağı. Ne sümbülde ne de salyangozda var böylesine yumuşak, narin bir ten, ne de ayın altındaki billurlar ışık saçabilir böyle inceden. Kalçaları altımda kayıyordu ürkek alabalıklar misali, bir yanı alev alev yanıyordu, öbür yanı soğuktu, buz gibiydi. Gece gördü, tanığım oldu gece, ne yaman at gezintisiydi, ne sonsuz, binip sedeften bir tayın üstüne gidiyordum dizginsiz, üzengisiz. Erkeğim ben, yineleyemem burda bir kadının söylediği şeyleri, “dikkatli ol” diyor sağduyum bana, ne söylenir, ne söylenmez bilmeli. Öpücüklere, kumlara batmıştım, suyun kıyısından çıkardım onu. Gecenin meltem yeline karşı süsenler kılıçlarını sallıyordu. Dürüst bir Çingene olarak, haksever insanın yapması gerekeni yaptım. Ayrılırken, büyük, güzel bir dikiş sepetini armağan bıraktım. Ama kaptırmadım gönlümü ona, yalan söylemişti kocam yok derken, evli olduğunu bilemezdim ki birlikte ırmağa doğru giderken.
- Sarnıçın aynasında sallanıyordu Çingene kız, yüzü yeşil, saçlar yeşil, gözbebeği soğuk gümüş. İncecik bir ay buzu tutuyordu yüzeyde onu. Küçük bir meydan gibi cana yakındı gece. Jandarmalar zilzurna dayanmış kapılara. Yeşil, vurgunum sana yeşil. Yeşil rüzgâr. Yeşil dallar. Denizde kayık. Dağda at.
- Elveda küçük hanım, uyuklayan gül Elveda Sen aşkı arayacaksın bundan böyle Ben ölümü.
- Dünya işte budur dost, son soluk, son soluk, çürüyor duvar saatleri altında kentlerin ölüler, bir milyon gri fareyle geçiyor ağlayarak savaş, can çekişen küçük parlak bedenler veriyor kapatmalarına zenginler ve yaşam soylu değil artık, iyi değil, kutsal değil.
- Ne sen, ne ben karşılaşmaya hazır değiliz. Sen... biliyorsun nedenini. Ne kadar sevmiştim onu! Şu yolu izle. Ellerim çivilerle delik deşik. Nasıl kanıyor görmüyor musun? Ardına bakmadan usul usul git ve benim gibi sen de Aziz Cayetano’ya dua et, çünki ne sen, ne de ben karşılaşmaya hazır değiliz.
--reklam--
Bütün Şiirleri İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Federico Garcia Lorca; Granada’lı İspanyol şair. Öncelikle şairin hayatına değinmek lazım. Zira şiirlerini, yazdığı oyunları ve dahası bestelediği şarkıları anlayabilmek için bunun şart olduğunu düşünüyorum. Lorca; Granada’ya 10 dakika uzaklıktaki Fuente Vaqueros’ta doğmuştur. Yaşadığı yer şiirlerine ve yazarlık hayatında çok etki etmiştir. Çocukluğunda hem çingenlerin renkli dünyası, hem de lüks yaşayanların şaşalı dünyası arasında harmanlanmış ve bunu da pek çok şiirine yansıtmıştır. Çocuk yaşlarda müziğe eğilimli olan ve babasının isteği üzerine Hukuk Fakültesine giden Lorca, yazdıklarıyla çevresindekilerin olumlu tepkilerinden sonra hukuğu bırakır ve Madrid’e Edebiyat okumak üzere yola koyulur. Lorca; Salvador Dali ve Luis Bunuel ile çok yakın arkadaşlıklar kurar burada. Ve söylentilere göre Salvador Dalí ile aşk yaşadıkları iddaa edilmekte. Ki Lorca; tanındıktan sonra Granada’ya gelmeyişinin nedenlerinden biri eşcinsel olduğunu herkesin bilmesi ve o dönemde Granada’nın kültürel yapısının bunu kaldırabilecek düzeyde olmamasıdır. Lorca yazdığı şiirler, oyunlar ve bestelediği şarkılarla kısa zamanda kitap yayımlamadan ünü birçok yere yayılır. Lorca şiirlerini kitaplara sığdırmak istemez. Çünkü ona göre; “ Şiir okunmak içindir, kitaba girdi mi ölür,” der. Ve nihayetinde Franco diktatörlüğünün faşistleri tarafından Granada’ daki yazlık evinden alınır ve bir daha haber alınmaz. Granada’ya 10 dakika uzak bir köyde doğan şair, bu kez Granada’ya 10 dakika uzaklıkta bir doğa parkında 30 kişiyle birlikte kurşuna dizilir. Şiirlerine gelecek olursak; hemen hemen yaşadığı ve gezdiği her yer hakkında bir şiiri vardır. Şiirlerinde her ne kadar ilk bakışta Aşk ve Tutku ön planda görünüyor olsa da, aslında dikkatle baktığında hepsinin Ölüm temasını çağrıştırdığını görmek mümkün. Ve yazdıklarının gözünüzde somut bir şekilde canlanması mümkün. Ki ben bunun, tiyatroyla ilgilenmesi ve oyun yazarlığından geldiğini düşünüyorum. Tiyatro yazarlığı yapan Lorca, bu özelliğini şiirlerinde de kullanmış. Karşılıklı diyaloglar oluşturarak, değişik ve özgü şiirlerde ortaya koymuş. Ayrıca sizlerle Tiyatro’ya bakış açısını, yani kendi tanımını da paylaşmak istiyorum. Lorca’ya göre; “Tiyatro ağlamanın veya gülmenin okuludur. Eski veya yanlış ahlaki değerlerin sorgulandığı, geçerliliğini daima koruyan insani duyguların canlı örneklerle dile getirildiği, herkese açık bir kürsüdür. Duyguların en hakiki ve en samimi yaşandığı yerdir. Asla yalana ve ‘mış’ gibiye yer olmayan dürüst bir mekandır. Oyuncu sirkteki bir palyaço gibi durumla dalgasını geçebilecek kadar mesafelidir. Tiyatro kağıttan dışarı yükselerek insan haline gelen bir şiirdir. Konuşur, bağırır, çaresizdir. Ağlar. Tiyatro karakterlerinin şiirsel bir kıyafetle bezenmiş olarak sahneye çıkmalarını ve aynı zamanda karakterlerin etten, kemikten bir biçimde ortaya konulmalarına ihtiyaç duyar.” Yaşadığı yer ve toplumdan özü bakımından asla kopmamış, toprağa ve halka tamamen bağlı kalmış şiirlerinde. Şiirlerinde çokça portakal, çeşme, gitar, Granada ve kurbağa kelimesiyle karşılaşılabilir. Buna daha önce anlam veremedim. Ama derine inince biraz araştırınca öğrendim ki; Granada’da oldukça çok Çeşme var ve kendisi de sesini, oturup dinlemeyi çok severmiş. Gitar ve portakal konusuna gelince; “Ölünce gitarımla gömün beni kumun altına. Ölünce portakallar ve naneler arasında ben. Ölünce gömün beni isterseniz bir fırıldağa. Ölünce.” Şairin bu dizeleri sanırım nedenini anlatmaya yetiyor. Ama gelin görün ki; ne cesedi bulundu, ne de mezarı yapıldı bir portakal bahçesinde... Yazarı tanımam da öncülük eden Elif’e yani elif22 teşekkür ederim. Yazarın hayatı ve onun hakkında bilgi edinmem için çok yardımcı oldu. Sizler için şairin hayatını ve Turgut Uyar’ın Lorca için yazdığı şiiri buraya ekliyorum. Umarım sizler de okur ve beğenirsiniz. Zira bu kadar yetenekli bir sanatçının, böylesi bir okunma sayısı içinde yer alması üzücü... Okuyanlara ve okuyacaklara şimdiden keyifli okumalar. Turgut Uyar; https://youtu.be/3-8N23BjfVc Federico Garcia Lorca/ Kentler ve Gölgeler; https://youtu.be/G-f3u429j0s (Mehmet Kılıç)
Bu şiiri çok anlamlı ve bir o kadar da etkileyici. İnsanı, her okunduğun da derinlere çekiyor. Ne güzel demiş değil mi : " ÖLÜRSEM AÇIK BIRAKIN BALKONU" Saygı ile... Ölürsem açık bırakın balkonu. Çocuk portakal yiyor. (Balkonumdan görüyorum onu.) Orakçı ekin biçiyor. (Balkonumdan işitiyorum.) Ölürsem açık bırakın balkonu! (Mehmed)
--reklam--
Bütün Şiirleri PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Federico Garcia Lorca - Bütün Şiirleri kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Bütün Şiirleri PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Federico Garcia Lorca Kimdir?
Federico Garcia Lorca (5 Haziran 1898 - 19 Ağustos 1936) İspanyol şair ve oyun yazarı, aynı zamanda ressam, piyanist ve bestecidir. 27 kuşağının ("Generación del 27") sembol üyelerinden birisidir. İspanya İç Savaşı'nın başlangıcında 38 yaşında iken milliyetçiler tarafından öldürülmüştür.
1898 yılında, İspanya'nın Granada bölgesindeki Fuente Vaqueros kentinde doğan İspanyol şair Lorca, yüzyılının en büyük iki İspanyol şairinden biri olarak kabul edilir. Lorca'nın başarısında çocukluğunun büyük payı vardır. Granada'nın Fuentevaqueros kasabasında, varlıklı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Lorca'nın babası ateşli, canlı, neşeli bir adam; annesi ise sessiz ve ağırbaşlı bir kadındı. 1928'de yazdığı Romancero gitano (Çingene Baladı) ile ün kazanan Lorca, Salvador Dali ile birlikte İspanya'nın çağdaşlaşması için çalışan sanat adamlarından birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.
Şiirde, politikada ve ahlak anlayışında modernliğin savunucusu olan Lorca, eşcinsel olması nedeniyle Katolik Kilisesi ile arasının açılmasına neden olur. 1918'de, burjuva sınıfını, yeryüzünü şiirle doldurmuş olan İsa'yı katletmekle suçlayan Lorca, geçtiğimiz günlerde gelmiş geçmiş en başarılı edebiyat eseri seçilen Cervantes'in Don Quixote (Don Kişot)'u bir İsa figürü olarak ele alanlara katılır. Şair kavramını acılar çekmesi gereken bir kimse ile özdeşleştiren Lorca, İsa'nın hem katledilişini kınar, hem de kanının akması gerektiğini ifade eder.
"New York'ta Bir Şair" adlı eserinde Manhattan'ı, cesede doymayan bir mezbahaya benzeten Lorca, "hayvanların can çekişenler için öldürülüşünü" kaleme alarak kafasındaki batı anlayışına yönelik eleştirel yaklaşımlarını göz önüne serer. Lorca ve "Deli" lakaplı Salvador Dali, vücuduna saplanan oklar ile tasvir edilen Katolik Ermişi Aziz Sebastian'ı Aziz Yansızlık olarak yapıtlarında tasvir ederler. Dostlarınca apolitik bir sanatçı olarak nitelenen ve herhangi bir görüşe organik bağlarla bağlanmayan Lorca, yazdığı Yerma ve Bernarda Alba'nın Evi isimli oyunlarda ise Katolik Kilisesi, yükselen Nazizm ve milliyetçilik akımlarına karşı olan tutumunu yansıttı. Giyim kuşamında ve evinin dekorasyonunda ölüm ile özdeşleştirdiği beyaz rengi tercih eden şair, burjuva tarzı zevkler ve milliyetçilik ile çatışan çalışmalar yapmakta ve Franco'cuları masumiyeti katletmekle suçlamaktaydı.
Şiirlerinin yanı sıra tiyatro için yazdığı ve sahnelediği oyunlarla da ünlenen Lorca, eserlerinde hastalık hastalığını ve ölümü üzerine senaryolarını Kanlı Düğün (Blood Wedding, 1935), Yerma (1937) ve şiirlerinde başarı ile yansıtmış; ölüm - yaşam, verimlilik - kısırlık gibi çelişkiler arasındaki inişli çıkışlı çizgiyi başarı ile yakalamıştır.
19 Ağustos 1936'da doğduğu yörede Franco'nun adamları tarafından öldürülen Lorca, uluslararası camiada - özellikle de bir dönem yaşadığı Arjantin'de oldukça büyük bir yas ve öldürülüşüne duyulan tepki ile - alanında idolleşmiş, saygın fakat marjinal bir edebiyat adamı olarak hatırlanmaktadır.
Eserlerinin dünya çapında tanınmasının sebebi Lorca'nın geleneksel İspanyol kültürü ile çağdaş yaşamın sorunlarını içtenlikle işlemiş olmasıdır. Şiirlerindeki yaşama coşkusunu, doğa sevgisini, hüzün dolu duyguları her insan tanır ve kendine yakın bulur.
Lorca'nın sade ve derinlikli şiirleri, geniş kitlelerce kabul görmüştür. Sürrealist bir ressam olan Salvador Dali ve yönetmen Luis Bunuel 'in yakın arkadaşıdır.
--reklam--
Federico Garcia Lorca Kitapları - Eserleri
- Kanlı Düğün
- Akdenizdeki Çöl
- Aşk Şiirleri
- Ne Garip Federico Adında Olmak
- Ah Rüzgarda Giden Aşk
- Kelebeğin Kötü Büyüsü
- Beş Yıl Geçince
- Bernarda Alba’nın Evi / Bütün Oyunları 2
- Cante Jondo Şiiri
- Toplu Oyunları 2
- Konuşmalar
- Kanlı Düğün - Yerma - Bernarda Alba'nın Evi
- Kanlı Düğün - Yerma
- Cante Jondo Şiiri/Şarkılar
- İlk Şiirler
- Çingene Romansları/Ozan New York'ta
- Tamarit Divanı/Dağınık Şiirler
- Bütün Şiirleri
- Toplu Oyunları 3
- Bernarda Alba'nın Evi
- Profil
- Seçilmiş Şiirler
- Yerma
- Seyirci
- Don Cristobita ile Dona Rosita’nın Acıklı Güldürüsü
- Bütün Şiirleri 1
- Bütün Şiirleri 2
- Zambak ve Gölge
- Bütün Oyunları 3
- Bütün Oyunları 4
- Don Perlimplin ile Belisa'nın Bahçede Sevişmesi
- Mariana Pineda - Bir Halk Düşmanı
- New York’ta Bir Şair
- Deniz Bile Ölür
- Karanlık Manolya
--reklam--
Federico Garcia Lorca Alıntıları - Sözleri
- ... Niçin yitirdim ah seni bu pırıl pırıl akşamda? (İlk Şiirler)
- " ... Uyumak istiyorum biraz, Biraz, bir dakika, bir yüzyıl; Ama herkes bilmeli ölmediğimi; Küçük bir arkadaşı olduğumu rüzgârların, Gözyaşlarımın büyük gölgesi olduğumu, Bir altın olduğunu dudaklarımda, solmayan. ..." (Ah Rüzgarda Giden Aşk)
- Kansız kalıp ölmek, kanı kuruyarak yaşamaktan iyidir. (Kanlı Düğün)
- Ağlamak istiyorum, çünkü ağlamam gerek son sırada oturan çocuklar gibi, çünkü insan değilim, ne şairim, ne yaprak öte yandaki şeyleri araştıran yaralı bir nabızım. (Bütün Şiirleri)
- Çirkinlik umurunda mı erkeklerin, onların bütün istedikleri bir parça toprak, bir çift öküz, bir de boğazlarına bakacak söz dinler bir kancıktır. (Bernarda Alba'nın Evi)
- Toparlan biraz, böyle yapmakla ne geçiyor eline? (Kanlı Düğün)
- Biraz sabır, güzeller, hele bir öleyim ben alırım sizi bir bir sisten kısrağıma. (Bütün Şiirleri 2)
- Ne sen, ne ben nasıl olsa, hazır değiliz karşılaşmaya. (Cante Jondo Şiiri)
- Çünkü öldün bütün zamanlar için, bütün ölüleri gibi Dünya'nın, bütün unutulmuş ölüleri gibi karışıp köpek leşleri arasına. (Zambak ve Gölge)
- Ne boğa biliyor seni ne incir ağacı, ne atlar ne evindeki karıncalar. Ne çocuk biliyor seni ne de ikindi çünkü ölüsün sen sonsuza kadar. Çünkü ölüsün sen sonsuza kadar bütün ölüleri gibi yeryüzünün, bütün ölüleri gibi unutulmuş cansız bir köpekler yığınında. (Ne Garip Federico Adında Olmak)
- Karanlıkta ve aydınlıkta, gece ve gündüz sadece seni sevmeyi düşüneceğim. (Bütün Oyunları 3)
- Ne mutlu uyanık saatlerini O tuhaf hoşlukta yayılarak geçirenlere Dünyadaki bütün dertlerini alır, Duydukları aşk acısı dışında. (Deniz Bile Ölür)
- Bana kalırsa siz ikiniz, kendi dünyalarınızda seyahat edersiniz ve en sonunda kimin bavulunu daha fazla doldurarak dönmüş olduğu bilinemez. (Bütün Oyunları 3)
- Ben küçükken kadının biri kocasını boğazlamıştı. Ayakkabıcıydı adamcağız. Hiç unutmam. Ben evlenmeyeceğim, demiştim hep. Kitaplarım yeter bana. Evlenip de ne olacak sanki? (Don Perlimplin ile Belisa'nın Bahçede Sevişmesi)
- İtler de yalnızdır, ama yaşarlar. (Bernarda Alba'nın Evi)
- Neden hain gözlerin benimkilerde eriyor? Neden ellerin saçlarıma çiçekler takıyor? Bülbüllere yaraşır bir hüzne mahkum ediyorsun gençliğimi. (Bütün Oyunları 3)
- sen gülmüştün ben başlayınca ağlamaya. Bir tanrı gibi bakıyordun tepeden Gözyaşlarını bir zincirdi güvercinlerden, anlardan. (Seçilmiş Şiirler)
- Ah! Ne güç iş seni sevdiğim gibi sevmek! Sana duyduğum aşktan canımı acıtır hava canımı acıtır yüreğim şapkam canımı acıtır. (Aşk Şiirleri)
- H. Ay, Bay Martin! Nasıl bir dünya bu böyle! M. Berbat bir dünya! (Bütün Oyunları 3)
- Sesten kaçmak isterken sen kendin ses olursun (Bütün Şiirleri 1)
Yorumlar
0 yorum