Kitap Künyesi
Yazar: Öner Yağcı
Yayın Evi: Bilgi Yayınevi
İSBN: 9789752208018
Sayfa Sayısı: 544
--reklam--
Büyük Oğul Efsanesi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yaşarken efsane olmak, doğanın insanlara en büyük armağanıdır. Bu armağan insan olmayı başarmış, sonra da başkalarına insan olabilmenin yolunu yordamını öğretmeye kendini adamış olanların aldıkları bir armağandır. Efsaneler geleceğe aktarılmazsa, yeni efsanelerin doğması zamanın akışına bırakılırsa, toplumların yaşamında boşluklar doğar.
Öner Yağcı, “insanın aklını ve elini kullanarak doğayı, kendisini ve toplumunun yazgısını değiştirebileceğini bilen, bunun nasıl olacağına ömrünü veren bir devrim öğretmeninin”, Tonguç’un efsanesini sunuyor bize.
--reklam--
Büyük Oğul Efsanesi Alıntıları - Sözleri
- "Öyle bir "insan" kıtlığı vardı ki..."
- " Bu topraklarda aydın olmayı başarmak, hele ki büyük insan olmak kolayına bir iş değildi."
- Benim anam bütün köylü anaları gibi ailenin temel direğidir. Suskun olduklarına bakmayın. Onların gücü sevgilerinden, fedakarlıklarından, sakinliklerinden gelir.
- Ey kızlarım, ey oğullarım, bu sözümü yazın bir tarafa ve soluk aldığınız sürece aklınızdan çıkarmayın. İnsanın aklını ve elini kullanarak doğayı, kendisini ve toplumunun yazgısını değiştirebileceğini bilen, bunun nasıl olacağına ömrünü veren bir devrim öğretmenidir Tonguç.
- Mustafa Kemal bizim istasyondan geçmişti, trenden el sallamıştı bize. ... Gözlerini görmüştüm bir an. Işıl ışıl bakışlarında yaşam vardı, umut vardı....
- Okulun kalbi öğretmendir
- Ankara’ya ilk geldiğim günler... ne umutlarla yeni bir devlet kuruluyordu... nasıl çırpınıyorduk cumhuriyetin eğitim sistemini kurmak için... şimdi gelinen nokta ne idi... düzeysiz, yararsız bir yoğun çekilme, temel ilkelerin güncel siyasi çıkarlar için göz aradı edilmesi... Eğitim konuları ülkenin gündeminde bile değildi artık.... Eline geçen olacağı kullanmasını becerememiş, ne yapacağını şaşırmış, geleceğini baskı, karalama, ulusu bölme çabalarıyla diktatörlüğe yönelerek kurtarmaya çalışan, sınırlı özgürlüklere bile hoşgörüyle bakamayan bir iktidarı durdurup cumhuriyet rejimini kurtarma savaşımı söz konusuydu bugün.
- Softa.. Bir adı da yobaz olan bu yaratık doğanın değil, toplumsal koşulların ürünüdür... o soysuzlaştırılmış dinsel kurumlarla; Laikleştirimemiş aile, medrese, okul, üniversite gibi eğitim ocaklarının dölüdür. Bilim, sanat ışıklarıyla aydınlatılamayan toplumsal çevre, bu yaratığı türlü inançları, gelenek görenekleriyle besleyip bağrında yetiştirir, sofralık yoluna sağlayacaklarım başına bela kesilecek duruma getirir. Türlü türlü softa vardır; din softası , eğitim softası, bilim softası, politika softası ... gibi. Bunların hepsi bireylerle dünya nimetlerinin arasına kalın, siyah bir perde gererler. Halkı karanlıklar içinde tutmak, toplumun duygularını okşayarak onun karanlığından yararlanarak kendi davalarını yürütmek smacı güderler
- Ankara’ya ilk geldiğim günler... ne umutlarla yeni bir devlet kuruluyordu. Nasıl çırpınıyorduk cumhuriyet eğitm sistemini kurmak için... şimdi gelinen nokta ne idi... Düzeysiz yararsız bir yığın çekilme, temel ilkelerin göz arşı edilmesi... Eğitim konuları ülkenin gündeminde değildi artık. Eline geçen olanağı kullanmasını becerememiş, ne yapacağını şaşırmış, geleceğini baskı, karalama, ulusu bölme çabalarıyla diktatörlüğe yönelerek kurtarmaya çalışan, sınırlı özgürlüklere bile hoşgörüyle bakamayan bir iktidarı durdurup cumhuriyet rejimini kurtarma savaşımı söz konusuydu bugün
- Sonuçta, softalardan çok çekmiş ulusun softanın elinden kurtarılması için yapılması gerekenleri sıralarken cumhuriyetin yarattığı laik okulu savunmanın önemini vurguladım . Aydınlar hangi koşullar içinde ve nerede olursa olsunlar softanın karşısına dikilmeli, yılmadan, bıkmadan onun etkilerini silmeye çalışmalı, yazıdan, filmden, resimden, sözden, yontudan, müzikten yararlanarak halkı aydınlatmalı, yobazdan daha yürekli olmalıdır.
- 1923 başlarında İzmir'de toplanan İktisat Kongresinde tarımcı grubun kabul ettiği, "Köy okulları beş-on dönüm arazi içinde yapılacak ve bahçelerinde fenni ahır, kümes, arı kovanı bulunacak ve meyvelik ve sebze ekimiyle köylüye örnek olunacaktır. Ayrıca, uygulamalı örnek eğitim çiftlikleri kurulacaktır. Köy çocuklarının tarım meslek okullarında yetiştirilmeleri ve daha yetenekli olanlarının daha üst düzeyde okutulmaları sağlanacaktır" ilkeleri beni coşturmuştu. "İşte bu!" dedim okuyunca.
- Yıl sonuna doğru "İlköğretim ve Eğitim Meselesi" başlıklı, ileriye dönük tasarılarımın ana ilkelerini belirttiğim otuz beş sayfalık raporumu bakana verdim. Nüfusun %80'inin köylerde yaşadığı ülkede ilköğretim çağındaki iki milyona yakın çocuk ilkokula gidemiyordu. Otuz iki binden fazla köyde nüfus dört yüzden azdı ve bu köyler için bölge okulları çözüm olabilirdi. %90'ı köylerde çalışacağı için adaylar köyden alınmalıydı. Yıllar sonra Fay Kirby, dünyada eğitim konusunda verilmiş raporlar arasında bu rapor değerinde bir rapora rastlamadığını, nüfusları dört yüzden az köyler gibi basit; ama en gerçekçi olanların bile gözden kaçırdığı bir noktaya ağırlık verip bu basit demografik olaydan hareketle eğitim sisteminde manivelanın konacağı yeri saptamanın eğitmen deneyine yol açtığını yazdı.
- Arıkan, önerilerini almak için tarım uzmanlarıyla bir toplantı yaptı. Bir uzman bazı öneriler ortaya atınca, "Bunları konuşmakla burada çözemeyiz, birkaç köye gidelim, yerinde tartışalım" dedi. Ertesi gün köylere açıldık. Bir köyde, köylüler pulluk önerisine karşı çıktı: "Bey, pulluk at ister. Köyde iki kişide at var. Karasaban eşekle, cılız öküzle de sürülür... Taşlı tarlalar pulluğun demirini kırdığında burada onu onaracak usta bulunmaz, karasabanın ucunu kendimiz bir taş kullanarak bile düzeltebiliriz." Uzman, "Bir sürü boş zamanınız var, tarladan taşları toplasanıza" diye akıl verince köylüler, "Buraları kuraktır beyim. Tarladaki taş nemi korur, tarla taşsız olursa ektiğimizden tohumluğu bile alamayız" diyerek ders verir gibi yanıt verdi. Bir tarımcı, "Hayvanlarınızın gübresini tarlalara serpmezseniz verim elbette düşük olur" deyince köylünün biri, "O zaman tezek yapamayız, kışın neyle ısınacağız?" dedi. Arıkan konuşmaları ses çıkarmadan dinledi. Bir başka köyde bir tarımcı milletvekili, "Bir tarla orda, öteki iki saat uzakta, git git zaman kaybı. Birleştirsenize şunları!" diye köylüleri azarlayınca yine bir ders verdi köylünün biri: "Benim üç ayrı yerde tarlam var. Birleştirmek için değiş tokuşa kalksak birbirimize gireriz, kanlı bıçaklı oluruz. Devlet yapmaya kalksa dirlik düzenimiz kalmaz. Yaptık diyelim, işte o zaman tümden yanarız. Nedeni, bir yıl Çayağzı'ndaki tarlayı sel götürür, ertesi yıl Yazıbükü'nü dolu vurur, beni diğerleri kurtarır. Senin dediğin hiç olur mu bey!" Arıkan, " Başka bir köye gitmeye gerek yok. Haydi arabalara binelim de Ankara'ya, o ne işe yaradığı belli olmayan görevlerimizin başına dönelim!" dedi.
- «Yapı işlerinin eğitime katkısını yüksek mimar Mualla Eyüboğlu şöyle değerlendirmişti: "Ben proje mimarı olarak görev almıştım. Yani yapılmış projeleri uyguluyorduk. Yapı alanında usta ve işçi yerine öğrencilerin bulunması, kuşkusuz yapı işinin yürümesini ve hoca olarak benim işimi güçleştiriyordu. Öğrenciler hem işçi olarak çalışır hem de çalışırken matematik ve geometri bilgilerini öğrenirlerdi. Yani hemen söyleyeyim ki, bu eğitim hem öğrencilerin hem de hocaların gelişmesi bakımından çok yerindeydi. Örneğin, biz okulda Pisagor teoreminin niye öğretildiğini kavrayamazdık. Oysa köy enstitüsünde bunu öğrenciye çatı makası bağlarken öğretiyorduk. Bu son derece ilginç bir olaydı. Öğrenci öğrendiğinin işe yaradığını somut olarak görüyor ve iş yaparken öğrendiği bu bilgiyi bir daha hiç unutmuyordu. Çünkü çatı makasını bağlayabilmek, çatıyı sağlam bir şekilde yapabilmek için Pisagor teoremini öğrenmek gerektiğini iş üzerinde kavrıyordu. Öğrendiği bilginin ne işe yaradığını somut olarak kavramak, öğrencide iş yapmak için bilgi, daha çok bilgi edinmek gerektiği bilincini geliştiriyordu."» Günümüzde asgari ücret alan bir emekçinin yıllık tüm kazancını verecek bile olsa, böyle bir eğitimi çocuğuna aldırabileceği eğitim kurumu var mı? Yaklaşık 80 yıl önce böyle bir eğitimi halka ücretsiz sunan başta İsmail Hakkı Tonguç olmak üzere, tüm katkısı bulunanların hatırası önünde saygıyla eğiliyorum.
- ''Atatürk sevgisinin yüreklerinizdeki yerini hep büyütün çocuklar. O size her gereksinmeniz olduğunda çıkış yolunu gösterecektir. Tek başınıza da kalabilirsiniz ama onurunuz ve kendine güveninizle her zorluğun üstesinden gelebileceğinize inanmalısınız. Dayanışmacı, sorgulayıcı, üretken olmayı başarmak zorundasınız. Öğretmenler, bir balmumu gibi şekilsiz olan çocukları istedikleri gibi yoğurup şekil verebilecek yetenekte olmalıdır, bunun için okumalı, okumalı hep okumalısınız.''
--reklam--
Büyük Oğul Efsanesi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç ve onun büyük emek verdiği köy enstitüleri ile ilgili muhteşem bir başyapıt. Eğitim sistemimizle birlikte yakın geçmişe de ışık tutan bu güzel eserde aynı zamanda bir eğitim devrimcisini de yakından tanımış olacaksınız. Eğitimciler başta olma üzere herkesin bir değil birkaç kez okuması gereken bir başucu kitabı bence. (öz yüc)
Kurucusu Tonguç’un kaleminden cumhuriyetin en büyük projesi Köy enstitülerinin hüzünlü hikayesi... Köy enstitülerinin kuruluş heyecanı, o muhteşem devrim atılımını olanca heyecanıyla aktaran, kurulmasındaki binbir zorluk, yaşanan çileler, halkta yarattığı heyecanı ve aydınlanmayı olanca gerçekliğiyle anlatan bir roman - anı kitabı. Bir yandan halkın cehaletiyle uğraşırken, bir yandan demokrat parti zihniyetinin köy enstitülerini kapatma çabaları ile olan savaşım, bir yandan savaş sonrası yoksul ülkede okul, eğitim olanaklarının yaratılma çabası,... Tüm bu olanaksızlıklar içinde aydınlanma inancıyla ömrünü bu enstitülere adayan Tonguç’un yaşamı. Kitabı okuyunca anlıyorsunuz ki; Eğer demokrat parti köy enstitüleri projesini bitirmeseydi şu an tarımsal kalkınmayı sağlamış olurduk. Büyük şehirlere göçü önlemiş, herkesin köyünde modern yaşamın olanakları ile tarım, hayvancılık ile yüksek yaşam standardını sağlamış, bir İsviçre, Hollanda olabilirdik. Terör, cehaleti, yobazlığı ülkeden kovmuş, laik, Aydın, uygar, bambaşka bir toplum olurduk. Ancak olmadı. İşte kitap bu süreci anlatıyor. Olumsuz eleştirim; Haddinden fazla uzun, detaya giren bir kitap. Sonuçta kişisel, biyografik anılarla anlatılmış. Köy enstitülerini Sadece tarihi ve bilimsel verilerle nedenleri ve sonuçlarıyla anlatan başka kitaplar da bulabilirsiniz . (Aykut Karabay)
Köy enstitüleri ile ilgili güzel bir anı kitabı. Tarihi gözünüzde bir belgesel misali canlandırıyor. Fakat çok detaya ve ayrıntıya girilmiş. Bu kadar detaya gerek yoktu. (Sevgi Öğretir)
--reklam--
Büyük Oğul Efsanesi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Öner Yağcı - Büyük Oğul Efsanesi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Büyük Oğul Efsanesi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Öner Yağcı Kimdir?
İlköğrenimini Yozgat-Yerköy'de tamamladı. Tokat İlköğretmen Okulu'nu (1969) ve Gazi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü'nü bitirdi (1975).
12 Mart döneminde yargılandığı DEV-GENÇ davasından iki yıl kadar tutuklu kaldı. Ağrı-Taşlıçay'da öğretmenlik, Kars-Sarıkamış'ta askerlik yaptı. 12 Eylül döneminde, yöneticilerinden olduğu TÖB-DER hakkında açılan davada yargılandı ve beş yıl hapis yattı.
1974'ten sonra birçok dergide yazıları yayımlandı, çeşitli yayınevlerinde çalıştı. Kardelen' le 1986 Akademi Kitabevi Roman Başarı Ödülü'nü; Turnalar' la 1988 Madaralı Roman Ödülü'nü, 1994 Sabahattin Ali Kültür Günleri Ödülü'nü, 1995 Truva Edebiyat Ödülü'nü aldı. PEN Yazarlar Derneği, Edebiyatçılar Derneği, Nâzım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı, BESAM, 68'liler Birliği Vakfı gibi kurumlarda yöneticilik yapan yazar, romanlarından başka kültür, sanat, edebiyat, siyaset konulu deneme, inceleme ve araştırmalarıyla da tanınıyor..
--reklam--
Öner Yağcı Kitapları - Eserleri
- Ezop'tan Masallar
- Kardelen
- Gökyüzüne Akan Irmak
- Turnalar
- Şahmeran
- Büyük Oğul Efsanesi
- Yediveren
- Pir Sultan Abdal-Yaşamı ve Şiirleri
- Kaptan
- Nazi Kampları
- Hayyam
- Karacaoğlan Yaşamı ve Şiirleri
- Sivas’ı Unutmak
- Köroğlu Yaşamı ve Şiirleri
- 68 Kuşağı
- Aziz Nesin Aydınlığı
- Bir Keloğlan Varmış
- Keloğlan Devler Ülkesinde
- Yunus Emre Yaşamı ve Şiirleri
- Tek Kitapta Nazım Hikmet
- 40 Kuşağı Şairleri
- Karacaoğlan Yaşamı ve Bütün Şiirleri
- Tevfik Fikret
- Keloğlan Sihirli Dünyada
- Aydınlatan DÜşünceler
- Dadaloğlu Yaşamı ve Şiirleri
- Yine de İyimser
- Nazım Hikmet Aydınlığı
- Ezop Yaşamı ve Masalları
- Beyler Bu Vatana Nasıl Kıydınız?
- Anadolu’nun Umudu: Aydınlık
- Yaşasın Yenilenler
- Bektaşi Demiş ki
- Şükran Kurdakul
- Savaş ve Edebiyat
- Hayyam
- Köroğlu
- Tek Kitapta Namık Kemal
- Server Tanilli
- Aydınlığın Ustaları
- Cumhuriyet Dönemi Edebiyat Çevirileri Seçkisi
- Dil Kaleminin Enstitüsü
- Kir
- Aydınlık Aşkıyla
--reklam--
Öner Yağcı Alıntıları - Sözleri
- Doyacak kadar aşın varsa, başını sokacak bir damın, insanoğluna kulluk etmiyorsan, başkasının sırtından değilse geçimin, tamam, güneşli günler içindesin... (Hayyam)
- Bütün insanların avukatıyım. Salt ben değil, bütün aydınlar, yazarlar, halkımızın avukatıyız. (Aziz Nesin Aydınlığı)
- Umutlar, güzelim düşler vardır, yarınlara olan güven vardır, dostluk, dayanışma! Yüreklerde yeşeren çiçek tomurcukları vardır, çiçek bahçeleri, bal damlaları, sevdalar. Bunları yüreğinin damarlarında, beyninin kıvrımında beslemeli insan. (Turnalar)
- Aziz Nesin yangından sonra çıkıp konuşmasa, devlet yetkililerinin yalan söylediğini haykırmasaydı, ya da ölseydi Sivas yangınında? Medya ve devlet zaten suçlu ilan etmişti. Olayın nedeni Aziz Nesin'di, tahrikçiydi. Konuştuğu ve yazdığı içindir ki bugün Aziz Nesin, ne vatan hainidir ne de tahrikçi! Konuşmak, yazmak ve hesaplaşmak Aziz Nesin'in boynunun borcudur. Bu borcunu çok iyi biliyor Aziz Nesin, hep söylüyor, halkıma çok şey borçluyum, yazdıklarımla bu borcumu ödüyorum, diyor. (Sivas’ı Unutmak)
- "Bir tek gülücük anlatmaya yeter, İnsan olmanın musikisini..." diyor Aragon... Ne? Aragon kim mi? Aptal! Öğrenmelisin. Hemen. Ayıplarla yaşamaya hakkın yok!.. (Gökyüzüne Akan Irmak)
- Kiralık kalemlerin yüzü yoktu gerçekleri aktarmaya. (Nazi Kampları)
- Tevfik Fikret'i sevmek, insanı, insancılığı sevmektir; özgürlükten, laiklikten, aydınlanmadan yana olmaktır. Tevfik Fikret'i sevmek emperyalist politikalara karşı durmanın A harfidir. (Tevfik Fikret)
- Ben yanmazsam, sen yanmazsan, biz yanmasak nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. (Turnalar)
- Sünniliğin dışındaki mezheplerin ve diğer dinlerin ikinci sınıf sayıldığı Osmanlı'da tarih, diğer dinsel azınlıklara karşı takip, zulüm, işkence ve katliamlar tarihidir. Engels, "Her çağda dinsel kavgalar, aynı zamanda yürümekte olan sınıf kavgalarının yansımasından başka bir şey değildir." diyor. Kaynağını Kuran'dan ve şeriattan alan, cihat denilen, islamın yayılması amacını güden bu dinsel motifli politik katliamlar, işkenceler, şeri esaslar, zulümler Osmanlı düzeni boyunca sürmüştür... (Sivas’ı Unutmak)
- Yüklü yemiş dallarıdır kollarımız; Silkeler durur düşman, Silkeler durur bizi... Ve yemişlerimizi daha rahat,daha kolay toplamak için; Vurur prangayı ayağımıza değil, Vurur prangayı kafamızın içine..! (Nazım Hikmet Aydınlığı)
- Fırsatı ganimet bildi kötüler Böyle kalmaz padişahın çağları Eninize boyunuza eğlenin Sizin olsun Binboğa'nın dağları El kalmamış Binboğa'ya çıkacak İp kalmamış salıncağa takacak Hemen Avşar mıdır başa kakacak Bir gün olur geri gelir sağları Padişah tahtında devrim olursa Hak-adalet er geç yerin bulursa Eğer bir gün Avşar geri gelirse Kovgun eder sizin gibi beyleri Dadaloğlu'm Yetim Ali oldu adın Ne meskenin kalmış ne kalmış yadın Yazıcıoğlu derler harammış sütün Ben takmıştım taşıdığın tuğları (Dadaloğlu Yaşamı ve Şiirleri)
- "Ben Atatürkçüyüm. Ben Cumhuriyetçiyim. Ben Laikim. Ben antiemperyalistim. Ben bağımsız Türkiye'den yanayım. Ben özgürlükçüyüm. Ben insan hakları savunucusuyum. Ben terörün karşısındayım. Bem yobazların, hırsızların, vurguncuların, çıkarcıların düşmanıyım. Öyleyse vurun, parçalayın! Her parçamdan benim gibiler, beni aşacaklar çıkacaktır." (Uğur Mumcu) (68 Kuşağı)
- Neden buz? Neden buz gibiydin ama erimiyor, eritiyordun? (Yediveren)
- Benzimin sarılığı Hergün ağlamaktadır. (Kardelen)
- "O sözler ki kalbimizin üstünde/Dolu bir tabanca gibi/Ölüp ölesiye taşırız/O sözler ki bir kere çıkmıştır ağzımızdan/Uğrunda asılırız..."dememiş miydi?.. —Attilâ İlhan (Yaşasın Yenilenler)
- Konuştuğu ve yazdığı içindir ki bugün Aziz Nesin ne vatan hainidir ne de tahrikçi! Konuşmak, yazmak ve hesaplaşmak Aziz Nesin’in boynunun borcudur. (Sivas’ı Unutmak)
- Kardeşlerimiz daha fazla merhamet ve cesaret gösterip bir şeyler yapsaydı kim bilir belki düşman yaptığından vazgeçerdi. Çünkü düşman ihtiyatlıydı. Her şeyi hesaplayan, realist ve akılcı düşman her sefer sadece bir adım atıyor ve gösterilecek tepkinin derecesini ölçmek için bekliyordu. Böyle bir tepki görülmediğinde de bir adım daha atma riskini göze alıyordu. Yine bekliyordu. Yine de bir tepki gelmediğini görünce bu kez ihtiyatı unutuverdi. (Nazi Kampları)
- Parçalayıp, yok edemiyorduk yalnızlığımızı. (Turnalar)
- O yaşlı adamın felek olduğunu, kendisini kontrol etmeye geldiğini anlamış Keloğlan... “Para beni değiştiremez ki,” demiş kendi kendine. “İyilik insanın yüreğindedir.” (Bir Keloğlan Varmış)
- “Yaşamak elbette güzel, hatta en güzel şeydir ama insanın onuruyla! Bağnazlığın, yobazlığın karşısında korkudan titreyip çamurlara bulanarak, çirkeflerde sürünerek değil.” (Aziz Nesin Aydınlığı)
Yorumlar
0 yorum