Kitap Künyesi
Yazar: Mustafa Armağan
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9786051142791
Sayfa Sayısı: 320
Cemil Meriç'in Dünyası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bir çağın vicdanı olmak isterdim; bir çağın, daha doğrusu bir ülkenin. İdrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak isterdim. Muhteşem bir maziyi daha muhteşem bir istikbale bağlayacak köprü olmak isterdim; kelimeden, sevgiden bir köprü... Ben bu mazlum medeniyetin sesi olmak istiyorum... En büyük tehlike, uzun zamandır müptela olduğumuz yobazlık. Bize düşen, dertlerimizi ömür boyu gönüllerinde taşıyan insanlara sevgiyle eğilmek ve hödük idrakimize hata gibi gelen kusurları cımbızla ayıklamaya kalkışmamak. Türk insanı irfandan önce sevgiye ve anlayışa muhtaçtır. Cemil Meriç
Bu Ülke, Umrandan Uygarlığa, Bir Dünyanın Eşiğinde, Jurnal gibi sıra dışı eserleri dilimize kazandıran düşünce hayatımıza yön veren isimlerinden Cemil Meriç sadece geçmişte olup bitenleri anlamak için değil, bugünü anlamak için de yeniden okunmayı ve anlaşılmayı hak ediyor.
Günümüz tarih araştırmacılarından Mustafa Armağan, Cemil Meriçin renkli dünyasına davet ediyor okuru. Bu okyanusa açılmadan önce alınacak yüzme dersleri de diyebiliriz yaptığına. Armağan, bir yandan onun düşüncelerini, birikimini, yöntemini ortaya çıkarırken, öbür yandan kişisel olarak tanıdığı Cemil Meriçten hareketle ilk tanışmalarını, Hatayda Cemil Meriçi ortaya çıkaran farklı arka planı, onu farklı kılan sebeplerin üzerine gidiyor.
Cemil Meriç'in Dünyası Alıntıları - Sözleri
- Uçurumlara köprü atan cümleler de var ...
- “Kitap zekâyı kibarlaştırır.“
- Şuur, uçurumların önünde uyanır.
- Ölmek istiyorum, dekorsuz, poz almadan. Batan bir güneş gibi ihtişamla değil, kaderin bileklerime taktığı prangalardan kurtulmak için ölmek.
- "Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?"
- “Bende ya hep, ya hiç vardır.”
- “İnsanları kaypak klişelere hapsetmek sadece cehaletimizi ifşa eder.”
- “...Karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?”
- "Bir yerden sonra bilgi, duvara çıktıktan sonra tekmeleyeceğin bir merdiven olabilir, ama o ana kadar en büyük tutamadığın olmalı".
- Hepimiz gurbetteyiz; kökü mazide olmayan her insan, memleketine ve başka memleketlere yabancıdır.
- İnsanlar sevilmek için yaratıldılar.Eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmasıdır.
- "Çok zaman kaybettim. Çok zaman ve biraz da ümit. Yaşamak bu galiba...
- İnsan ancak kendi dilinde düşünebilir.
- Kitaplar, kitaplar ve susuzluk. Sevmek ihtiyacı....
- “Kitap bir limandı benim için. Kitaplarda yaşadım. Ve kitaplardaki insanları sokaktakilerden daha çok sevdim.. |
Cemil Meriç'in Dünyası İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Gönül Bahçelerinde “Mütevazı Bir Fikir İşçisi”: Merhaba Dostlar, nacizane bir değerlendirme ile faydalı okumalar, duasıyla. Aydınlığa hasret kalmış gözler, ferahlığa susamış gönüller; her şeyin bir karşılığı vardır, bize ötelerin yapı taşlarını muştulayan gönül seslerinden kelimeler verir. Bizi “Biz” yapan “Kelimeler” zihinlerimize yol, gönüllerimize ferahlık, ayaklarımıza güç üflerler. İstenilen muştunun ilanı için, kelimeler konuşur ve üflerler… İşte bu üfleyişin mukaddes ateşin saf kaynak abidesi Cemil Meriç’tir. Her toplumun sahibi, temsilcisi, düşünen yaşayan yani bütünün içinde bir öz, kaynak vardır. Bizatihi, her kadim yolun yolcuları, ortaya çıkar; öncenin devamı, sonranın önderliğini yaparlar. Mustafa Armağan’ın kaleminden “Cemil Meriç’in Dünyası ve Seçmeli Metinler” başlıklı, yardımcı kaynaklarla desteklenmiş, pürüzsüz bir dille güçlendirilmiş, okunulması gereken bir kitaptır. Evet, “Meriç’e Dair” bütün okumalar bir yerden sonra bitecek, tamda buradan sonra izlenilen yol mücadele/fedakârlık gelecek geriye kalan ise azim/başarı olacaktır. Meriç ulaştığı narin/derin konumunda ki omurga burasıdır. Derinliği/genişliği ve farklı bir konuma sahip olma varlığı, araştırılmayı gerektirir/hak eder. Dokunduğumuz/dokunacağımız bu kitap(Cemil Meriç’in Dünyası) bu yolun kırıntılarından başka bir şey değildir. Meriç’i münekkid, mütercim ve mütefekkir yapan ne oldu, onu halende okumamıza/yazmamıza ne(ler) anlam ve sembollere süslemiş olabilir? Armağan, bu soruların cevabı olacak çalışmanın Seçme Metinler başlığında Meriç’in diliyle cevaplandırır… Sıraya kitapta ki başlıklar: I. Benim Trajedim, II. Tayfalar Geçidi, III. Batı’nın Putları, IV. Sırları Dökülen Ayna, V. İki Dünya: İslam ve Hint, VI. Roman ve Deneme, VII. Bu Ülkenin Macerası’yla başlıkları tamamlar. Kitabın giriş bölümünde ise; Meriç ve Armağan arasındaki tanışma, röportaj ve vedalaşma başlıkları altında ki anılarını anlatır. Armağan: “Onu(Meriç) kitaplarından tanıdıktan 10 yıl, kendisini tanıdıktan 5 yıl sonra kaybetmiştim ama elinizdeki kitabı hazırlamak için bütün eserlerini yeni baştan okuduğumda garip bir şeyi farkettim: Bugün savunduğum görüş ve yaklaşımların bir kısmını bilincinde olmadan Cemil Meriç’ten almışım!” Meriç’in kendine has duruşu, bize bir durum karşısında anlama ve düşünmenin farklı bir tarzı öğretir. Zihnimizden akan gönlümüze yer edinen, bizim sesimizle bize hitap eden bir sestir. Meriç bir coğrafyadır. Fikir atlasından; uzağı yakın yapan bir ufuk rehberi… Hindistan’ın gizemli ormanlarında, fil kulesine; Mezopotamya’nın bereketli havzasında, Babil bahçelerine; Avrupa kıtasının tüm köşe bucaklarına deyim yerindeyse soluksuzca bir nefesle yürür… O Paris’in rüyalarını süslediği bir Doğulu, Hind’i “keşfe çıkacak” kadar da Batılıdır. Evrensel bir dünya edebiyatı şeması çıkartmaya azmeden bir Batılı, İbn Haldun’un eteklerine sarılacak kadar kendi semasındaki yıldızlara tutkun bir Doğuluydu. 1930’ların ve 1940’ların “çoraklaşmış ülke”sinde zengin yemişlerle dolu bir irfan sofrası çıkartmayı deneyen engin bir tecessüsün sahibiydi. Bu engin tecessüsün, bu evrensel bakışın, bu sıradışılığın , hayret verici kişiliğin altında yatan nedenler, Meriç’in arka planda ki olayların nedenleri üzerinde yeterince düşünüldü mü, araştırıldı mı? Armağan, bu soruları aydınlığa kavuşturmak için öncelikle Cemil Meriç’in içinde doğduğu 1930’ların ve 1940’ların siyasi ve kültürel ortamının hızlı bir fotoğrafını çekmeye ve ardından kendisine en yakın bulduğu çağdaşı aydınlardan olan Tanpınar’la karşılaştırmasını Cemil Meriç’i anlamanın entelektüel ön şartlarından bazılarını vurgulamaya çalışıyor. İkinci bir adım olarak da; Meriç’in doğduğu ve büyüdüğü Hatay’ın Reyhanlı ilçesi ve çevresinin ayrıcalıklı/benzersiz kültürü üzerinde duracaktır. “Batı” kelimesini anlamak Bir gönül işçisinin aydınlık izlerinde “Batı” kelimesini anlamaya keza “Avrupa”ya yolculuk yapmaya davette bulunur. Düşünce gözümüzü Avrupa’nın kültür, siyasal, ekonomik geniş bir perspektiften baktığımızda Cemil Meriç’in analiz gücünü daha iyi göreceğiz. Meriç, Doğu-Batı kavramlarını insan beynin yarım küresi olarak görür; devamında Batı’yı yamyam keza insan yiyenler olarak görür. Ve düşünen Batı’nın yanında olduğunu söyleyip, asıl düşman olduğu Batı; sömürgeci Batı, yamyam Batı olduğunu söyler. Doğu medeniyetine bir sitem, İslam ışığına hasret bir çift göz gibi Meriç sözlerine şöyle devam eder: “ Hiçbir kemale, hiçbir ışığa, hiçbir fazilete pencerelerim kapalı değil. Batı meşaleyi elimizden almış, ama çok iyi maksatlar için kullanmamış. Batı’yı Batı yapan Haçlı Seferleri’dir. Bütün kemalatı ve fazileti bizden aldılar. Biz vahye inanan ve vahye dayanan bir medeniyetin çocuklarıyız. Batı akla ve hesaba dayanır. Biz vefayı, gönlü, itimadı, dostluğu, insanlığı temsil etmişizdir. Batı ise biricik değer olarak menfaati seçmiş. Esasen toplumlarımız da farklıdır. İslam Ümmeti yekparedir. İslam’da sınıf ve esaret yoktur.” Diyen Meriç, kendi coğrafyasında çıktığı onurlu yolda, ilimin faziletine ermiş bir derviştir. Nerden bakarsak bakalım, Meriç her dem bize bizi gösterir; hadi biraz daha öteye gidelim! Meriç coğrafyaları kıtalarını aşmış, ülkeleri fethetmiş, gönüllere taht kurmuş, bir sığınaktır. Muhteşem bir maziyi muhteşem bir istikbale bağlayan kelimeden sevgiden bir köprüdür: Cemil Meriç. Kelimeden sevgiden var olan bu köprü Hilmi Yavuz’un bahsine baktığımızda şöyledir: “Onun(Meriç) Doğu’ya Batı’dan bakarken bir müsteşrik (oryantalist), Batı’ya Doğu’dan bakarken de bir müstağrip (oksidantalist) olduğunu söyler. Referanslar: 1.Mustafa Armağan Cemil Meriç’in Dünyası, Timaş Yay., Mayıs 2013, İstanbul. 2.Necmeddin Şahiner, Cemil Meriç’le Nur Sohbetleri, Anahtar Yay., MUSTAFA ARMAĞAN CEMİL MERİÇ’İN DÜNYASI/Seçme Metinler Timaş Yayınları 7. Baskı Mayıs 2013 İstanbul 311 Sayfa 20 Kasım 2016 Pazar/16:33:57/Aydın. (Yunus Özdemir)
Cemil Meriç, "Bu Ülke"nin yetiştirdiği belki daha doğru bir ifadeyle, "Bu Ülke"de kendini yetiştiren nâdir münevver/mütefekkirlerden. Savrula savrula nâmütenâhîye vasıl olmuş bir adem. Ele aldığı konulara yaklaşım tarzı, açık yüreklilikle serencâmına uygun olarak kullandığı dil ve üslup, edindiği dert ve dâvâ uğruna harcadığı emek örnek teşkil edecek cinsten. Bu eser, onun çeşitli kitaplarından öne çıkan seçme metinlerden mürekkep. Eser âdeta "Cemil Meriç Okumalarına Giriş" mâhiyetinde. Avrupa felsefesinden, "biz"e, kültürden, irfana, romandan denemeye kadar çok çeşitli alanlardan bir beyin fırtınası sunmaktadır. Ayrıca, editör tarafından eklenen "Cemil Meriç Bibliyografyası" eseri daha da zengin muhtevâlı kılmaktadır. (Bilal G.)
"Caddeden geçerken kitapları görürsünüz, demişti kitapları gördüm ve evi buldum, Cemil Meriç gibi bir adamın evi elbette kitaplardan bulunurdu." Kitaba farklı bir amaçla başlamıştım, daha önce hiç okumadığım bir yazar olduğu için ve kalitesinden hiç şüphe etmediğimden olsa gerek önce tanımak istedim. Yalnız Cemil Meriç'in Dünyası adına aldanmamak gerekiyor. Hayatından çok daha önce yazdığı kitaplardan yazılardan pasajlarla dolu bu kitap. Güzel bir giriş eklenmiş, Cemil Meriç'ten deneme okumak gibi. Güzel kitap sadece böyle düşünmemiştim. (Seren ÖZDEMİR)
Kitabın Yazarı Mustafa Armağan Kimdir?
Urfalı anne ve babanın çocuğu olarak Cizre'de doğdu (1961). İlk ve orta öğrenimini Bursa'da tamamladı. İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nden 1985 yılında mezun oldu. Fritjof Capra'dan yaptığı Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası adlı çevirisi ile Türkiye Yazarlar Birliği Tercüme Ödülü'nü (1989) ve Şehir ey Şehir adlı kitabıyla Türkiye Yazarlar Birliği Deneme Ödülü'nü (1997) aldı. Bir dönem (1995-1996) İzlenim ve Diyalog Avrasya (DA) dergilerini yönetti. 1995'ten beri Zaman gazetesinde yazıyor.
Yayınlanan eserleri: Gelenek (1992); Gelenek ve Modernlik Arasında (1995); Şehir Asla Unutmaz (1996); Şehir ey Şehir(1997); Bursa Şehrengizi (1998; 2. Baskı Osmanlı'yı Kuran Şehir: Bursa'ya Şehrengiz adıyla 2006); Alev ve Beton (2000),İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini (2003), İnsan Yüzlü Şehirler (2003), Kuğunun Son Şarkısı: St. Petersburg'da Zamanlar ve Mekanlar (2003); Osmanlı İnsanlığın Son Adası (2003); Osmanlı'nın Kayıp Atlası (2004); Kır Zincirlerinin Osmanlı (2004);Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler (2005); Ufukların Sultanı: Fatih Sultan Mehmed (2006).
Çevirileri: Seyyid Hüseyin Nasr'dan Molla Sadra ve İlahi Hikmet (1991); Fritjof Capra'dan Batı Düşüncesinde Dönüm Noktası(1991); ve Yeni Bir Düşünce (1992); Muhammed Esed'den Sahih-i Buhari: İslam'ın İlk Yılları (2001)
Derlemeleri: İslam Bilimi Tartışmaları (1990); İstanbul Armağanı I: Fetih ve Fatih (1995); İstanbul Armağanı II: Boğaziçi Medeniyeti (1996); İstanbul Armağanı III: Gündelik Hayatın Renkleri (1997); İstanbul Armağanı IV: Lale Devri (2000);İslam'da Bilgi ve Felsefe (1997); İstanbul'da Semtler ve Hayatlar: Bir Semtini Sevmek (2001); Değişen Milliyetçilik: Tartışılan Sınırlar (2001); Cemil Meriç: Düşüncenin Gökkuşağı (2001); Osmanlı Geriledi mi? (2006).
Osmanlı: İnsanlığın Son Adası, Türkiye Yazarlar Birliği'nin 2003 yılı Fikir Ödülü'nü almıştır.
Mustafa Armağan Kitapları - Eserleri
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2
- Küller Altında Yakın Tarih
- Kızıl Pençe
- Avrupa'nın 50 Büyük Yalanı
- Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz
- Satılık İmparatorluk
- Yavuz Sultan Selim Han
- Ufukların Sultanı
- Yakın Tarihin Kara Delikleri
- Geri Gel Ey Osmanlı !
- Türkçe Ezan ve Menderes
- Cumhuriyet Efsaneleri
- Asım'ın Nesli
- Efsaneler ve Gerçekler
- Paşaların Hesaplaşması
- Osmanlı'nın Mahrem Tarihi
- Osmanlı - İnsanlığın Son Adası
- Kır Zincirlerini Osmanlı
- Büyük Osmanlı Projesi
- Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 3
- Tek Parti Devri
- Korku Duvarını Yıkmak
- Cemil Meriç'in Dünyası
- Fatih'in Rüyası
- Osmanlı Tarihinde Maskeler ve Yüzler
- Ayasofya Entrikaları
- Gerçek Tarihin Peşinde
- Osmanlı Sultanları Albümü
- İnsan Yüzlü Şehirler
- Abdülhamid’in Kurtlarla Dansı
- Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür
- Osmanlı'yı Kuran Şehir - Bursa'ya Şehrengiz
- Cemil Meriç Konuşuyor
- Osmanlı'nın Kayıp Atlası
- Osmanlı Tarihini Yeniden Yazmak
- Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed
- Bilinmeyen Yönleriyle İsmet İnönü Gerçeği
- Osmanlı'yı İmparatorluk Yapan Şehir İstanbul
- Petersburg'da Osmanlı İzleri
- Düşüncenin Gökkuşağı: Cemil Meriç
- Yakın Tarihte Efsaneler ve Gerçekler
- Gençler için Fatih Sultan Mehmed
- Tarihimizle Hesaplaşmak
- Gelenek ve Modernlik Arasında
- Osmanlı Geriledi mi?
- Şehir Asla Unutmaz
- Cemil Meriç
- İstanbul Mavi Kırpar Gözlerini
- Haritalar Nasıl Yalan Söyler?
- Alev ve Beton
- Kuğunun Son Şarkısı
- Küller Altında Yakın Tarih Seti (6 kitap)
- Bursa'ya Ütopik Mektuplar
- İslâm'da Bilgi ve Felsefe
- Şehir Ey Şehir
- Ezan Şehidi Menderes
- İslam ve Bilim Tartışmaları
- Paşaların Hesaplaşması
Mustafa Armağan Alıntıları - Sözleri
- Erzurum kongresi'nden bir ay kadar önce toplanan bu ön kongreye sunulan raporda işlenenler sanki bugünden geçmişin dağlarına çarparak yargılanmış gibidir beraberce şunları okuyoruz: Türk Kürtsüz, Kürt Türksüz yaşayamaz. Geçmişte olduğu gibi gelecekte de Türk ile Kürdün aynı tarih, aynı çıkar, aynı hayat sahibi olacaklarını kabul etmemek mümkün değildir. Bu kadar derin ve esaslı bağlarla birbirine bağlı bulunan Doğu vilayetleri Türk'ü ile Kürt'ünü ayırmak her ikisinede ölüm mahkum etmek demektir.Bugün gözümüzü açarak yaralarımızı öz elimizde sarmaya çalışır, dışarıdan gelen Kürtlük-Türklük gibi ayrıştırıcı telkinlere kulak asmazsak hem memleketimizi kurtarır, hem de herkesin mutluluğunu sağlayacak esasları hazırlarız. "Tarihi bir anda bulunuyoruz" diyen bu önemli rapor şu cümlelerle sürüyor: Duygusallığa kapılarak düşmanlarımıza hizmet etmekten sakınma görevi ile mükellefiz. Son fırsat elimizde.Bunu da kaybedersek tarihimizi aşağılanma ile kapamış ve Hazreti Kur'an'ı elimizle toprağa defnetmiş oluruz. Hakkımızda çevrilen entrikaları, düşünülen felaketleri sonuçsuz bırakmak yalnız bir şeye, Doğu vilayetleri Müslümanlarının İttihat (birlik) ve ittifakına bağlıdır. 95 yıl önce Erzurum'da söylenmesi gerekenler söylenmiş aslında.Aklın yolu birdir ne de olsa! Ve ah Erzurum kongresi, seni bir doğru okuyabilseydik! (Cumhuriyet Efsaneleri)
- Eşrefoğlu, al haberi, bahçe biziz, gül bizdendir. Biz Şah-ı Merdan kuluyuz, yetmiş iki dil bizdedir. (Gülün Fethi - Fatih Sultan Mehmed)
- İslam Bilimi diğer bilgi sistemlerinden farklı olarak siyasî ve iktisadî egemenlik için yüce kelamın (logos) rakipleri tarafından şımartılan bir ideolojinin adı değildir. İslam Bilimi, İslam toplumunun değer yapısı üzerinde bilgi geliştirilmesini mümkün kılan bir matris sunar. Bilgi, bilgi içindir diye bir şey yoktur. Kavramsallaştırma, teorik formülasyon, deneysel doğrulama ve bilginin nihaî şeklini alması sosyo-kültürel bir çevre içinde meydana gelir ve onu hasır altı etmek namussuzluk ve ikiyüzlülükten başka birşey değildir. İslam Biliminin Temelini Atmak Münevver Ahmet Enis (İslam ve Bilim Tartışmaları)
- " Bir şehri sevmek , aşka sebep aramaktır ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
- Osmanlı medeniyeti kelimeler üzerine inşâ edilmemiştir. Osmanlı medeniyeti bir hamle medeniyetidir. İman, cezbe, Aşk medeniyetidir... (Cemil Meriç Konuşuyor)
- Soru işaretinin halkaları açılıp kapanıyor birbiri ardınca ve kitaplar imdadıma yetişiyor;sonunda berraklaşıyor manzara. (Petersburg'da Osmanlı İzleri)
- "Cahil bir millet, gösterilen boyunduruğa boynunu kendisi uzatır." (Kızıl Pençe)
- Istiklal marşının güftekarından biri olan şair Faruk Nafiz Çamlıbel'in 27 Mayıs 1960 darbesinin ardından diğer Dp liler gibi süngüyle alaşağı edilerek yassıada da hapse atıldığını biliyormuydunuz ? Onuncu Yıl Marşı'nı gözyaşları içinde, hızlanan kalp atışlarıyla Söyleyip dinleyenler bu marşı onlara armağan edenlerden birini niçin tevkif ettiler? Bugüne kadar bir (söz| yazarını bile kurtaramamış olan Onuncu Yıl Marşı, bugünden sonra da onu tebcil edenleri neden ve nasıl kurtaracak? (Küller Altında Yakın Tarih)
- Doğrusunu yalnız Allah bilir. Ancak ben, tarihe bir de yenilgilerin zaviyesinden bakılmasını öneriyorum. Tarihe bu açıdan bakabilmeyi metodolojik bir ilke olarak kabul ettiğimiz takdırde, ağır basan, kaçınılmaz biçimde bizi belirleyen tarafgirliğimiz nedeniyle ele alamadığımız tarihin karanlık yüzünü gönül rahatlığıyla tahlil edebiliriz. Tarihe daha bir sakınmadan, daha geniş yüreklilikle yaklaşabiliriz. En azından, yenilgilerde olumlu bir taraf, bir ders-i ibret bulmaya çalışarak tarihin üzerimizdeki “baskısı”ndan kurtulabiliriz. Bize öğretilen ya da öğretilmek istenen tarih, hep bir zaferle dizisinden oluşmaktadır. İçinden yenilgiler, başarısızlıklar,beceriksizlikler ayıklanmış bir tarihtir aynı zamanda. Yenilgiler genellikle “ihanet" gibi kulpların takıldığını biliyoruz. Halbuki tarihi yapan şey, yalnız zaferler değildir, ayni zamanda yenilgilerdir. Hatta diyebiliriz ki, en çok yenilgilerdir.En azından bugünkü durumumuzun zaviyesinden baktığımızda böyle görünmektedir. (Gelenek ve Modernlik Arasında)
- Eskilerin dilinde "Kuran-ı Kerim Mekke'de nazil oldu, Kahire'de okundu, İstanbul'da yazıldı." diyebir kelam-ı kibar gezerdi. (Abdülhamid'in Kurtlarla Dansı 2)
- İlim sayesinde kişi Hakikat'a ulaşabilir ancak; Hakk ise Allahu Teâlâ'nın diğer bir ismidir. (İslâm'da Bilgi ve Felsefe)
- "Osmanlı'da sarık bilgiyi, kılıç işe kuvveti, başka bir deyişle sarık din ve ahireti, kılıç da dünyayı temsil ediyordu. #Fatih, hayatında olduğu gibi ölümünde de iki fetih yolunu göstermiş oluyordu böylece. Din ve dünyanın beraberce fethini.." -MustafaArmağan (Ufukların Sultanı)
- İslam âlemi, İslamiyet'te ümitsizlik yasaklandığı halde ümidi bırakıp yese iman etmiştir. Nasıl olmuş da uyuşmuştur bu insanlar? Bu din atalarımın önüne saçtığı cevherleri neden benden esirgiyor? diye düşünür. Neredeyse iradesi elinden alınmış aciz birer mahlûktur içinede yaşadığı toplumun ferdleri. Ağır bir felç geçirmiş gibidir. (Asım'ın Nesli)
- Geçmişi unutturma operasyonu, zamanın acımasız akışı Yüzünden bu operasyonu yapanları muaf tutacak değildi elbette Ve resmi tarih yazmaya kalkanların 'temel kitap' olarak aldıkları Nutuk konusundaki vurdumduymazlıkları, Türkiye'de resmi tarihin neden resmileşemediğinin en belirgin örneği değil midir? (Küller Altında Yakın Tarih)
- Bir de Mevlana' ya karşı aşırı bir sevgisi bulunuyordu I. Murat' ın. "Hünkar" ve "Hüdavendigar" unvanlarını almasında bu derin sevginin etkisini görenler vardır. (Osmanlı'nın Mahrem Tarihi)
- Kulağına cepheden silah sesleri çalınıyordu. (Kazım Karabekirin Gözüyle Yakın Tarihimiz)
- Bir giydiğini bir daha giymediğini, üstü başı perişan birini görür görmez sırtındakini çıkarıp hediye ettiğini biliyor muydunuz? (Osmanlı Sultanları Albümü)
- Keşke sizin yüzyılınızda evlere hiç balkon yapılmasa idi , ileriki yıllarda insanlar ölülerini balkonlara gömmek zorunda kalmayacaklardı ." (Bursa'ya Ütopik Mektuplar)
- Suçlamak kolaydır ama yeni bir şey söylemek ve söyletmek zordur tarihte. (Osmanlı - İnsanlığın Son Adası)
- Fatih beldeleri açan olduğu gibi, zamanı da açan, zamana bir açılım verendir. Zamanı zorlayandır. Zamanın kıvrım ve katlarını açandır. (Sezai Karakoç) (Kızıl Elma Peşinde Bir Ömür)
Yorumlar
0 yorum