Kitap Künyesi
Yazar: Bülent Somay
Yayın Evi: Ağaçkakan Yayınları
İSBN: 9786056582479
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Kadının kadın, erkeğin erkek olduğunu zannedenler vardır etrafınızda -siz değil yahu, belki böyle düşünen arkadaşlarınız vardır…
“Sevişmenin ve çiftleşmenin aynı şey olduğunu,
Seks için iki cinsin gerektiğini,
Erkeklerin kadınlardan daha çok seks düşkünü olduğunu,
Ama ön sevişmenin kadın icadı olduğunu,
Eşcinselliğin kalın barsak hastalıklarına yol açtığını,
Oysa kadının erkeğinin sert olmasını istediğini,
Tecavüzcüler kısırlaştırılırsa sorunun çözüleceğini…”
zannedip duran işte o arkadaşlarınıza hediye edebileceğiniz bir kılavuz kitap.
Onlara bizden selam söyleyin, bu kitabı okuduktan sonra tekrar konuşalım bu konuları…
Psiko-kültürel analiz alanındaki çalışmalarıyla tanıdığımız Bülent Somay’ın kaleminden, Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane, 100’ü de birbirinden efsane!
--reklam--
Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane Alıntıları - Sözleri
- …birileri çıkıp size "Bu Freud da her şeyi cinsellikle açıklıyor canım!" diye bir efsane söylediğinde sakın inanmayın. Freud öyle bir şey yapmıyor. Tam tersine, cinselliği kendisine verilen o aşırı anlam ve önemden kurtarmaya çalışıyor. Ama bu "kurtarma" operasyonunu gerçekleştirmenin yolu, önce durumu tespit ve teşhir etmek, olmakta olanı üzerine örtülen mistik perdeden, "sessizler suç ortaklığından",”kol kırılır yen içinde kalır"dan , "ayıp yorgan altında"dan kurtarmak. Freud'a duyulan o müthiş öfkenin nedeni tam da bu zaten: Ele vermesi, teşhir etmesi, saklanacak delik bırakmaması.
- Freud'un neredeyse bir asır önce söylediği gibi, "Eşcinselliğin bir avantaj olmadığına şüphe yok, ancak utanılacak bir şey, bir kusur veya bir aşağılanma sebebi olduğu da söylenemez ; hastalık kategorisine dahil edilemez."
- Tecavüzün "bağzı" erkeklerin doyurulamaz cinsel iştahından, şehvetinden ya da abazanlığından değil, doyurulması zaten imkansız olan iktidar hırslarından, gündelik hayatlarındaki ezikliklerini telafı gayretinden kaynaklandığını görebiliriz.
- Olmadık bir saçmalığı inatla kabul ettirmeye çalışan, olmayınca küfür ve hakaret eden, o da olmazsa tekme yumruk girişen bir erkek vardır çoğunlukla karşılarında. Yapacakları tek şey ya boyun eğmek, ya da inceden bir alay ve sarkazmla itiraz etmektir. Evet, bir bakıma haklısınız: Bu ikincisi de pasif saldırganlığa girer. Erkeği şiddete çağırır, dayağa davetiye çıkarır. Kadın "dırdırı", kendi kendine söylenmesi, durmadan şikayet etmesi hep bu kategoride ele alınan "tahrik" unsurlarıdır. Erkeğin düpedüz saldırganlığını hoş görmeye çok hevesli olan, bu konuda kanun maddeleri, "usul" ve "teamül" üretip duran, "iyi hal" ve "saygın davranış" kategorilerine sığınan hukuk sistemi ve tabii ki onun en büyük destekçisi olan popüler kültür, bu pasif saldırganlığı "şiddetli tahrik" olarak yorumlayınca da yapacak bir şey kalmaz. Erkeğin "daima" haklı olduğu böylece belgelenir; dayakçı ya da düpedüz katil erkekler "iyi hal" ve "şiddetli tahrik" gerekçeleriyle ya paçayı kurtarır ya da küçük cezalarla atlatırlar. Buradan da “eğitilecek" ve "yola getirilecek" yeni kadınlara yelken açabilirler artık.
- Mısır papirüsünde, timsah tezeğinin doğum kontrolü için nasıl kullanılacağı anlatılıyordu. Keçi barsağından yapılan ilk prezervatiflerden 1960'ta keşfettiğimiz doğum kontrol hapına kadar insanlık tarihi, üreme, çoğalma riskini almadan sevişmenin yollarını aramamızın hikayeleriyle dolu.
- Freud'a göre, içinde yaşadığımız uygarlığın ta kendisi nevrotiktir, çünkü dürtülerin, arzuların bastırılması üzerine kuruludur. Bastırılan kılık değiştirerek geri döndüğünde (ki er ya da geç döner) "hastalıklı" denilen davranışlar ya da kişilik özellikleri ortaya çıkar.
- Kapitalizm esas olarak erkek, baba egemenliğine karşı değil; kadınları “kurtarmak” gibi bir işlevi de yok. Dolayısıyla “gelişmiş kapitalizm” kadınların (ve çocuk ve yaşlıların) bazı sorunlarını hukuki çerçeve içine çekerek bir yandan bunlara tahammül edilmesini, diğer yandan da bunlara karşı mücadele edilmesini kolaylaştırabilir, ancak sorunları çözemez.
- Fransız feminist/psikanalist Luce lrigaray'ı dinleyecek olursak, kadın cinselliği erkek cinselliğinden farklıdır; erkek cinselliği daima "bir" (yani penis) çevresinde kurulur, ama kadın cinselliği "çok"tur. Nokta da yalnızca "G" değil, bir sürüdür.
- Namus ve ahlakın bekçileri, fahişeliğin de mucitleridir. Biri olmadan öteki de olmaz.
- Bu sürede de tecavüzün "bağzı" erkeklerin doyurulamaz cinsel iştahından, şehvetinden ya da abazanlığından değil, doyurulması zaten imkansız olan iktidar hırslarından, gündelik hayatlarındaki ezikliklerini telafi gayretinden kaynaklandığını görebiliriz.
--reklam--
Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ülkenin Yalanlarla, Hurafelerle Yaşadığı En Temel Alan: Cinsellik: "Rivayet odur ki uzun zaman Viktoryen bir düzene katlandık ve bugün hâlâ katlanıyoruz. O görkemli iffet düşkünlüğü tutuk, suskun ve ikiyüzlü cinselliğimize adeta mührünü vurmuştur. İşte o zaman cinsellik titiz bir biçimde kapatılır. Yeni bir mekâna taşınır. Karı kocadan oluşan aile el koyar cinselliğe. Onu, üreme işlevinin ciddiyeti içinde bütünüyle yutar. Cinsellik konusunda çeneler kapanır. Yalnızca meşru ve döl veren çiftin borusu öter. Kendisini model olarak kabul ettiren, kuralı geçerli kılan, gerçeği avcunda tutan çift, sır ilkesini kendine saklamak koşuluyla söz hakkına sahiptir." yazar/i212 ▪Histoire de la sexualite kitap/kitap--252 - Ayrıntı Yay. Halen Foucault'un anlattığı Viktoryen çağda yaşıyor ülkem halkı. Özellikle bu halkın tutucu kesimleri. Cinsellik bu ülkenin kanayan yarası. Üstelik aile kurumuna zarar gelmesin, erkeğin şanı, kadının namusu zedelenmesin diye bu yarayı durmadan tabulaştırıp konuşmadığı, konuşmak istediği sürekli kanayan yara. Cinsellik tu kaka bir şey değil aslında. Öyle öğretilmiş. Oysa baktığınız zaman bütün her şey cinsellik rejimleri üzerine kurulu. Bugün dünyanın yarıdan çoğuna egemen olan ataerkil iktidar tam da bu cinsellik rejimleri üzerine kurulu. Neredeyse bütün dil sürçmeleri, şakaları, imaları cinsellik üzerine kurulu insanlar Freud adını duyduğunda yüzünü buruşturuyor. Oysa günümüzde iktidar yapılarının bastıran özneye sunmuş olduğu popülist yüceltme biçimlerini, bastırılan arzunun kılık değiştirmiş bir şekilde kitle kültürü olarak karşımıza çıkışını ve kitlesel ereksiyon (milli uyarılma) yoluyla bir arada tutulan uyumlu vatandaşları anlamak için Freud halen bir referans. Bülent Somay'da Freud'dan, Lacan'dan yola çıkarak, arada post-feminist kuramcılara başvurarak 100 hurafe ve klişe üzerinde odaklanıyor. 100 yalan aslında. Hepimizin bildiği o kalıplaşmış yargıları cesur bir şekilde yıkıyor. Eşcinsellik ve tecavüz üzerine olan bölümler çok çarpıcı. Özellikle ülkemiz gibi neredeyse her güne bir transseksüel cinayetinin denk düştüğü, travestilere yönelik erkek şiddetinin, homofobik nefret söylemlerinin hiç eksik olmadığını düşünürsek bu nefretin psikanalitik açıdan kökenlerini göstermesi açısından önemli. Şu meşhur kadın cinayetleri lafını haklı olarak erkek cinayetleri olarak okuması açısından önemli. 100'lerce hatayı düzeltmesi açısından önemli. Örneğin kıskançlığı ele alalım. Kitapta bu tür bir soru yöneltilmemiş ama en azından içerik hakkında bir fikir vermesi amacıyla kıskançlığı şu şekilde değerlendirebiliriz. 101. Efsane: Kıskançlık erkeklerde fıtrattandır Şiddetli kıskançlık bir tür ruh hastalığıdır. Bu ağır ruh hastalığı ataerkil toplumlarda erkeğe bebeklikten başlayarak örnekler, pratikler, söylemler yoluyla aşılanır. Çocuğun zihninde örülen cinsiyetçi, erkek-ben merkezci, hükmedici bir dildir. Kadın sürekli kontrol altında tutulması gereken aşırı şüpheli bir nesne olarak bu dilin içinde yapılanır. Kadın bir eksik etektir, sürekli tamamlanılması gerekir. O artık güvenilmekten çok kıskanılması, sevilmekten çok öfkelenilmesi, kendi başına bırakılmaktan çok hükmedilmesi ve dinsel, siyasal enstrümanlar yoluyla sürekli kontrol altında tutulması, saklanması, çarşafa sokulması, gizlenilmesi gereken kontrolsüz bir fitnenin simgesidir. Ataerkil ortadoğu toplumunda kadın, ruh hastası erkeğin bir semptomudur sadece. Kadınlar bu erkek-merkezci ve tekçi göksel ahlâka Nietzche'ci kahkahalarla karşılık vermelidir. Evet, çılgınca kahkahalar atarak. Kitabın dili akademik değil. Zorlayıcı, kavramsal bir içeriği yok. Fakat efsaneleri yıkan Bülent Somay olunca her sayfası ayrı bi kıymetli oluyor. Çocuklarımızı cinsellik konusunda bilgisiz bırakmayalım. Sorularına net cevaplar verebilelim. Hele bir de anne baba adayıysak bu kitapları okuyalım. Unutmayın şiddetsiz, sömürüsüz, tacizsiz ve tecavüzsüz bir dünya cinselliğin rahatlıkla konuşulabildiği ataerkil yapının terk edilerek eşitçi, açık bir topluma geçildiği zaman gerçekleşir. (Andrey Rublyov)
Yazar, yaşadığımız coğrafya da yıllarca duyduğumuz "Erkekler iş yapar, kadınlar ev işi", "Kızını dövmeyen dizini döver", "Dövüyorsa sevdiğindendir", "Soy erkekten geçer" gibi onlarca tabunun gerçek dışı olduğunu okuyucuya anlatıyor. Kitabın okuyucuya farkındalık kattığı bir gerçek, içeriği ve yazarın düşünceleri dar görüşlü bireyler için oldukça faydalı olacaktır. Okumaktan keyif almama rağmen 1 puan verdim çünkü 240 sayfalık kitabın yarısı kapaktaki çizimlere benzer, birbirine benzeyen çizimlerle dolu ( İllüstrasyon değil).. Tam metin şeklinde yazılmış olsa 100 sayfa bile etmeyecek belki de.. Daha az sayfa harcanmış olsa daha iyi olabilirdi kaynakların sınırlı olduğu dünyamızda, kağıdın ithal edildiği ve oldukça pahalı olduğu ülkemizde israfa daha çok dikkat etmemiz gerektiğini düşünüyorum. (Melih Karaman)
Bülent Somay ismiydi kitabı alıp bir an önce okuma isteği doğuran. Kültürel karşılaştırmalar / incelemeler alanında çalışan Somay, bu defa toplumumuzun (aslında pek çok toplumun) en netameli alanlarından birine atıyor elini: Cinsellik. Yalan yanlış, çarpık ve bazen sapık bilgilerle, önkabullerle, varsayımlarla yaşıyoruz cinselliği. Özellikle de ataerkil, erkek egemen toplumlarda (ki kimi ilkel Afrika kabileleri dışında dünyanın tamamı diyebiliriz) ailede, okulda, dini kurumlarda, sosyal çevrede hepimize farkında olsak da olmasak da bir 'erkeklik' ve 'kadınlık' algısı işleniyor. Biz de dünyaya - ve tabii cinselliğe - o çarpıtılmış algı üzerinden bakıyor, ona göre yaşıyoruz. Somay 100 kısa denemeden oluşan kitabında bu algıları doğrudan hedefine yerleştiriyor ve tecavüzden eşcinselliğe, annelik babalık rollerinden orgazm sorunsalına tüm konularda hepimizin errrrrrkekliğini bir güzel madara ediyor. (Serkan Öztürk)
--reklam--
Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Bülent Somay - Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Bülent Somay Kimdir?
1956'da İstanbul, Bakırköy'de doğdu. 1972'de girdiği Boğaziçi Üniversitesinden 1981 yılında, İngiliz Edebiyatı dalında lisansüstü derecesiyle ayrıldı. 1982-83 yıllarında Montréal McGill Üniversitesinde bilimkurgu alanında doktora çalışması yaptı, ancak doktora derecesini almadan İstanbul'a döndü. 1983'ten bu yana Akıntıya Karşı, Zemin, Birikim, Demokrat ve Defter dergilerinde deneme ve makaleleri yayımlandı. 1984-1995 yılları arasında Mozaik Müzik Topluluğunun bir üyesi olarak, 1995'ten sonra ise bağımsız olarak müzik çalışmalarını sürdürdü. Metis Yayınları'nda fantazi ve bilimkurgu dizilerinin editörlüğünü yaptı. 1986-1994 yılları arasında yazdığı siyasi makalelerini Geriye Kalan Devrimdir (Metis, 1997) adlı kitabında, sevdiği şarkıların sözlerinden hareketle yazdığı denemelerini Şarkı Okuma Kitabı'nda (Metis, 2000) topladı. Tarihin Bilinçdışı (2004), Bir Şeyler Eksik (2007) ve Çokbilmiş Özne (2008)Metis yayınlarından çıkan diğer kitaplarıdır. Ütopya, Distopya ve Bilimkurgu hakkındaki yazılarını derlediği The View from the Masthead: Journey through Dystopia towards an Open-Ended Utopia kitabı 2010'da İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlandı. 2002'den beri Bilgi Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü'nde öğretim görevlisi olarak çalışmaktadır. Bülent Somay aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi Kültürel İncelemeler Yüksek Lisans Programı Direktörüdür. Devrimci Sosyalist İşçi Partisi mensubudur.
--reklam--
Bülent Somay Kitapları - Eserleri
- Bir Şeyler Eksik
- Şarkı Okuma Kitabı
- Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane
- Tarihin Bilinçdışı
- Çok Bilmiş Özne
- Geriye Kalan Devrimdir
--reklam--
Bülent Somay Alıntıları - Sözleri
- Aynı şekilde, bilimkurgu romanlarının iyi niyetli pozitivist çabalarının aslında göz ucuyla görülen tekinsiz Gerçek'i evcilleştirme gayretinden başka bir şey olmadığını da fark edebiliriz bu yolla. Yoksa, Bilim kurgu tarihinde yüzlerce, binlerce örneği bulunan "başka türle karşılaşma" öykülerinin ne anlamı olabilirdi ki? Yabancı, uzaylı bir ırk gelip dünyayı fethetmeye kalkar. Ya da tam tersine, insanlar gidip onların gezegenlerini fethetmeye çalışır. Bunun bir sömürgecilik/emperyalizm metaforu olduğunu keşfetmek kolaydır. Bilim kurgu yazarı kendi ideolojik konumuna bağlı olarak, bu durum hakkında radikal, liberal, hatta anarşist bir yorum yapabilir. Ancak içerikten Bilim kurgu formuna geçiş çalışmasını incelediğimizde, önemli olanın sömürgecilik metaforu değil de, "öteki"nin ancak "pozitif bilim" içine çekilerek evcillestirilebilen Gerçek çekirdeği olduğunu fark ederiz. Marslı yeşil yaratiklardan kızılderiliye ya da Afrikalı siyaha aktarım yapmak kolaydır, ama aynı metaforun bütün "ötekiler", kadınlar, ezilen sınıflar, Cinsel, politik ve yöresel ötekiler için de işlemekte olduğunu ve tüm bunlar karşısında hissedilen dehşet duygusunu bilimselleştirme yoluyla örtmeye çalıştığını görmek, yepyeni bir içgörünün kapılarını açar bize. (Tarihin Bilinçdışı)
- Tabii ki her hikaye onu anlatanın kimliğine, ideolojik terciklerine göre belirlenecek. (Tarihin Bilinçdışı)
- Ama korkuya çare olan bir şey var: Şarkı söylemek. (Şarkı Okuma Kitabı)
- Herkes “aslında” olduğunu iddia ettiği şeyin bir karikatürüne dönüşür zamanla. Her özne kendisini en az bir (aslında iki) “öteki” yaratarak kurar... (Çok Bilmiş Özne)
- Freud'un neredeyse bir asır önce söylediği gibi, "Eşcinselliğin bir avantaj olmadığına şüphe yok, ancak utanılacak bir şey, bir kusur veya bir aşağılanma sebebi olduğu da söylenemez ; hastalık kategorisine dahil edilemez." (Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane)
- Hepimiz kıskanırız, her zaman. Eğer kıskanmasaydık, herhangi bir şeye sahip olduğumuzu nasıl anlardık (Bir Şeyler Eksik)
- Bir kadın, bir erkek, bir "öteki" çıkıp, bize varlığından haberdar olmadığımız, kuşku bile duymadığımız bir "ben"imizi aynasında gösterdiğinde, o "ben''e, kendimizdeki yeniye, hayret verici, şaşırtıcı olana aşık oluyoruz. (Şarkı Okuma Kitabı)
- Kuşkusuz her dahice yorum, kısa zamanda cehaletin bayrağına dönüşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. (Çok Bilmiş Özne)
- Bazı insanlar dinlemezler, siz konuşurken bir sonraki konuşmalarını hazırlarlar.. (Bir Şeyler Eksik)
- Le Guin: Bir mum yakmak, bir gölge düşürmektir. (Şarkı Okuma Kitabı)
- "Bilinen biinenler vardır.Bunlar bildiğimizi bildiğimiz şeylerdir. Bilinen bilinmeyenler vardır.Yani,bilmediğimizi bildiğimiz şeyler vardır. Ama bir de bilinmeyen bilinmeyenler vardır. Bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler vardır. " (Çok Bilmiş Özne)
- Eksik doldurulamaz, kapatılamaz, kamufle bile edilemez. Marifet eksikle birlikte yaşamasını öğrenmekte. (Bir Şeyler Eksik)
- Mısır papirüsünde, timsah tezeğinin doğum kontrolü için nasıl kullanılacağı anlatılıyordu. Keçi barsağından yapılan ilk prezervatiflerden 1960'ta keşfettiğimiz doğum kontrol hapına kadar insanlık tarihi, üreme, çoğalma riskini almadan sevişmenin yollarını aramamızın hikayeleriyle dolu. (Cinselliğe Dair Vazgeçmemiz Gereken 100 Efsane)
- Pas yeniden demire dönüşmez, kırılan vazoyu yapıştırsanız da aynı vazo olmaz artık; kemiklerden yaşayan bir dinazor çıkaramayız. Ama pasa bakarak demirin şeklini, kırıklara bakarak vazoyu, kemiklerden dinazor canlısını hayal edebilir, zihnimizde kurabiliriz. (Tarihin Bilinçdışı)
- Çocukluk diye adlandırılan bir kurumun içine doğuyorduk bir kere. Yarım insandık, hatta henüz indan olmayan bir şey, insan taslağı. (Şarkı Okuma Kitabı)
- * Özenti başarısızlığa uğrayınca haseti doğurur. (Çok Bilmiş Özne)
- "Bir cağın hâkim fikirleri, o çağın hâkim sınıfının fikirleridir", amenna. Peki ama o çağın ezilen sınıflarinın fikirleri, duyguları nereye gitmiştir bu denklemde? Tabii ki bastırılmış, o çağın bilinçdışına itilmiştir. O yüzden de bu "bastırılmış olanın geri dönüşünü" anlamlandırabilmek için, psikanalizin yöntemine, bilinçdışının bilinçli davranışları etkileyen, yönlendiren ve zaman zaman da belirleyen potansiyelini kavrama tekniklerine ihtiyacımız var. (Tarihin Bilinçdışı)
- Demokrasi kültürü kitabı metalaştırarak kolay elde edilir bir nesne haline getirdi. Ancak bunu yaparken de kitabın taşıdığı seçkin değeri ortadan kaldırdı... (Tarihin Bilinçdışı)
- Akhilleus, Briseis adlı esir kadının kime ait olduğu tartışması yüzünden Agamennon'a kızıp çadırına çekilmişti. Ama savaşa geri dönüş nedeni (ki bunun sonu olacağını da biliyordu), Patroklos'un onun kılığını (yani zırhını) giyip savaşa giderek Hektor tarafından öldürülmesiydi. Akhilleus-Patroklos aşkından daha büyük bir aşk hayal edilebilir mi? Bakmayın siz Patroklos'u el çabukluğuyla Akhilleus'un "kuzeni" yapıveren heteroseksist Amerikalıların çektiği Troy filmine! (Bir Şeyler Eksik)
- “Kolay elde edilen, hızlı okunan ve anlaşılması için bilgi ve araştırma gerektirmeyen kitaplar”, prekapitalist dönemdeki edebiyat eserlerinin tam zıddıdır: O zamanki kitapları elde etmek zordu (sınırlı baskı, yüksek fiyat, çoğu zaman sadece el yazması); hızlı okunamazlardı (okuryazarlık çok sınırlıydı); anlaşılmaları için ön hazırlık, ön bilgi gerekiyordu (bir kısmı halkın konuştuğu bir dilde bile değildi, mesela Latinceydi, çoğunda başka ve elde edilmesi daha da güç eserleri atıf vardı). Oysa demokrasi kültürü kitabı metalaraştırarak kolay elde edilir bir nesne haline getirdi. (Tarihin Bilinçdışı)
Yorumlar
0 yorum