Kitap Künyesi
Yazar: Michel Tournier
Çevirmen: Melis Ece
Orijinal Adı: Vendredi ou les Limbers Du Pacifiique
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755390642
Sayfa Sayısı: 240
--reklam--
Cuma ya da Pasifik Arafı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Tournier yaşadığımız hayata anlam verebilmek için hikâyelere ihtiyacımız olduğunu düşünen ve
kolektiflik kazanmış hikâyeler denebilecek mitosları da ciddiye alan bir yazar. Temel kaygısı Batı kültürünün temel mitoslarını dönüştürerek bambaşka anlamlandırma ve yaşama imkânlarına işaret etmek! Yazdığı bu ilk romanda ise Batı modernliğinin “girişimci birey” kültünü, “vahşileri ve doğayı uygarlaştıran
beyaz adam” imgesini, “üretim, tüketim” tapınmasını ve “zaman, düzen, disiplin” kaygısını en özlü biçimde ifade eden Robinson mitini paramparça ederek, heyecan verici bir doğa/düşünce sentezini muştulayan çok farklı bir mitoloji inşa ediyor. Cuma ya da Pasifik Arafı Spinoza’dan Lévi-Strauss’a,
Hegel’den Sartre’a bir dizi düşünüre atıflar içeren bir düşünce romanı olmasının yanı sıra, bir macera romanı kadar da sürükleyici. Edebiyatla da düşünülebileceğini gösteren müthiş bir örnek. Düştüğü adada Batı kültürünü minyatür boyutlarda yeniden kuran Robinson’un, önce doğanın, sonra da kendine köle yaptığı ‘vahşi’ Cuma’nın “başkalık”larıyla yüzyüze gelmesi anlatılırken, bütün bir tarih Cuma’nın kahkahalarıyla yeniden yazılıyor aslında. Batı akılcılığının ipliği pazara çıkarılırken “başka” türlü düşünmenin ne denli mümkün ve gerekli olduğu gösteriliyor. Bu nefis romanı ve Deleuze’ün yazdığı sonsözü dikkatle,
tekrar tekrar okuyalım ve kendimize şu soruları soralım: Hayatımızda hem bireysel hem de toplumsal anlamda “başkaları” var mı gerçekten? Başkalarının olmadığı, olsa bile dikkate alınmadığı, ezildiği, yok sayıldığı bir hayat dayatılmıyor mu bizlere? Başkası yoksa ben var mıyım? Biz Ayrıntı Yayınları olarak Cuma’yı yayınlamaktan özel bir haz duyduğumuzu belirtiyor; edebiyata inanan ve sahici soruların peşinde olan herkese tereddütsüz öneriyoruz...
--reklam--
Cuma ya da Pasifik Arafı Alıntıları - Sözleri
- Gerçekte her şey, sizin tarafınızdan öğrenilmeyi bekliyor.
- Her insanın yaşamında ölümcül bir iniş vardır. Benimki çamura doğru iniyor… Hayatta kalmaya çalışmak ölmektir. Sabırla ve bıkmadan kurmak, örgütlemek, düzenlemek gerek. Her duruş, geriye bir adım, çamura doğru bir adımdır.
- Kendi suretinizde bir düzen… hiçbir engelle karşılaşmaksızın kendi iradesini kabul ettirmesini sağlayacak mutlak bir iktidara sahip olmak kadar, bir adamın ruhunu delip geçebilecek bir şey daha yoktur.
- “Zamanı harcama; o, hayatın dikildiği kumaştır.”
- Ruhun, ancak içeriyi dışarıdan ayıran deri perdesinin ötesinde kayda değer bir içeriği olduğunu ve ben noktasının çevresindeki daha geniş çemberlere eklemlenebildiği ölçüde sonsuz derecede zenginleşebildiğini düşünüyorum!
- Düşüncem onu her kullanmak istediğimde gıcırdamaya başlayan benzer bir mekanizma, içerdeliğe, dışardalığın zararına daha fazla değer veriyor. Varlıkların değersiz bir kabuğun içine hapsolmuş hazineler olduğunu düşünürsek, içlerine ne kadar çok dalarsak, ulaşacağımız zenginlikler de o kadar büyük olurdu. Ama ya hazine yoksa?
- Her sabah uyandığımızda içinde bulunduğumuz o bir tür sersemlik hali... Hiçbir şey, uykunun kendine özgü bir deneyim ve ölümün bir genel provası olduğunu bundan daha iyi kanıtlayamaz.
- Dünyaya getirmek, bir önceki soyu, kötülük düşünmeden; ama hiç acımadan hiçliğe doğru iten yeni bir kuşak yaratmaktır. Anne baba gerekli olmaktan çıktıkları anda can sıkıcı olurlar. Çocuk, onlardan gelen ve büyümek için gerekli olan her şeyi doğal olarak nasıl kabul ettiyse yine aynı şekilde onları ıskartaya çıkarır.
- Yoksulluk bir adamı bütün erdemlerden yoksun kılar: Boş bir torbanın dik durması güçtür. Benjamin Franklin
- Başkası yoksa ben var mıyım?
--reklam--
Cuma ya da Pasifik Arafı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kimi kitapların evrensel boyutu üstüne söylenenler hep eksik kalır. Geçenlerde bir araştırma için rafa elimi uzattığımı anımsıyorum, sonrasında köşeme çekilmiş Mıchel Tournier’nin büyülü dünyasıyla yeniden buluşmuştum; bir romanın defalarca okunabildiğinin açık kanıtı… Cuma ya da Pasifik Arafı Deniz kazası, ıssız adaya düşen Robinson; Defoe’nunki gibi değil, Robinson ve Cuma’nın dışında ada da romanın kahramanı kitapta. Parçalanmış, mürettebatı ölmüş Virginie’nin enkazından geriye kalanları adadaki mağaraya taşır Robinson, yeni bir hayat inşa eder. Tahıl, dürbün, tütün, barut… Yaşamını kolaylaştıracak pek çok nesneye sahiptir… Sandık dolusu altın ve mücevher. Yaban keçilerini evcilleştirir, tarlalar hazırlayıp buğday eker. Enkazdan kurtardığı Kitabı Mukaddes’i okur, o yol gösterir, hayatta kalmak, adadaki vahşi yaşama karşı direnmek için. Adaya Speranza adını verir, kendini vali ilan eder, yasalar hazırlar… Bir gün duman görür, gidip bakar; yerliler sahile çekili kayıklarının berisinde ayinle bir kadını parçalayıp yakarlar. Kendini, kurduğu düzeni korumak adına onlardan gizlenir. Kayıklarına binip gittiklerinde rahatlar. İlk sürpriz, geminin köpeği Tenn’in ortaya çıkmasıdır, onun kazadan kurtulmasına sevinir. Bir gün yerliler yine gelirler, yaktıkları ateşin dumanını gören Robinson gizlice izlemeye gider. Bu kez genç bir oğlandır kurban edecekleri. Karmaşa sonucu çocuk kaçar, Robinson’la kesişir yolu… Robinson, içinde bulundukları günün adını verir genç yerliye; Cuma… Cuma, ölümden kurtulduğuna mutludur, sahibi ne derse yapar, suç işleyince dayak da yer, böylece bir anlamda köleliği sürer. Ödüllendirir de Robinson onu; örneğin maaş verir her ay altın olarak. Sürekli Cuma’yı eğitmeye çalışır. Birlikte sayısını bilmedikleri yıllar geçirirler. Doğal hayat kabına sığmaz, Cuma tüm uysallığına karşın kendince başkaldırmayı bilir; Robinson’un özel günler için sakladığı tütünleri içer gizli gizli ve bir gün yakalanınca elindeki pipoyu mağaranın derinliklerine fırlatır. Depolanmış barut patlar, her şey yok olur. O günden sonra Robinson bir teslimiyet sergiler, Cuma’ya kızmak yerine akışına bırakır olayları, arınır, Cuma gibi olmaya, onu anlamaya çalışır. Ve bir gemi yanaşır koya. Adadan kurtulma umudu doğmuşken bundan mutluluk duymaz Robinson. Geminin kaptanıyla sohbet ederler, orada yirmi sekiz yıl geçirdiğini anlar. Cuma’nın gemidekilerle bir anda kaynaşıvermesine içten içe kızar. Sonuç olarak kaptanın yardım teklifine karşın adada kalmayı seçer; tabii Cuma adına da bu kararı alarak. Geminin demir alacağını bildiği sabaha huzurla uyanır… Ancak uzun sürmez iç huzuru… Ötekinin olmadığı bir cinsellik, felsefe, din… İnsan kalma; bir insanın her koşulda ayakta durabilme çabasıyla yaratılmış muhteşem varlığı… Muhteşem bir roman, muhteşem bir final… Kitaplar iyi ki var… yazar_sibel_güneşdoğdu #kitaplarimveben #editör #bilmek #anlamak #kitapönerisi #bookstagram #novel #kitap #okumakgüzeldir (Sibel Güneşdoğdu)
"Issız bir adaya düşerseniz yanınıza alacağınız üç şeyi nedir?" Bu soru lise yıllarında elden ele dolaşan hatıra defterlerinin olmazsa olmaz sorusuydu bu soruya verilen cevaplarla insan karekteri üzerine analizler bile yapılabilir. Tabi o zamanlar Robinson Cruz'u yeni okumuş olduğumuz ve işin psikolojisinden çok teknik detaylarıyla boğuştuğumuz için keskin bıçak, pusula ve günlüğün sahibini mutlu etme amaçlı 'birde sen' diye cevaplardık. Tournier bu kitapla işin teknik kısmından hızla kopardı beni, ıssız bir adaya düşersem yanıma yeterince felsefe bilgisi almaya karar verdim. Kitap Robinson'un elim bir kaza sonucu ıssız bir adada gözlerini açmasıyla başlıyor. Önceleri yoğun bir umutsuzluk, ateş yakarak gemilerin dikkatini çekme çabaları, sorgulamalar, kurtulacağına net bir inanç. Sonraları kabullenme geliyor. Kabullenmeyle birlikte kendi varlığını da adaya kabullendirme çabaları başlıyor. Kendini vali, peder ve general ilan ediyor. Ağaçları ve hayvanları tasnif ediyor kısaca bir ülke yaratıyor, hem hükmeden hem hükmedilen oluyor. Ama tüm bu süreçlerde bir öteki yok. Seyircisiz oynuyor. Seyircisiz oynamak Robinson'un aklıyla oynuyor tüm çabaların anlamsızlaştığı, çamurun içinde çimenlerden otlayarak yaşadığı ve yarattığı evrenden tiksindigi anlar yaşıyor. Adayı bir kadın olarak görmeye,adayla sevişmeye, adayı dölleyerek elde ettiği bitkileri çocuğu yerine koymaya kadar gidiyor iş. Bir adayla nasıl sevişilir diye düşünüyorsanız yazar çok romantik bir şekilde betimlemiş. Ve Cuma geliyor Cuma'nın gelişi Robinson'u hem ürkütüyor hem de silindiğini düşündüğü varlığını kanıtlayabileceği bir öteki ihtiyacını karşılıyor. Klasik, yerlilere karşı beyaz adam tribi ve kırbacı Cuma'nın üzerinde şaklamaya başlıyor. Ama Cuma umursamıyor Cuma bir nesne, adanın bir parçası. Robinson ne kadar uğraşırsa uğraşın o bütünlüğü bozamıyor ve süreçte kendi bütünlüğü bozuluyor. Adada yarattığı hem ekonomik hem ahlaki bütünlük Cuma'nın masum umursamaz tavrıyla zedelenmeye başlıyor. Robinson, eğitimli beyaz bir adam olarak başladığı ada yaşamını sorgulayarak geçirdiği yirmi sekiz yıl, iki ay ve on dokuz günün sonunda, Cuma'nın baştan beri durduğu yerde durduğunu anlıyor ve ufukta bir gemi görünüyor, gitmek mi? kalmak mı? Bizi oluşturan dünyanın ne kadarı bizi kapsıyor ne kadarı toplum tarafından şekillendiriliyor, hiç seyircimiz olmadığında nasıl davranıyoruz. Gerçekten iyi miyiz? yoksa kötülük yapmak kötü olmak daha çok sorumluluk istediği için mi durduruyoruz kendimizi, mesela Cuma iyi mi? kitapta niye hemen Cuma'yı benimsedim onun o umursamaz tavrından doğa ve hayvanla eşit ilişkisinden etkilenirken son hamlesinde niye hayal kırıklığına uğradım. Acaba sevdiklerimizi etiketleyerek onların özgürlüklerini kısıtlıyor muyuz? "Sen iyi birisin görüldü, geç". Kitabın betimlemelerini, felsefik yaklaşımını, insana dair her türlü iyi ve kötü özellikleri yansıtış biçimini sevdim. " Robinson" kurmacasının anlamı nedir? Robinsonculuk nedir? " Gilles Deleuze bu soruları sorarak kitapla ilgili çok tatmin edici bir sonsöz yazmış. Kitap bittikten sonra sağlamasını yaptırmış oldu bana. Kitap felsefi bir birikim istiyor bu konuda biraz zayıf olduğum için anlamakta zorlandığım yerleri de oldu, ama kitabın bütününün keyfini kaçırmadı bu durum. (Ebru)
Robinson hikayesinin felsefe ve sosyal bilimler terminolojisi ve terbiyesi gözetilerek yeniden yazımı. Kitap Robinson’un adayla girdiği kişisel mücadelenin izlerini cumayla karşılaşması ve otoriteyi icat etmesi üzerinden ele alıyor. Kitapta karşımıza iki Robinson çıkıyor. Cuma gelmeden önce doğa karşısında itaati seçen ve kendine hükmeden bir doğa karşısında varoluşu seçen Robinson cumanın gelişiyle kendi tebası doğa ve yasalar arasında yeni bir düzen icat ediyor... (Derida)
--reklam--
Cuma ya da Pasifik Arafı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Michel Tournier - Cuma ya da Pasifik Arafı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Cuma ya da Pasifik Arafı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Michel Tournier Kimdir?
Fransız romancı, öykücü ve denemeci; 1924’te Paris’te doğdu. Tournier, gerçekçi mekânlarda geçmesine karşılık, mitlerden ve simgecilikten yararlanan ve entelektüel bir kışkırtıcılık içeren metinler yazar. Roman ve öykülerinin çoğunda mit ya da efsanelerin günümüz atmosferine uyarlandığını görürüz; sık sık cinsel sapkınlıklara, rahatsız edici takıntılara ve grotesk temalara yer verilir. Her yapıtında ana ya da yan karakterlerden birinin bir çocuk ve en çok işlediği temanın da masumiyetin yitirilmesi olduğuna dikkat çekilmiştir. Ayrıntılı ve felsefi spekülasyonlara dayanan bir yazım tarzı vardır. İlk romanıyla Fransız Akademisi’nin Roman Büyük Ödülü’nü, ikinci romanıyla Goncourt Ödülü’nü kazanmış, 1972’de Goncourt Akademisi üyeliğine seçilmiştir.
Tournier ilk romanı Vendredi ou les limbes du Pacifique (1967; Cuma ya da Pasifik Arafı, Çev. Melis Ece, Ayrıntı Yay., 1994) ile büyük ilgi topladı. Bu yapıtında, modern felsefe ve antropolojinin kuramlarından yararlanarak Robinson mitini yeniden yorumlar ve insan doğasına ilişkin Defoe’nunkilerden oldukça farklı çıkarsamalar yapar. Yoğun gönderme ve simgelerle yüklü Le Roi Des Aulnes(1970; Kızılağaçlar Kralı, Çev. Hasan Anamur, Ayrıntı Yay., 1996), adını Goethe’nin bir şiirinden alır. Roman Hitler’in askeri akademilerine genç öğrenciler yollayan bir adamın etrafında döner. Les météores(1975; Meteorlar, Çev. Yaşar Avunç, Ayrıntı Yay., 2001) eşcinsel bir amca ve ikiz yeğenlerinin hayatını anlatırken ikilik, narsisizm, ensest ve eşcinsellik gibi cinsel konuları kurcalar. Le Coq de bruyère (1978;Çalı Horozu, Çev. Mustafa Balel, Ayrıntı Yay., 1990) ise yazarın hikâye ve masal arasındaki ayırımı belirlediği ve insanla hemcinsleri ya da insanla nesneler arasında aykırı ilişkiler yarattığı bir başka önemli kitabıdır.
Başlıca yapıtları: Éléazar ou la Source et le Buisson (1996; Kaynak ve Çalı ya da Éléazar, Çev. Mustafa Balel, Ayrıntı Yay., 2000); Le Médianoche amoureux (1985; Veda Yemeği, Çev. Mustafa Balel, Ayrıntı Yay., 1992); La Goutte d’or (1985; Altın Damla, Çev. Mustafa Balel, Ayrıntı Yay., 1998); Gaspard, Melchior et Balthazar (1980); Gilles et Jeanne (1983; Gilles ile Jeanne, Çev. Melis Ece, Gece Yay., 1989); Le Vent Paraclet(1977); Le Vagabond immobile (1984); La Couleuvrine (1994); Le Miroir des idees (1994); Journal extime (2002).
--reklam--
Michel Tournier Kitapları - Eserleri
- Cuma ya da Pasifik Arafı
- Veda Yemeği
- Düşüncelerin Aynası
- Çalı Horozu
- Cuma ya da Yaban Yaşam
- Altın Damla
- Kızılağaçlar Kralı
- Meteorlar
- Anahtarlar ve Kilitler
- Gilles ile Jeanne
- Müneccim Krallar
- Dışsal Günlük
- Kutsal Ruh
- Kaynak ve Çalı ya da Eleazar
--reklam--
Michel Tournier Alıntıları - Sözleri
- Düşüncem onu her kullanmak istediğimde gıcırdamaya başlayan benzer bir mekanizma, içerdeliğe, dışardalığın zararına daha fazla değer veriyor. Varlıkların değersiz bir kabuğun içine hapsolmuş hazineler olduğunu düşünürsek, içlerine ne kadar çok dalarsak, ulaşacağımız zenginlikler de o kadar büyük olurdu. Ama ya hazine yoksa? (Cuma ya da Pasifik Arafı)
- Meleği oynayan salağı oynar. Ama salağı oynamak melek olmaya yetmiyor. (Dışsal Günlük)
- Pek net olmayan 1nokta var, önemli olan mutlu olacak mısın??? (Altın Damla)
- Çünkü ahlak ve adalet yasaları iktidar alanına uygulanmaz. (Müneccim Krallar)
- Kızacağından çekindiğim için bunları ona söyleyemiyordum, çünkü söz onun için her zaman ya bir okşamaydı ya da bir saldırı; hiçbir zaman gerçeğin aynısı olmadı. (Kızılağaçlar Kralı)
- Televizyonda "ilk bakışta aşk"la ilgili verdiğim bir röportajın ardından Guy Béart şöyle yazdı bana:"Büyük aşk daha önce hiç görmediğimiz birini tanımaktır. Şarkılar için de aynısı geçerli: içimize dokunduklarında, ortada bir yeniden kavuşma var demektir." (Dışsal Günlük)
- Onun için her mutlu rastlantı bir tuzağı haber veriyordu. (Çalı Horozu)
- "Biliyor musunuz, çocuklarım, aşkla dostluk arasındaki en büyük ayrım, karşılıksız dostluk olamamasıdır'', diye açıklıyordu. "Size dostluk duymayan birine dostluk duyamazsınız. Ya paylaşılır, ya paylaşılmaz. Kısacası, mutsuz dostluk olamaz. Oysa, ne yazık ki, aşk!" (Anahtarlar ve Kilitler)
- (…) hiçbir şey sonsuz boşluğun ebedi suskunluğundan daha üzücü olamaz. (Veda Yemeği)
- "Söyleyeceğin şey suskunluktan daha güzel değilse,SUS o zaman...." (Altın Damla)
- Deha Yetenek Ustalık Açıkgözlük Her insanın - kim olursa olsun - bu dört yeteneğin karışımı olduğunu kabul etmek gerekir. Her şey onların oranına bağlıdır. (Düşüncelerin Aynası)
- A B 'yi severdi, B C'yi, C D 'yi, D de A'yı, böylece herkes ağlayarak birbirinin arkasından koşardı. "Hiçbir zaman Sev beni! demeyin, işe yaramaz, diye uyarıyordu Paul Valery. (Anahtarlar ve Kilitler)
- Körlüğümüzün ve sağırlığımızın duvarını delebilmek için göstergelerin bıkıp usanmadan kafamıza dank dank vurmaları gerek. Yeryüzünde her şeyin simge ve alegori olduğunu anlamak için gereken tek şey sonsuz bir dikkat yeteneği. (Kızılağaçlar Kralı)
- "Kutsal kitabı okumuş olsaydın bir şey dikkatini çekerdi. Tanrı önce Adem'i yarattı, sonra da cenneti, daha sonra Adem'i cennete koydu. Adem cennette olmasına şaşmıştı, bu ona doğal gelmemişti, değil mi? Havva'nın durumu başkaydı; o Adem’den sonra yaratıldı. Cennette yaratıldı; cennetin yerlisi. sonra ikisi de cennetten kovulduklarında, bu Adem ve Havva için aynı şey değildi. Adem ilk çıkış noktasına geri dönüyordu. Havva ise, tersine, doğduğu ülkeden sürülmüştü. Eğer bunu unutursanız, kadınlardan yana hiçbir şey anlamazsınız. Kadınlar cennetin sürgünleridir.." (Meteorlar)
- İşitmem zayıfladığından, cihaz kullanmak için bir kulak uzmanıyla randevum var. Her gün erteliyordum. Kendi kendime: "Nihayetinde başkalarının söylediklerini duymak o kadar önemli mi?" diyordum. (Dışsal Günlük)
- Ruhun, ancak içeriyi dışarıdan ayıran deri perdesinin ötesinde kayda değer bir içeriği olduğunu ve ben noktasının çevresindeki daha geniş çemberlere eklemlenebildiği ölçüde sonsuz derecede zenginleşebildiğini düşünüyorum! (Cuma ya da Pasifik Arafı)
- Tuhaf ve kaygı verici bir boşlukta dalgalanıyordum… (Veda Yemeği)
- Cehalet kötülüğün ta kendisidir, işte bu kadar basit ve açık. (Gilles ile Jeanne)
- Biz altının uğursuzluk getirdiğine inanıyoruz. Gümüş saftar, katışıksızdır ve temizdir. Altın, çok değerlidir, insanı tamahkârlaştırır, hırsızlığa, şiddete, cinayete sürükler. Bunu sana şunun için söylüyorum: Görüyorum ki bullea aureanla 1maceraya atılmak üzeresin. Bu 1özgürlük simgesidir, ama metali uğursuz. Tanrı seni korusun! (Altın Damla)
- Başkası yoksa ben var mıyım? (Cuma ya da Pasifik Arafı)
Yorumlar
0 yorum