Kitap Künyesi
Yazar: Margaret Atwood
Çevirmen: Sevinç Altınçekiç
Çevirmen: Özcan Kabakçıoğlu
Orijinal Adı: The Handmaid's Tale
Yayın Evi: Doğan Kitap
İSBN: 9786050940596
Sayfa Sayısı: 384
--reklam--
Damızlık Kızın Öyküsü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Damızlık Kızın Öyküsü, kadınların erkeklerin buyruğu altında olduğu ve bir kast sistemine göre sınıflandırıldıkları, doğurmanın her şeyden çok teşvik edildiği ve değerli görüldüğü dehşet verici bir hiyerarşiyi, totaliter ve teokratik bir devleti anlatıyor. ABD`nin günbegün itibar kaybetmesine bir son vermek amacıyla askerler ABD başkanını öldürür (ama bunu bir terörist saldırı gibi gösterir ve suçu Müslüman teröristlerin üzerine atarlar), bu da ilk hedefleri `düzeni yeniden sağlamak` olan, "Jacob`ın oğulları" isimli hareketi başlatmış olur. Yaptıkları ilk iş de, ülkedeki tüm kadınların banka hesaplarını dondurarak tüm haklarını ellerinden almaktır. Yeni askeri diktatörlük, toplumu teokratik, ırkçı ve şovenist biçimde yönetmeye başlar.
Kadınların maruz bırakıldığı kast sisteminin en tepesinde doğuramayan evli kadınlar, en altında da otellerde saklanan ve erkeklerin keyfini bekleyen fahişeler vardır. Aradaki sınıflar da kız evlatlar (eşlerin evlat edinilmiş kızları), Martha`lar (ev işleriyle ilgili yetenekleri sayesinde kolonilere gönderilmekten sıyıran bekar, kısır, orta yaşlı kadınlar) ve Teyzeler`den (Damızlık`ları eğitip gözlemlemek için kullanılan, özerkliği olan tek grup) oluşur. Bir de fahişelerle teyzelerin bir üstünde, hayattaki tüm amaçları daha üst sınıflar için çocuk doğurabilmek olan Damızlık`lar vardır, romanın anlatıcısı da Offred isimli bir Damızlık kızdır zaten.
Offred bu yeni toplumu sürekli eski normal hayatıyla karşılaştırır, bu da okuyucuya toplumun nasıl işlediği bilgisini doğal bir şekilde verme yöntemi olarak başarılı olur. Anlatım son derece sade, temiz, üstelik sürekli karşılaştığımız sözcük oyunları da çok hoş. Damızlık Kızın Öyküsü, güvende olmak adına özgürlüğümüzün ne kadarından vazgeçmeye gönüllü olduğumuzu sorgulayan, bilim kurgu türüne (en azından yazarın kendisine göre) ait olmasa da, feminist distopyanın en iyi önekleri arasında sayılan bir roman.
--reklam--
Damızlık Kızın Öyküsü Alıntıları - Sözleri
- "Bir fare de istediği yere gitmekte özgürdür, labirentin içinde kaldığı sürece."
- “Alçakgönüllülük görünmezliktir.”
- “Bir şey, diyor, sadece nadir bulunur ve ulaşılması güçse değerlidir. Sizin değerli olmanızı istiyoruz, kızlar. İnci olduğunuzu düşünün.”
--reklam--
Damızlık Kızın Öyküsü İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir hayatım yoktu.Zevk tacirleri,adıma "hayat kadını" dediler.: Devrim, kadının mutfaktan çıkıp ülke yönetmesidir. - yazar/Vladimir-Ilyic-Lenin Ah kör olası Adem :) Ah Adem, Vah Adem. Ne diye yedin o elmayı bak gördün mü nereden nereye geldik :) Bu kitabı, kendine ben şeriat istiyorum diyen hilafet istiyorum diyen kadın ( adına kadın diyorum , feministlere hakaret olacak ) ümmetin kızıyım ben diyen din mücahitleri varsa onlar okusun. Hâla savunmaya devam ediyorlarsa şeriatı gitsin kendini Keban Barajı'ndan atsın lütfen. Cumhuriyet bunlarla ileriye gitmez. Bu kitabı insan ölüsüne sadece Müslüman olduğu için, kendi dininden olduğu için, kendi ırkından olduğu için, kendi cinsiyetinden olduğu için, Cizvit olduğu, Yahudi olduğu için üzülenler okusun eğer hâlâ aynı fikirde ise onlar da şimdiden yola çıksın Keban Baraji'nda durup kendini onlar da atabilir. Cumhuriyet bunlarla da ileriye gitmez. Hani şu yıllardır her türlü zulme susup Türk bayrağı açmaya yüreği olmayıp Filistinlilere sırf müslüman olduğu için üzülüp Filistin bayrağı açanlar. Onlardan kastım :) Biz LGBT bayrağı açınca tepki gösterip kadınların diri diri yakılmasına, çocuk istismarına, seks köleliğine ses çıkarmayan var ya ! ha işte onlara ben onları kast ediyorum. Keban Barajına ! O da yetmezse Yallah arabistana :) İncelememe başlamadan önce nacizane bir özür dilemek istiyorum hemcinslerim adına, hem tanrıdan hem de erkeklerden. VAJİNAYA SAHİP OLDUĞUMUZ İÇİN ÖZÜR DİLERİZ! Başlayalım bakalım. Klavyeme kuvvet. Merhaba ben Fredinki, fahişeyim. 2. Dünya Savaşı yılları yer ABD . Sovyetlerin başarılarını duyuyoruz. Stalin'den bahsediyorlar. Dünyaya özgürlük gelecekmiş. İlk adetimi ne zaman oldum hatırlamıyorum. Tanrı benden genç kızlığımı çaldı. Büyükannem bütün bunların Tanrı 'nın imtihanı olduğunu ve daima şükretmem gerektiğini söylerdi. Peki ama ben Tanrı 'ya ne yaptım? Neden bana ders vermek istiyor? Ders alması gereken ben değilim ki, esas ders almaları gereken savaş çıkaranlar, ırkçılar, kadın düşmanları. Kadın sünneti ve kürtaj , hiç duydunuz mu bu kelimeleri? Ne demek bunlar? Burada bütün kadınlar kadın sünneti olur. Hamile kalamaması için, kalanlar olursa da kürtaj olur. Kürtaj yapan hekimlere burada "melek yapıcılar" diyorlar. Bir şifre gibi. Bebekler melektir... Cennete melek gönderdikleri için galiba. Siz hiç varolduğunuz için hesaba çekildiğiniz oldu mu? Evet bahsettiğim şey, - IRKÇILIK sırf karşı taraftan olduğunuz için alaya alınacaksınız. Erkek olmadığınız için ABD 'li olmadığınız için. Siyahi olduğunuz için. hani şu yıllar sonra Vietnam'da hemcinslerim bu yüzden öldürülecek. Dünya buna sadece seyirci kalacak. Müslüman teröristler bizi kamplara götürüp kendilerine cariye yapıyor. Dünya buna da sessiz kalıyor. Mahrem, gizli, özel gibi kavramlarımız yoktur bizim. Biz erkeklerin malıyız. Onların zevk unsuruyuz. İnsan ırkının üremesi için bir metayız sadece. Bir denek, değersiz bir denek. Komutan her gece gizli gizli yatağıma gelip bana sahip oluyor. Tecavüz ediyor ! Herkesin içinde çırılçıplak soyunduruluyoruz. Bizi izliyorlar. Bedenim hakkında herkes söz sahibi yalnızca ben söz sahibi değilim! Bize sürekli İNCİL okuyorlar. Biz okumuyorduk ama sadece onlar bize okurdu. Arada bazı ahitleri atlıyorlardı. Sadece işlerine gelen ahitleri okurlardı. Bize sürekli dua ve şükür etmemiz gerektiği söylenirdi. Aşk, cinsel arzu gibi duygular neydi? Unuttum. Çünkü bu duyguların tarifini hissetmeyeli uzun zaman oldu. Her gün komutanlar tarafından tecavüze uğruyorum. Üzerime boşalıyorlar. Bedenim hasta bir ruh gibi. Teokratik, diktatör, tek adam, faşist bir yönetim var başımızda. Irkçı ve şovenist bir idare. Hayatımız yoktu, ama adımıza HAYAT KADINI dediler. Yüzlerimizde savaşın, ataerkilliğin , vahşetin izleri vardı. Bu düzene direnenler vardı elbet değiştirecektik. Değişmek zorundaydı. Bu böyle sonsuza kadar süremezdi. Ama başarısız olursak İDAM edilecektik. Kadındık, her zaman bir hikâyede görünmeyen ana karakterdik. Ama sürekli cisimleşmiş cinsel bir figüran, bir meta olarak gösterildik. Korkunç bir cehalet çağı, ORTAÇAĞ. Irkçılık ortaçağa ait bir unsurdur. Ataerkillik, ortaçağa ait bir unsurdur. Biz ORTAÇAĞ kurbanları idik. Müzik dinlemeye, aşkla dans etmeye hasrettik. Cinsellik aşk demek değildi. Bizler sadece damızlık olarak kullanıyorduk. Bizim yaptığımız her şeyi doğanın normlarına uydurmaktan ibaretti. Lekelenme korkusu ile adımlarımızı korkusuzca atamadık. Özgürce sevemezdik. Masumiyet, saflık zamanla birlikte zaman içinde yitirildi. Şehirler sokaklar farklı görünmeye başladı gözüme. Fakirlerin son sığınağı duaları oldu burada. Galiba dua etmek sadece fakirlere göre zenginlerin dua etmeye ihtiyacı yok. "Sence Tanrı dinliyor mudur? " gerçekten tanrı duyuyor mu bunları? Biz tanrıya ne yaptık? Dua eder gibi görünüyordum çoğu zaman. Benim üzerine çöküp de dua edeceğim dizlerim olmadı ki. Bana o dizlerin üzerine çöktürüp seks köleliği yaptırdılar ellerimi bağlayıp. Gözlerimi kapatıp. Ellerimi zincirlediler. Kalçalarım bana ait değildi artık. Başkasının hükümranlığı idi. Tanrı göklerdeki krallığında gayet memnun öylece duruyordu. Yeryüzünde bunca acı varken böyle umursamaz bir tanrıya inanamıyordum. Savaş, iki zıttı içinde barındıran bir kavramdır. Biri zafer, diğeri ölüm. Ezenler için zafer sayılırken ne yazık ki ezilenler için bir vahşet olacak. Milyonlarca kişiyi öldürdüğünüz için kahraman ilan edileceksiniz. Tek kişi ölünce katil olursunuz halbuki. Açlık, sefalet, savaşın bütün bu kalıntıları... Savaş çıkarmak için tank tüfek üretmek için paraları var ama açları doyurmak, yoksulları barındırmak için paraları yoktu her nedense... Bizler fahişelik için eğitiliyorduk. Janin, Rita, Offred, Moiyra hepimiz birer köleydik. Hepimizin birer de eğiticisi vardı. Lidya teyze, Elizabeth teyze ve Serena Joy. Serena Joy toplama kampındaki seks eğitmenimizdi. Irkçılık, kadın - erkek ayrımcılığı kadar kadını kadından yani insanı insandan ayırmak da tehlikeliydi. Eğlenmelik kadın, üremelik kadın, hanımefendi kadın, zengin kadın, taşralı kadın, şehirli kadın... Standart düzende her kadın yerini alıyor. HEP AYIRMAK peşindeler. TIPKI KOYUN gibi. "Gülmek istiyorum katıla katıla gülmek." (kitapta geçiyor bu söz) Bu sözden sonra iyice zaten koptum gerçekten de dünyada kadın hareketleri ve tüm kadınları düşündüm, üzüldüm neler çekmişler. Aşık olmayı, kahkaha atmayı unutmuşlar. Gerek Hiroşima'da yanan bir çocuğun, gerek New York'ta yıllar önce katledilen işçi kadınların, gerekse Hocalı 'da katliama maruz kalan Türk kadınının , Çin'de katledilen Uygur Türklerinin acısı olsun. Hepsini duymak hissetmek zorundayız. insanlara vahşet yaşatmak hakkınız değil. Kadınları zevk tacirliğinize alet etmekten bırakın artık. Kadınlar vazo değil at değil. Ata da böyle davranılmaz da yani damızlık değil. Yıllardır KADIN geçersiz yasa dışı sayıldı yeter artık. !!!!!! Bir başkaldırı, bir isyan artık kadere karşı koymalıyız. ( gonderi/130652628 ) Bütün ülkelerinkadınları tek bir amaç uğruna birleşin ! Kitapta geçen diğer bir kısım ise Yahudiler'in fırınlara konulup yakıldığından bahsetmiş. Yahudileri canavar ilan etmişler. AH ŞU 2.Dünya Savaşı. Korkunç kabus dolu yıllar. Bu kitabın bana öğrettiği şey FAŞİZM ve SİYASAL İSLAM' ın kadınları köle yaptığı oldu. İYİ Kİ SAĞCI değilim yoksa buna destek verirdim. :) Vermek zorunda kalırdım. iyi ki de ❤ATATÜRK❤ var. O olmasaydı ben de bir adamın seks kölesi idim. Kırbaç cezasına çekilirdim. Belki de idam edilirdim. Kitap sonlara doğru çok güzeldi. Cümleler mükemmel, tespitler, felsefesi mükemmel. Edebiyat ve kurgu da çok güzel. Çeviren iyi iş çıkarmış olmalı. Cümlelerin hepsini paylaşmam mümkün değildi. Ama inanın o derece içimden geldi. Kadın düşmanlığı ve ataerkillik çok güzel işlenmiş. Bu kitaba benzer kitaplar okumak daha çok istiyorum. Şu incelemeyi de bırakayım : gonderi/127225809 Bütün bunlar romanda geçiyor sadece, gerçek hayatta yok diye savunmaya geçenler olursa şuraya da videoları bırakayım yeterli olur sanırım. https://youtu.be/OCKCyKgR_A4 https://youtu.be/5LXipTg0ulU https://youtu.be/AuANt1zvX9k (Radikalizmin Mistik Önderi)
Ürkütücü bir distopya: Ürkütücü bir kitaptı. Hadi canım, böyle bir şey olabilir mi, diyemedim malesef. Bunda kitabın inandırılıcılığı da etkili ama daha çok tarihte yaşananlardan dolayı böyle düşündüm. Gerçi çok uzak tarihe gitmeye gerek yok. Etrafımız kadının evden dışarı çıkmayıp sadece insan üretme vazifesini görmesi gerektiğini düşünen insanlarla dolu. Kurguda Hristanlığın bir mezhebine bağlı gibi görülen bir örgüt darbeyle başa gelir.Ve bütün toplumsal normlar yıkılır, yerine bambaşka bir dünya kurulur.Yeni düzende kadının dış dünyada asla yeri yoktur. Çevresel kirlilikle ve onlara göre günahlardan dolayı nüfus azalmıştır. Doğurgan kadınlar ve kız çocukları çok önemlidir bu yüzden. Kadınlar çesitli sınıflara ayrılır ve her sınıf başka bir renk elbise giyer. Kimlikleri yok etmek içindir bu. Bireyselliği temsil edecek bir şeye asla tahammül yoktur. Tepedeki komutanların doğurma yetisini yitirmiş asıl eşleri ve bu kadınlara çocuk verecek damızlık kızlar vardır.Damızlık kızların adı bile yoktur, sahiplerinin adıyla anılırlar.Kitaptaki kahramana göre onlar "iki ayaklı rahimlerdir" yalnızca. Oysa bu olaydan önce normal bir hayat vardır orada da.Olaylar bir günde değişmiş gibi görünse de suların yavaş yavaş kaynadığını başkahramanımız anlatır .gonderi/59182684 . Gazetelerde kadın cinayetleri ile ilgili haberler çıkar.Ama bunlar normal yaşantısında olan insanlar için duyulup, üzülünüp hemen unutulması gereken şeylerdir. Kendilerini o korkunç gazetelerin kenarlarındaki beyaz ve güvenli alanda hissederler.Oysa farkında olmazlar ki güvenlikleri için yavaş yavaş özgürlüklerinden olurlar. Yani korkunç son, böyle yavaş yavaş gelir. Peki bu sadece, bir kadın kitabi mı? Kitap feminist bir etiketle anılsa da erkekleri de ilgilendiriyor.Hatta aklı başında erkekleri bu kitabın daha fazla sarsması gerekir. Çünkü kitaptaki erkekler de eşit değil. Üreme hakkı bile sadece yöneticilere verilmiş. Zaten sevginin olmadığı, köleliğin hüküm sürdüğü bir düzen hangi aklı başında insanı mutlu eder ki? Kitapta bir sınıf var ki hem iğrendim hem güldüm onlara .Ama hikayesel bir deyimle "acı acı güldüm." Bunlar damızlık kızları eğiten teyzeler sınıfı. O korkunç dünyayı sürekli normalleştirmeye çalışıyorlar. gonderi/59178178 Tehditle, işkenceyle köleleştirmeye çalışıyorlar. Oysa bu mümkün değil. Çünkü kızlar iyi olanı yaşadılar ve bir bellekleri var. Aslında teyzeler de bunun farkında o yüzden "En zor sizin durumununz, siz ara nesilsiniz, sizden sonrakiler için daha kolay olacak diyorlar." Bu duygular tanıdık geliyor mu?.. İktidarın böyle küçük bir parçası bile ne kadar büyük bir haz veriyor bu yaşlı kadınlara. Sanki kendi gözden düşmüşlüklerinin intikamını alıyorlar. Burada iktidar hırsı ve bir kadının önündeki engelin başka bir kadın da olabileceği sorgulanıyor. Cinsellikten haz almak, süs, gösteriş gibi şeyler yasak bu yeni dünyada.Tabi ki yöneticiler için değil! Yasaklar hiçbir zaman onlar için değildir. Zinanın cezası ölüm. Ama gizliden kendilerini eğlendirmek için bir fahişeler sınıfı bile oluşturmuşlar. Kitap hakkında fazlasıyla yan okuma yapılmalı. Kölelik, çok eşlilik, dinlerin ve toplumun kadınlara bakışaçısı gibi pek çok sorun irdelenmiş çünkü. Genel atmosfer ve gerilim yönünden 1984'ten etkilenilmiş gibiydi.1984'teki "düşünce polisi" yerine burada "göz"vardı. Geriye gidiş gelişler olsa da okuması kolay bir eser. Anlatımda biraz tekrara gidilmiş. Bu sabırsız okuyuculari sıkabilir. Bir kadının yazdığı, kadın sorunlarının ön plana çıktığı bu distopik romanı herkesin okumasını tavsiye ederim. Zamanınıza kesinlikle değecektir. (Gönül.)
Her şey normal ve olağan bir şekilde devam ederken bir anda hayatı tepetaklak olan kadınlar... Ellerinden ekonomik güçleri alınan, çalıştıkları işlerinden kovulan, yaptıkları evliliklerin yasalken bir anda yasal olmaktan çıktığı, giyim özgürlüklerinin kısıtlandığı bir hayata adım atan kadınlar... Bu kitap erkek egemenliği olan ve kadınların yalnızca üremek ve çoğalmak için kullanıldığı distopik bir evreni anlatıyor. Gözünüzü kapatın ve böyle bir dünyada yaşadığınızı varsayın. Bildiğiniz her şey günah sayılmış,metreslik kavramı yasallaştırılmış ve metreslik kadınlar arasında önemli bir mertebe haline gelmiş bir dünya. Önemli bir rütbe ve mertebe olarak kabul edilen bir konumdasınız ama yaşadığınız evde her şeyden yoksunsunuz. Hapis gibisiniz. Tuvalet molanıza kadar her şeyiniz belli bir programa dahil. Bir isminiz bike yok. Sizin isminiz artık size sahip olan erkeğin iyelik ekiyle anılmakta. Bradinki. Fredinki. Williamınki. Ve bunun gibi bir sürü. Peki dünya bu hale nasıl geldi. Bize bunu anlatan kahramanımız Fredinki. Gerçek adını hiçbir zaman söylemiyor. Gerçekleşen darbe ve yönetimi ele alan ordu... Ordu için bu bir zaferdir ancak halk için hiç de öyle olmayacaktır. Ordunun yaptığı ilk şey çalışan bütün kadınları işten çıkarmak ve bankalardaki paralarına el koymak olur. Kadınlar bir anda beş parasız evlerinde günlük işleriyle ilgilenirken bulurlar kendilerini. Bir süre bu şekilde devam eden düzen bir kez daha evrim geçirir ve ikinci evliliğini yapan kişiler yasal ve dinen zina kabul edilir. Bu evlilşjlerden olan çocuklar kendilerini Komutan olarak adlandıran üst mertebedeki insanlara evlatlık verilir. Böylece kadınlar çocuklarından ve eşlerinden ayrılmak zorunda kalırlar. Fredinki kaçmaya çalışırken yakalanan biridir ve Damızlık Kız olarak eğitime gönderilir. Sonrasında da görevini yerine getirmek için Komutan evine tayin edilir. Bütün Damızlık Kızlar tek bir beden, tek bir vücut gibi hareket ederler. Bir yere gidecekleri zaman mutlaka iki kişi olarak gitmeli ve başlarını yerden kaldırmamalıdırlar. Sohbet yasak. Eğlenmek yasak. İstedikleri kıyafetleri giymeyi bırakın kendilerine verilen kırmızı resmi kıyafetten başkasını giymek de yasak. Böyle bir dünyada hayatta kalmaya çalışırken hiç beklemediği şeyler yaşayan Fredinki, bir anda kendisini bu düzenden kaçmaya çalışırken bulur. Hikayeyi Fredinki olarak tanıdığımız bu Damızlık Kızın ağzından dinliyoruz. Kaçarken konaklamak zorunda kaldığı bir saklanma evinde kayıt altına aldığı ses kayıtlarını okuyoruz. Kadına değerli olduklarını söyleyip, yaptığı muamelelerin verdikleri bu değerden kaynaklandığını savunan bir sistemi anlatıyor. Ben okudukça bu nasıl değer diyerek okudum. Bu nasıl bir zihniyet, bu nasıl kadına koruma yöntemi dedim. Okurken ayrıca günümüzde kadına yapılanları düşünmeden de edemedim. Bu kadar uç noktalarda değil belki yapılanlar ama sevmek ve değer vermek adı altında kadına yapılan her şeyden sıyrılan bir çok insan var hayatımızda ya da çevremizde. Eğer olur da bu kitabı okumaya karar verirseniz, okurken yaşadığımız hayatın hiçbir şekilde garantisinin olmadığını ve tek bir hareketle hiç düşünülmeyen yerlere savrulabileceğini düşünürseniz eğer, gülümseyin. Çünkü sizin gibi düşünen birisi daha var. Kadınların yaşadığı zulmü yüzündeki gülümsemeyle durduracak güçlü kadınlarız biz. Keyifli okumalar... (Zeynep Aksümer)
--reklam--
Damızlık Kızın Öyküsü PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Margaret Atwood - Damızlık Kızın Öyküsü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Damızlık Kızın Öyküsü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Margaret Atwood Kimdir?
Margaret Eleanor Atwood 18 Kasım 1939 doğumlu Kanadalı yazar, şair, eleştirmen, denemeci ve feministtir. Yakın tarihin en onur duyulan kurgu yazarları arasında gösterilir. Arthur C. Clarke ve Prince of Asturias Edebiyat ödüllerini kazanmıştır. Aynı zamanda beş kez Booker Ödulleri listesinde yer almış, birini kazanmış ve yedi kez The Governor General's finalisti olmuş ve iki kez kazanmıştır. Daha çok roman yazarı olarak tanınmıştır. Aynı zamanda günümüze kadar 15 tane şiir kitabı yayınlanmıştır ve bu alanda da ödül sahibidir. Şiirlerini gençken ilgi duyduğu efsane ve peri masallarından esinlenerek yazmıştır. Atwood aynı zamanda Tamarack Review, Harper's, CBC Anthology, Ms. Saturday Night, Playboy ve bunun gibi birçok dergide kısa hikâyeler yazmıştır.
Atwood, Kör Suikastçı (The Blind Assassin) adlı romanıyla 2000 Booker Ödülü'nü kazandı.
Ottowa, Ontorario, Kanada' da Margaret Dorothy ve Carl Edmund Atwood'un ikinci çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Annesi Margaret Dorothy diyetisyen ve beslenme uzmanı babası Carl Edmund ise entomologdur. Babasının orman entolojisi araştırmaları nedeniyle çocukluğunun büyük bir kısmı Northern Quebec bölgesinin ağaçlık arazilerinde geçmiştir. 11 yaşına kadar tam zamanlı olarak okula gitmemiştir. Doymak nedir bilmeyen bir edebiyat okuyucusu olmuştur. En çok ilgi duydukları gizemli öykülerden oluşan Dell cep kitapları, Grimm's Peri Masalı kitapları , Kanadalı hayvan hikâyelerini anlatan kitaplar ve komedi kitaplarıdır. Leaside'da Leaside Hıgh School'da okumuştur ve 1957'de mezun olmuştur.
Atwood yazmaya altı yaşında başlamıştır ve 16 yaşına geldiğinde profesyonel olarak yazmak istediğinin farkına varmıştır. 1957 yılında Toronto Üniversite'ne bağlı olan Victoria Üniversitesi'ne başlamıştır. Jay Macpherson ve Northrop Frye profesörleri arasındadır. 1961 yılında onur derecesiyle Sanat Bölümünden ve ikinci branş olarak Psikoloji ve Fransızca bölümlerinden mezun olmuştur. 1961'in sonlarında özel basımı yapılan Double Persephone adlı şiir kitabına verilen E.J Pratt Madalyası'nı kazandıktan hemen sonra Woodrow Wilson bursuyla Harvard's Redcliffe College'ta öğrenimine devam etti. 1962 yılında Radcliffe'de master derecesi elde etti ve ilerleyen çalışmalarını Harvard Üniversitesi'nde iki yıl boyunca sürdürdü fakat eğitimi 'The English Metaphysical Romance' konulu tezinin tamamlamadığı için yarım kaldı. British Columbia Üniversitesi (1965), Sir George Williams Üniversitesi Montreal (1967-68), Alberta Üniversitesi (1969-79), York Üniversitesi Toronto (1971-72) ve NewYork Üniversitesi gibi tanınmış üniversiteler de ders vermiştir.
--reklam--
Margaret Atwood Kitapları - Eserleri
- Damızlık Kızın Öyküsü
- Ahitler
- Evlenilecek Kadın
- Nam-ı Diğer Grace
- Kör Suikastçi
- Antilop ve Flurya
- Penelopia
- Damızlık Kızın Öyküsü (Çizgi Roman)
- Tufan Zamanı
- Cadı Tohumu
- Kalp Gidince
- Ademden Önceki Yaşam
- Delliaddem
- Kedi Gözü
- Başka Dünyalar
- Ağacın En Tepesinde
- Halka Oyunu
- Ölülerle Uzlaşmak
- Freedom
- Happy Endings
- Bodily Harm
- You Are Happy
- Interlunar
--reklam--
Margaret Atwood Alıntıları - Sözleri
- Bakın, Yeryüzü ve müzik, Evren ve armoni, işte bunlar Tanrının Yarattığı eserlerdir (Tufan Zamanı)
- Tabii ki hikayemi bilmeyenler için özel biri olmayacağım. (Nam-ı Diğer Grace)
- Bu dünyada karşılaştığınız her insanlığın, her nezaketin değerini bileceksiniz, ağaçta yetişmiyor bunlar. (Nam-ı Diğer Grace)
- Ne yaparsam yapayım aklımı korumalıyım. Biliyorum başka yerlere kıyasla yolumu sonsuza dek kaybetmek daha kolay benim için burada. (Halka Oyunu)
- Ey insan, cömert olan Rabbine karşı seni ne aldattı? (İnfitar suresi) (Cadı Tohumu)
- “Bir şey, diyor, sadece nadir bulunur ve ulaşılması güçse değerlidir. Sizin değerli olmanızı istiyoruz, kızlar. İnci olduğunuzu düşünün.” (Damızlık Kızın Öyküsü)
- ...karanlığın korkutucu yanı budur : bilinmeyen. (Başka Dünyalar)
- Sınırlar,haritada birer çizgidir sadece. (Ahitler)
- "Güvenlik diye bir şey yok muydu? İnsan, dünyayı yüreğiyle tanıyamaz mıydı? Rehber ya da sığınak yok muydu hiç... Her şey mucizevi miydi ve insanın kendini kule tepesinden boşluğa atması mı gerekiyordu?" _ Virginia Woolf, Deniz Feneri (Antilop ve Flurya)
- Nasıl yaşamalıyım, bilmiyorum. Herkes nasıl yaşamalı, bilmiyorum. Bütün bildiğim nasıl yaşadığım. Kabuğu çıkarılmış bir salyangoz gibi yaşıyorum. Bu da para kazanmak için iyi bir yol değil. (Ademden Önceki Yaşam)
- Çocuklar baslarina gelen kötü şeyin bir biçimde kendi suçları olduğuna inanır. (Kör Suikastçi)
- Vazgeçilmez olma fikrinin gurur okşayıcılığına hangimiz dayanabilir ki? (Penelopia)
- . Çoğu kalp, istiyorum, istiyorum, istiyorum, istiyorum der. Kalbim dahi ikiyüzlü... İstiyorum, istemiyorum, istiyorum diyor ve sonra bir duraksama. Beni dinlemeye zorluyor. ... (Interlunar)
- Korku, müthiş bir afrodizyaktır; bir gün denemenizi tavsiye ederim. (Nam-ı Diğer Grace)
- Kill what you can't save what you can't eat throw out what you can't throw out bury What you can't bury give away what you can't give away you must carry with you, it is always heavier than you thought. (You Are Happy)
- Hayat size limon vermişse, limonata yapın. (Ahitler)
- Az önce bir geyik avlamış olan avcı, kibar bir şehirli gibi poz vermişti; saçlarında herhangi bir çalı-çırpı parçası, ellerinde kan yoktu. Tabii, reklamlarda çirkin veya rahatsız edici görüntüler görmek istemezdiniz, melesa dili dışarı sarkmış bir geyik gibi. (Evlenilecek Kadın)
- . Ona bakmak, ıstırabın gerçekten de arındırdığına inanmaktır. ... (Kalp Gidince)
- Bütün istediği bir mucize olması. Çünkü başka hiçbir umut yok. (Ademden Önceki Yaşam)
- İnançtan çok şey beklememeliyiz. İnsanın anlayışı hataya açıktır. (Tufan Zamanı)
Yorumlar
0 yorum