Kitap Künyesi
Yazar: Selim Gündüzalp
Yayın Evi: Zafer Yayınları
İSBN: 9799752610100
Sayfa Sayısı: 140
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 6 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Köylünün Birisi, güz vakti arı kovanlarından bal peteklerini toplar, tahta teknelere doldurarak, satmak üzere kasabaya getirirmiş. Kendisine bakkal bir müşteri bulmuş. Pazarlık yapmışlar, üç aşağı, beş yukarı derken anlaşmışlar. Sura balın tartılmasına gelmiş.
Bakkal, balı tartmaya başlamış, ama terazisinin kefesine koyacak yarım okka'dan başka ağırlığı olmadığı için, köylünün getirdiği koca koca petekleri, elleriyle böler parçalar kefeye öyle koyarmış. Tabi bu arada elleri dirseklerine kadar bal oluyormuş. Ne yapsın o da, eline koluna bulaşan bu balı yalamaya başlamış.
Köylü bu durumdan biraz rahatsız olmuş:
"Emmi, balın yarısı yalamaya gidiyor" diye söylenmiş.
Bakkal: Ağam, işkillenme, kastım yok! Ama bilirsin ki, bal tutan parmağını yalar!" demiş.
Türkçe'nin, deyimler yönüyle zengin bir hazineye sahip olduğu şüphesizdir. Hepimiz konuşmalarımızda ve yazılarımızda bu hazineden faydalanırız, ama çoğumuzun, kullandığımız deyimlerin kaynağından habersiz olduğu da bir gerçek. Bunun en önde gelen sebeplerinden biri, bu deyimlerin ilk kullanıldığı durum ve olayların öykülerine ulaşabileceğimiz derli toplu bir çalışmanın hâli hazırda bulunmayışıdır. İşte "Deyimler ve öyküleri" dizisi bu sahadaki eksikliği gidermek amacıyla hazırlandı.
"İkinci öykü dizisi" okuyucularını, merakla izlenecek, neşeli bilgilerle dolu bir yolculuğa çağırıyor.
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 6 Alıntıları - Sözleri
- AGANIN biri, üzerine örttüğü yorganların küçüklüğünden şikayet edip duruyormuş. Yüklükte ne kadar yorgan varsa hanımına çıkarttırmış. Her birini tek tek örtmüş, aneak sabah kalktığında: "Bu da kısa geldi. Ayaeıkiarım buz kesti" demiş. Sonunda civarda ne kadar yorganeı varsa hepsini toplamış . Onlara, nasıl bir yorgan istediğini anlatmış. Kim arzu ettiği yorganı yaparsa ona büyük mükafat vaad etmiş. Yorgancılar gitmişler, haftalarca çalışmışlar ve yaptıkları yorganları ağaya getirmişler. Ağa her yorganı denemiş, ancak hiçbiri istediği gibi olmamış, "Şehirde yaşlı bir yorgancı var, bir de ona soralım" demişler. Yaşlı yorgancıya gidip, olan biteni anlatmış lar. Yorgancı: "Siz şimdi gidin, ben yorganı tamam eder getiririm" demiş . Aradan üç-beş gün geçmemiş ki, yaşlı adam sırtın- da orta boylu bir yorganla çıkagelmiş. Ağa, yorganı gö- rünce: "Dedem, bu senin yorganın küçüklüğü burdan belli" demiş . Yorgancı: "Sen hele şuracığa bir uzan, ben yorganı kendi ellerimle üzerine örteceğim" demiş. Ağa yatmış, yorgancı da yorganı üzerine örtmüş, Bakmışlar ağanın ayakları yorganın dışında kalmış . Ağanın "bak gördün mü?" demesine fırsat kalma- dan, yorgancı yanında getirdiği ince bir kızıkık dalı ile ağanın ayaklarına vurarak şöyle demiş: "Ağa da olsan, bey de olsan ayağını yorganına göre uzatacaksın!" ••• Bu deyim, "elindeki imkanların sınırını iyi biL. Bir iş yapacağın zaman sınırı aşma" manasında kullanılır.
- KARTALıN kulağına gitmiş ki, şu kara karga mille- tinin ömrü çok uzun olurmuş. Merak etmiş, bir karga bulup ona sormuş: "Biz ki, şu kuşlar aleminin padişahlarıyızdır, ama ömrümüz şuncacıktır. Sen nasıloluyor da böyle uzun yaşayabiliyorsun? Elbet bir sırrı vardır bunun, anlat bakalım!" Karga: "Aman, kartal efendi! Ne sırrı, ne efsunu, sebebi gayet açıktır." "Anlat anlat!" "Biz kargalar leş yeriz bilirsin. Leş dediğin öyle yerde yatar durur. Ne kaçar, ne debelenir. Çökeriz başına kamımızı doyururuz. Oysa siz öyle misiniz? Gün boyu bir tavuk, üç-beş bıldırcın kapmak için ne zahmetlere girersiniz. Bazen de olur ki, avlanayım derken av olursunuz. Anlayacağınız , şu kara kargalar çok yaşıyorsa işte sebebi budur." İşin sırrını kapan karta!: "Madem öyle haydi ben de leş yiyeyim. Bul bir tane de göster sanatının inceliklerini" demiş . Karga, kartalı peşine takıp bir-iki kanat çırpmış , az sonra da bir derenin kıyısında uzanmış yatan, kocaman bir eşek leşi bulmuşlar. Karga: "Aman efendim aman!" demiş. "Nasibimize bak! " Sonra da, eşeğin karnına konuvermiş . Gaga üstüne gaga vuruyor kopardığı parçaları çiğnemeden yutuyor, bir yandan da, eşek leşinin faziletlerini kartala sayıp döküyormuş . Kartal tünediği ağaç dalından kargayı izlemeyi bırakıp yanına süzülmüş . Ancak, leşin kokusu onu fena çarpmış: "Aman bu ne pis bir şeydir! Kara karga senin o ko- ca bumun sızlamıyor mu bu kokudan?" "Yooo .. " Kartal kokuya tahammül edip bir iki lokma didiklediyse de, boğazından geçirememiş . Bakmış olmayacak: "Aman! Böyle leş yiyerek çok yaşayacaksam kalsın. Temiz temiz yer içerim, ama az yaşanm. Az olsun temiz olsun! " demiş . ••• Bu deyim, "doğru şekilde kazanılmış 'az', yanlış yollardan elde edilmiş 'çok'tan iyidir" manasında kullanılmıştır.
- TEBRİZ'Lİ Abbas Ağa adında bir adam varmış . Tüccarmış, kağıtçılık işi ile uğraşırmış. Kısa boylu, fakat gayet tombalak biriymiş . Bir gün arkadaşlarıyla sohbet ederken, işin rengi değişmiş, tartışmaya başlamışlar. İçlerinden biri: "Abbas Ağa, sen çok konuştun . Boyun kadar laf etsene" demiş . Abbas Ağa, bu söylenenlere çok kızmış ve şöyle cevap vermiş: "Ben enime göre laf ederim!" ••• Bu deyim, "bir meseleyi her yönüyle etraflıca, konuşmak" anlamında kullanılır.
- VAKTİYLE, Yalova henüz bir ilçe iken, genç, heves- kar ve işgüzar bir kaymakam oraya tayin olunmuş . Vilayette resmi bir işi çıkm ş, çağrılmış , İstanbul'a gelmiş . Sirkeci'de kaldığı otelin altındaki kıraathanede sabahleyin, bütün İstanbul gazetelerini gözden geçirmiş. Fakat kendisinin İstanbul'a geldiğini bildiren bir habere rastlayamamış . Bu duyarsızlığa çok canı sıkıl mış . Sonra kalkıp, yakındaki berber dükkanlarından birisine traş olmağa girmiş. Berber ile kaymakam. tıraş esnasında başlamışlar dereden tepeden. havadan. sudan konuşmaya. Kaymakam bir aralık nabız yoklamak için berbere sormuş: "Yahu hemşehrim. duydun mu Yalova Kaymakarnı İstanbul'a gelmiş. her halde gazeteler yarın yazarlar.." deyince berber dudak bükmüş: "Beyim sen deli misin? Burası İstanbul. kim sallar. kim takar Yalova Kaymakamı·nı .. ... demiş . ••• Bu deyim. itibarı. kıymeti ve yetkisi olmayan birilerini tarif için kullanılır.
- Ayağını yorganına göre uzat AGANIN biri, üzerine örttüğü yorganların küçüklüğünden şikayet edip duruyormuş. Yüklükte ne kadar yorgan varsa hanımına çıkarttırmış. Her birini tek tek örtmüş, aneak sabah kalktığında: "Bu da kısa geldi. Ayaeıkiarım buz kesti" demiş. Sonunda civarda ne kadar yorganeı varsa hepsini toplamış . Onlara, nasıl bir yorgan istediğini anlatmış. Kim arzu ettiği yorganı yaparsa ona büyük mükafat vaad etmiş. Yorgancılar gitmişler, haftalarca çalışmışlar ve yaptıkları yorganları ağaya getirmişler. Ağa her yorganı denemiş, ancak hiçbiri istediği gibi olmamış, "Şehirde yaşlı bir yorgancı var, bir de ona soralım" demişler. Yaşlı yorgancıya gidip, olan biteni anlatmış lar. Yorgancı: "Siz şimdi gidin, ben yorganı tamam eder getiririm" demiş . Aradan üç-beş gün geçmemiş ki, yaşlı adam sırtın- da orta boylu bir yorganla çıkagelmiş. Ağa, yorganı gö- rünce: "Dedem, bu senin yorganın küçüklüğü burdan belli" demiş . Yorgancı: "Sen hele şuracığa bir uzan, ben yorganı kendi ellerimle üzerine örteceğim" demiş. Ağa yatmış, yorgancı da yorganı üzerine örtmüş, Bakmışlar ağanın ayakları yorganın dışında kalmış . Ağanın "bak gördün mü?" demesine fırsat kalma- dan, yorgancı yanında getirdiği ince bir kızıkık dalı ile ağanın ayaklarına vurarak şöyle demiş: "Ağa da olsan, bey de olsan ayağını yorganına göre uzatacaksın!" ••• Bu deyim, "elindeki imkanların sınırını iyi biL. Bir iş yapacağın zaman sınırı aşma" manasında kullanılır. 32 Az olsun temiz olsun KARTALıN kulağına gitmiş ki, şu kara karga mille- tinin ömrü çok uzun olurmuş. Merak etmiş, bir karga bulup ona sormuş: "Biz ki, şu kuşlar aleminin padişahlarıyızdır, ama ömrümüz şuncacıktır. Sen nasıloluyor da böyle uzun yaşayabiliyorsun? Elbet bir sırrı vardır bunun, anlat bakalım!" Karga: "Aman, kartal efendi! Ne sırrı, ne efsunu, sebebi gayet açıktır." "Anlat anlat!" "Biz kargalar leş yeriz bilirsin. Leş dediğin öyle yerde yatar durur. Ne kaçar, ne debelenir. Çökeriz başına kamımızı doyururuz. Oysa siz öyle misiniz? Gün boyu bir tavuk, üç-beş bıldırcın kapmak için ne zahmetlere girersiniz. Bazen de olur ki, avlanayım derken av olursunuz. Anlayacağınız , şu kara kargalar çok yaşıyorsa işte sebebi budur." İşin sırrını kapan karta!: "Madem öyle haydi ben de leş yiyeyim. Bul bir tane de göster sanatının inceliklerini" demiş . Karga, kartalı peşine takıp bir-iki kanat çırpmış , az sonra da bir derenin kıyısında uzanmış yatan, kocaman bir eşek leşi bulmuşlar. Karga: "Aman efendim aman!" demiş. "Nasibimize bak! " Sonra da, eşeğin karnına konuvermiş . Gaga üstüne gaga vuruyor kopardığı parçaları çiğnemeden yutuyor, bir yandan da, eşek leşinin faziletlerini kartala sayıp döküyormuş . Kartal tünediği ağaç dalından kargayı izlemeyi bırakıp yanına süzülmüş . Ancak, leşin kokusu onu fena çarpmış: "Aman bu ne pis bir şeydir! Kara karga senin o ko- ca bumun sızlamıyor mu bu kokudan?" "Yooo .. " Kartal kokuya tahammül edip bir iki lokma didiklediyse de, boğazından geçirememiş . Bakmış olmayacak: "Aman! Böyle leş yiyerek çok yaşayacaksam kalsın. Temiz temiz yer içerim, ama az yaşanm. Az olsun temiz olsun! " demiş . ••• Bu deyim, "doğru şekilde kazanılmış 'az', yanlış yollardan elde edilmiş 'çok'tan iyidir" manasında kullanılmıştır. 34 Enine boyuna konuşmak TEBRİZ'Lİ Abbas Ağa adında bir adam varmış . Tüccarmış, kağıtçılık işi ile uğraşırmış. Kısa boylu, fakat gayet tombalak biriymiş . Bir gün arkadaşlarıyla sohbet ederken, işin rengi değişmiş, tartışmaya başlamışlar. İçlerinden biri: "Abbas Ağa, sen çok konuştun . Boyun kadar laf etsene" demiş . Abbas Ağa, bu söylenenlere çok kızmış ve şöyle cevap vermiş: "Ben enime göre laf ederim!" ••• Bu deyim, "bir meseleyi her yönüyle etraflıca, konuşmak" anlamında kullanılır. 67 Kim takar Yalova Kaymakamını VAKTİYLE, Yalova henüz bir ilçe iken, genç, heves- kar ve işgüzar bir kaymakam oraya tayin olunmuş . Vilayette resmi bir işi çıkm ş, çağrılmış , İstanbul'a gelmiş . Sirkeci'de kaldığı otelin altındaki kıraathanede sabahleyin, bütün İstanbul gazetelerini gözden geçirmiş. Fakat kendisinin İstanbul'a geldiğini bildiren bir habere rastlayamamış . Bu duyarsızlığa çok canı sıkıl mış . Sonra kalkıp, yakındaki berber dükkanlarından birisine traş olmağa girmiş. Berber ile kaymakam. tıraş esnasında başlamışlar dereden tepeden. havadan. sudan konuşmaya. Kaymakam bir aralık nabız yoklamak için berbere sormuş: "Yahu hemşehrim. duydun mu Yalova Kaymakarnı İstanbul'a gelmiş. her halde gazeteler yarın yazarlar.." deyince berber dudak bükmüş: "Beyim sen deli misin? Burası İstanbul. kim sallar. kim takar Yalova Kaymakamı·nı .. ... demiş . ••• Bu deyim. itibarı. kıymeti ve yetkisi olmayan birilerini tarif için kullanılır. 101
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 6 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Deyimler ve atasözlerinin ortaya cıkış hikayelerini anlatan bir kitabı uzun zamandır okumak istiyordum. Denk gelince hiç kaçırmadım bir çırpıda okudum. Eser 7 ciltten olusuyor. Kitabı cok sevdim, dili akıcı, konuyu kısa ve öz cümlelerle anlatıyor. (red john)
--reklam--
Deyimler ve Öyküleri 6 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Selim Gündüzalp - Deyimler ve Öyküleri 6 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Deyimler ve Öyküleri 6 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Selim Gündüzalp Kimdir?
1951 yılında Adapazarı’nda dünyaya geldi. Sırasıyla Adapazarı Kurtuluş İlkokulu’nu, Adapazarı Merkez Ortaokulu’nu ve Adapazarı Lisesi’ni okudu. 1979 yılında, Marmara Üniversitesi Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nden mezun oldu. 1968 yılında, ortaokul öğrencisiyken, günlük bir gazetenin tertip ettiği, bir şiir yarışmasıyla yazı hayatına başladı. Bir müddet basketbol ile ilgilendi. Zafer Dergisi’nin kurucuları arasında yer aldı. 1977 yılının ilk aylarında ilk sayısı çıkan Zafer Dergisi’nde çalıştı.
“Ölüm ve Ötesi” adlı ilk kitabı 1985’de Cihan Yayınları’nda neşroldu. 1986’da Zafer Yayınları’nda, aile serisinde “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı çıktı. 1991 yılında “Ölüm Son Değildir” adlı kitabı, küçük cep kitabı olarak basıldı. Ölüm Son Değildir 1, 2 ve 3 adlı kitapları, sırasıyla 1999, 2001 ve 2002 yıllarında basıldı. 1991 yılında Zafer Yayınları’nın da kurucusu olan Selim Gündüzalp, 2002’den itibaren toplamı 15 adet olan öykü dizisi kitaplarını çıkarmaya başladı.
2003 yılında “Deyimler ve Öyküleri” dizisini oluşturmaya başladı. 2003 yılında Zafer Yayınları’nın bir alt kuruluşu olan Uğurböceği Yayınları’nın kuruculuğunda da bulundu. Uğurböceği Yayınları’nda birçok kitabın yayına hazırlanmasında katkıda bulunmuştur. Ayrıca bu yayınevinde başka bir müstear isimle, çocuklara yönelik çalışmalar da yapmıştır. “Allah ve Dua”, “Allah ve Ümit” ve “Allah ve Aşk” isimli tefekkür kitaplarının, “Serap” isimli bir romanın da yazarıdır. Ayrıca “Asr-ı Saadetten Öyküler” adıyla bilinen bir diğer öykü dizisine ve daha birçok telif ve derleme kitaba da imza atmıştır.
--reklam--
Selim Gündüzalp Kitapları - Eserleri
- Başarı Öyküleri
- Sevgi Öyküleri 1
- Her Gün Özetidir Ömrün
- Deyimler ve Öyküleri 1
- Akıl Öyküleri
- Neşeli Öyküler 1
- Deyimler ve Öyküleri 2
- Düşündüren Öyküler
- Ümit Öyküleri
- Aile Öyküleri
- Sevgi Öyküleri 2
- Serap
- Deyimler ve Öyküleri 3
- Deyimler ve Öyküleri 4
- Neşeli Öyküler 2
- Dostluk Öyküleri
- Deyimler ve Öyküleri 5
- Yaşanmış Öyküler
- Tarih Öyküleri
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler
- Okul Öyküleri
- Deyimler ve Öyküleri 6
- Ölüm Son Değildir 1
- Allah ve Aşk
- Deyimler ve Öyküleri 7
- Adalet Öyküleri
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1
- Sultan Fatih
- Şifa Öyküleri
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -1
- Allah ve Ümit
- Ölüm Son Değildir 2
- Allah ve Sen
- Mehmet Akif Ersoy
- Allah ve Dua
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 3
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -2
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 2
- Ölüm Son Değildir 3
- Allah ve Hayat
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 3
- Muzlu Çikolata ve Kargalar
- Bir Gül Demeti
- Seni Seviyorum Anne
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 2
- Kudsi Hadisler
- Peygamberimizin Hayatından Seçilmiş Öyküler 4
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri -3
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4
- Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri-5
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 5
- Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri - 4
- Çağları Aşan Sözler
- Allah'a Dair Sözler
- Fıkralı Atasözleri
- Her Güne Bir Öykü
--reklam--
Selim Gündüzalp Alıntıları - Sözleri
- Bu dalgalar, bizi bir ummana ulaştırır. Biz gibi bir damlayı, yok eder, varlık denizine taşır. Aşkın gücü de burada. Bir günde bitiyorsa sevgiler, olmaz olsun. Hesaba, kitaba, yarın kaygısına dayanan tüccar kalplerle işimiz yok. Böylesi sevgiler, asla yer etmesin, girmesin hiç dünyamıza. Kalplerimiz, kapalı dursun onlara karşı. Ucuz sevgilerin peşinden koşanlar, kendilerine âşıktırlar aslında (Allah ve Aşk)
- “Azrail Azrail Azrail, Sen âdilsin cellât değil.” Sefâ Kaplan (Ölüm Son Değildir 3)
- İman varsa, her şey var. (Allah ve Sen)
- ''Çoğu insan, kör bir hiddet yüzünden, yanından kolayca geçebileceği engellere çarpıp kalıyor.'' (Ümit Öyküleri)
- "En cüz'i hadisat dahi vukua gelmeden evvel hem mukayyeddir, hem yazılmıştır. Demek tesadüf yok, hadisat başıboş gelmiyor, intizamsız değillerdir." (Ölüm Son Değildir 1)
- Belki de seni bugünlere getiren, geç kaldığına yandığın o günlerindir. (Serap)
- İnsan misafirdir, her yerde misafirdir. Evinde de, dünyada da, hayatta da... (Her Gün Özetidir Ömrün)
- ARAPÇA'DA ekmeğin adı, 'nan'dır. Osmanlıca'da "nan-ı aziz" diye geçer. Üç beş medrese talebesi, Ramazan'da köylere teravih kıldırmaya gidiyorlarmış. Köyün birinde muhtardan nan-ı aziz istemişler. Muhtar: "O dediğiniz naneden bizim köyde bulunmaz" demiş . Kamımız aç. bize nan gerek" diyen talebelere; "Açsanız ekmek getireyim, biz öyle nan e yemeyiz" deyince, mollalar gülüşmüşler ve nan ın anlamını açık lamışlar . ••• Bu deyim, hiç olmadık yerde yanlış bir söz söylemek ya da yanlış bir iş yapmak manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 1)
- ''Genç kalmanın,mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın üç sırrı vardır.Her gün gülmek,yaşama katacak mizah bulmak ve bir de rüyalarınız.İnsanın bir rüyası muhakkak olmalı.Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz.'' (Başarı Öyküleri)
- Anladım ki; insanlar kendilerini düşünerek yaşıyor görünse de, hakikatte onları yaşatan tek şey sevgidir. Kim severse, Allah'a yaklaşır, Allah da ona yaklaşır. Çünkü O, sevgiyi yaratandır! — Tolstoy (Ölüm Son Değildir 2)
- "O, ismi kitaplarda yazılı olan peygamberdir!" (Sahabelerin Hayatlarından Hidayet Öyküleri 4)
- Ya bu deveyi gütmeli Ya bu diyardan gitmeli (Deyimler ve Öyküleri 1)
- Hayat nasıl bir şey ki, çekirdekte yok ama ondan çıkan ağaçta var; yumurtada yok ama ondan çıkan civcivde var; bedenimizin inşasında kullanılan yapıtaşlarında eseri yok; ama biz canlıyız!.. (Allah ve Hayat)
- İnsan kalbi kadar çabuk değişen ne var ki. (Ölüm Son Değildir 2)
- "Zihnim bu şehirden, bu devirden çok uzakta." (Serap)
- Kişi eşyasını taşıyabiliyorsa, kendi taşımalıdır. (Bir Gül Demeti)
- “Kalbi imanla dolu olduğu halde inkara zorlananlar müstesna, kim iman ettiksen sonra tekrar kafir olur ve gönül rızasıyla küfrü kabul ederse, öylelerinin üzerine Allah’tan bir gazap vardır. Onların hakkı pek büyük bir azaptır.” ( Nahl Suresi 106. Ayet ) (Kur'an Ayetlerinden Vahiy Öyküleri 1)
- İşte dünyanın vaziyeti, programı böyledir: "Giden gelmez, gelen gider." (Ölüm Son Değildir 1)
- Çünkü asıl zehir sizin kafalarınızın içindeydi.. (Sevgi Öyküleri 1)
- SERAP NEDİR BİLMEYEN bir delikanlı, kervana katılmış. Sıcak mı sıcak Konya Ovası'nda giderlerken, çöldeki gibi serap görünmeye başlamış. Delikanlı , ırmaklar, göller, ağaçlar görür olmuş. Oğlancık, bu gördüklerini sahici sanarak, suda ıslanmasın diye paçalarını sıvamaya başlamış . Onu gören ihtiyardan biri: "Oğlum, o gördükleri n seraptır, insanı böyle aldatır. Dereye varmadan, paçaları sıvama demiş." ••• Bu deyim, "Acele etme, hele bir bekle. İş tam olarak ortaya çıksın, ondan sonra harekete geç" manasında kullanılır. (Deyimler ve Öyküleri 3)
Yorumlar
0 yorum