Kitap Künyesi
Yazar: Behçet Çelik
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750712319
Sayfa Sayısı: 128
--reklam--
Diken Ucu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Onu özlediğim için aradığımı sanmış olmalı. Özlemedim diyemem, ama özlediğim o mu, bundan emin değilim. O kitabı geçen akşam elime almasaydım, onu aramak aklıma gelmezdi. Boş gözlerle kitaplığa bakıyordum - ne sık yapar oldum bunu. Okunmuş okunmamış, çeyrek yarım bırakılmış kitapların ne anlattıkları, ne hakkında oldukları değildi aklımdan geçenler. Ne zaman aldığımı, okurken neler düşündüğümü hatırlamaya çalışıyordum; fotoğraf albümüne göz gezdirirken birdenbire karşıma çıkan hem tanıdık hem yabancı bir yüzü tanımaya çalışır gibi..." Günümüz öykücülüğünün öne çıkan isimlerinden Behçet Çelik, yeni kitabı Diken Ucu'yla Can Yayınları'nda. Her zamanki sessiz, abartısız anlatımıyla Behçet Çelik, kenar köşe kent insanının arasında dolaştırmaya devam ediyor kalemini: sıradan insanın günlük hayatından anlar; sade, akıcı bir anlatım; insanca, alçak sesli, bir didişmeyi anlatırken bile barışçıllığını yitirmeyen öyküler. Kendini çoktan kanıtlamış bir yazardan, okurunun beklediği yeni öykü derlemesi. Bu kitapta bir araya gelen öyküler yüksek sesle konuşmuyor, parlak ifadeler peşinde koşmuyor; alabildiğince yalın bir dille insanlık hallerinin en derinine iniyor.
--reklam--
Diken Ucu Alıntıları - Sözleri
- "Huzurlu tablolarda huzursuz ayrıntılar"
- "Kendilerini öyle kaptırdılar ki anlattıkları şeylere, çok rahat görünmezleşebilirim, içki almaya gidermiş gibi, hoop diye süzülerek ayrılabilirim bu müşteki çemberden, kimse fark etmez, şu an bile farkında değiller varlığımın, beni de kendilerinden sanıyorlar, bizden biri. Yapamıyorum. Belki de ahmaklık değil; kefaret ödüyorum böyle. Bu gibi adam ve kadınlarla bir araya geldiğimde nasıl olup sessiz kalabildiğimi sorup durmuş birine birikmiş dağlar kadar borcum var. Ucundan başladım ödemeye - uzun vadeli düşük ödemeli kampanya! Borçlar böyle bitmez - bilmem mi, Ekremlerim şirketin finansından sorumluyum -, ama günü döndürürüz döndüğünce. Günü döndürmek bir şey değil, kolaysa onu döndür be adam."
- Beklendiğimi hissetmiştim. Bilmediğim bir şey, henüz tanımadığım insanlar beni bekliyorlardı. İnsanın beklentileri olmasından daha müthiş bir şeydi beklendiğini bilmek - sanmak.
- Belli ki insanları mutsuzluklarından yakalıyorlar, üzüntülerinden, eksikliklerinden, yoksunluklarından. Sonrası kolay. Mutsuzluğun açtığı yaradan insan her şeyi alıyor içine, her türlü yalanı, dolanı, kumpası… İçine aldığı her şeyle o yara büyüyor, yara büyüdükçe de…
- "Sanki zaman son yedi sekiz yılda daha hızlı geçti. Ömrü billah geçmez sandığım o cehennemi bir ay geçti ya, o ara mı hızlandı nedir, sıkıysa tut. Hiçbir şey yapmadan, hiçbir halta yaramadan geçen onca sene."
- "Oğlumla eskiden dükkancılık oynardık. O manav olurdu, ben müşteri. Elma isterdim, 'Kalmadı', derdi, armut isterdim, 'Yok, kalmadı', ne istesem aynı cevap, ' Kalmadı.'" "Çocuk işte." "Öyle deme... Sonradan şunu anladım. Manavcılık oynuyorduk, ama elimizde ne elma ne armut vardı; o yüzden, 'Kalmadı', diyordu."
- İnsanın anılarının değişmemesi ne sıkıcı. Aynı şeyleri anımsamak dert değil de, aynı anıların her seferinde aynı duyguları getirip insanın boğazına dayatması yok mu?
- Onu özlediğim için aradığımı sanmış olmalı. Özlemedim diyemem ama özlediğim o mu, bundan emin değilim. O kitabı geçen akşam elime almasaydım onu aramak aklıma gelmezdi. Boş gözlerle kitaplığa bakıyordum -ne sık yapar oldum bunu. Okunmuş okunmamış, çeyrek yarım bırakılmış kitapların ne anlattıkları, ne hakkında oldukları değildi aklımdan geçenler. Ne zaman aldığımı, okurken neler düşündüğümü hatırlamaya çalışıyordum. Fotoğraf albümüne göz gezdirirken birdenbire karşıma çıkan hem tanıdık hem yabancı bir yüzü tanımaya çalışır gibi, altını çizdiğim satırlara, sayfaların sağına soluna tanıdık bir el yazısıyla düşülmüş notlara bakıyordum.
- Her şeyin sonsuza dek değiştiğini ikimiz de anlamıştık, ama tam bize göreydi benim böyle debelenmem ve onun hiçbir şey dememesi.
- “Belli ki insanları mutsuzluklarından yakalıyorlar, üzüntülerinden eksikliklerinden, yoksunluklarından. Sonrası kolay. Mutsuzluğun açtığı yaradan insan her şeyi alıyor içine, her türlü yalanı, dolanı, kumpası... içine aldığı her şeyle o yara büyüyor, yara büyüdükçe de...”
- Ne anlatıyor? Ucunu kaçırmışım anlattıklarının. Ne önemi var ki; sessizlik olmasın diye konuşuyoruz nasıl olsa. Birazdan da ben bir şeyler anlatırım, vakit dolar, akşam olur, dağılırız.
- Umut ulan umut! Umut olmadan yaşanır mı?
- Kendime acırken yakalanıyorum her akşam: Ne hayallerim vardı bir zamanlar...
- Deniz öteden beri bir şeyler vaat eder gibi gelir bana -yolculuk mu desem dinginlik mi?-..
--reklam--
Diken Ucu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
‘Dilin imkanlarını çoğaltmak’ tabirini duymuşuzdur. Böyle bir kalem bence Behçet Çelik. Hem ‘nasıl’ söylediği hem de ‘ne’ söylediği sizi tatlı bir yolculuğa çıkarıyor. • 2010 yılında ilk baskısını yapıyor. 2011 yılında Haldun Taner Öykü Ödülüne layık görülüyor. Liyakat zannımca. • ‘Sessiz çığlıklar’ deriz ya bence bunu fazlasıyla başarıyor. Gürültüden uzak, yalın, sade. Nahif elbette. • Ben buradan başladım ona. Okumalısınız. (Adem Kara)
Ve 2019’un ilk kitabı. Kitap Haldun Taner ödüllü olarak kendini ispatlamış nasıl olsa ama her okuyucunun beğenisi de yeni bir ödüldür kanımca. O kadar gündelik yaşanmış ve tam olarak biz dediğimiz hikayeleri barındırarak daha güzel cümlelerle yer yer günlüğümü okuduğumu düşündüğüm bir eser oldu. Hatta kitap henüz bitmeden dahi yazarın diğer kitaplarını okuma listeme ekledim. Kanımca 2019u güzel bi kitap seçimiyle açtım, umarım böyle de güzel şeyler katarak devam edeceğim.. (Ebru)
“Behçet Çelik, son dönem edebiyatımızın, kendine özgü bir öykü dünyası yaratmış önemli isimlerinden biri.” diyor kitabın arka kapağında, doğrudur, o öykü dünyasında olmak çok keyifli. İlk okuduğum Yazyalnızı, İki Deli Derviş kitabında, Yazar adlı öyküsündeki kahramanımız yani aslında B. Çelik: “Ne yapıp edip bir daktilo almalıydım. Kendimi dışa açmanın zamanı gelmişti. Yıllardır yazdığım, toplamı altmış defteri bulan yazılarımdan seçmeleri dergilere, yazılarımla ilgilenecek derneklere, olmadı, yazarlara, şairlere gönderdiğimde saklı bir cevheri -beni- keşfedeceklerdi. Ünlü olmak gibi bir kaygım yok aslında. İnsanların çoğunun kendileri gibi olanlara gereksinimi olduğunu düşünüyorum. O yazılarda benzerlerini, belki eskimiş, belki ileride ulaşacakları kendilerini bulacak, sevinecekler.” diyor. Diken Ucu’nda ve okuduğum bütün eserlerinde, işte bu sözü geçen, ‘kendi gibi olana gereksinim’im varmış benim de; öykülerde benzerlerimi, belki eskimiş, belki ileride ulaşacağım kendimi buldum, sevindim. Hatta öyle çok sevindim ki, önce romanı tercih eden bir okur olarak, “Öyküyle Buluşma Şenliğim” dedim Behçet Çelik okumalarıma. Edebiyat, ne güzel şeysin sen böyle! (Hakan Özer)
--reklam--
Diken Ucu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Behçet Çelik - Diken Ucu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Diken Ucu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Behçet Çelik Kimdir?
Behçet Çelik 1968'de Adana'da doğdu. Adana Anadolu Lisesinden 1986'da, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinden 1990'da mezun oldu. İlk yazısı 1986'da Yeni Adana gazetesinde, ilk öyküsü 1987'de Varlık'ta yayınlandı. Çeşitli dergilerde öykü, yazı ve çevirileri yayınlanan Çelik, Yazılı Günler ve Virgül dergilerini yayınlayanlar arasında yer aldı. 1989'da Akademi Kitabevi Öykü Başarı Ödülünü kazandı; Gün Ortasında Arzu isimli öykü kitabı 2008'de Sait Faik Hikâye Armağanına, Diken Ucu adlı öykü kitabı da 2011'de Haldun Taner Öykü Ödülüne değer bulundu. İki Deli Derviş(1992), Yazyalnızı (1996), Herkes Kadar (2002), Düğün Birahanesi (2004), Gün Ortasında Arzu (2007), Diken Ucu(2010) adlı öykü kitaplarının yanı sıra Dünyanın Uğultusu (2009) ve Soluk Bir An (2012) adlı romanları ile Sınıfın Yenisi adlı ilkgençlik romanı (2011) yayınlandı. Çelik'in doğup büyüdüğü Adana üzerine yazılmış yazılardan oluşanAdana'ya Kar Yağmış (2006) adlı bir de derlemesi ve Ateşe Atılmış Bir Çiçek/ Yazarlar, Kitaplar, Okuma Notları(2012) adlı bir deneme kitabı bulunmaktadır. Behçet Çelik'in "Çok Tanıdık, Çok Bildik" isimli öyküsü ABD'de yayımlanan Istanbul Noir adlı kitapta, "Soğuk Bir Ateş" adlı öyküsü de Hollanda'da yayımlanan Stad en Mens adlı kitapta yer almıştır.
--reklam--
Behçet Çelik Kitapları - Eserleri
- Gün Ortasında Arzu
- Belleğin Girdapları
- Diken Ucu
- Dünyanın Uğultusu
- Soluk Bir An
- Sınıfın Yenisi
- Düğün Birahanesi
- Herkes Kadar
- Kaldığımız Yer
- Yolun Gölgesi
- Patikaların İyi Yanı
- Yazyalnızı - İki Deli Derviş
- Çantasızlar Kampı
- Ateşe Atılmış Bir Çiçek
- Adana'ya Kar Yağmış
- Düğün Birahanesi
- Dünyaya Baktığımız Yol
--reklam--
Behçet Çelik Alıntıları - Sözleri
- her düşüme sindi şu uyanıklık. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- “Seyrelmek istemiyor, yok olmak gibi bir şey bu onun için, dağılmak, ortalığa saçılmak, bir daha toparlanamamak.” (Patikaların İyi Yanı)
- “Benim güçsüzlüğüm kendini güçlü hissetmene neden oluyor, biliyorum,” dedi. “Çok yanlış,” dedim. “Bu çok yanlış.” “Doğru olan ne peki? Çırpınıyorum karşında, susuyorsun. Daha da zorlarsam, kelimelerin yetmediğini söyleyeceksin hep yaptığın gibi. Takılmışsın buna. Beni üzmekten zevk alıyorsun. Yaşadığını böyle hissediyorsun. Kim bilir, kimin öcünü alıyorsun beni böyle sefil hallere sokunca.” (Gün Ortasında Arzu)
- Baykuşun tünediği daldayım. Baykuş değil yarasa - baş aşağı asılıyım. (Gün Ortasında Arzu)
- Oysa gitmeyi bilen ne de güzel gidiyordu. (Gün Ortasında Arzu)
- çevremizi saran incir ağaçlarının kokusu, yalnızca sarhoş olduğum zamanlar duyduğum bir acıyı depreştirdi. yitip gidenin peşinden bakmaya benziyordu. artık göremeyeceğini bildiğin bir dostu, gece rüyanda görüp, sabah ağlayacak gibi uyanmaya. haymada oturan adamın ufkuna bir iki incir ağacı yerleştirdim. insan neler düşünür böyle bir haymada, bir yola, bir ufka bakarken? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- incecik bir yara, hiç iyileşmiyor. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- Her şeyin sonsuza dek değiştiğini ikimiz de anlamıştık, ama tam bize göreydi benim böyle debelenmem ve onun hiçbir şey dememesi. (Diken Ucu)
- kardeşim, demezler mi, dostum, canım, bir tanem, nedir bu seni hülyalı hülyalı ortalığa bakmaya zorlayan şey? (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- Neresi olduğunu kestiremediğim bir yerler açıyor içimde. Bedenin mi bana ait olmaktan çıkıyor, acı mı yer değiştiriyor? Kalbim diyorum, karnım diyorum, göğsüm, hepsinin arasında bunca yıldır farkında olmadığım bir boşluk, neresi bilemiyorum. (Yolun Gölgesi)
- yaşaya yaşaya, acısını duya duya, uykusuzluğu, açlığı, her şeyi bir umutsuzluğa ulayan karamsarlığıyla bitireceğim bu kederi. bir sabah, belirli ölçekte keder duyup belirli litre gözyaşı akıtınca, aylar yıllar sonra ilk kez, kedere değil de sabah sevincine uyanacağım. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- tek doğru; her şeyin bir kederle birlikte örüldüğü. (Yazyalnızı - İki Deli Derviş)
- (...)Dönüp dolaşıp aynı cümleleri yeniden ısrarla peş peşe yineleyen, sanki bütün dünya onlara bir şeyler-para, mülk, unvan, itibar- borçluymuşçasına mağdur ve bundan her daim haklılık, aksilik ve şirretlik almaşığı bir ömür devşiren adamlarla kadınların evreninde sıkışıp kalmış hissetmekten bıkkın, her yanını balçık bataklık kaplamışçasına hareket edememiş olmaktan yorgun, gecenin korkusundan, kaygısından henüz sıyrılamamış halde ağır aksak yürürken tökezleyiverdi, düşer gibiyken doğruldu. (Patikaların İyi Yanı)
- "Bir yemeği güzelleştiren yapan değil yiyenlerdir." (Düğün Birahanesi)
- Görüşmelerimiz de bu yüzden seyrelmişti. Bana ev içleri, o ikisine dışarısı batıyordu. Kimselerle görüşmediklerini söylemişlerdi bir keresinde. Şikayetçiye benzemiyorlardı bundan. Yalnızca Aytül, insanların her şeyde bir karşılık beklemelerinden bunaldığını söylemişti. "Bizim ev her zaman, herkese açık, ama her gelen bizim de onlara 'iade-i ziyaret' e gitmemizi bekliyor," demişti. Kendi sözleriyle dolduruşa gelip sesini yükseltmişti ardından. "Ne bu ya? Arkadaş mıyız, diplomatik misyon şefi miyiz, anlamadım!" Sezai Aytül'e o akşam, "Şefim, büyükelçim" diye takılmıştı sürekli. (Düğün Birahanesi)
- Gözyaşlarım kırık şimdi. (Patikaların İyi Yanı)
- Kelimeleri boş verelim, can dostlarımdan birinin dediği gibi, bazı anlamlara gelmiyor onlar. (Kaldığımız Yer)
- 'Herkesin kendini övdüğü bir çağda yaşıyordu.Kimse utanmıyor bundan.' Behçet Çelik - Soluk Bir An (Soluk Bir An)
- Başkasının değil senin ne düşündüğün önemli.... (Patikaların İyi Yanı)
- Bunca kapkaranlık bir dünyada, bu rezaletler bileşkesi karşısında, içimizi yakan kendilik kuruntularımızdan kurtulmanın yegâne yolunun sencileyin başkalarına, kendimiz gibi olmayanlara, onların acılarına, sızılarına açılmak olduğunu sezmezden geldik de ne oldu, ne elde ettik kızım? (Kaldığımız Yer)
Yorumlar
0 yorum