Kitap Künyesi

Yazar: İskender Pala

Tasarımcı: Utku Lomlu

Yayın Evi: Kapı Yayınları

İSBN: 9789758950102

Sayfa Sayısı: 153

Divane Güzeller Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Sol, medeniyetin peşinde olmakla övünüyor sağ ise, kültürü korumakla. Kültürün yüzü geriye dönük olduğu için sağ aydına hep gerici denir. Kuru iftira! Medeniyetin yüzü ileriye dönük diye bir solcuya ilerici demek kadar abes. Kültür söylemi taşıyanların yobazları olduğu gibi, medeniyet savunucuların da yobazları var. İşin ilginç yanı, dünyada adı anılan her medeniyet, şimdi kendi kültürünün ilhamıyla geleceğini inşa etmeye çalışmakta ve bütün uluslar da şimdi bunun peşine düşmektedir. Bu da bizim sağ ile sol aydınlarımızın artık buluşması gerektiği anlamına gelir. Bizce herkes kendini sorgulamalı, sık sık sorgulamalı.

Üzerine düşen görevi yapıp yapmadığı konusunda vicdanını rahatlatıcı cevaplar alasıya kadar sorgulamalı. Görmezden gelenler de, görülmek isteyenler de; geçmişi avuçlarında tutanlar da geleceği şekillendirmeye yeltenenler de artık bir şeyleri ortak üretmek, doğru hedeflere birlikte yürümek zorundalar. Küçük çıkarlar uğruna, tarih affetmeyecektir. 

(Arka Kapak)

Divane Güzeller Alıntıları - Sözleri

  • Ayet ve surelerin sayısı çok olduğu halde "Yasin Suresi" Kur'an'ın kalbidir.
  • Pişkinin hâlinden hiç anlar mı ham Söz kısa olmak gerektir vesselâm MEVLÂNÂ
  • Bedenim bu dünyâdandır, gönlümse o dünyâdan. MEVLÂNÂ
  • Sen bakmasını bil de dikende gül gör! Dikensiz gülü herkes görür. MEVLÂNÂ
  • Aşk söze sığmaz, İstemekle anlaşılamaz. (Mesnevi, V/2731)
  • Dünya ki bir gölge gibi; peşine düşenin önünden hep kaçar da, sırtını dönenin arkasından gelir.
  • Kanadı kırılsın cân kuşumun, aşka doğru uçmuyorsa eğer. MEVLÂNÂ
  • Aşıklık derdi gönül iniltisinden belli olur. Hiç bir hastalık, gönül hastalığı gibi değildir. Aşığın hastalığı, derdi, diğer bütün hastalıklardan ayrıdır. Aşk Allah'ın sırlarını belli eden bir usturlab, bir vasıtadır. Aşıklık ister nefsanî olsun, ister ruhani; sonunda bizi ötelere götürecek bir rehber, bir klavuzdur. (Mesnevi, 1/109-111)
  • Divan şiirinde aşık ile maşukun duruşları bu tavırda gizlidir Aşık daima sevgiliye daha fazla bir fedakârlık göstermek zorundadır ki, bu fedakarlık sayesinde rakiplerinden bir parça öne çıkabilsin. Diğerlerinin arasından sıyrılabilsin, aşk yeteneğini ortaya koyabilsin ve sevgilinin gözüne girmeyi başarsın. Âşık için sevgiliye kavuşmak şöyle dursun, aslolan sevgilin gözüne girmektir. Aşkında bir gömlek daha üstün olduğunu göstermek... İste bunun için ilk yapılacak şey can vermektir.
  • Her şeyi sevgili için yapan, kendisinden önce sevgiliyi önemseyen fedakâr bir aşık. Sevgili kendisini fark etsin istediği için onun cefa adına, eziyet adına yapıp ettiklerini kabullenir. Öyle ki, aşk işinde dereceler kat eder, yükseldikçe yükselir.
  • Ne yana baksa Gül'den bir iz görür gözler, ne yöne dönse Gül'ü özler geceler ve gündüzler. Eşya ve varlık gül için vardır ve Gül, eşya ve varlık olur serapa. Bir milyon adı varsa aşkın, bir eksiğiyle hep Gül'den alır ilhamını. Kağıt, kalem ve kitap.... Söz kelâm ve hitap... Her suret ve her şekilde Gül'e mahkûm. Nitekim kimiler Gül dediler, ömür boyu güldüler; kimiler Gül dediler, gül uğruna öldüler.
  • Aşığın her adımında maşuk kendini biraz daha geri çeker ki, acaba aşkının sınırı ve derecesi nereye kadar ilerleyecek diye sınayabilsin. Allah'ın kullarını imtihanı böyledir.
  • Son günlerin edebiyat gündemine oturan "failatun failün” problemini çeşitli boyutlarda tartıştık. Çok samimi gözlemim şu: Divan edebiyatıyla ilgili kitaplar eskisinden daha çok satmaya başladı. Peki, sorunu çözebildik mi? Bizce buradaki sorun, bir divan edebiyatı eğitimi yahut divan edebiyatını dışlama sorunu değil, tamamen bir öğretmen sorunudur. Ortaöğretimde edebiyat ders kitaplarının tamamı günümüz edebiyatçılarından seçilmiş metinlerle doldurulsa ve divan edebiyatından yalnızca birer gazel bulunsa, eğer öğretmen iyiyse, kırk beş dakikalık bir tek ders, öğrencilerin divan şiirini tanımaları ve tabii ki sevmeleri için yeterlidir. Ama eğer bunun tersi olsa, ders kitaplarının her yerini kasideler, gazeller, rubailerle doldursanız, değil divan edebiyatı, çağdaş edebiyattan bile uzaklaşan nesiller yetiştirirsiniz. Edebiyat öğretmenlerimiz lütfen alınmasınlar. Yalnızca kendilerine şu soruyu yöneltsinler: Ben şu hâlimle bir edebiyat öğretmeni miyim, yoksa edebiyat memuru mu?
  • İçimden her ne kadar ibadet eyleyip iyi kul olmak geçsede, o sevgiyi gördükçe iradem elden gider, kendimi kapatırım.
  • Hayatın süresini daraltamazsınız, uzatamaz sınız da. Ama genişletebilirsiniz, aşağıya doğru, yukarıya doğru inişler, çıkışlar ile onu anlamlandırabilirsiniz. Karacaahmet Mezarlığı kaç defa İstanbul nüfusuyla doludur. Düşünün bir, hangisini hatırlıyoruz? Hatırladıklarımız, zamanı çoğaltmış olanlar. Diğerleriyse zamanı tüketip gittiler. Sadece yaşadılar ve bırakıp gittiler. Adını andıklarımız ise öldükten sonra yaşamaya başladılar; belki önce öldüler, hayattayken öldüler, ölü gibi yaşamak zorunda kaldılar ama sonra hayat buldular. Hatta belki ölmeden önce ölmek sayesinde hayat buldular. Hani mistiklerin dediği gibi: Nefsi diri olan kişi zaten ölü kişidir. Dirilmek için ölü gibi yaşamak gerekir. Hayyam'ın da dediği şöyler bunlar... Rint bir bakış açısı, belki bohem bir tavır. Dünyayı elinin tersiyle iteleyivermek, sonra da sırtını dönüp öyle yaşamak. Dünya ki bir gölge gibi; peşine düşenin önünden hep kaçar da, sırtını dönenin arkasından gelir.

Divane Güzeller İncelemesi - Şahsi Yorumlar

"Bizce herkes kendini sık sık sorgulamalı" Edebiyatı divan edebiyatını nasıl olması gerektiğini beyitlerle hikâyelerle anlatan muhteşem bir kitap tavsiye ediyorum (Esra Nur)

Söz{Can}: Kitap divan şiirleri ile dolu olduğu gibi, yazarın bir çok haklı ve dopdolu bilgilerinden oluşuyor. Her bir metnin içerisinde şairlerimizin kelamlarından örnekleri yer alıyor. Dikkatimi çeken bir Fuzûli şiirini incelemek istedim; Sözdür güher-i hızâne-i dil İzhâr-ı sıfât u zâta kabil {Söz ki gönül hazinesindeki cevherdir; insanın kişilik ve mikdarını bildirir.} Doğu milletleri söz'e "can" derlermiş. O kadar ince ve üzerine düşünelisi bir durum ki... Aslında bir insanın duruşu yetiyormuş, can'ı yetiyormuş onu anlamaya. Söz neyse can o, can neyse söz o demekmiş. Birinin kıymeti sözünde gizliymiş. Hepimiz de şuan buna göre ilişkilerimizi kurmuyor muyuz? İnsanları görünüşüne göre yanına katanlar varsa da daha çok kelamına, davranışına göre muhataplık etmez miyiz? İşte Fuzûli üstadımız da o öz şiirine bunu nakşetmiş. (Zeynep Çardak)

Sol, medeniyetin peşinde olmakla övünüyor sağ ise, kültürü korumakla. Kültürün yüzü geriye dönük olduğu için sağ aydına hep gerici denir. (Muhammed İsa ÖZTÜRK)

Kitabın Yazarı İskender Pala Kimdir?

İskender Pala, 8 Haziran 1958 tarihinde Uşak‘ta Kayaağılı köyünde doğmuştur. Uşak Cumhuriyet ilkokulunda okudu. Kütahya Lisesi’nden mezun oldu. 1979 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Lisans tez çalışması Câmiu’n-Nezâir’dir. Yine İstanbul Üniversitesi’nde “Aşkî, Hayatı, Edebî Şahsiyeti ve Divânı” konusunda Doktora çalışması yaptı. 1983 yılında Doktorasını tamamladı.

1983 yılında Divan edebiyatı dalında doktor, 1993 yılında İstanbul Üniversitesi‘nde doçent ve 1998 yılında Kültür Üniversitesi‘nde profesör oldu. Ortaokul ve liseler için Türkçe ve Edebiyat ders kitapları yazdı. Denemeler, hikayeler, fıkralar ve edebiyat araştırmacısı olarak çeşitli ansiklopedi ve dergilerde bilimsel ve edebi makaleler yayımladı. Düzenlediği Divan Edebiyatı seminerleri ve konferansları geniş kitleler tarafından takip edildi.

1979-1982 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türkoloji seminer kütüphane memurluğu yaptı. Hayatının ilerleyen dönemlerinde çeşitli sebeplerden dolayı askerlik mesleğini tercih eden İskender Pala, öğretmen subay olarak 1982 yılında Deniz Kuvvetleri Komutanlığına girdi. 14 yıl 7 ay görev yaptıktan sonra 1996 yılında TSK‘dan ihraç edildi.

1982-1984 yılları arasında Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Deniz Lisesi Komutanlığı’nda teğmen, 1984-1986 yılları arasında Üsteğmen olarak görev yaptı.

1986-1987 yılları arasında Boğaziçi Üniversitesi’nde part-time Türk Dili ve Edebiyatı öğretim üyesi olarak çalıştı.

1987-1994 yılları arasında Yüzbaşı olarak, Dz.K.K.lığı Tarihi Deniz Arşivi kuruluş ve faaliyetleri görevinde çalıştı.

1994-1996 yılları arasında Tarihi Deniz Arşiv Araştırmaları ve Dz.K.K.lığı yayın faaliyetlerinin yürütülmesi görevinde çalıştı.

1996-1997 yılları arasında Öğretim yılı, MSÜ Fen-Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı öğretim üyesi ve İSAM redakte kurulu üyeliği yaptı.

1997 yılında Öğretim yılında İstanbul Kültür Üniversitesinde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. Aynı zamanda Uşak Üniversitesi öğretim üyesidir.

İskender Pala, 1980 yılında F. Hülya Avcı ile evlendi. Hilye Banu, Elif Dilasa adında iki kızı, Alperen Ahmet adında bir oğlu vardır.

Ödülleri :

1989 – Türkiye Yazarlar Birliği dil ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)

1990 – AKDTYK Türk Dil Kurumu ödülü, (Ansiklopedik Divân Şiiri Sözlüğü)

1996 – Türkiye Yazarlar Birliği inceleme ödülü, (Şairlerin Dilinden)

2001 – Aydınlar Ocağı Kayseri Şb. Yılın Edebiyat Adamı ödülü,

2001 – YTB Uşak Halk Kahramanı ödülü,

2003 – “Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk” Yılın Romanı Ödülü

2013 – Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü,

Türk Patent Enstitüsü Marka Ödülü

İskender Pala Kitapları - Eserleri

  • Şah ve Sultan
  • Babil'de Ölüm İstanbul'da Aşk
  • Od
  • Kitab-ı Aşk
  • Aşkname
  • Aşina Güzeller

  • Ah Mine'l-Aşk
  • ... Ve Gazel Yeniden
  • Ansiklopedik Divan Şiiri Sözlüğü
  • Atasözleri
  • Ayine
  • Katre-i Matem
  • Boğaziçi'ndeki Mücevher

  • Divan Edebiyatı
  • Divane Güzeller
  • Dört Güzeller - Toprak, Su, Hava, Ateş
  • Düşte Kalan
  • Efsane Güzeller
  • Gözgü
  • Gül Şiirleri

  • Güldeste
  • İki Darbe Arasında
  • Hayriyye
  • İki Dirhem Bir Çekirdek
  • Kadılar Kitabı
  • Kahve Molası
  • Kırk Ambar

  • Kırk Güzeller Çeşmesi
  • Kırkıncı Kapı
  • Kudemanın Kırk Atlısı
  • Leyla ile Mecnun
  • Mir'at
  • Muhteşem Şair Muhibbi
  • Müstesna Güzeller

  • Perişan Gazeller
  • Perî-şan Güzeller
  • Su Kasidesi
  • Şair Fatih: Avni
  • Şairlerin Dilinden
  • Şiirler Şairler Meclisler
  • Şir-i Kadim

  • Tavan Arası
  • Akademik Divan Şiiri Araştırmaları
  • Kronolojik Divan Şiiri Antolojisi
  • Aşka Dair
  • Mevlana
  • Efsane
  • Hoş Sadâ

  • Kırklar Meclisi
  • Lale Devri
  • Mihmandar
  • İstanbulcunun Sandığı
  • Bülbülün Kırk Şarkısı
  • Şahane Gazeller 1
  • Üstatlar konuşuyor

  • Fetih ve Fatih
  • Nurundandır Bütün Nurlar
  • Mesela
  • İstanbul Bir Rüya
  • Karun ve Anarşist
  • Şahane Gazeller 2
  • Şahane Gazeller 3

  • Uzmanlar Konuşuyor
  • Barbarossa
  • Tarihimiz Konuşuyor
  • Türk Dili ve Kompozisyon
  • Yunus Emre
  • Şahane Gazeller 1- Fuzuli 
  • Nabi

  • Naili
  • Namık Kemal'in Tarihi Biyografileri
  • Necati
  • Nedim
  • Nef'i
  • Şeyh Galip
  • Aşkî

  • Baki
  • Fatih Sultan Mehmet
  • Fatih'in Şiirleri
  • Abum Rabum
  • İtiraf
  • Kalp
  • Akşam Yıldızı

  • Şiirin Sultanları
  • Ortaöğretim için Divan Şiiri
  • Ahmed Paşa
  • Jennifer’ın Düğünü
  • Darbe: Kan ve Sultan
  • Aşk Bir Zamanlar
  • Neyzen Tevfik

  • Vali Hanım
  • Süleyman
  • Leyla ile Mecnun
  • Nizamülmülk
  • Kılıçarslan
  • Kervan
  • Düşte Kalan

  • Güldeste
  • Mevlanâ Celaleddin
  • Ah Mine'l Aşk
  • A-71
  • Şehir ve Kültür İstanbul

İskender Pala Alıntıları - Sözleri

  • Aşk da, âşıklık da en güzel meslektir bize. Ve Sevgili'nin yüzü yoksa eğer gözümüzde, aşk da haramdır bize, âşıklık da. (Mevlana)
  • "Sevgilinin Mahallesinde âşık kavgası hiç eksik olmaz,hatta sevgilinin Mahallesinin köpekleri onların kanları ile beslenir." (Şir-i Kadim)
  • Hak kulundan intikamın yine abdiyle alır Bilmeyen ilm-i ledünni anı kul yaptı sanır (Şiirler Şairler Meclisler)
  • İlk aşk günahı cennette işlenmiş, onun için aşk cennet duygusudur. Aşk cennetten çıkarıldığı için insana bu kadar fedakarlık yaptırır. (Ortaöğretim için Divan Şiiri)
  • Mutluluğun zevki paylaşılarak çıkar küçüğüm, lakin üzüntü tek başına yaşanır. (Abum Rabum)
  • Mezarlık bir ibrethanedir. İnsanı duaya sevk eden esrarlı sessizliklerin en muhteşem mabedidir o. (Tavan Arası)

  • Âşıkın ciğeri yandıkça, gözü yaş (su) döker. (Ah Mine'l Aşk)
  • Göz... Savaşı başlatan haberci. Bakış... Elde olmayan kader; ilahi kaza. Ve Aşk... Kalple göz arasında kutlu bir hadise... (Kitab-ı Aşk)
  • Dilberin eziyeti, rakibin düşmanlığı, ayrılığın ateşi ve gönlün zafiyeti... Meğer Allah beni bunca türlü dert için yaratmış. (Şiirin Sultanları)
  • 21. Derecelenme ve zıtlıklar olmayınca âlem yıkılır. Nitekim cahil de âlimin yerini tutamaz. 22. Su, ateşin yaptığı işi yapamadığı gibi; toprak da rüzgarın görevini yere getiremez. 23. Demirin işini altın beceremez; tuzun tadını ve çeşnisini de mücevher veremez. 24. Elin yaptığını ayak başaramaz; kalem de kılıcın çıktığı makama ulaşamaz. 25. Gözün yaptığını kulak yapamadığı gibi fare, akıl edip de zehiri düşünemez. 26. Çiftçinin yerini kuyumcu tutamaz, dülger de ayakabıcının işinden anlamaz. 27. Efendinin işini nasıl köle bilmezse, sultan da halkın işini bilemez. 28. Sıcak soğuğun yaptığını yapamazken; kuru hiç yaşın sonunu bilebilir mi? 29. Gölge güneşin eserini ne anlasın? İçki de Cemşit'in neşesini anlamaz ki zaten.. 30. İşte her şeyin bir zıddı vardır. Artık yaratılışındaki kabiliyet ölçüsünde bunu anlayıp hisseni al. (Hayriyye)
  • Mihr-ü mah ister cemalinden zekat Failatün Failatün Failat.. (Ey sevgili! Güneş ile ay (bile, sana hayranlıklarından dolayı) güzelliğinin zekatını isterler.) (Hoş Sadâ)
  • Sakın terk-i edebden kûy-ı mahbûb-ı Hudâdır bu Nazargâh-ı ilâhidir Makâm-ı Mustafa’dır bu NÂ Bî (Nabi)
  • Dahi mecâz u hakîkat ne olduğunu bilmez Hevâ-yı aşk sanır bir dil-i harâbım var |Nailî Benim, aşka tutulduğunu zanneden harabeye dönmüş bir kalbim var ki henüz neyin mecaz, neyin gerçek aşk olduğunu bile bilmiyor. (Şahane Gazeller 2)

  • Kişi kalbinde olanı Allah'tan başkasına bildirmeye mecbur değildir. (Kervan)
  • Geçmiş zamanın puslu hatıralarıdır kimlikler giydiren ruhlarımıza ve geçmiş zamanlar neşeli ve sevinçleriyle, hüzünleri ve acılarıyla en çok tavan arasında saklanırlar. (Tavan Arası)
  • Hamdım, piştim, yandım... (Mevlana)
  • Yıkılıptır şu cihân sanma ki bizde düzele Devleti çerh-i deni verdi kamu mübtezele Şimdi ebvab-ı saadette gezen hep hezele İşimiz kaldı heman merhamet-i Lemyezele İkbali / Cihangir (Şiirin Sultanları)
  • Ölüm... Acı olduğu kadar mecbur, ürkütücü olduğu kadar alışılmış, aykırı görüldüğü denli doğal ve kovulmak istendiğince kucaklanmış. Hayatla birlikte var; insanla birlikte yok. (Mir'at)
  • gel, yine gel, ne olursan ol yine gel (Mevlanâ Celaleddin)
  • Sevmek, tanımakla başlar. (Müstesna Güzeller)