Kitap Künyesi
Yazar: William Faulkner
Çevirmen: Talat Halman
Orijinal Adı: Knight's Gambit
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789755103020
Sayfa Sayısı: 160
--reklam--
Duman Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Duman, bir roman değilse bile bir dizi öyküden oluşuyor. Her öyküde aklın zaferini temsil eden savcı Gavin Stevens var. Öteki kişiler, işlenen suçlar, öykülerin örgüsü içinde yer alan iftiralar, intikamlar, karanlık olaylar, William Faulkner'a özgü bir 'beşeri dram' yaratıyor. Birer dedektif öyküsü gibi sürükelyici ve şaşırtıcı olan bu dizinin bölümleri, insan ruhunun derinliklerinde geziniyor. Faulkner'in dehasını bu özlü anlatılarda bulacaksınız.
- Talat S. Halman
--reklam--
Duman Alıntıları - Sözleri
- Çünkü ancak iki yerde insanlar birbirlerinin yüzlerine bakmazlar: adaletin kutsal sığınaklarında bir de genel helalarda.
- "Kutsal Kitap'ın bir yerinde der ki: 'Kendini tanı.' Başka bir kitabın bir yerinde de şu yazılı mıdır acaba: 'Ey insanoğlu, kendinden, kibrinden, cakandan, gururundan kork.' Sen bilirsin herhalde; öyle ya, kitap kurdu geçinirsin. (...)Hangi kitapta yazılıdır bu?" "Bütün kitaplarda" dedi Gavin Dayı. "Yani iyi kitaplarda. Binbir türlü söylenmiştir, ama hepsinde bulursun onu."
- Adalet çok vakit insanı öğürtecek kadar çirkin yöntemlerle sağlanır.
- Çünkü bir insan yüreğinin tarihindeki, birbiriyle çelişen giderek birbirini çürüten olayların sanat yoluyla bir düzene sokulup perçinleştirilmesi, böylelikle gerçeğe benzer, inanılır bir duruma getirilebilmesi ancak ve ancak yazında olur.
- Tek bir kişi öldürme işinde amatör bile olsa hiçbir iz bırakmadığına güvenebilir ama öldürenler ikileşti mi ikisi de öbürünün bir ipucu bırakıp bırakmadığını kesin olarak bilemez.
- Ama Gavin Dayı der ki, insanın başından geçenlerin bilançosunu yapmak için fazla laf gerekli değildir. Birisi bu bilançoyu dört kelime ile yapmıştı : Doğdu, çekti ve öldü.
- ... bizler Virginius'a öteden beri biraz yan bakmışızdır; Virginius kendine aşırı denecek kadar hâkimdir çünkü. Oysa insanoğlu oldum olası kendine fazla güveni olmayana daha çabuk inanır.
- Yıldırımla sevginin insanı bulamayacağı delik yoktur.
- Genç olmak büyük ölçüde, çiçek hastalığına ya da hıyarcıklı vebaya yakalanmış olmak gibi bir şeydir.
- Adalet, eşit olmayan oranlarda adaletsizlikten, talihten ve boş lakırdıdan meydana gelmez mi?
- ... sessizlik tek başına huzur değilmiş.
- Sevgiyle yıldırımın nereye ne vakit düşeceği bilinmez, ama düştüğü yere bir daha düşmez.
- Sevgiyle yıldırımın nereye ne vakit düşeceği belli olmaz.
- Sevgiyle yıldırımın ne zaman nereye düşeceği bilinmez. Ama düştüğü yere bir daha düşmez çünkü artık gerekli değildir
- Çünkü ancak iki yerde insanlar birbirlerinin yüzüne bakmazlar: Adaletin kutsal sığınaklarında, bir de genel helalarda.
--reklam--
Duman İncelemesi - Şahsi Yorumlar
William Faulkner’dan okuduğum ilk kitap olan bu eseri doğrusu en başta Sherlock Holmes tarzı bir kitap olarak hayal etmiştim ancak öyle çıkmadı. Polisiye kitaplarda alışkın olduğumuz heyecanlı akış yok, kitap çok ağır olarak ilerliyor. Bana göre yazar özellikle insanlar hakkında o kadar ayrıntıya giriyor ki sanki karşınızdaki insandan dedikodu dinliyormuşsunuz hissine kapılıyorsunuz! Klasik dedektif/polisiye hikayesi beklentisinde olanlar kitaptan sıkılabilirler ya da şöyle düzelteyim; Faulkner’in üslubuna aşina değilseniz kitap beklentinizi karşılamayabilir . (Muhammed İkbal Candan)
=Dört= Eğer William Faulkner'ın Duman adlı eseri Türkçeye çevrilmeseydi belki de İnce Memed'i okuyamayacaktık. Duman'ın önsözünde Talât Sait Halman kitabın yayımlanma sürecinden bahsederken 1968'de Uluslararası Şiir Forumu'nda Yaşar Kemal'le tanışmasını anlatıyor: Yaşar Kemal şaşırarak, "Sen Talât Halman, ha? Duman. Baba Faulkner" diyor tanıştıkları an. Yaşar Kemal 1976'da New York'ta düzenlenen "Ortadoğu Yazınında Toplum" adlı sempozyumda "Biz Türk yazarları için bir Faulkner, bir Nazım Hikmet kadar önemlidir. Kendi adıma şunu söyleyebilirim ki William Faulkner'a borcum büyüktür" diyor. Duman 1952 ekim ayında yayımlandı. İnce Memed'se 1955'te basıldı, ama önce Cumhuriyet gazetesinde 1953-54 yılları arasında tefrika edildi. Duman, Türkçeye ilk çevrilen Faulkner eseri. 1952 yılında Yaşar Nabi, Halman'dan Duman'ı çevirmesini istiyor. Peki neden önemli, büyük romanları değil de Duman? Yaşar Nabi öncelikle rahat okunabilmesini istiyor yazarın, geri kalanların daha sonra basılabileceğini söylüyor. Halman, Duman'ın çevrilme sürecini anlatırken bir çok bilgi veriyor bize: Faulkner'ın önemli eserlerinden alıntılar ve parçaların yer aldığı ilk eser 1963 yılında yayımlanan "William Faulkner: Hayatı, Sanatı, Eserleri" adlı kitap. Burada Halman, Ses ve Öfke'den (Ses ve Gazap olarak çevrilmiş ismi ilk önce), Döşeğimde Ölürken ve Ağustos Işığı adlı eserlerinden birer bölüm çevirmiş. Duman normalde altı öyküden oluşan bir kitap. Yaşar Nabi uzun olması sebebiyle kitaba adını da veren Knight's Gambit adlı öyküyü kitaba dahil etmemiş. Bu öykü dışındaki beş öykü de farklı senelerde çeşitli dergilerde yayımlanmış. Yaşar Nabi'nin öykünün çevrilmemesini isteme sebebi sekiz formayı geçmesin düşüncesi. Cep Kitapları dizisi için düşünülmüş. Bu bilgilerin tamamı kitabın önsözünde yer alıyor. Duman'la ilgili internette bilgi bulmak biraz zor diyebiliriz. 1932 - 1949 yılları arasında yayımlanan 6 öykünün kitaplaştırılmış hâli olan Duman adını da ilk öyküden alıyor. Faulkner'la ilgili olarak ilk modernist yazarlardan birisi olmanın getirdiği bütün özelliklerin burada arka plânda kaldığını ve bu özelliğin belki bütün olmasa da bir çok hikâyesi için geçerli olabildiğini okudum: modernist yazarlar uygarlık nosyonunun çökmesi, buhranlar, ekonomik parçalanmalar, kapitalist menfaat ve gücün artışı ve herşeyin bu güce boyun eğdirilmesi karşısında dağınık, kopuk, karmaşık zihin sıçramaları, uğultu, ve susmak bilmeyen zihin sesleri arasında kaleme alıyordu eserleri; başı ortası sonu olan eserlerin yerine başı ortası sonu birbirine karışabilen eserlerle okuması ve takibi zor ve gayret talep eden eserler ortaya koyuyordu. Faulkner'da ABD'de iç savaşın sonuçları, soylu ve aristokrat güney ve onun bütün köhnemiş değerlerinin (özellikle ırkçılık) yaşadığı büyük sarsıntının romanlarında ifade edildiği söyleniyor, ve Döşeğimde Ölürken adlı romanı da ölenin sadece kitaptaki anne karakterinin değil, güneyin de ölümü oluyordu belki de. Duman'ın en önemli özelliklerinden birincisi kitabın Ayı ya da Döşeğimde Ölürken adlı kitaplarda gördüğümüz üslûbu kullanmaması. Halman'ın çok güzel, ahenkli çevirisi okumamızı kesinlikle zengin bir hâle getiriyor. Bununla beraber bu zenginliği biraz da öykülerin anlatımındaki klasik kronolojik akışa borçluyuz. Kitaptaki beş (gerçekte altı) öyküde de baş karakterimiz Gavin Stevens. Derdi insanlar ve adalet (İnce Memed gibi) olan Stevens, aslında hukuk ve adalet konulu dedektiflik öyküleri olarak okuyabileceğimiz bu anlatılarda kararlı, akıllı ve güçlü bir imaj çiziyor. Mekânımız elbette Yoknapatawpha. Ve Jefferson'dayız- yani Döşeğimde Ölürken'de Addie'nin gömülmeyi vasiyet ettiği baba ocağının olduğu şehir- orası, yani on günlük yolculuğun sonunda tabuttan cesedinin kokusu bütün şehri kuşattığı şehir-. Stevens her biri ölümle sonuçlanan beş olayda suçun ve suçlunun aslını ortaya çıkarıyor. Bütün öykülerde önsözde "büyük üslûpçu" olarak anılan yazarın kaleminin gücünü gerçekten de hissediyoruz: telaşsız, karakterleri derinlemesine çizme ve anlatma derdi taşıyan ve bunu ait olduğu hayâli ama yine de gerçek toprakların sarsıntılarla sarsılmış değerlerini taşıyarak göstermeye çalışan bir kalem görüyoruz. Suçlular oralılar, oradanlar ve oraya aitler. Stevens onları gözlemlerken, gerçek suçluyu veya suçu çözerken insanlara ve adalete bakıyor, usul usul. Duman'la ilgili bulabildiğim tek ciddi inceleme yazısı eseri oldukça eleştiriyordu, ancak bu insanların eleştirileri yazarın bütün romanları, edebiyat dünyası, yaratma gücü ve çemberi düşünülerek nesnel bir bilgiye en yakın noktalarda durarak ortaya konmuş eleştirileri. Bence Faulkner okumaya yeni başlayan birisinin okumaktan keyif alabileceği, oldukça rahat bir şekilde okuyabileceği bir eser bu. Yazarın kaleminin gücünü daha iyi hissedebileceğimiz eserlerine doğru ağır ağır çıkmak en güzeli. İşte bu sebeple, Faulkner'ı tanımayı düşünen herkese öncelikle bu eseri öneriyorum. (CemCBG)
Kitabın dili biraz ağdalı geldi bana, zaten çeviri olduğu için anlamakta zorlandığım yerler oldu. Beklentinizi çok yüksek tutmamanızı tavsiye ederim, yoksa hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. (Cihad)
--reklam--
Duman PDF indirme linki var mı?
--reklam--
William Faulkner - Duman kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Duman PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı William Faulkner Kimdir?
Amerikan Modernist yazarların babası sayılan Faulkner, rakip gördüğü Ernest Hemingway'den farklı olarak, uzun ve karmaşık anlatımları benimsemiştir. Uyguladığı teknikler arasında bilinç akışı tekniği ve çoğul anlatı (multiple narration) teknikleri bulunur. 1930'larda Avrupa'daki deneysel geleneği izleyen ilk Amerikan yazarıdır.
25 Eylül 1897'de Mississippi'de doğan Faulkner, buradaki Güney geleneğinden oldukça etkilendiği bir çocukluk geçirdi. Daha sonra hayatının büyük bir bölümünü geçirdiği Oxford'daki Lafayette kasabasına taşındılar. Eserlerinde bahsettiği "Jefferson" Oxford'u, "Yoknapatawpha kasabası" ise Lafayette'i temsil eder. Büyük-büyük babası William Clark Falkner Konfederasyon ordusunda görev yapmış, tren yolu yaptırmış ve adını Tippah kasabası yakınındaki Falkner şehrine verdirmiş Mississippi'nin önemli karakterlerinden biridir. Aile soyadları Falkner olmasına rağmen, büyük ihtimalle görevli memurun hatası sonucu Faulkner olmuştur. Liseyi terkettikten sonra bir işte tutunamayıp "wastrel" (defolu mal) olarak anılmaya başlanmıştır. 1918'de, iki ailenin Faulkner'ın ev geçindiremeyeceğine karar verip ayırdıkları nişanlısı Estella Oldham'ın zengin ve yaşlıca olan Cornell Franklin'le evlenip Çin'e yerleşmesiyle büyük bir üzüntü yaşamış ve Yale öğrencisi olan Oxford'dan arkadaşı Phil Stone'un yanına, New Haven'a gitmiştir. Burada katiplik yapmış, Phil Stone'un onun için hazırladığı okuma programıyla klasikleri ve çağdaş yazarları okumuş, bu sayede Melville, Cervantes, Dostoyevski ve Conrad'ın eserlerine büyük hayranlığı oluşmuştur.
Daha sonra Toronto'da yardımcı pilotluk yapıp Oxford'a geri dönen yazar bu sefer Mississippi Üniversitesi'ne girmiş, burada "Marionettes" adlı bir grup kurup aynı adı taşıyan bir oyun yazmaya çalışmış fakat başaramamış ve 1921'de okulu bırakıp New York'a gitmiştir. Burada bir kitapçıda çalışmış ve Sheerwood Anderson'ın ileride eşi olacak olan Elizabeth Prall'la tanışıp arkadaşlık kurmuştur. Aynı yılın Aralık ayında Oxford'a geri dönmüş ve bu sefer de üniversitede postane müdürü olarak çalışmaya başlamıştır. 1924'de The Marble Faun(Mermer Tanrıça) adlı şiir kitabını basmıştır.
1925'de New Orleans'a gidip arkadaşı olan Elizabeth Prall sayesinde Sherwood Anderson'ın "çırağı" olmuş ve onun yönlendirmeleriyle Birinci Dünya Savaşı sonunda entellektüellerde ve toplumda görülen sıkıntı ve büyük üzüntüyü benimseyip, yine Anderson'ın yönlendirmesiyle 1926'da Soldier's Pay'i yazmıştır.
1929'a dek olan yazılarında şeytani özellikler taşıyan karanlık kötü kadın karakterler görülürken, 1928'de Estella'nın boşanıp dönmesi ve William Faulkner'ın onunla evlenmesiyle bu kadın modeli değişmiştir. 1929'da Sartoris'i yazmıştır. Bu eserinin önemli özelliği, Faulkner'ın ünlü Yoknapatawpha kasabası sembolünü ilk kullandığı kitabı olmasıdır. Aynı yıl ünlü eseri The Sound and the Fury'yi (Ses ve Öfke) yazmış ve büyük bir başarı kazanmıştır. 1930'da ise As I Lay Dying'de (Döşeğimde Ölürken) 40 mil ötedeki Jefferson'a gömülmek istediğini söyleyen Addie Bundren'in cenazesinin ailesi tarafında buraya götürülmesi anlatılır.
Paraya sıkıştığı bir dönemde, sırf satış yapması için 1931'de yayımlanan Sanctuary'yi (Kutsal Sığınak) yazar fakat beklediği kadar büyük satışı sağlayamaz. Daha sonra devam eden maddi sıkıntıları yüzünden ara ara Hollywood'da senaryo yazarlığı yapar. 1932'de ise Light in August'u (Ağustos Işığı) yazar. Bu eserde, Lena Grave, Joe Christmas ve Peder Hightower'ın geçmişe saptantılı hikayeleri birçok anlatıcı kullanılarak anlatılır. 1936'da Absalom! Absalom!'u yazar.
Faulkner eserlerinde genel olarak Güney kültürünün çöküşü ve bozuluşunu, ve aile sevgisi ve gururunun yok oluşunu ele alır.
1949 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıktan sonra, 1955'de Pulitzer Ödülü'nü alan Faulkner, 1962'de bir kalp krizi sonucu ölmüştür.
--reklam--
William Faulkner Kitapları - Eserleri
- Ses ve Öfke
- Döşeğimde Ölürken
- Kutsal Sığınak
- Ağustos Işığı
- Dilek Ağacı
- Abşalom, Abşalom!
- Çılgın Palmiyeler
- Yenilmeyenler
- Ayı
- Emily’ye Bir Gül
- Duman
- Kurtar Halkımı Musa
- Köy
- O Akşam Güneşi
- Mektuplar
- Aşk ve Ölüm
- Sartoris
- Kırmızı Yapraklar
- Doktor Martino
- Mayday
- Intruder in the Dust
- Kurtar Halkımı Musa
- Ağustos Işığı
- Seçilmiş Eserleri
- The Mansion
- Pylon
- These 13
--reklam--
William Faulkner Alıntıları - Sözleri
- Daha ileri bir yaşta olsaydı, çocuk buna dikkat eder, neden daha büyük bir ateş yakmadığını anlamaya çalışırdı- yalnızca savaştaki savurganlığı ve yıkımı görmekle kalmayıp kanında kendisinin olmayan nesneleri hoyratça harcama eğilimi de taşıyan bir adam, neden önüne çıkan her şeyi yakmıyordu ki? (Emily’ye Bir Gül)
- Ben Tanrıyı hep bir adam gibi düşledim dedi kadın. (Kutsal Sığınak)
- ve çoktandır öğrenmişki insan özgür olamaz ve olsa da buna dayanamaz. (Ayı)
- Haksızlık yapılırken oturup bakamam. (Kutsal Sığınak)
- Yaşlı insanlar için tüm geçmiş, matematiksel bir düzen içinde gitgide uzaklaşan bir yol değil,en çetin kışlardan bile pek etkilenmeyen ve şimdi artık kendilerinden son on yılın darboğazıyla ayrılmış bulunan koskoca bir çayırlıktır. (Emily’ye Bir Gül)
- Onun gölgesi bende olsa ben de kendi gölgemden korkardım. (Kutsal Sığınak)
--reklam--
- ... hayat her zaman sen tüm olanakları yaşayıp tüketmeden önce biter. Ve bütün bunlar bir yerlerde var olmayı sürmeli, bütün bunlar yalnızca bir yana atılmak için icat edilmiş, yaratılmış olamaz. (Kurtar Halkımı Musa)
- Ben, insanın son bulacağını kabul etmiyorum. Dayanacağını düşünerek, insanın ölümsüz olduğunu söylemek kolaydır. (Kırmızı Yapraklar)
- Çünkü bir insan yüreğinin tarihindeki, birbiriyle çelişen giderek birbirini çürüten olayların sanat yoluyla bir düzene sokulup perçinleştirilmesi, böylelikle gerçeğe benzer, inanılır bir duruma getirilebilmesi ancak ve ancak yazında olur. (Duman)
- “Bir şeyi yapmaktan korktuğun zaman yaşadığını bilirsin “ dedi. (Emily’ye Bir Gül)
- "Çünkü bir insan her zaman şimdi çektiği sıkıntılardan çok ileride çekebileceği sıkıntılardan korkar. Bir değişikliği göze alamaz da, alışık olduğu sıkıntılarına dört elle sarılır. Evet. Çoğu adam yaşayan insanlardan nasıl kaçıp kurtulmak istediğini anlatır. Ama ölü insanlardır zarar veren. Sessizce bir yerlerde yatıp onu yakalamaya çalışmayan ölülerdir, kaçamadığı." (Ağustos Işığı)
- Benim kızdığım bir şey varsa, o da namussuzca ikiyüzlülük. (Ses ve Öfke)
- ...toprak, insanlar ancak ona karşı doğru davranırlarsa, üstünde yaşamalarına, onu kullanmalarına, ondan yararlanmaIarına izin verir, öyle davranmazlarsa, tıpkı pirelerinden kurtulmak isteyen 1köpek gibi, silkelenip onları sırtından atarmış... (Yenilmeyenler)
--reklam--
- Aynı anda birden fazla erkekle oynaşmaya kalkan kadın budalanın biridir. Erkekler derttir. Ne diye derdini ikiye katlasın ki insan? (Kutsal Sığınak)
- "Günaydın. "Biz Dilek Ağacı'nı arıyoruz," dedi kızıl saçlı oğlan. "Çok uzaklarda," diye yanıtladı yaşlı adam. Ciddi ciddi başını salladı. "Onu bulabileceğinizi hiç sanmam." (Dilek Ağacı)
- Sen beyazları anlamıyorsun. Çocuk gibidir bu adamlar, dikkatli davranman gerekir, çünkü bir adım sonra me yapacaklarını asla bilemezsin. (Emily’ye Bir Gül)
- Çünkü şimdiye kadar hiçbir savaş kazanılmamıştır demişti.Dahası savaşılmamıştır bile. Savaş alanı insanların delilikleri ile umutsuzluklarını ortaya çıkarır ve zafer felsefecilerle budalaların hayalidir. (Ses ve Öfke)
- ... yaşamla edebiyat arasında derin bir uçurum bulunduğunu anladım - anladım ki, hayatı her yönüyle yaşayabilenler, yaşıyor; yaşayamayıp da bunun açısını içlerinde yeterince derinden duyanlar, yazar oluyorlar. (Yenilmeyenler)
- Sevgili Bama Hala , kitabımı beyaz adamlar basacak artık. Harcourt &Brace A.Ş beni Liveright' dan satın aldı. Burası çok daha iyi. Kitap Şubatta çıkacak. Ayrıca şimdiye kadar okuduğum en korkunç kitap. (Mektuplar)
- Çünkü insan daha önce çektiği acılardan hep bir parça korkar. (Çılgın Palmiyeler)
Yorumlar
0 yorum