Düş Kesiği - Güray Süngü Kitap özeti, konusu ve incelemesi
Düş Kesiği kimin eseri? Düş Kesiği kitabının yazarı kimdir? Düş Kesiği konusu ve anafikri nedir? Düş Kesiği kitabı ne anlatıyor? Düş Kesiği kitabının yazarı Güray Süngü kimdir? İşte Düş Kesiği kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...
Kitap Künyesi
Yazar: Güray Süngü
Yayın Evi: Okur Kitaplığı
İSBN: 9786054494842
Sayfa Sayısı: 366
Düş Kesiği Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Düş Kesiği, bir sabah uyandığında kendisini yazdığı romanın karakteri 'güvenlik görevlisi M'
olarak bulan 'gereksizyazarın' tuhaf ve sarsıcı hikayesini, incelikle örülmüş bir kurguyla
veriyor.
2010 yılında Oğuz Atay Roman Ödülü'ne değer görülen Düş Kesiği, hem insanın en temel
bilgisinin hem insanın en temel yanılgısının kendisi hakkında olacağını farklı açılardan
bakarak savunuyor; varetmenin sorumluluğuyla, idealin ve tutkunun kanatıcı tarafına eğiliyor.
(Tanıtım Bülteninden)
Düş Kesiği Alıntıları - Sözleri
- Yok olmak bana yetecekti, hiç olmak haddimde değildi.
- Acı mı? Sadece bu kadarcık bir kelimenin içine sığmak zorunda olmak ne kötü, kimse bilemez.
- Ne demiştin sen; sana kalbimi göstersem yaralarıma hayran olursun...
- Sanırım insanın hayata karşı kırgınlığı o kadar kolay geçmiyordu.
- Ağrıyan aklımdan irinler sızıyor… ve buna kelime diyorsunuz… ah siz...
- Burası cennet değil ki, meselemiz katlanmak.
- Sen uçabiliyor olsan durur muydun, durduğun yerde?
- Çağın hastalığına yani yalnızlığa tutulmuşsunuz.
- Hayatın insanı sarhoş edici bir yanı vardı ve her zaman çok güzel olması gerekmiyordu insanı sarhoş etmesi için.
- Git yoluna dedim kendime, aklını karıştırıyor aklındakiler.
- …fazla içe dönüktüm sanırım, konuşmaktan zevk almıyordum, ama sorun değildi, geçinmek için yapılmak zorunda olan işi sevme zorunluluğumuz yoktur, burası cennet değil ki; meselemiz katlanmak.
- Yaşadıklarıyla şekillenir insan. Herkes Yaşadıklarıyla şekillenir.
- Cesaret korktuğunu yaşayabilmektir...
- İçimizde karşılığı olmayan hiçbir gerçeğin bizim için zerre miskal önemi yoktur. Mesela yaşam, mesela ölüm, mesela aşk..
Düş Kesiği İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dikkat! Bu inceleme taraflıdır.!: Aniden gelen ben Güray Süngü okumak istiyorum tarzında bir istekle Düş Kesiği’ni okumaya başladım. Genellikle okuyanlar tarafından diğer kitaplarına kıyasla beğenilmeyen bir romanı. Hem de ödüllü olmasına rağmen ama ben onlara bir şekilde hak veriyorum. Nasıl hak veriyorum? Şöyle ki Güray Süngü herkese hitap eden bir kalem asla değil. Herkese önerilmez, herkes Güray Süngü okumak istemez. Kişisel zevkler, ortak kesişmeler, duyguların paydaları okurken kesişmiyorsa zor gelir. Benim için çok çok kıymetli birisi. Sadece yazar olarak değil, kişilik olarak, düşünce olarak samimi bulduğum ve içimden bir yerlere tekabül ettiğini düşündüğüm bir yazar. O yüzden bana göre sakıza fal yazsa okurum. :) Gelelim kitaba, Kitap roman karakterinin psikoloğa gitmesiyle ve ona tuhaf bir istekten bahsetmesiyle başlıyor. Ya sen deli misin? Neden böyle bir şey istiyorsun? diyorsunuz sonra hatırlıyorsunuz ki evet delirmiş. Yani Süngü’nün dediği gibi ben delirmedim, aslında deliydim. Karakter de tam bu türden bir arkadaş. Romanı üçe ayırmış. İki tahminim var. Birincisi; Düş Kesiği yanı rüyayla ilgili olduğundan mütevellit Gök/Taban/Tavan. Rüyanın evreleri olarak diye ayrılmış olabilir. İkincisi; İçinde başkalaştığı, var olduğu için ağırlaştığı ve bundan kurtulmak istediği için Tavan/Taban/Gök. Nerden baktığına bağlı. Okurken dışarı çıkıp, “Bu roman çok güzel olmuş”, gibisinden bağırmak geldi içimden. Neyse ki uslu uslu evimde oturup Güray Süngü böyle bir roman yazdığı için her okumadan sonra Allah’ın kendisini bildiği gibi yapması gerektiğini ifade ettim. Bunlar hep sevgiden yanlış anlamayın :) Kitabın içeriğine çok girmek istemiyorum, anlaşılmaz çünkü. Karmaşık ve jimnastik hareketleri yaptırıyor. Bence kitabın arkasını okuyarak okumaya başlayın. Yoksa olaylar havada kalabilir. Herkese tavsiye etmiyorum. Ama okumak istiyorsanız hayatınızda çok az böyle bir şeyle karşılaşırsınız bilin istedim. Son olarak iyi ki varsın Güray Süngü! Yaşadığın sürece canımıza okumaya devam edeceğini biliyorum, ama sen yazdığın sürece buna katlanabilirim. ︎︎ İyi okumalar! (perişan sümbüller sarhoş nergisler)
Bir düş kesintisi size nasıl çağrışımlar yapar elbette bilemiyorum ancak bende oluşan çağrışımlarla kitabın içeriğinin oldukça farklı olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca içeriğin başlı başına şuana kadar okuduğum tüm romanlardan çok farklı bir kurgu ile oluşturulduğunu farketmek için ismi ile kıyaslama yapmaya ihtiyaç duymuş da değilim. Eser için kısa bir söz söyleyin derseniz, " çok farklıydı " diyebilirim. Açıkçası yazarın tarzına hiç aşina da değilim ki ilk okuduğum eserinin incelemesini yapmaktayım. Sevgili 1k ve güzel okurları sayesinde tanıdığım bu güzel yazarı da bundan sonra okuma listelerime elbette koymayı düşünüyorum. Eserin içeriği hakkında konuşabilmek için spoiler vermemek imkansız. Ancak şunu belirteyim; öylesine güzel cümleler keşfettim ki bulduğum her sayfaya, her duvara, neresi olursa yazmak istedim. Kurgu derseniz .... Orada biraz sıkıntı var sanırım. Hani kitapları yarım bırakmaya alışmış iseniz hiç başlamayın çünkü yarım bırakırsınız diyebilirim :). Romanlarda aşina olduğumuz o baştan sona akan kurguyu eserde aramayın çünkü yok. Çünkü özgün, farklı ne diyebilirim... Bayıldım. Bana roman okuma sevgisini yeniden bahşettiği için yazara sonsuz teşekkürler. Tavsiyedir lâkin uyarılarım ektedir. (Z.)
Anlamı Kelimeye Zorlamak: Etiket, bir şeyi nitelemesi açısından mühimdir. Etiket sayesinde o nesnenin değeri için uzun uzadıya sil baştan anlatım gerekmez ancak o niteleme üzerinden bir beklenti de meydana gelmiştir. İşte bu kitap da ödül etiketi olan kitaplardan. 2010 yılı Oğuz Atay Roman Ödülü’nü kazanmış. Bu beklentiyi karşılayabilirse, bu belli bir teveccühü kazanmak anlamına da geliyor. Bunun yanında bir de romanın girişi: “Doktora gittim bir köpek öldürebileceğimi söyledim. Bu günlerde bir köpek öldürebilirim, bunu yapabilirim ve bu beni endişelendiriyor, endişelenmeli miyim sizce, dedim.” diye başlıyorsa okur bu beklentinin yanına, “acaba nasıl bir şeyle karşı karşıyayım” merakını da ekliyor. Bir roman, bu çağı anlatan bu çağın romanı olursa elbette ki temel izlekleri; yalnızlık, yabancılaşma ve varoluş problemi olacaktır. Hele de Oğuz Atay Roman Ödülü’nü kazanmışsa, romanın baş karakterinin, tıpkı Tutunamayanlar’ın Turgut Özben’ i gibi bilinç akışıyla roman boyu kendi kendiyle çekişmesi normal olacaktır. Evet, baş karakterimiz (biraz Yabancı’nın yabancı Meursault’ u biraz da varoluş Bulantı’ sı duyan Roquentin ama tamamıyla farklı, özgün bir kurguyla) delilik sınırlarında epey gezdiği için anlama ve anlamlandırma probleminden muzdarip. Delilik, tam da gerçekle bağların koptuğu yerde başlar ya hani, olmayanı, olana yormakla… İşte karakter de böyle yapıyor; kendi kurmacasındaki fantezi dünyayı, bir üst kurmaca yaparak kendi gerçeğine dönüştürüyor. Böyle olunca tabi insanın bütün parametreleri değişir. Hatta karısı bile ona yabancı olacaktır. “Gülümsedim karımın kahverengi gözlerine. Yeşil de olabilir.” Bu durumun, Yabancı romanın girişindeki o çarpıcı durumdan pek bir farkı yok. “Annem ölmüş bugün. Belki de dün, bilmiyorum.” Günlük hayatta zihni çok hızlı çalıştığı için insanın, saniyede sayısız düşünce gelip geçer aklından. Bunları yazıya dökmek hele de okumaya çalışmak nasıl olurdu? Tabii ki epey yorucu olacaktır. İşte bu romanı da yorucu ve zor kılan şey bu. Zihin gevezedir. En iyi olanı alternatifleriyle ortaya koyup optimizasyonu sağlama görevinden dolayı buna mecburdur da. Kendi müthiş yalnızlığından dolayı zihnini ortaya koyan başkarakterin bu “zihin gevezeliği” okuru hayli yoruyor. Bir de kültür-edebiyat dergilerinden tanıdığımız, kavramları sorgulamaya ve açıklama dilini kullanmaya düşkün olduğunu bildiğimiz Güray Süngü ‘yse bu kurmacayı kuran… Çünkü yazar, “insan içe doğru konuşur, dışa doğru susar halbuki” diye düşünüyor, karakteri de bundan dolayı içe doğru epey konuşkan. Özgürlük, var olma ve anlam ekseninde mantık ve felsefenin döndürüldüğü dolambaçlı cümlelerle bezenmiş bir üslup var ortada. Bu üsluba alışabilir ve tüm o uzun düşünce rüzgarına tahammül edebilirseniz özgün ve farklı bir karakter ve hikâyesi ile karşı karşıyasınız. Üç katmanlı bölümden oluşan roman, bölüm isimleri itibariyle zahiri bir yükselişi imliyor olsa da bu aynı zamanda roman karakteri M. ‘nin de özgürlük, anlamlandırma ve bilinç düzeyinde de yükselmesine işaret ediyor. Gittikçe her şeyi anlamlandıran karakter, zaman boyutuna hükmetme özgürlüğünü de elde ederek lineer zaman yapısını bozup kurgu içerisinde pervasızca gezinmeye başlıyor. Böylece romandaki zaman mefhumu sarmal döngüsel bir hal alıyor. Karakter değiştirdiği bu düzenle yazarını kutsamaya çalışıyor. Çünkü kendi yabancı, münzevi, sade ama zor yaşam hikâyesini, anlamı, kelimeye zorlayarak sürdürmeye çalışan yazara, kurgusuna müdahale ederek kişiliğinden taviz verdirip adeta “beni siz delirttiniz!” haline getirmişlerdir. Bu kitaptan, daha evvel hiçbir kitaptan paylaşmadığım kadar alıntı paylaştım (ki daha altını çizip de paylaşmadıklarım da var). İnceleme sonunda da bu alıntılardan bazılarını veriyorum ki alıntılar sayesinde bu karakterin niteliğini ve haleti ruhiyesini anlayabilmenin yanı sıra, kitaptaki felsefeden bir parça esintiye de vakıf olmak mümkün olacaktır. Her ne kadar yazar kitabında “Romanın içinde söylenen hiçbir kelime boşa değildir” dese de Güray Süngü’ye, kitabın ortalarında lafı bu kadar dolandırdığı, beni yorduğu ve uğraştırdığı için hayıflandım. Ancak sonrasındaki meseleleri bir bir açıklığa kavuşturması, keskin zekâsı ve böyle bir kurguyu oluştururken gösterdiği sabır, çektiği sancı ve emeğe büyük saygı duydum. Bu kitap dikkate alınması, haberdar olunması gereken bir kitap, sonunda da buna karar verdim. “Ağrıyan aklımdan irinler sızıyor… ve buna kelime diyorsunuz… ah siz…” Kurgu içerisindeki bir denklemi değiştirerek yeni bir denklem kuruyorum ve diyorum ki; yazarı size sunduklarının estetiği ile tanımlarsınız. Daha evvelki okuduğum çıldırmanın sınırlarında gezinen öykü kitabında ( #29220820 ) görüşememiştik Süngü’nün ifadesiyle. Çünkü bu kitabında dediği gibi görüşmek, iki tarafın da birbirini görmesiyle olur. Ben onu öykü kitabında tam olarak görememiştim. Ama sanırım şimdi görüştük, öyle mi Güray Süngü? #32780222 , #32782354 , #32826977 , #32827054 , #32849364 , #32860903 , #32861302 , #32895308 , #32934192 , #32934348 (Emin K.)
Kitabın Yazarı Güray Süngü Kimdir?
1976 yılında İstanbul’un sur içi mahallelerinden Kadırga’da doğdu. İlk öğretime Kadırga İlkokulunda başladı. Çocukluğu Ayasofya ve Sultanahmette geçti. Gedikpaşa’da esnaf olan babası sayesinde çalışma hayatını erken yaşta tanıdı. Üniversiteden mezun olana kadar bütün tatillerini Kapalıçarşı’da geçirdi. Farklı milletlerden, meşreplerden, dinlerden insanların arasında büyüdü. Üniversite eğitimini Uludağ Üniversitesi’nde aldı. İktisat fakültesinde okudu. Mezuniyetinden sonra özel sektörde çalışmaya başladı. 2009 yılına kadar çeşitli sektörlerde görev aldıktan sonra, yayın sektörüne geçti.
Güray Süngü yazmaya Bursa yıllarında başladı. İlk öyküsü 1998 yılında Hece dergisinde yayınlandı. Bugüne dek, Hece, Hece Öykü, E-edebiyat, Ada, Özgür Edebiyat, İtibar, İzdiham, Cafcaf, Hacamat, CF, Edebi Müdahale, Post Öykü, Cins, Muhayyel gibi dergilerde öyküler ve yazılar yayınladı. Öğrenciyken yazdığı ilk romanı Dördüncü Tekil Şahıs 2006 yılında okuyucuyla buluştu.
Düş Kesiği adlı romanıyla 2010 Oğuz Atay Roman Ödülü’ne, Kış Bahçesi adlı romanıyla 2011 Türkiye Yazarlar Birliği Roman Ödülü’ne layık görüldü. 2014 yılında Deli Gömleği ve Hiçbir şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi kitapları ile Necip Fazıl Hikaye Ödülü’nü kazandı.
2018 yılında 14. Kristal Lale ödüllerinde yılın edebiyatçısı seçildi.
Kitapları;
Dördüncü Tekil Şahıs-Roman, 2006
Pencereden-Roman, 2006
Düş Kesiği-Roman, 2010
Deli Gömleği-Öykü, 2010
Kış Bahçesi-Roman, 2011
Hiçbir şey Anlatmayan Hikâyelerin İkincisi-Öykü, 2012
Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk-Öykü, 2014
Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı-Roman, 2015
İnsanın Acayip Kısa Tarihi-Uzun Hikaye, 2016
Vicdan Sızlar-Öykü, 2016
İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır, 2018
Güray Süngü Kitapları - Eserleri
- Deli Gömleği
- İnsanın Acayip Kısa Tarihi
- Düş Kesiği
- Vicdan Sızlar
- Kış Bahçesi
- Mehmet'i Sakatlayan Serçe Parmağı
- Sayıklar Bir Dilde
- İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır
- Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi
- Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk
- Pencere'DEN
- Az Kalan Gölge
- Pencereden
- Dördüncü Tekil Şahıs
- Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi
Güray Süngü Alıntıları - Sözleri
- Yürümüştüm. Bitmişti... İmza; ölümlü. (Dördüncü Tekil Şahıs)
- Beni herkes anlıyor. Sen yağmuru anlamaya çalış.. (Dördüncü Tekil Şahıs)
- Sen benim hiçbir şeyimsin. Al sana bir yara daha. Görmezsem yoksun. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
- yaşam tüm unsurlarıyla ayakta durup bana sırıtıyor gibi geldi. (Kış Bahçesi)
- bir şeye benzemeye benzemeye insan bir şey olduğunu bir şey olmadığını anlamazmış. böyle sürermiş. (Vicdan Sızlar)
- Gün görmüş adamlar usulünce istemeyi iyi bilirler. (Deli Gömleği)
- İnsan çok leş bir yaratık türü. Atlatamadığı şey yok... (Az Kalan Gölge)
- Güzel neymiş? Güzel, gördüğümüş. Hayır “güzel gördüğün” değilmiş güzel, gördüğümüş. (Sayıklar Bir Dilde)
- Kafan duman olmuş, şöyle sağa sola doğru salla biraz da kulaklarından çıksın duman. Olmaz böyle. Net olacak kafa. Freş hava. Oh mis. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
- Ne demiştin sen; sana kalbimi göstersem yaralarıma hayran olursun... (Düş Kesiği)
- İnsan kibirli, artist, gösteriş budalası ve mal mülk düşkünüdür. İnsan düşkünse düşüktür. Düşükse düşmüştür. Düşmüşse düşenin dostu olmaz, seyircisi olur. İnsan seyredicidir. İnsan adeta insan değildir. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
- Hayat daha zor artık. (Pencereden)
- Bir gamlı hazanın seherinde Israra ne hacet, yine bülbül? (Sayıklar Bir Dilde)
- İnsanca diye bir dil var, kimseler konuşamıyor. (İbrahim’in Kaybettiğini Bulmasıdır)
- Belki de ben delirdim. Belki de ben delirmedim, zaten deliydim. (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
- Bu garip. Allahın garibi. -Bütün garipler Allah'ındır. Hamdolsun. (Vicdan Sızlar)
- "Müziği duymayanlar, dans edenleri deli sanmaya devam ediyordu." (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
- Haddini bilmeyene haddi bildirilir de kendini bilmeyene ne bildireceksiniz... (İnsanın Acayip Kısa Tarihi)
- Bende bakılacak bir şey varsa o da kusurdur,bakılacaksa ona bakılsın. (Köşe Başında Suret Bulan Tek Kişilik Aşk)
- Çünkü ne öncesinde ne sonrasında hiçbir günüm değil, hiç bir anım o an kadar güzel olmadı. Bir insanın hüznü, hüznüyle gögelenmiş yüzü, bir diğerinin cenneti olabiliyordu demek. (Hiçbir Şey Anlatmayan Hikayelerin İkincisi)