Kitap Künyesi

Yazar: Mario Vargas Llosa

Yazar: Carlos Fuentes

Çevirmen: Celal Üster

Yayın Evi: Notos Kitap

İSBN: 9786055904852

Sayfa Sayısı: 70

--reklam--

Edebiyata Övgü Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Edebiyata Övgü Türkiyeli okurun da iyi tanıdığı iki büyük Latin Amerikalı yazarın, Mario Vargas Llosa ile Carlos Fuentes'in yaratıcı aklından çıkma üç metinden oluşuyor. 

Mario Vargas Llosa, 2001 yazında, ABD'nin saygın The New Republic (TNR) dergisinde yayımlanmış "Neden Edebiyat?"ta, edebiyatın, kurmacanın gerçekdışılıkları ve "yalanlar"ının, yalnızca toplumsal gerçekliği değil, belki daha da çok, insanın en gizli, diplerde yatan gerçekliğini nasıl açığa vurduğunu açıklamaya çalışıyor.

Carlos Fuentes, 2005 Eylülü'nde düzenlenen Berlin Uluslararası Edebiyat Şenliği'nde yaptığı açılış konuşmasının metni olan "Romana Övgü"de, 2005'te yayımlanışının 400. yılı kutlanan Don Quijote romanından çıkarak edebiyatın ama özellikle de romanın günümüz dünyasında taşıdığı anlamı, yüklendiği işlevi açıklıyor.

Üçüncü ve son yazı olan "Okumaya ve Kurmacaya Övgü" ise, 2010 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'ne değer görülen Mario Vargas Llosa'nın Stockholm'deki ödül töreninde yaptığı konuşmanın tam metni. Edebiyat düşüncesini zenginleştirecek üç vazgeçilmez metin.

--reklam--

Edebiyata Övgü Alıntıları - Sözleri

  • "Yazmak gibi, okumak da hayatın yetersizliklerine karşı bir protestodur."
  • Edebiyat, yazgılarına boyun eğen, yaşadıkları yaşamdan hoşnut olan insanlara hiçbir şey söylemez. Edebiyat, asi ruhu besler, uzlaşmazlık yayar; hayatta çok fazla şeyi ya da çok az şeyi olanların sığınağıdır. İnsan, mutsuz olmamak ve bütünlenmek için edebiyata sığınır. La Mancha kırlarında kemik torbası Rosinante ve şaşkın Şövalye'yle birlikte at sürmek, Kaptan Ahab'la birlikte bir balinanın sırtında denizlere açılmak, Emma Bovary ile birlikte arsenik içmek, Gregor Samsa'yla birlikte böceğe dönüşmek: Bütün bunlar, kendimizi bu haktanımaz hayatın, benliğimizi saran birçok özlemi dindirebilmek için birçok farklı insan olmak istememize karşın bizi hep aynı insan olmaya zorlayan hayatın yanlışlarından ve dayatmalarından arınmak amacıyla icat ettiğimiz yollardır.
  • ''Hayal etmeye, okumaya ve yazmaya devam etmeliyiz; ölümlülüğümüzün ağırlığını hafifletmenin, zamanın aşındırmasını alt etmenin ve olanaksızı olası kılmanın bugüne kadar bulduğumuz en etkili yolu budur.''
  • ''Bütün uluslardan insanlar temelde eşittir, onların arasına ayrımcılık, korku ve sömürü tohumlarını eken yalnızca adaletsizliktir.''
  • Edebiyat, aşkın, tutkunun ve cinselliğin sanatsal yaratı niteliği edinmesine bile katkıda bulunmuştur. Edebiyat olmasaydı erotizm olmazdı. Aşk ve haz, daha yoksul olur, duyarlık ve incelikten yoksun kalır, edebiyattaki düşlemlerin sunduğu yoğunluğa erişemezdi. Garcilaso, Petrarca, Góngora ya da Baudelaire okumuş bir çiftin, hazzın değerini bilme ve hazzı yaşama konusunda, televizyondaki bayağı dizilerin aptala çevirdiği cahil insanlardan daha ileri olduklarını söylemek abartı sayılmamalıdır.
  • ''En sonunda aydınlığa, gün ışığına kavuşmuş gerçek yaşam, tastamam yaşanmış biricik yaşam edebiyattır.''
  • Etnik ve kültürel farklılıklarda insanlık mirasının zenginliğini görmeyi ve bu farklılıkları insanlığın çok yönlü yaratıcılığının belirtisi olarak değerlendirmeyi, edebiyattan daha iyi hiçbir şey öğretemez. İyi edebiyat yapıtlarını okurken hiç kuşkusuz, büyük bir keyif alırız, ama aynı zamanda, insan bütünlüğümüz ve insanca kusurlarımız içinde, yaptığımız işler, düşlerimiz ve karabasanlarımızla, bir başımıza ve bizi başkalarına bağlayan ilişkiler içinde, toplumdaki imgemizde ve bilincimizin gizli kovuklarında ne olduğumuzu ve nasıl olduğumuzu öğreniriz.
  • Vargas Llosa, edebiyatsız bir dünyanın ortaya çıkarabileceği insanlık portresini betimliyor: "Uygarlıktan nasibini almamış, barbarlığın baskın çıktığı, duyarlıktan yoksun, söz fukarası, cehaletin kol gezdiği, salt içgüdüleriyle davranan, tutkuyu ve sevmeyi bilmeyen bu edebiyatsız dünyanın, burada resmetmeye çalıştığım bu karabasanın başlıca özellikleri, insanlığın güç ve iktidarla uzlaşması ve ona boyun eğmesi olurdu."
  • Bill Gates, Akademi'den ayrılırken düzenlediği basın toplantısında, en büyük amacını ölmeden gerçekleştireceğini umduğunu açıkladı. Bu amaç, kağıda ve sonra da kitaplara son vermekti.
  • Her dönemin kendine özgü dehşetleri vardır; bizim dönemimiz de insanları öldürerek cennete gideceklerine, masumların kanını ortak aşağılamaları silip götüreceğine, adaletsizlikleri düzelteceğine ve düzmece inançlara hakikati dayatacağını inanan bağnazların, intihar teröristlerinin çağıdır. Mutlak hakikati ellerine tuttuklarını sananlar, her gün, dünyanın dört bir yanında sayısız insanı kurban etmektedirler.
  • İyi edebiyat, insanların doyumsuzluğunu geçici olarak giderirken, aslında, yaşam karşısında eleştirel ve uzlaşmaz bir tutum geliştirerek o doyumsuzluğu, o yetinmezliği arttırır.
  • Büyük edebiyat metinlerinin tümünde, çoğu zaman yazarlarının böyle bir niyeti olmaksızın, bir ayartıcılık vardır.
  • Cervantes, döneminin yozlaşmış toplumuna eleştirel düşgücünün zaferiyle karşılık vermişti; biz de yozlaşmış bir toplumla karşı karşıyayız ve bu yozlaşmış dünya yaşamlarımıza sızıp bizi kuşatırken, bizi sürekli olarak tarihin geçip gidişine edebiyatın tutkusuyla karşılık vermek durumunda bırakırken, bu dünya üstüne derinliğine düşünmeliyiz.
  • Yazmak gibi, okumak da hayatın yetersizliklerine karşı bir protestodur.
  • Ama düş gücümüzün yoksullaşmasını, duyarlığımızın arıtıp incelten, bize daha güzel ve özenli konuşmalıyı öğreten yetinmezliğin yok olmasını, özgürlüğümüzün güçsüzleşmesini önlemek istiyorsak, davranmalıyız. Daha açık seçik söylemek gerekirse, kitap okumalıyız.

--reklam--

Edebiyata Övgü İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Edebiyata Övgü: Edebiyata Övgü, Latin edebiyatının iki usta ismi, Mario Vargas Llosa ve Carlos Fuentes'in kalemlerinden çıkmış, "Neden Edebiyat?", "Romana Övgü" ve "Okumaya ve Kurmacaya Övgü" adını taşıyan üç metinden oluşmakta... "Neden Edebiyat?", Llosa'nın, 2001 yılında ABD'nin saygın dergilerinden The New Repuclic'de yayımlanan makalesi... "Romana Övgü", Fuentes'in 2005 yılı Berlin Uluslararası Edebiyat Şenliği'nde yaptığı açılış konuşmasının metni... "Okumaya ve Kurmacaya Övgü" ise, yine Llosa'nın 2010 yılı Nobel Ödül törenindeki konuşmasının tam metni... Bu metinlerin, kıymetli çevirmenimiz(!) Celal Üster tarafından Türkçe'ye çevrilmesi ve yine kendisi tarafından Edebiyata Övgü başlığının uygun görülmesi ile de kitabımız ortaya çıkmış. İlk bölümde edebiyatın gerekliliği sorunsalını masaya yatıran Llosa, edebiyatın, insanoğlunun günlük ritüelleri arasında yitip giden, hatta belki de bile isteye yitirilmesine göz yumulan bir uğraş olup olmadığını sorgulayarak başlıyor yazısına : "Kitap fuarlarında ya da kitabevlerinde sık sık başıma gel­miştir: Efendiden bir adam yanıma yaklaşıp imza ister. Ya ka­rısı içindir ya kızı ya da annesi. "Kitap okumayı çok sever," der, "edebiyata bayılır." Ben de hemen sorarım: "Ya siz? Siz ki­tap okumaktan hoşlanmaz mısınız?" Yanıt çoğu zaman aynı­dır: 'Hoşlanmaz olur muyum, ama başımı kaşıyacak vaktim yok." Bu açıklamayı kimbilir kaç kez işitmişimdir. Böyle bin­lercesinin yapacak o kadar çok önemli işi, hayatta o kadar çok yükümlülük ve sorumluluğu vardır ki, değerli vakitlerini saat­lerce roman ya da şiir okuyarak harcayamazlar. Bu yaygın an­layışa göre, edebiyat her zaman onsuz edilebilir bir şeydir; ede­biyatın, duyarlığımızı ve görgümüzü artıran yüce ve yararlı bir uğraş olduğundan kuşku yoktur, ama ancak boş vakti olan in­sanlann göze alabileceği bir eğlence, takıp takıştırabileceği bir süstür bu." Cümlelerinden çok net anlaşılıyor ki, Llosa, edebiyata gerekli önemin verilmemesi hususunda, haklı olarak oldukça muzdarip. Bir yandan kitap okumanın faydalarından ve zaruretlerinden bahsederken, diğer bir yandan da okumayan bireylerin kendi elleri ile kendilerini kısırlaştırdıklarını, bu bireylerin oluşturdukları toplumların ise ister istemez, kör, sağır ve bağnaz bir hâle dönüştüklerini belirtiyor. Ona göre, edebiyat, meslekleri, hayattaki amaçları, coğrafi ve kültürel konumları ve kişisel durumları ne kadar farklı olursa olsun, insanların kendilerini tanıyabildikleri ve birbirleriyle konuşabildikleri insan yaşantısının ortak paydalarından biridir. Okuyarak ya da yazarak, yolu edebiyattan geçen her bireyin, belli bir zaman sonra etnik ve kültürel farklılıklar konusunda çok daha duyarlı davranacağının garantisini de veren Llosa, edebiyatın, bireyin yaşamının, düşgücü vasıtasıyla zenginleşerek var olduğunu ve bu şekilde ayakta kaldığını da sözlerine ekliyor. Bu tezi için de Proust'un söylemini kendine şiar ediniyor : "En sonunda aydınlığa, gün ışığına kavuşmuş gerçek yaşam, tastamam yaşanmış biricik yaşam edebiyattır." İkinci bölümü, çok satan ve uzun dönem satan romanların, bu satış grafiklerindeki sebeplerine değinmek istemekle açıyor Fuentes. Değinmek istemek diyorum, çünkü bu sebepleri kendisi de izah edemiyor ve son elli yılın çok satan listelerini, birkaç canlı ayrıksı örnek dışında, -iç karartıcı bir ölü kitaplar mezarlığı- na benzetiyor. Romancılığın temel taşının Don Quijote olduğunu sık sık yineleyen Fuentes, bu değerlendirmesindeki en önemli etkenin, Don Quijote'un , Rotterdamlı Erasmus felsefesinden beslenmesi olduğunu söylüyor ve Cervantes dışında, Faulkner, Kafka, Borges, William Blake, Milan Kundera, Rabelais, Diderot, Stendhal ve Balzac gibi örneklerle de metnini zenginleştiriyor. "Rotter­dam'ın bilgeliği La Mancha'nın deliliğine dönüşür ve La sagesse ile l'incertitude'ün evliliği, bugün anladığımız anlamda romanı ortaya çıkarır. Yani belirsizliğin ayrıcalıklı bir alanını." Faulkner'in "Acı ile hiçbir şey arasında acıyı seçiyorum, insanoğlu üstün gelecektir," sözünden hareketle, edebiyat ve tarih ilişkisini de irdeleyen Fuentes, "Edebiyat, tarihin unuttuğunu gerçek kılar.' sonucuna ulaşıyor ve edebiyatçıların son sözlerini söylemedikçe, tarihin sona eremeyeceğini savunuyor. Eserin son bölümü ise, daha önce belirttiğim üzere Llosa' nın Nobel konuşması. Nobel konuşma metinlerini okumaktan çok haz alan bir okur olarak ne yazık ki bunu gözden kaçırmışım. Faulkner'in konuşması benim için hâlâ zirvede yer alan bir konuşma olsa da, Sevgili Llosa da ondan aşağı kalmıyor. Okuma ve yazma serüveni ile başlattığı konuşmasını, gençliğinde savunduğu Marksist ideolojiden, demokrat ve liberalist bir kafa yapısına nasıl geçtiğini izah etmekle sürdürüyor. Dünyanın birçok ülkesini ziyaret eden ve türlü sebeplerle oralarda yaşama şansı bulan Llosa, bu ülkelerde yaşadığı özel ve genel deneyimleri okura(dinleyiciye) sunuyor. Edebiyatın, yeryüzündeki anlam ve önemine de detaylıca değinen yazar, bu konuşmasında, müthiş cümlelere imza atıyor : "Dar kafalı, dışlayıcı, sığ bir ideoloji (daha doğrusu din) olan milliyetçiliğin her türlü biçiminden nefret ederim. Milli­yetçilik, insanı düşünce ufkundan yoksun bırakır ve her tür­lü etnik ve ırkçı önyargıyı bağrında taşır, çünkü kendini yüce bir değere, ahlaksal ve ontolojik bir ayrıcalığa, rastlantısal ola­rak belirli bir yerde doğmuş olmanın zorunluluğuna dönüştü­rür. Dinle birlikte milliyetçilik, iki dünya savaşında ve bugün durmadan kan dökülen Ortadoğu'da olduğu gibi, tarihin en korkunç kırımlarına yol açmıştır." Bu kitabı, edebiyata, bilhassa edebiyatın teknik detaylarına meraklı olan okurların, ellerinin altında kaynak bir kitap mahiyetinde bulundurmaları gerektiğini düşünüyorum. Edebiyatı sevin, onu önemseyin, değer verin, verilmiş değerin değerini bilin. Çünkü, ustaların dediği gibi; "yaşamın doyumsuzluğunu kışkırtmanın, yönetenlerin yönlendiremeyeceği, sürekli bir ruhsal devingenlik ve canlı bir düşgücüyle donatılmış, eleştirici, bağımsız yurttaşlar oluşturmanın, iyi edebiyat okumaktan daha iyi bir yolu yoktur.” (Seda Bera)

Kitap üç metinden oluşuyor: Neden Edebiyat?, "Romana Övgü, Okumaya ve Kurmacaya Övgü. Neden Edebiyat? Mario Vargas'ın 2001 yılında ABD'de yayınlanan makalesidir. Okumaya ve Kurmacaya Övgü ise yazarın 2010 yılında nobel ödül törenindeki konuşmasının tam metnidir. Kitap kısacık bir deneme olmasına rağmen yazar o kadar güzel anlatmış ki edebiyatın ne olduğunu, faydalarını birleştiriciliğini ... Edebiyat barıştır huzurdur mutluluktur. Edebiyatın olmadığı yerde savaşlar ve kaos vardır. Perulu yazar Mario vargas anlatımını çok sevdiğim bir yazar okuduğum son kitabı olmayacak edebiyatla ilgili herşeyi anlattığı bir kitap olmuş. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim. (Yalnız Adam)

Edebî Şeyler ve İki Üstad: Kitabın 18 kişi tarafından okunmuş olduğunu görünce hayli şaşırdım. Edebiyatı ve okuma eylemini bu kadar güzel anlatan bir kitabın bu kadar az okunmasını kitabın henüz keşfedilmemiş olmasına yordum. Yoksa bu değerli kitabın edebî kaygıda olan tüm kitap kurtlarının okuması gereken en önemli kitaplardan biri olması gerekir. Kitap üç konuşma metnini içermektedir. İkisi Mario Vargas Llossa (biri Nobel ödülü konuşması) diğer ödül konuşması ise Carlos Fuentes'e ait. Ee edebiyatın bu iki duayeni kitaptan bahsedecek de güzel olmaz olur mu. Hem de muhteşem olur. Kitabın birçok yerinin altını çizdim. Tekrar tekrar okunması gereken ince ama dolu dolu bir şaheser. Celal Üster'in önsözü ve muhteşem çevirisiyle.. (Sddk OZAN)

--reklam--

Edebiyata Övgü PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Carlos Fuentes - Edebiyata Övgü kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Edebiyata Övgü PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Carlos Fuentes Kimdir?

1928’de Panama’da doğdu. ABD’de Columbia, Harvard, Princeton ve başka üniversitelerde ders verdi; çok sayıda roman, kısa öykü, deneme, tiyatro eseri ve senaryo yazdı. Bir süre Meksi­ka’nın Fransa büyükelçiliğini yaptı. Fuentes’in romanları arasında en önemlilerinden olan Terra Nostra, Venezuela’da Romulo Gallegos Ödü­lü’nü kazandı. 1987’de, İspanyolca yazan yazarlara verilen en büyük ödül olan Cervantes Ödülü’ne değer bulundu. 2012’de hayatını kaybeden Fuentes adına devlet tarafından ödül konuldu. Her yıl yazarın doğum gününde (11 Kasım) verilen ödülün ilk sahibi, Mario Vargas Llosa’dır.

--reklam--

Carlos Fuentes Kitapları - Eserleri

  • Aura
  • Terra Nostra
  • Körlerin Şarkısı
  • Artemio Cruz'un Ölümü
  • Diana
  • Kaygı Veren Dostluklar
  • Koca Gringo
  • Doğmamış Kristof
  • Cennet'teki Adem
  • Edebiyata Övgü
  • İnez'in Sezgisi
  • Deri Değiştirmek
  • Friedrich Balkonunda
  • Yanık Sular
  • Bütün Mutlu Aileler
  • Sefer
  • Kartal Koltuğu
  • Kutsal Bölge
  • Laura Diaz'lı Yıllar
  • Kendim ve Ötekiler
  • Cam Sınır

--reklam--

Carlos Fuentes Alıntıları - Sözleri

  • ''En sonunda aydınlığa, gün ışığına kavuşmuş gerçek yaşam, tastamam yaşanmış biricik yaşam edebiyattır.'' (Edebiyata Övgü)
  • ...Ve 1erke­ği en çok meraklandıran, en çok heyecanlandıran şey, kendisinden daha iyi sır tutan 1kadındır... (Diana)
  • Düşün bir Luisito, bir düşün, köpekler birbir­lerini anımsasalardı ne olurdu? (Yanık Sular)
  • ...İspanyol olduğundan iletişim kurmamız kolaydı. Yalnızca dil açısından değil, onu ilk gördüğümde sezdi­ğim sonra da doğruladığım 1nitelik yüzünden. Hareket edişini izlediğimde -eline ayağına tezdi, kas bağları belir­gindi, o dönemin kent işçisi üniforması olan etek-bluz- marka giyerdi hep, ama 1çift kaslı, güçlü, kalın bilekli İspanyol bacaklarına sahipti Azucena’nın meşinimsi gö­rünümünün gerisindeki köylü kökeni görebiliyordum. Her şeyin üstünde 1çalışma geleneği vardı, yalnızca ahnteri değil, yapılan işten duyulan gurur vardı. Bu ka­dın, her yaptığından gurur duyuyordu... (Diana)
  • "Şimdi birlikte ,yalnızdınız ama bağlıydınız" (Deri Değiştirmek)
  • ...Geçmiş, taşımak zorunluluğunu duyduğu yerine getirilmemiş 1vaatti, başarısız olsa bile... (Diana)
  • politi­kayla uğraşıyorsan, ortada yazılı belge bırakmayacaksın. (Kartal Koltuğu)
  • Kaosa ahenk katabilmek için bıçak sırtında kurmuş olduğu müzikal denge.. (İnez'in Sezgisi)
  • Gerçeklik kötü bir düştür. (Terra Nostra)
  • ... bilmezler ki yalnızlıkta günah işlemeye daha yatkındır insan. (Körlerin Şarkısı)
  • "Peki ya dünya, dünya konusunda ne düşünüyorsun yüce cücem?" "Birileri anlatınca cennet, kendin yaşayınca cehennem. Ben sana derim, dünya. Sen anlarsın, evren." (Doğmamış Kristof)
  • İyi bir dinleyiciden daha doyurucu bir şey yoktur dünyada (Kartal Koltuğu)
  • Amerika Birleşik Devletleri'nde Nixon, Meksika'da Diaz Ordaz, İtalya'da Berlusconi, Almanya'da Hitler, Rusya'da Stalin; gerçi bu son ikisi kötülüğü kudrete, ötekiler de eski sefil haline dönüştürüyorlar... Bu olayları incele, sevgili Nicolas. Erdemli bir yol tutmak istiyorsan, aşırı uçları öğren aşkım. (Kartal Koltuğu)
  • Benim alıntılarımdan hoşlanmadığını söylüyorsun değil mi ? Öyleyse sen kendi alıntılarını yap ,ben kendiminkileri .. (Deri Değiştirmek)
  • İfademi mazur gör patron, ama bu hanım yüzün­den kendimi eli ayağı tutmaz bir ihtiyar gibi hissediyo­rum. (Kaygı Veren Dostluklar)
  • ulaşılması olası mutluluk; kimi zaman kasvetli kimi zaman komik aile sıcaklığı mıydı? edilgin ve mutlu ya da etkin ve mutsuz bir aile böyle mi oluyordu? sıkıcı olduğu için mi kusursuzdu aile yoksa kusursuz olduğu için mi sıkıcıydı? yoksa hepsi istisnasız kabul edilmiş, edilebilir bir simgenin parçaları mıydı, hep eksik olan ama aynı zamanda hep bütün olan mutluluktan, hak ettikleri mutluluktan paylarına düşenin parçaları mıydı? hem eksikti hem bütündü mutluluk çünkü mutlak bir sınırdı ölüm, ne göçebeydi ne bulanık ve kimse ardında kötü, yıkılmış, kederli aileler bırakarak göçüp gitmeye hazır hissetmezdi kendini. (Bütün Mutlu Aileler)
  • Eser hem kendi evreninin hem de kendi anlamının efendisi olmuş ve her iki durumda da hem yaratıcısına hem de yorumcusuna karşı zafer kazanmıştı. (İnez'in Sezgisi)
  • Dün gitti. Yarın henüz gelmedi, bugün bir an duraklamadan geçip gidiyor; Ben bir Vardım, bir Olacağım, bir de Yorulmaktayım... (Diana)
  • Ayrılık, biraz ölmektir (Laura Diaz'lı Yıllar)
  • Benim sana anlatmak istediğim bu zamanın, senin ve benim bugünümüzün çoktan yaşanıp bittiği. Bu bir yineleme. Etraftaki dekorlar değişebilir. Ama bu zaman sadece yineleniyor. Bugün dün mü yaşanmıştı? Evet; çünkü zaman senin inandığın gibi çizgisel değil. Zaman dairesel. Bir bengi dönüş yaşıyoruz. (Friedrich Balkonunda)