Kitap Künyesi
Yazar: Zygmunt Bauman
Çevirmen: Akın Emre Pilgir
Tasarımcı: Arslan Kahraman
Orijinal Adı: On Education: Conversations with Riccardo Mazzeo
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9786053144298
Sayfa Sayısı: 144
--reklam--
Eğitim Üzerine Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Elinizdeki kitap çağımızda gerek kendisinin gerek ailesi ve çocuklarının geleceği için kaygılanan sayısız insan için değerli tartışmalar içeriyor. Çağımızın en önemli düşünürlerinden Zygmunt Bauman söyleşilerinden oluşan bu derlemede, çağdaş eğitimin krizine odaklanılıyor. Küreselleşme, özelleşme, göç olgusu gibi önemli dönüşümlerin teknolojik gelişmelerle birlikte eğitim üzerinde nasıl etkili olduğu irdeleniyor. Kitapta bahsedildiği gibi bu eğitim krizi tuhaf bir kriz çünkü ilk kez farklı insan toplumları ile aralarındaki farklılıklara evrensel ve genelgeçer bir model önerilemez durumda. Bugün ne kendisine sığınanları asimile etmek isteyen muktedir güçler ve modeller ne de kendi farklılıklarını ekonomik refah için teslim etmeye gönüllü insanlar var.
Ama Bauman’ın tabiriyle hiç değişmeyen bir şey var: “Çocuklar nadiren yalnız yürüyorlar; genelde arkadaş gruplarıyla yürümeyi tercih ediyorlar. Bu alışkanlık hiç değişmedi. Yine de pencereden baktığımda gördüğüm şeyler yıllar içinde değişti. Kırk yıl önce nerdeyse her grup ‘tek renkteydi’. Bugünse nerdeyse hiçbiri öyle değil.” İşte bu eser, tek renkli olmayan ve bu farklılıklarla ortak yaşam örmesi zorunlu olan toplumumuzu anlamak için eşsiz bir fırsat sunmakta...
--reklam--
Eğitim Üzerine Alıntıları - Sözleri
- Bugün "sizin için iyi" olan şey, yarın sizi zehirleyen şey olarak sınıflandırılabilir.
- "Aynı yerde kalabilmek için elinden geldiğince koşman gerek. Bir yerlere ulaşmak istiyorsan, bundan iki kat daha hızlı koşmak zorundasın!"
- Sartre'ın dediği gibi, bizi biz yapan başkalarının bizi nasıl anlamlandırdığı değil, başkalarının bizi anlamlandırdığı şeyle ne yaptığımızdır.
- Her kuşağın toplumdan aforoz edildiği bireyleriyle ölçüldüğü doğrudur...
- Kokuşmuşluk yoksunluğun en zekice stratejisidir.
- Kaygılanacak çok sebep olsa da, umutsuzluğa yer yoktur.
- Janina'nın kendi acımasız derslerinden vardığı sonuç, insani olmayan koşullarda insan kalmanın en zorlu şey olduğuydu.
- Aşırılık ve israf, tüketimci ekonominin en sadık hatta ayrılamaz yoldaşlarıdır.
- Her koşulda nasıl tehlikelerin yanı sıra bazı fırsatlar da varsa, isyankarlığa gebe olan her şey konformizme de gebedir. Her çoğunluğun küçük, görünmez ve fark edilmez birer azınlık olarak ortaya çıktığını hiç unutmayalım. Yüzyıllık dev meşe ağaçları bile, bu ufacık palamutların içinden çıkıp büyümüşlerdir.
- Kültürel solukların birbirine karışması, diğerleri için olduğu kadar Avrupa medeniyeti için de zenginleşmenin kaynağı ve yaratıcılığın motorudur.
- Geçmişte sömürülen ve bunu unutmuş kimse, o başka kişileri sömürecektir. Öncesinde hep tepeden bakılan ve şimdi bunu unutmuş gibi davranan kimse, o aynı şeyi başkalarına yapacaktır
- “Kara tahtalarını kaldırmış öğrenciler, sanki evrensel öğrenimin bayrağını kaldırıyormuş, bilginin katedralini tahtadan kulelere dikiyormuş, insanlığı bütünüyle kuşatacak denli büyük bir okul inşa ediyormuş gibi duruyorlar.”
- Kanaatimce, birlikte yaşamanın yeni ve saygılı bir yolunu bulmaya dönük ağır süreç, kendi ayrıcalıklarını korumaya odaklanan politikacılarımızdan gelemez. Gençler arasındaki etkileşimlerin kaynayan ve fokurdayan sularından çıkmak zorundadır.
- Dünyayı değiştirmek istiyorsanız bilmeniz gereken ilk şey, insanların hangi şarkıları söylemeye hazır olduğunu öğrenmektir.
- Kimi zaman siz de, Saramago da dünyanın geleceği konusunda karamsar olmakla suçlandı (çünkü insanlar bence dünyayı kurtarmanın koşullarını anlattığınızı anlamıyorlar)
--reklam--
Eğitim Üzerine İncelemesi - Şahsi Yorumlar
GORDİON DÜĞÜMÜ*: Bu ağdalı zaman yolculuğunda gezgin birer çingeneyiz. Yaşadığımızı sanıyoruz. Asimile edilirken entegre olduğumuz fısıldanıyor kulaklarımıza -neredeyse- artık doğar doğmaz. Komşu kavramı anlamını yitirdi, ‘öteki’ne dönüştü. Artık dünyadaki herkes birbirine yabancı. Aile bireyleri bile… En yakınımız, her şeyimiz elimizdeki cep telefonları. Çipten korkan ama her anını görüntüleyip paylaşarak yaşayan bir tür. Homo electironicus’a evrilen yalnız çingeneler. Duyguları sanal, dünyaları sanal… Dijital bir paralel evrende bizden istedikleri her şeyi veriyoruz. Karşılığında tek beklediğimiz ilgi, binlerce beğeni. Fotoğraflarımızı çekerken kime bakıyoruz? Aynada baktığımız kim? Kim için tüm bu çaba, kendimiz gibi boşlukta dolanan diğer yalancı çingeneler için mi? Sanal gezginler, ekran seyyahları, kendini es geçip uzaktakine talip aklı beş karış havada fetih yapamayan fatihler gibiyiz. Artık her birimiz başkalarının öyküsünde suçlu veya hoş karşılanmayan biri olarak varız. Dünyadan geçen bir göçmen bir yabancı, birey bile olmasına izin verilmeyen taklit bireyler halinde ortada gezinen çingeneler. Sarkaçlar gibi hep yönümüzü değiştirmeye meyilliyiz. Çünkü; Ruhumuz çingene… Hiçbir şeyin geriye alınamayacağı noktaya varmaktan galiba artık korkmuyoruz. Herkesten gizlediklerimizi herkese göstermeye meraklı olduklarımızla aynı cebimize koyup bu paralel evrenden geçiyoruz, dijital bilgeler çağında. Elimizde kaygı kalkanı ve sahte oklarımız var. Bu yaşamak mı bilmiyorum. Dünyada kaybolmanın adı yaşamak olamaz… Kitabın hissettirdiklerinden sonra gelelim kitaba: Dünyada misafir olarak varolurken onu sahiplenerek sınırlar çizenlere kızıyor Bauman bu kitapta. Madem küreselleşiyorsun neden kardeş olamıyorsun, diye soruyor. Kapitalizmin vahşi dişlerinin hepimizi mideye indirirken gençlerin işlerinin daha zor olduğunu ve eğitimin de artık tamamen sermayenin bir oyuncağı haline getirilerek değersizleştirildiğinden bahsediyor. Azınlık ve göç sorunlarına insanî bir gözle duygu bağlamında bakılması gerektiğini ama giderek muhafazakârlaşan iktidarların bundan çıkar sağlayamadıkları için kendi kazanımlarını korumaya çalıştıklarını, gençlerden de geleceğin çalınmak istendiğini eklemiş. Söyleşi kıvamında, kolay okunur olması yanında sindirilmesi gereken uzun cümlelerle kafanızı karıştıran paragraflarla dolu ama geçmiş ve gelecek arasında sıkışıp kalmış günümüz insanını çok iyi tanımlıyor. Ekonomik parametrelerin insanı birer “tüketici” haline getirmeyi başarmış olması karşısında hala duygudan yana olanların varlığını hissetmek güzel. Bu his bile eski çoğu insana göre. Tüket ve at. Sakın arkana bakma. Okuduklarımız ve öğrendiklerimizle farkındalığımız artıyor ve çoğu şey daha net çizgiler taşıyor ama bunları bilmek yeterli mi, tabii ki hayır. Sorular daima ve illaki bilmediğimiz yerden gelecek. Yine de; Bu kitabı neden mi okumalısınız? Narsist olmamak için.. Yaşam gerçekten çok karmaşık… Bilgi kirliliğine bir katkı da benden gelsin o zaman son olarak, başlık ve güzel hikayesi: *Gordion düğümü, Büyük İskender’e atfedilen bir söylencedir. Genellikle, çözümü zor bir sorunun kaba kuvvetle halledilmesi anlamında metafor olarak kullanılır. Yeni bir lider arayışında olan Frigler’e bir kahin tarafından, şehre öküz arabası ile giren ilk adamı kral ilan etmeleri söylenir. Bu kişi kağnısıyla kente giren yoksul bir köylü, Midas’ın babası, Gordios olur. Gordios, kral ilan edildikten sonra öküz arabasını Frig tanrısı Sabazios tapınağına adar. Araba kızılcık dallarından bir düğümle tapınağa bağlanmıştır ve bu düğümü çözecek kişinin Asya’nın hakimi olacağı söylentisi ile ünlenir. Büyük İskender, Gordion’a geldiğinde (Mö334) düğümü çözmeye çalışır ama başaramaz. Sabrı tükenince öfkeyle kılıcını çekip düğümü keser. İskender, gerçekten de Pers İmparatorluğu’nun fatihi ve Asya'nın hakimi olma yolundadır. Ancak 33 yaşında ateşli bir hastalıktan zamansızca ölümü bilgelerce İskender'in Gordion düğümünü çözmek yerine sabırsızca davranmasının cezası olarak yorumlanır. Düğümleri çok sıkı atmayalım ki sonra kesmek zorunda kalmayalım… Değil mi? kitap/egitim-uzerine--196223 (Özlem Özmen)
Yazdığı kitapların içerik açısından Zygmunt Bauman’ın el atmadığı mesele kalmamıştır sanırım.Yeni kitabı Eğitime dair Riccardo Mazzeo ile yaptığı uzun söyleşi dizisi Eğitim Üzerine başlığıyla Ayrıntı yayınlarından çıktı,Ezberci mi, yoksa sınırları kaldırıp zihni açan bir eğitim mi? sorulması gereken soru ve uygulanması gerken eylem biçimi hangisi insanlığa daha yarar sağlıcak bir sistem.Eğitim de dâhil olmak üzere sistemin her şeyi kendisine göre şekillendirdiğini anlatırken vaatlerle gerçekler arasındaki açan gerçekleri hatırlatıyor: “Düzen çoğunluğa göre biçimlenir. Dolayısıyla görece az sayıda olup çoğunluğa itaat etmek istemeyen azınlıkları ‘kenar sapmalar’ şeklinde değersizleştirmek kolaydır. Bu sayede onları bulmak, tespit etmek, etkisiz hâle getirmek ve boyun eğdirmek de kolaydır. ‘Anormalliğin kenarı’nı seçmek, damgalamak ve ayıklamak, düzen inşasına eşlik eden zorunlu bir unsurdur ve düzenin devamlılığı için kaçınılmaz bir maliyettir.” (Mehmet Sarı)
Konuşulması , üzerinde durulması gerekilen meseleler var... Biz üç kişiydik bu kitapta; Zygmunt Bauman, Riccardo Mazzeo ve ben. Onlar söylediler, ben dinledim. Ben söyledim acaba onlar dinlediler mi? Orasını bilemeyeceğim. 20 adımda ; eğitim üzerine, eğitilmek üzerine, eğitimci üzerine düşünceler... Teknolojinin gelişmesi,ilerlemesiyle insanların etkileşimi sonucu yayılma hızı artan en büyük salgın :Küreselleşme.. Birçok yönden ; siyasi, kültürel, sosyal bakımdan insanların birbirine yaklaşma amacı ve özgünlüğü kaybetme durumu 21.yüzyılın en büyük çabası haline gelmiş durumda. Asırlarca etnik yapısını süregetiren ırklara, acımasızca yozlaşmasına sebep olan küreselleşmenin - eğitim üzerine- olan yönünü ele alacağız bu kitapta. Kitap incelemesine geçmeden önce küreselleşme üzerine biraz daha yazacağım. Yapı olarak oluşumu ortaçağlara dayanan küreselleşme günümüzde dişli bir çark haline gelmesinin en büyük etkenlerinden biri ; sömürgecilik anlayışıdır. Sanayi devriminde kendini geliştiren Avrupa ülkeleri, kaynak bulmak için birçok savunmasız, başta afrika ülkelerini işgalllerine küreselleşme kılıfı uydurdu. Mesela İngilizler, Hindistan'ı yıllarca kaynak olarak sömürdüler, adına ise biz Hindistan'a barış, medeniyet, adalet verdik, dediler. Keza Fransızlar, Kuzey Afrika ülkelerini aynı yöntemlerle.. ABD, ortadoğuya barış, refah, mutluluk götürecez dediler, barış refah mutluluk dışında her tür kötü şeylerin tohumlarını etkiler. Cennet diye nitelendirilen ortadoğu şimdi ise cehennemden daha kötü hale gelmiş durumdalar.Örtük, emperyalist küreselleşme düşüncesine karşı duracaz. Küreselleşmeyecez, küresel sermayenin maşası olmayacağız. Kitap içeriğine dönersek, yer yer yazar ile karşıt sayısız görüşümüz olsa da yine aynı şekilde yer yer düşüncelerine katıldığım oldu. Sohbet havasında geçen diyaloglar ve bazı yerlere içtimai görüşlerimi yazarak üç kişi olduk bu kitapta. Zygmunt Bauman söylüyor düşüncelerini , Riccardo Mazzeo ise onun söylediklerine güç katmak için belgeler, fikirler, tanık göstermeler yapıyor kitapta. Ben ise bazı yerlerde “hayır aslında şöyle” ile aktardığım içtimai görüşlerimi katıyordum. Bu kitap neden okunmalı? Düşünce havzama değerli görüşler katmama yardımcı oldu. “aslında şöyle düşünebilir” dediğim birçok bölüm oldu. Ve ayrıca, anne ve babalar olmak üzere ailemize, yani ailemizdeki eğitim alan bireylerimize, eğitimlerine “Nasıl Yaklaşılmalı?” sorularının cevabınıda bu kitap sayesinde geliştirabilirsiniz. Eğitim dışında, toplumda gençlere olan yaklaşımı ve gençlerin kariyerine yönelik sohbetler içeren bu kitabın her kütüphanede olması gerektiğini düşünüyorum. Okuayacaklara keyifli okumalar dilerim. Bir alıntılama ile incelememe son noktayı koyabilirim ; “Sizce eğitimin sadece bilgiyle değil, eleştirel düşünceyle de beslenmesi gerekmez mi?” (sf9 /Ayrıntı Yayınları) (Uğur)
--reklam--
Eğitim Üzerine PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Zygmunt Bauman - Eğitim Üzerine kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Eğitim Üzerine PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Zygmunt Bauman Kimdir?
Zygmunt Bauman, 19 Ekim 1925'te Polonya Poznan'da doğdu. Sosyolog ve filozoftur. Postmodern felsefenin hem sosyoloji alanında uyarlanmasını hem de genel kuramsal düzeyde sağlıklı bir şekilde değerlendirmesini ortaya koyan yapıtlarıyla tanınmaktadır.
Zygmunt Bauman, II. Dünya Savaşı patlak verene kadar, Polonya-Poznan'da yaşamını sürdürmüştür. Daha sonra Sovyetler Birliği'ne taşındı ve savaşın ardından Varşova Üniversitesi'nde doktorasını yaparak Doçentlik sınavını verdi.1954'ten itibaren aynı üniversitede Sosyoloji dersleri verdi. 1968 yılında Polonya Komünist Partisi'nden ayrıldı. Aynı yıl, politik nedenlerden dolayı sosyoloji prefesörlük unvanını kaybetti. İsaril'e göç etmek zorunda kaldı. 1971 yılında Bauman, Büyük Brintanya'nın çağrısı üzerine, Leeds Üniversitesi'nde yeniden sosyoloji kürsüsüne sahip oldu. 1990'lara kadar orada çalışmalarını sürdürdü.
Zygmunt Bauman, 1980'li yıllardan itibaren, Modernizm ile Totaliterizm arasındaki bağlantılar üzerine hem kuramsal hem de sosyolojik incelemeleriyle öne çıktı. Özellikle Almanya'daki Nasyonalsosyalizm üzerinden Holocaust hakkındaki çözümlemeleri bu bağlamda önemli bir etki yaptı. Böylelikle, Modernizme içkin kavram ve kategorilerin Totaliterlikle doğrudan ya da dolaylı ilişkileri derinlikli olarak ve disiplinlerarası bir yöntemle ortaya konulmuş olundu.
Bauman, aynı zamanda postmodernizm hakkındaki çalışmalarıyla da önemli bir yer tutmaktadır. Siyasal, etik ya da genel olarak kuramsal düzlemde postmodernizmin değerlendirilmesini yapmış ve açık anlaşılır fakat derinlikli de olan metinleriyle postmodernizmin ne olup olmadığını, ne tür olanaklar sağladığını göstermeye ve netleştirmeye çalışmıştır
1989 yılında Amalfi Ödülünü ve 1998 yılında Theodor Adorno Ödülünü almıştır.
--reklam--
Zygmunt Bauman Kitapları - Eserleri
- Sosyolojik Düşünmek
- Yaşam Sanatı
- Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?
- Küreselleşme
- Akışkan Aşk
- Özgürlük
- Kimlik
- Kapımızdaki Yabancılar
- Akışkan Gözetim
- Bireyselleşmiş Toplum
- Iskarta Hayatlar
- Akışkan Modern Dünyadan 44 Mektup
- Akışkan Modernite
- Eğitim Üzerine
- Modernite, Kapitalizm, Sosyalizm
- Tanrı'ya ve İnsana Dair
- Retrotopya
- Yasa Koyucular ve Yorumcular
- Cemaatler
- Modernite ve Holocaust
- Modernlik ve Müphemlik
- Akışkan Hayat
- Postmodern Etik
- Ahlaki Körlük
- Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri
- Sosyoloji Ne İşe Yarar?
- Siyaset Arayışı
- Parçalanmış Hayat
- Edebiyata Övgü
- Postmodernlik ve Hoşnutsuzlukları
- Kuşatılmış Toplum
- Avrupa
- Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar
- Dünyaya ve Kendimize Dair
- Hermenötik ve Sosyal Bilimler
- Bu Bir Günlük Değildir
- Akışkan Modern Dünyada Kültür
- Sosyalizm - Aktif Ütopya
- Kriz Hali ve Devlet
- Akışkan Korku
- Borçlu Zamanlarda Yaşamak
- Zygmunt Bauman ile Söyleşiler
- Akışkan Doğanlar
- Etiğin Tüketiciler Dünyasında Bir Şansı Var mı?
- Kültür Teorisinde Eskizler
--reklam--
Zygmunt Bauman Alıntıları - Sözleri
- Büyük servet olan yerde büyük eşitsizlik vardır. Bir kişinin çok zengin olabilmesi için en az beş yüz fakir gerekir! (Azınlığın Zenginliği Hepimizin Çıkarına mıdır?)
- Görünür olmak birey olmanın yoludur; belki de biri olmanın tek yolu. Herkes gizliden gizliye var olmadığından korkar, çünkü başkaları farkına varmadığı sürece aslında o yoktur. (Ölümlülük Ölümsüzlük ve Diğer Hayat Stratejileri)
- "Dünya düşününenler için bir komedi, Hissedenler için bir trajadi." (Zygmunt Bauman ile Söyleşiler)
- Bütün aşklar insan - yiyici bir açlık çekerler. (Akışkan Aşk)
- müritlerinize verdiğiniz şey hakikat değil, sadece hakikatin suretidir. Birçok şeyin işiticileri olacaklar ama hiçbir şeyi öğrenmeyecekler. Her şeyi biliyormuş gibi görünecekler ama genel olarak hiçbir şey bilmeyeceklerdir. Sinir bozucu, bezdirici insanlar olacaklar, gerçekliği olmayan bir bilgeliğin taşıyıcıları gibi davranacaklardır. (Tanrı'ya ve İnsana Dair)
- “Uzaklık coğrafi olmaktan çok zihinsel bir mesele olabilir.” . (Sosyolojik Düşünmek)
- Eskiden uzun süreli bir aşk ilişkisinde belirleyici unsur seks iken, artık odak noktası güvenliğe kaymıştır. Bu yalnızlık asrında aşk bir dermandır.. (Retrotopya)
- Robert Winder'in zekice belirttiği gibi, "İstediğimiz kadar sandalyemizi kumsala koyup, yaklaşmakta olan dalgalara bağıralım, ne gelgit dinleyecek ne de deniz geri çekilecektir." Göçmenleri "kendi arka bahçemiz'den uzak tutmak için duvarlar inşa etmek, gülünç şekilde antik filozof Diogenes'in eski Sinop'un sokaklarında içinde yaşadığı fıçıyı bir o yana bir bu yana yuvarlaması hikâyesine benziyor. Bu tuhaf davranışının nedeni sorulduğunda, Diogenes komşularının kapılarına barikat yapmak ve kılıçlarını keskinleştirmekle meşgul olduğunu gördüğünü ve Makedonyalı İskender'in yaklaşan askerleri tarafından işgal edilmesine karşı şehrin savunmasına katkı yapmak istediğini söyler. (Kapımızdaki Yabancılar)
- "hiçbir şey bahşedilmediği" için "her şey kazanılmalıydı." (Modernlik ve Müphemlik)
- "Cepteki ilişkiler" anlık olmanın ve fırlatılıp atılabilirliğin cisimleşmiş hâlleridir. (Akışkan Aşk)
- Tüketim toplumunda seri imalat artık kitlesel emek gücüne ihtiyaç duymuyor ve bir zamanlar "yedek sanayi ordusu" olan yoksullar şimdi "defolu tüketiciler"e dönüştürülmüştür. (Çalışma, Tüketicilik ve Yeni Yoksullar)
- "Geriye ya da yukarıya değil; becerinin, iradenin, gücün toplanması gereken yere, kendi içine bakmalı insan. Oradan başlamalı. Bir ‘savunma stratejisi’ olarak daima orada kalmalı." (Akışkan Modernite)
- Göçmenler (yerkürenin uzak köşelerinden "arka bahçemiz"e boca edilen atık insanlar) ile kendi imalatımız olan dayanılmaz korkularımız arasında bir seçici yakınlık mevcuttur. (Iskarta Hayatlar)
- Hayatının her günü kösteklenen ve hakir görülen birey kişisel narsisizmine “kolektif narsisizm” içinde barınak bulur. Bu ağır yara almış bireyselliğin kurtuluşu ne oranda aranıyorsa o derece aldatıcı olabilecek bir güvenlik vaadidir. Kefaret umudu hüsranla sona ermeye mahkumdur... (Akışkan Hayat)
- Gezegende her şey birbirine bağlı olduğundan, yerkürenin belli bir kısmında güvenlik, ancak güvenli bir insanlık içinde temin edilebilir. İnsanların aşağılanmasına her yerde karşı çıkan, artan fırsat eşitsizliğiyle büyüyen toplumsal adetsizlik ve insani aşağılanmaları hafifletecek, etik açıdan aydınlanmış bir küresel eylem, her açıdan ortak sağ kalımımızın en temel koşuludur. (Avrupa)
- Oxford Üniversitesi'nin saygın sosyologlarından John Goldthorpe yönetiminde on üç güçlü ekibin Ingiltere, Şili, Macaristan ve Hollanda'da yürüttüğü bir çalışmanın bulgularına göre, kültürel seçkinlerle, kültürel hiyerarşide daha altta olanların, günümüzde artık eskiden olduğu gibi bazı işaretlerle kolayca ayırt edilemediği görülmektedir. Bu eski işaretler, düzenli olarak opera ve tiyatroya gitmek, 'yüksek sanat' sayılan her şey karşısında her zaman duyulan coşku ve bir pop şarkısı ya da popüler bir televizyon dizisi gibi sıradan sayılan her şeye burun kıvırmak gibi unsurlardan oluşmaktadır. Elbette bu durum, dışarıdan kültürel seçkinler, gerçek sanatseverler, kültürün ne olduğu, nelerden oluştuğu ve bir kültür adamı ya da kadını için (comme il faut ya da comme il ne faut pas) -neyin uygun olup neyin olmadığı gibi konularda, pek de o kadar kültürlü olmayan akranlarından daha bilgili kabul edilen kişilerle artık karşılaşma yacağımız anlamına gelmez. (Akışkan Modern Dünyada Kültür)
- Tüketim toplumunun bir üyesi olmak göz korkutucu bir görev ve hiç bitmeyen Çetin bir mücadeledir. Ayak uyduramama korkusu yetersizlik korkusu tarafından kenara itilmiş ama rahatsız edici iliğinden bir şey kaybetmemiştir. (Akışkan Gözetim)
- Devlet her şeyden önce bir yeniden metalaştırma aracıdır. (Yasa Koyucular ve Yorumcular)
- "dış görünüş benim için hem gerçekleştiren hem de yaşayandır" diye yazdı Nietzsche. (Akışkan Doğanlar)
- "Farkında olalım veya olmayalım, hoşumuza gitsin veya gitmesin, yaşamlarımız sanat yapıtıdır." (Yaşam Sanatı)
Yorumlar
0 yorum