Kitap Künyesi
Yazar: Haydar Karataş
Yayın Evi: Nota Bene Yayınları
İSBN: 9786052036020
Sayfa Sayısı: 144
--reklam--
Ejma'nın Rüyası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ejma’’nın rüyası masalsı ve gerçek öğelerin iç içe geçtiği, zaman mefhumunun giderek belirsizleştiği, geçmişin hiç bitmeyen, günümüzde de yaşamaya devam eden hikâyelerini anlatıyor. Kim demiş sesin çizilmediğini, kim demiş nefesin bedeni terk ettiğinde ruhun yitip gittiğini, kim demiş?
Ejma’nın Rüyası, Dersim’in tarihsel geçmişine bir ağıt niteliği taşır. Çünkü Dersim’de dağların, taşların, ağaçların ziyaret kabul edilmesi mistik bir inanç olmaktan çok zamanın içinde kayıp giden ve unutulmamak için yeryüzüne iz bırakan birer insan metaforudur. Masal da burada başlar ve dilden dile, diyardan diyara sürgün misali dile dökülür. Sonra o masalın kahramanıyla ansızın bir yerde karşılaşıverirsiniz. Ya da uçsuz bucaksız bir anda kendinizi o masalın içinde kendinizi bulursunuz. Haydar Karataş, Gece Kelebeği Perperk-a Söe ve On İki Dağın Sırrı Romanları’nın ardından ilk öykü kitabı olan Ejma’nın Rüyası’nın içinde yer alan öyküler üç bölümden oluşuyor Masal İnsan, Sayıklamalar ve Tarihsel İnsan.
Haydar Karataş, yalın, içten ve fonksiyonel yazıyor. Dersimi çok güzel anlatıyor onu çok sevdim.
-Vedat Türkali, yazar, romancı-
Haydar Karataş, Türkçemizin Aytmatov’u...
-İsmail Saymaz, gazeteci, yazar-
Haydar Karataş, sesleri ve tarihi silinmiş bir halkın öykülerini, tarihini bizlere aktarıyor. Onun kalemi dağların ardından gelen sesleri yansıtıyor. O sesi iyi dinleyelim. Öğreneceğimiz çok şey var o seste.
-Caroline Stockword, Edebiyat Çevirmeni, Galler PEN Cymru üyesi-
Haydar Karataş canavarcasına yazar damarı olan birisi. Hayvani bir yazar, bunu olumlu anlamda söylüyorum. Yasar Kemal’de de böyle doğadan kaynaklanan bir güç vardır.
-Murathan Mungan, şair, yazar-
…Haydar Karataş yeni dönem yazarlar arasında kendine has sese sahip ender isimlerden…
-Burhan Sönmez, yazar-
Haydar Karataş, Dersim’in acılı müziğini kendine özgü, soluk kesen, masalsı anlatımıyla kulaklarımıza ulaştırıyor.
-Gün Zileli, yazar-
--reklam--
Ejma'nın Rüyası Alıntıları - Sözleri
- Sahi hangi vakit yaşanmıştı da geçmişti bu hayat!
- Ayı güler... Der ki, " Var, yoluna git insanoğlu, var git köyüne, çoluk çocuğuna. İnsanoğlunun mayasında ihanet vardır. O dara düşünce dost olur, darlık bitince unutur geçmişini..."
- Memleket dedim, güzel memleket sen ne kadar da zalimmişsin. Hiç hayal kuran insan tutuklanir mi, yazan insan, çizen insan...
- "Gürültü duyulur, ama hayat hissedilendir. Hikâye hayattır, oysa siyaset gürültü değilse nedir be evlat?"
- Rutin aklın ölümüdür, aynı şeyi ikinci kez söyleme, aynı şeyi tekrar eden insanla ilişkini kes. Selam ver ama kelam etme.
- " Soruyorum size," diyordu, (hanımlar ve beyler); oyun arkadaşlarınız ve okul arkadaşlarınız, birlikte büyüdüğünüz çocuklar, acıyı ve neşeyi, açlığı ve sefaleti paylaştığiňiz dostlar, rüya çağınızda sizinle hayal kuranlar, hepsi gitmiş, kaybolmuşsa, ne yapabilirsiniz?... Yuvada ve ilkokulda aşık olduğunuz güzel kızlar ölmüşse, kemikleri gömülmeden kalmışsa ... Affedin beni hanımlar ve beyler bir içki daha içmeliyim."
- Burası Babil, aklını yitirmiş tanrıların diyarı, burası tımarhanesi memleketimin. Burası ölüden tanrı yaratan ideologların saltanat sürdüğü cehennem...
- Ey ruhumu yücelten acı,uyan ve korkut
- Bir yol kavşağında her birimiz kendi yalnızlığına indi.
- Ey Tanrım biraz günışığı ver bana, biraz yağmur! Bir adam gördüm içindeki canavarı bağlamış ardı sıra sürüklüyor. Yanına gittim, "Amca" dedim. Duymadı. Daha yüksek sesle seslendim, "Amca nereye götürüyorsun bu vahşi yaratığı?" Dedi, "Evlat çok öfkelendi. Masalcıya götürüyorum, biraz hikaye anlatsın, dinsin. Uyutmuyor geceleri..." Ağzım açık arkadan bakakaldım ve ne mutlu dedim, ne mutlu içinde ki canavarı görebilene, ilacını bilene ne mutlu...
- "Ey Derviş! Ben inleyen nehirler gördüm,ağlayan pınarlar geçtim,ama senin sazın gibi dertle muhabbet edenini görmedim.Senin bu sazını böyle dertli yapan nedir? Nefessiz ruhuma nefes verdin,inleyen suyuma can kattın.Söyle bana seni bu ıssız dağa getiren nedir?"
- Ayı güler...Der ki, "Var,yoluna git insanoğlu,var git köyüne,çoluk çocuğuna.İnsanoğlunun mayasında ihanet vardır.O dara düşünce dost olur,darlık bitince unutur geçmişini..."
- "Soruyorum size," diyordu, "[hanımlar ve beyler];oyun arkadaşlarınız ve okul arkadaşlarınız,birlikte büyüdüğünüz çocuklar,acıyı ve neşeyi,açlığı ve sefaleti paylaştığınız dostlar,rüya çağınızda sizinle hayal kuranlar,hepsi gitmiş,kaybolmuşsa,ne yapabilirsiniz?(...)Yuvada ve ilkokulda aşık olduğunuz güzel kızlar ölmüşse,kemikleri gömülmeden kalmışsa,esaret altına girmişlerse ya da kendi milletleri tarafından unutulmuşlarsa?..."
- Hani söylemesi ayıp ben insanın ülkesini unutmamasını da acılarının derinliğine bağlıyorum.İnsanın acısı insanın gerçek yurdu.Acın nereye aitse oralısın,gerisi boş.
- İşin özü,aşk meşk her şey bitiyor ama insan-ı evlanın hikayesi insanın ruhunu bırakmıyor.Gerçekte geride kalan da hikayesidir insanın.
--reklam--
Ejma'nın Rüyası İncelemesi - Şahsi Yorumlar
EJMA'NIN RÜYASI & HAYDAR KARATAŞ: -"Ey Tanrım biraz günışığı ver bana, biraz yağmur! Bir adam gördüm içindeki canavarı bağlamış ardı sıra sürüklüyordu. Yanına gittim, "Amca,’' dedim. Duymadı. Daha yüksek sesle seslendim," Amca nereye götürüyorsun bu vahşi yaratığı?" Dedi, "Evlat, çok öfkelendi. Masalcıya götürüyorum, biraz hikaye anlatsın, dinsin. Uyutmuyor geceleri…'' Ağzım açık arkadan bakakaldım ve ne mutlu dedim, ne mutlu içindeki canavarı görebilene, ilacını bilene ne mutlu…”- Kitabın içeriğindeki öykülere dahil olmayan, bu minik ve anlamlı metin ile başlayan Ejma'nın Rüyası, Sevgili Haydar Karataş'ın son kitabı. Kendisini muhteşem kitabı Gece Kelebeği/Perperik-a Söe ile tanımış, ardından On İki Dağın Sırrı ile Karataş yolculuğuma devam etmiştim. Kendi adıma çok memnun olduğum bu yolculuğun asla bitmemesi, gittiği yere kadar gitmesi bu ilişki için en büyük temennim. Haydar Karataş her şeyden önce dava adamı oluşu müsebbibiyle bir halk adamı. Öyle lafta değil elbet, özde...Kendisi 1973 Dersim doğumlu. On dokuz yaşında başlayan cezaevi süreci 2002 yılında, yaş otuza dayandığında noktalanınca, politik mülteci olarak İsviçre'ye yerleşiyor. Ülkemizde bulunduğu yıllardaki kaderi bu halde iken, şu an ironik bir biçimde, İsviçre Zürih Yüksek Mahkemesi'nin çevirmenliğini yapmakta Karataş... Düşler ile gerçekleri, masallar ile yaşanmışlıkları harmanlayarak, okura, zamansız bir yolculuk vadeden Ejma'nın Rüyası, yazarının tabiriyle, "Dersim'in tarihsel geçmişine bir ağıt niteliğinde. Dersim'de dağların, taşların, ağaçların ziyaret kabul edilmesi mistik bir inanç olmaktan çok zamanın içinde kayıp giden ve unutulmamak için yeryüzüne iz bırakan birer insan metaforudur." 1938 Dersim Olayları'nı, öykülerin temeline yerleştiren Karataş, Dersim halkının acılarını, halk masalları ile yoğurarak, Sadık Hidayet' in Kör Baykuş kitabının girişindeki" Yaralar vardır hayatta, ruhu yavaş yavaş kemiren, yalnızlıkta kemiren yaralar... cümlesi ekseninde, onulmayan, onulamayan yaraları deşiyor. Masal ise Dersim'in ta kendisi olarak kitapta zuhur ediyor. Bir Dersimli, bir Haçelili olan Karataş'ın doğup büyüdüğü topraklara olan aidiyet duygusu ile her öyküde çok net çıkıyor karşımıza. Üç ana bölümden oluşan kitabımız, toplamda on üç öyküden oluşuyor: 1.Bölüm:Masal İnsan -Pepug Aryası -Uyuyan Tanrı -Prag Köprüsü'ndeydi, Franz Kafka' nın Şehrinde -Babil Tımarhanesi'nden Kaçan Üç Devrimcinin Hikayesi -Hızır Gitti Gelmez Oldu -Hızır Yaşlı Nenemdi -Aşk Bitiyor da Hikayesi Bitmiyor -Ejma'nın Rüyası -Masal Bitti O Gece -İki Siyah Erkek Donu 2.Bölüm:Sayıklamalar -Şaraplık Üzümlerin Kanı -Hakikat Ayrık Ayrıktı -Şizofren Köyün Delisi 3.Bölüm:Yaşayan İnsan -Yedinci Mezar Taşı / Gözlerini Kapatın Tarihin Öykülere tek tek değinip, bu büyülü kitabın büyüsünü bozmayacağım ama giriş öyküsü Pepug Aryası ile kitaba adını veren Ejma'nın Rüyası adlı öykülerden biraz bahsetmeden de geçemeyeceğim. Pepug Aryası, isminden de anlaşılacağı üzere, halk masalı tadında, sıcak,samimi,hüzünlü, mitolojik ve haliyle metaforik ögeler içeren bir öykü. Öykünün ana temasına, Anadolu'daki kardeşin kardeşe olan özlemini anlatan efsanevi Pepug kuşunu kondurarak farkını ortaya koyan Karataş, dili, üslubu ve anlatım şekli ile okuru edebi hazza ulaştırıyor. Yaşlı bir derviş ve Süleyman peygamberin çobanı Munzur'un karşılaşmaları ile başlayan öykü,kısa ve öz olarak, kardeşin kardeşe inanmadığı ama acısını da unutmadığı toprakların hikayesini sunuyor bizlere. ***Anlatacağımız bu hikaye sizden yeni ama zamandan eskidir. Rivayet o ki, onun devri daim olduğu zamanda henüz Yusuf kuyuya düşmemiş, Yunus'un kulağına Tanrı 'o tılsımlı sözü' fısıldamamıştı. Bunun için derler, evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Devler top oynar eski hamam içinde. Gamamcının suyu yok, baltacının baltası yok. Sokakta bir tazı gezer boynunda halkası yok. Ejma'nın Rüyası'nda ise, yazar, "Açma yaramı kurban olam, açma yaramı" diye sessizce haykıran Ejma' nın, tabiri caizse, kabuk bağlamaya yüz tutmuş yaralarını kanatıyor, hem de tırnaklarıyla kazıya kazıya. Anası, kardeşi Ferhat'ı doğururken ölen, babası da toprak yoluna öldürülen Ejma'nın ağzından 1938 olaylarına tanıklık ediyoruz. Kardeşi Ferhat'ın akibetini ise ne siz sorun ne de ben söyleyeyim... ***Bunu sordum o buluşmamızda. Nerede kaldınız diye. " Arı kovanı boşalmış gibi asker geldi. Dağ taş asker kaynadı. Böyle her şey gözümüz önünde oldu, bitti. "dedi." Yaktılar, köyü. Ermeni mahallesini, değirmeni, tarlaları... İnsanın en büyük düşmanının yine bir başka insan olduğu hususunun sıklıkla altını çizmiş olan Haydar Karataş, öykülerinde çocukluğundan beri süregelen gözlem yeteneğini de konuşturmuş. Bir anlamda duyduklarını, gördüklerini, öğrendiklerini ve bildiklerini sentezlemiş. Herbirinde ayrı ayrı , Dersim'in muhteşem coğrafyasına, istemsizce dahil olacağınız öykülerde, tahmin edersiniz ki büyülü gerçekçilik çok ön planda. Acının rengi, dili, dini, kimliği olmadığını düşünen onurlu kesime dahilseniz, kim olursa olsun, bir başka canlının acısını iliklerinize kadar hissedebiliyorsanız, bu öyküleri çok başarılı bulacağınızdan hiç şüphem yok. Aksi düşüncedeki bir okur, kuru ve yüzeysel bir okuma yapacaktır, dolayısıyla bu da kitabın özümsenmesine mani olacaktır. Neden böyle harika kitaplar bilinmez, okunmaz bir türlü anlamam ya da aslen anlarım da işime gelmez anlamak! Kalın sağlıcakla... ***Gürültü zamanında edilirse karşılığı vardır, sessizliğin de zamanı vardır. Ama unutma bütün fikirler, mutluluklar sessizlikte mayalanır. Hani derler ya, mutluluk, mutluluk olmadan evvel hayalden ibarettir, diye. Hayal parayla satın alınan şey değil ki evlat! ***Bir gün, "Hadi beni neyse de ya sen, seni neden hapse attılar," diye sordum. Sormaz olaydım, meğer bizi öldüren o ülkede beterin beteri varmış. Hani söylemesi ayıp ben insanın ülkesini unutmamasını da acılarının derinliğine bağlıyorum. İnsanın acısı insanın gerçek yurdu. Acın nereye aitse oralısın, gerisi boş... ***Şarkı bitti, bir daha başa aldı. Bitti gene başa aldı. Telli telli şu telli turna... Ne kadar da saftı, ne kadar saftık. Her şey kaldığı yerden devam edecekmiş gibi düşünecek kadar saf, müziği dahi ayarlamıştı. "Telli telli şu telli turnam... Sakın çıkma patika yollara O dağlara kırlara o karlı ovaya Yenik düşüyor her şey zamana Biz büyüdük ve kirlendi dünya. Telli telli telli şu telli turna Sanma ki yaralı uçmaz bir daha Takılmış kanadı göçmen buluta Döner gelir bir gün konar yurduna... " ***İşin özü,aşk meşk her şey bitiyor ama insan-ı evlanın hikayesi insanın ruhunu bırakmıyor.Gerçekte geride kalan da hikayesidir insanın. (Seda Bera)
Coğrafya kaderdir.” diyor İbn-i Haldun. Doğru söylüyor. Acıya gark olmuş toprakların hikâyesi biter mi hiç? Bitmiyor...Haydar Karataş’ın hüzün dolu kitabı ile ilgili birkaç satır yazayım dediğim dakikalarda, İzmir’de, dipten gelen bir sarsıntı ile sallandık. Ardından iki sokak ötemizde tuzla buz olan binaları , çaresizce ağlayan insanları gördük.Siyasi görüşü, dili, dini ne olursa olsun “acı” değişmiyor. Bir anne, hep aynı dilde ağlıyor... Politik faaliyetlerinden dolayı 19 yaşında tutuklanıp 10 yıl hapis yatan ve sonrasında ülkeyi terk eden yazar Haydar Karataş, 2003’ten bu yana İsviçre’de politik mülteci olarak yaşıyor. Yazar, üç bölümden ve on üç hikâyeden oluşan kitabında doğup büyüdüğü Haçeli köyüne ve Dersim’e dair hikâyelere halk ezgileri ve masallar eşliğinde yer veriyor. Yazar, yaşadığı topraklardaki Ermenilerin, Alevilerin Kürtlerin acılarını dillendiriyor. Sürgünleri, ölümleri, yıkımları ve giderek sessizleşen yaralı insanı içtenlikle anlatıyor kitabında. Golo Ostro Dağı da tüm olup biteni sesizce dinliyor... “İnsanın acısı insanın gerçek yurdu.Acın nereye aitse oralısın, gerisi boş.”s.53 ”Yaralar vardır hayatta, ruhu yavaş yavaş kemiren yaralar.”Sadık Hidayet, Kör Baykuş s.99 ”Gürültü zamanında edilirse karşılığı vardır, sesizliğin de zamanı vardır.Ama unutma bütün fikirler, mutluluklar sesizlikte mayalanır.”s.113 (Berna Karakaya)
Kitap tek solukta bitti ama etkisi uzun süre devam edecek. Katliam, dram, sürgün, hapis, Ermeniler ve Zazalar, Kızılbaşlar, elma bahçelerine sıçrayan kan, ölüm, ölüm, ölüm, daha çok ölüm, aşiretlerin şahsi çıkarları altında ezilen halk, yine hapis, yine katliam, tecavüz, bu coğrafyanın değişmeyen kaderi yıkım, ayrılık, ve her seferinde farklı sebeplerle ortaya çıkan insanların birbirini yok etme isteği! (Deniz ATAÇ)
--reklam--
Ejma'nın Rüyası PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Haydar Karataş - Ejma'nın Rüyası kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Ejma'nın Rüyası PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Haydar Karataş Kimdir?
1973 yılında, Dersim'in Hozat ilçesine bağlı Haçeli köyünde doğdu. Köyünde okul olmadığından, henüz altı yaşındayken, babası onu sırtına alıp, 1938 yılında askeri kışla olarak kullanılmış bir binada bulunan yatılı okula götürdü. O zamana kadar yalnızca Zazaca konuşan Karataş, burada Türkçe öğrendi. İstanbul, Kocasinan Lisesi'nde okudu. Bir yandan da lokantalarda bulaşıkçılık, tekstil atölyelerinde çıraklık yaptı.
Aynı yıllarda sol fikirlerle tanıştı ve dört kez gözaltına alındı. 1992 yılında tutuklanarak Türkiye'nin çeşitli hapishanelerinde on yıl, dört ay hapis yattıktan sonra, 2002 yılının Haziran ayında, Gebze Cezaevi'nden şartlı tahliye edildi ve ülke dışına çıktı.
2003 yılından beri İsviçre'de yaşamaktadır. Fribourg Üniversitesi'nde bir yıl, lise denklik eğitimi gördü. Daha sonra Zürih Üniversitesi'nin Psikoloji bölümü'ne kaydoldu, ancak ekonomik nedenlerle okulu bırakmak zorunda kaldı. Hamallık, temizlikçilik, yoksul ülkeler için kullanılmış giysi toplama gibi işlerde çalıştı.
Pek çok edebiyat dergisinde yazıları yayınlanan Karataş'ın Gece Kelebeği (Perperık-a Söe) romanı ilk roman çalışmasıdır. Bir dönem Açık Gazete İsviçre temsilciliği yapan Karataş, Demokratik Gündem Gazetesi, Devrimci Demokrasi, Yaba Sanat, İnsancıl, E Dergisi, Birgün, Öteki İsviçre, Dersimnews, gibi pek çok dergi ve gazetede makaleleri yayınlandı.
--reklam--
Haydar Karataş Kitapları - Eserleri
- Gece Kelebeği
- On İki Dağın Sırrı
- Ejma'nın Rüyası
--reklam--
Haydar Karataş Alıntıları - Sözleri
- Hayat her geçen gün bize yeni yüzünü göstermekten, her gün önümüze yeni bir zorluk çıkarmaktan geri durmuyordu. (Gece Kelebeği)
- Küçük olan,düşmüş insan değil Perhan, küçük olan düşmüşü düşüren insandır… (Gece Kelebeği)
- Ölüm ne kadar sıradan ve ne büyük bir çareydi (Gece Kelebeği)
- "Soruyorum size," diyordu, "[hanımlar ve beyler];oyun arkadaşlarınız ve okul arkadaşlarınız,birlikte büyüdüğünüz çocuklar,acıyı ve neşeyi,açlığı ve sefaleti paylaştığınız dostlar,rüya çağınızda sizinle hayal kuranlar,hepsi gitmiş,kaybolmuşsa,ne yapabilirsiniz?(...)Yuvada ve ilkokulda aşık olduğunuz güzel kızlar ölmüşse,kemikleri gömülmeden kalmışsa,esaret altına girmişlerse ya da kendi milletleri tarafından unutulmuşlarsa?..." (Ejma'nın Rüyası)
- Şu Anadolu'da insanlar ağıt yakmışsa korkmak lazım, değil Ankara'daki hükümet, ağıt yaktı mı bir ana yavrusuna, yedi düvel ötedeki hükümetler dahi korkmalı, öyle korkmalı ki, ağıdın düştüğü toprakta ne yaparsan yap hükümetin hükmü yerine ağıdın hükmü geçerdi (On İki Dağın Sırrı)
- Zaman denen şeyi durdurmak imkansızdı. (Gece Kelebeği)
- İnsanın insandan neden korktuğunu, bilmez. Korkar da bilmez.. (Gece Kelebeği)
- Bir yol kavşağında her birimiz kendi yalnızlığına indi. (Ejma'nın Rüyası)
- Ölüm ne kadar sıradan ve ne büyük bir çareydi. (Gece Kelebeği)
- "Cem Şah,kara toprak üzerinde zuhur etmiş her varlık,diğerinin kanıyla beslenir.Biri ötekine düşman,biri ötekinin kanından beslenir ama izin verir,bilir o olmadan yaşayamayacağını,bir insan kıymetini bilmez düşmanının.İnsan sevmediğinin köküne illa ki kibrit suyu diker,diker de üzerinde de bir güzel tepinir.Gül üstüne gül koklar,turna öyle midir?Mısır çölüne esir düşen turna,kırk yıl selam yollar.Kırk yıl yasını tutar yoldaşının.Sorarım sana Cem Şah,bu Ermeni'nin kanı daha kurumadı,toprağına üşüştü tekmil dünya.Tencere tavasını pay ederken,birbirinin kafasını yardı.Bu Dersim de rekayis yaptı,karaçor döndü,her şey bana kaldı sandı.Şimdi kapımızda kara bela durur.Cem tutan sazımı yerin dibine gömerim,saz çalmanın suçu,Hz.isa'nın vebalinden daha ağır." (On İki Dağın Sırrı)
- Şu yeryüzünde en çok, elini eteğini bu dünyadan çekmiş insandan korkacaksın. En çok, kendine bir dünya kuran, kurduğu dünyanın içinde oturan adamdan korkacaksın. Biri kaldırıp alsa onu içinde oturduğu bu dünyadan, işte o zaman taş taş üstünde kalmaz. Dünya yeniden kaynar, bin cevher birbirine girer, girer de bu öfkeyi dindirmek için bin yıl dur durak bilmeden kaynar. Öfkenin yeniden sakinleşmesi için aynı yeryüzü gibi bin yıl bir bulgur kazanı gibi kaynamalı, bakır yeniden bakıra, tunç yeniden tunca, demir yeniden demire ayrılıp soğumalı; ama öfkenin düştüğü yüreğin dinmesi için, öfke dizlerine vurmalı. Öyle dizlerine vurmalı ki, nasıl kumda ot bitmezse, öfkenin düştüğü yerde canlının zuhur etmediğini görmeli insan evladı. Öfke ancak dindiğinde görür, düştüğü yerde hayatın bittiğini, öfke dinmeli ki, insan yeniden merhamet toprağına kavuşmalı. (On İki Dağın Sırrı)
- Sahi hangi vakit yaşanmıştı da geçmişti bu hayat! (Ejma'nın Rüyası)
- “Kâfir öğrenmiş zayıf yanımızı, aç bırakmış ki, biz birbirimizi yiyelim Perhan.” (Gece Kelebeği)
- İyi ki konuşmuyordu,diyordu.Susan insan,merhamet arar.Biri susmuşsa,o insan artık keramete ermiştir.Bir insan susmuş ve de ölmemişse,yani ortadan çatlamamışsa,o insan bütün ziyaretlerden daha kutsaldı. (On İki Dağın Sırrı)
- Hey hayata anlam veren yüce Kırklar Dağı, insanın evi yıkılır, yeni ev yapar, toprağı çoraklaşırsa, göçünü alıp tohumunu başka toprağa atar. Sana soruyorum Kırklar Dağı dedi, söz manasını yitirirse, insan nereye sığınır? (On İki Dağın Sırrı)
- Has ozan zaten şelpeyle çalarmış. Has ozan tele pena vurmazmış, eti telleri hissetsin diye parmaklarını şelpe yapıp vururmuş, ozan dedin mi zaten ruhuyla saz çalar, parmaklar her tele gittiğinde tını şelpe parmakların ucundan derinin altına hücum etmeliymiş. Buna rağmen has ozan dünyanın acısını dillendiremiyorum diye çok üzülürmüş, sazını vurup yere kırmak istermiş acıya derman olamıyor diye. (On İki Dağın Sırrı)
- "Ey Derviş! Ben inleyen nehirler gördüm,ağlayan pınarlar geçtim,ama senin sazın gibi dertle muhabbet edenini görmedim.Senin bu sazını böyle dertli yapan nedir? Nefessiz ruhuma nefes verdin,inleyen suyuma can kattın.Söyle bana seni bu ıssız dağa getiren nedir?" (Ejma'nın Rüyası)
- "Küçük olan, düşmüş insan değil, küçük olan düşmüşü düşüren insandır." (Gece Kelebeği)
- Umut olmadan insan yaşar mı? (Gece Kelebeği)
- Kötülük öfkeyi sever,kötülük öfkeyi kendine mazeret sayar.İnsan öfkeleneceğine,o keşiş gibi küsmeli,insan zalimlik karşısında susmalı ki dünya sessizlikten boğulsun. (On İki Dağın Sırrı)
Yorumlar
0 yorum