Kitap Künyesi
Yazar: Senai Demirci
Yayın Evi: Timaş Yayınları
İSBN: 9799752633970
Sayfa Sayısı: 192
Elde Var İnsan Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
İnsan ve yaradılmış olan her şey, her zerresinde akıl almaz bir işlevselliğin ve estetiğin izini taşır. Var edilen her şey evrenin şiirine bir dize yazar. O şiir ki, gözün gördüğünden ötededir; aklın anladığından aladır. Ancak o şiir, gözün görmesiyle yeniden yazılır, yeniden yankılanır, aklın anlamasıyla yeni ahenklere bürünür, yeni renklere ayrılır.
Şimdi her birimiz her an yeniden yazılan bu şiiri anlamaya çalışarak, o şiirin içindeki yerimizi bulmaya çabalıyoruz. Senai Demirci, Elde Var İnsan'la, bizleri gözümüzün gördüklerinden ötesine tanık olmaya çağırıyor. Can kasesianin içinde saklı sırlara dokunarak, bizlere varlığımızı bir kar tanesi yumuşaklığında yeniden hatırlatmaya niyetleniyor.
Elde Var İnsan, var edilendeki eşsiz ahengi ve doyumsuz renkleri hissettiren bir kitap...
Elinizde hep bir insan sıcağı olsun diye...
(Arka Kapak)
Tıpkı dibinde inciler saklayan dipsiz bir deniz gibidir yüzümüz. Ruhumuzun derinliklerinden kopup gelen her sır, yüreğimizin köşelerinden sızıp gelen her duygu hemen yüzümüzün detaylarına taşınır.
Sonra ellerimiz. İncecik parmaklarla dünyanın yükünü kavrayan ellerimiz. Eşyayı bize yakınlaştırmaya ve yakıştırmaya ayarlı parmaklarımız. İnce belli bir bardağı zarif parmak hareketleriyle kavrarken, hiç farkında olmadan hem estetik gerekleri hem de işlevsel zorunlulukları yerine getiririz.
Ve hayatımızın beş köşesi... Yani duyu organlarımız... Yüzümüzün aşina coğrafyasında doğup yükselen iki kara güneş gibidir, bir çift göz. Sadece ışığı algılamakla kalmaz, ruhumuzun ışığını da yüzümüze düşürür gözlerimiz.
Alabildiğine şeffaf ve belli belirsiz ama etkisi itibariyle somut ve aşikâr olan envai çeşit kokuyu ruhumuza taşıyan burnumuz. Bizleri hayatın en temel özüyle, sesle yani sözle, anlamla tanıştıran kulaklarımız. Cenneti ellerimizin altında hissettiren dokunma duyumuz. Yediğimizin, içtiğimizin karşı konulmaz lezzetini hissettiren tat alma duyumuz.
Aslında insan ve yaradılmış olan her şey, kâinatın şiirine bir dize yazar. Bütün dizelerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan anlam, müthiş bir ahenkle bizleri kendisine katılmaya çağırır.
Şimdi, varlığın şiirine katılma zamanı...
(Tanıtım Bülteninden Alıntı)
Elde Var İnsan Alıntıları - Sözleri
- “Ne güzeldir inanıp da kâinatın sözüne ve sesine can kulağı kesilmek. Ne talihsiz bir sağırlıktır varoluşun anlamını bilmemek!”
- "Bana rahmetinle bir Sen tebessüm ettin. İki dudak verdin, bir dil. Cümle dudakları gül eyledin. Gülücükler verdin, güller gönderdin."
- “Açılmış bir el... İstemenin son hali, bu dünyadan geçip ötelere sığınmanın, elden gelmeyenlerin ve elde olmayanların ilânı. Elden gelen bir dua, elde kalan tek şey istemek.”
- İnsan ve yaratılmış olan her şey, her zerresinde akıl almaz bir işlevselliğin ve estetiğin izini taşır. Var edilen her şey evrenin şiirine bir dize yazar.
- “Şimdi hepimiz bir ortak rüyadayız. Ve aslında hepimiz birer rüyayız.”
- Ünlü romancı D.H. Lawrence, "hiçbir şey için 'bu benimdir' deme!" diye uyarmıştı yıllar öncesinden. Sadece, "bu benim yanımdadır" dememize izin vermişti.
- Bir kalem... Avuçlarına sıkı sıkıya tutunduğu elin hareketleriyle kara çizgiler bırakıyor ak kağıt üstüne...
- 'Anılmaya değer bir şey' değilim.
- İnsan, ömrünün birinci yarısında para kazanmak için sağlığını harcıyor, ikinci yarısında da sağlığını kazanmak için parasını harcıyor.
- Kalbinde taşıdığı her hayalin sonu sınırsızlık hevesine dayanır.İdealler, ümitler, arayışlar, telaşlar, hayaller, hep bir 'aşk-ı bekâ’nın gölgesidir.
- Sebepleri bu kâinat sayfasına zaman içinde sonuçlardan önce yazan, zamanın dışındadır.
- Her şey, kendi yerinde kusursuz, tamamladığı bütün içinde mükemmeldir.
Elde Var İnsan İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Son zamanlarda okuması en çok yoran kitaplardan oldu. Bu duruma sebep olan da kitabın zevksiz cümlelerle, ruhsuz örneklerle yazılmasıydı. Bana bir şey katmadığını düşündüğüm nadir kitaplardan oldu. (Enes)
Elde var İnsan… Her birimiz bu dünyaya, kimliğimizin var-yok arasında gidip geldiği, varlığımızın ölüm-kalım arasında nesnesiz sessiz bir yolculuktan sonra gelmiştik. Daha bakacak Gözlerimiz yoktu, Gözlerimizin olmadığını görecek gözlerimiz de yokken bir sen gördün. Göz aydınlığı eyledin gözlerimizi. Sağırdık, Bize bir sen kulak verdin. Sesimizi duyuramayacak kadar dünyada yokken. Sen bizi dünyayı duyar eyledin. Daha dudağımız dudağımıza değmemişti, Ağzı var dili yok bile değildik. İlk sen bize tebessüm ettin. Gülücükler verdin. Ayaklarımız yoktu, sen yürüttün. Hiç yoktan ayağa kaldırdın bizi. Milyonlarca doğamayan, Doğmak için sırasını bekleyen Can’ların arasından can verdin bize. Etten kemiktenken Ruh üfledin Bedenimize, Can oldun. Hiç kimse varlığımızı bile hesaba katmazken, Etten bir parçayı hesaba kattın. Kulum diye seslenmek için Var Ettin bizi. Bu varlık âleminde bir 'kan pıhtısı' olarak ağırlığımızın hissedildiği ilk zamanlarda, önce rahimlere 'tutunmuş'; sonra dokunmaların en şefkatlisinin ortasına, ana kucağına düşmüştük. Bu varlık âleminden uçup gideceğimiz son ânımızda da, dokunma duyumuzu en yoğun yaşadığımız elimiz çözülür, avucumuz boşta kalır, tenimiz soğur; insan sıcağını yitiririz, varoluşla temasımızı kaybederiz. İşte bu iki tutunma arasına hayat denildi. Nasıl ki. Ay güneşin ardında Eşsiz bir güzelliğe sahip olarak tutulur. İşte insanda bu kısa hayatın içinde tutunduğu, düşmediği her an bu kadar eşsiz bir güzelliğe sahip olacaktır. Hiç haberimiz olmadan öyle nimetlere sahip olduk ki doğar doğmaz, insanın kendisini, kendisinden daha çok tanıyan Rabbi, kusursuz bir biçimde yarattı insanı. Elleri yarattı. Tutabilsin diye parmakları, tutmayı kolaylaştırsın diye de parmak boğumlarını var etti. Bir düşünelim şimdi. Her gün, her saniye tutmak/tutunmak için kullandığımız parmak boğumlarımız olmasaydı hayat nasıl olurdu ? Peki ya gözlerimiz. Gözün içinde yer alan şeffaf parça milyonlarca cismi, renkleri ayırt etmemize yarıyor. İnsan bu merceği koruyamayacağını bilen yaratıcı tozlardan korumak için de kirpikleri var ediyor. Kirpiksiz bir göz ne kadar sağlıklı görebilirdi ? İnsanın hüznünü, sevincini, neşesini,hayal kırıklığını, umudunu, yaşama azmini toplandığı yerdir yüz. İnsan bunca duyguyu toplayacak bir tek yüz’lerini gördüğü için, umudun, özgürlüğün, Huzurun olduğunu düşündüğü yere GökYÜZÜ, Acının Sevincin, hayal kırıklığın, azmin yaşandığı yere de YerYÜZÜ demiştir. Yüze yerleştiren 44 kas ise her duyguyu ayrı ayrı ifade ediyor. Ne gariptir ki, Allah kullarının hüzünlenmemesini istemiş gibi. Hüznün, yüzü nasıl yorduğunu çalıştırdığı kas sayısından da belli etmiştir. Tebessüm etmek, somurtmaktan daha kolaydır ve daha az enerji gerektirir. Bir tebessüm için 17 yüz kasının gerilmesi gerekirken, somurtmuş bir yüzde 43 kas gergin durmak zorundadır. Allah kuranda bu özelliğimizi bir bilinmezliğin içinden çıkartmak için Tin suresinde bu konuyu en güzel biçimde açıklar “Muhakkak biz insanı ahsen-i takvîmde yarattık.” Aslen doktor olan Senai Demircinin, Tıpçı gözüyle insan bedenine bakışını anlatan harika bir kitap. El, Göz,Kulak,dil,akıl,kalp,Ruh,omurga ları en ince ayrıntısına kadar dile getiren farklı bir bakış açısı sunmakta bize. Hayvanlara verilen uzuvların insanlara verilenlerinden neden farklılık gösterdiğini, İnsana verilen ağrıların bile bir nimet olduğunu, Ömür denilen zamanın ne kadar kısa olduğunu ve bu kısalık içinde yaşanılan bir hayatın nasıl olması gerektiğini bulacağınız Senai Demirci farkıyla yazılmış en güzel eserlerden birtanesi. Eğer Şükretmemiz için yeterli sebebimiz yok diyorsak. Allahın kullarına verdiği nimetleri birde Senai Demirci farkıyla gözden geçirelim. Bakalım ozaman Ömrümüz, verilen nimetlerin şükrünü eda edebilmek için yetecekmi. Keyifli okumalar… (Osman)
İnsan coğrafyasında tefekkür gezintisine çıkmaya hazırsanız mutlaka okuyup istifade etmelisiniz eserden. Şunu belirtmekte yarar var. Eserden istifade edebilmek için kalbinizde mutlaka bir iman mührünü taşımanız elzemdir. Bu mührü kalbinde barındırmayanlar için dua etmekten başka çok yapabileceğim bir şey yok. Bu mührü eksiği ile kalbimize koyana şükretmekte bize düşen diğer vazifedir şüphesiz. “Elde Var İnsan” yazarın enfes bir “El” derlemesi ile başlıyor. Elimizin bu kadar kalbe dokunan sıcak bir öyküsünü daha önce hiç okumadım diyebilirim. Sadece bu yazı için bile kitap okunası. İnsan yaratılışının mucizeleri ve detaylarını gördükçe mutlak bir yaratıcının eseri olmasının dışındaki söylemler, bilimsel çalışmalar bir çaresizlik çığlığı aslında. Hayatı bir evrimle ifadelendiren bunu da bilime ve akla uygun gören anlayışın çaresiz kaldığı her detayda; ‘milyonlarca yılda böyle olmuş’lara başvurması ne de hazin bir bilimselliktir. Görmediğine inanmayanların, cevap bulamadığına akıl ile savunması ne garip bir akılsızlıktır. Bir yaratıcının varlığına inanmayanların tüm olağanüstü düzeni bir maddeye yüklemesi ne komiktir. Tüm düzeni bir sebep-sonuç ilişkisinde aramayı savunanlar bir çıkmazın içinde kalacaktır şüphesiz. Çünkü parçalanarak küçültülen her madde ve sonucu bağladığımız her sebebe hazır bir sorumuz olacaktır yine. Peki, o neden oldu? Sebep? Ben okuyunca bu soruları sorasım geldi maddecilere... (Gökhan Uzunoğlu)
Kitabın Yazarı Senai Demirci Kimdir?
1964'te Samsun'un Terme ilçesinde doğdu. Samsun'da başladığı tıp öğrenimini İstanbul'da sürdürdü ve 1990 yılında Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi'ni bitirdi. Sağlık Ocağı, Yaşama Gücü ve Yürüyüşler adlı TV programlarının yapımcılığı ve sunuculuğunun yanı sıra çeşitli radyo programları yaptı. Ev Akademisi seminerleri verdi. Çeşitli sağlık kuruluşlarında kalite ve kurumsal iletişim müdürlüğü görevlerinde bulundu. Halen İstanbul Sağlık A.Ş.'de çalışmakta, çeşitli televizyon kanallarında programlar hazırlayıp sunmaktadır. Birçok dergi ve gazetede yayınlanan denemeleri dışında çok sayıda telif ve tercüme eseri bulunmaktadır.
Senai Demirci Kitapları - Eserleri
- Kıl Beni Ey Namaz
- Söz Yangını
- Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu
- Üç Yusuf Üç Rüya Üç Gömlek
- Öldüğüm Gün
- Selam Sana Ey Nebi
- Canla Bağışla
- Aşka Adanmış Öyküler
- Beş Vakit İnsan
- Elde Var İnsan
- 99 Esma 99 Dua
- Dua Defterim
- Aşka Dair Öyküler
- Kalbimizi Yeniden Yazmak
- Dar Kapıdan Geçmek
- Kaybedecek Neyin Var ki?
- Kırk Kapının Kırk Duası
- Mutluluk Öyküleri
- Cehennemde Bir Gün
- İnsan Güzeldir
- Her Güne Bir Ayet: Dervişin Yolu 1
- Can Kırığı
- 50 Kuştüyü Masal
- Her Gece Bir Dua
- Şöyle Garip Bencileyin
- Adı Aşk
- Şükretmek İçin 1001 Küçücük Neden
- Mukabele
- Köprüden Önce On Çıkış
- Vahyin Binbir Sesi
- Her Güne Yeniden Başla
- Oruç Çiğnemek Sakızı Bozar mı Hocaaamm?
- Hasret-i Peygamber
- Cennette Bir Gün
- Zaman Aynası Namaz
- Cennette Bir Gün
- Bir İnci Söz
- Kırık Kalbe Kırk Hadis
- Her Gece Bir Dua
- Küçük Sevdalar Koleksiyonu
- Biz Sende Misafiriz
- Aşka Dair Öyküler
- Hac Günlüğü Sevgilinin Evine Doğru
- Çocuğumla Her Güne Bir Dua
- Her Güne Bir Dua
- Hoşgeldin Bebeğim
- Birinci Söz
- Modern Tıbbın Ötesi
- Dua Ayetleri
- Aşkın Kanatları
- Birinci Söz
- 99 Esma 99 Dua III
- 99 Esma 99 Dua II
- 99 Esma 99 Dua I
- Sağlığınız Elinizde
- Aşka Dair Öyküler
Senai Demirci Alıntıları - Sözleri
- Hiçbir şey benim değildir; sadece yanımdadır.Şimdilik... (Beş Vakit İnsan)
- Hüzünler, sıkıntılar kırmızı ışıkta dursa. Umutlar, hayaller, sabırsızlıklar sarı ışıkta beklese. Ve candan sevdiklerimiz yeşil ışıkta çıkıp gelse... Ne güzel olurdu hayatın trafiği. (Köprüden Önce On Çıkış)
- Huzuru komşuya bigânelikte arıyoruz; rahatımızı, yetimi ve öksüzü unutmakta biliyoruz. (Hasret-i Peygamber)
- Ne zamandır şükretmediğini hatırlamak, şükretmeyi hatırlamanın da ayrıca şükredilesi olduğunu anlamak . (Şükretmek İçin 1001 Küçücük Neden)
- Dilimin altından akan vahyin nehri olalı sesin, Altında nehirler akan cennet'im sensin (Cennette Bir Gün)
- Sahi, parayı nereye harcayacaktım. Yaşamaya mı? Hayır, öyle değil galiba. Bir düşünün, para için hayatımızı harcadığımıza göre, karşılığında hayattan daha değerli bir şey almalıydık. Alabilmeliydik. Para kazanmak için yaşıyor idiysek, yaşamak için para kazanmaya ne gerek vardı ki? (Şöyle Garip Bencileyin)
- Dikiş tutmuyorsa şayet, söylenmeyi bırak, sus, kalbinden geçmeyeni diline değdirme... (Kıl Beni Ey Namaz)
- "Aldanıyoruz birbirimize. Tuzaklar saklıyoruz gözlerimizde." (Öldüğüm Gün)
- "Müminin niyeti amelinden hayırlıdır." (Söz Yangını)
- Başını kurtaramıyorsun her akşam göğü kana bürüyen, yıldızları kana bulayan akşamların aldırışsız geçişinden. Geri gelmiyor gün. Bugün olmuyor dün. Bir dahası yok yaşamanın. (Beş Vakit İnsan)
- Namazın kabul edildiğinden emin olmasanda namaza kabul edildiğinden emin olmak. (Şükretmek İçin 1001 Küçücük Neden)
- Aşkın kökünün kalbimizin odacıklarından beslendiğini fark ettiğimizde, aşkın kalbimizin peşi sıra geldiğini görebiliriz. (Aşka Adanmış Öyküler)
- biliyorum, uzak düşmedik; aramızdaki bahçe büyüdü , o kadar. Rahmetle… (Dar Kapıdan Geçmek)
- Arada aşığın rüyası yoksa aşkta yoktur. Yusufça bir bakış ve kayboluş gerek aşkın zindanına. (Cennette Bir Gün)
- Merak et ki akıl toprağın alt üst olsun. (Üç Yusuf Üç Rüya Üç Gömlek)
- "Ihsan, Allah'ı görüyormuş gibi yaşamandır. Zira sen Allah'ı görmesen de O seni görüyor." İhsan güzellik anlamındaki "hüsn" kelimesiyle aynı kökten geliyor. Bu durumda, ihsanı güzel eylemek diye tarif edebiliriz. Ne yaparsan yap, güzel eyle güzellikle eyle... (Söz Yangını)
- Hamdım; yandım, piştim… Elhamdülillah (Dua Defterim)
- ••• Rabbim, beni zamanın aldatmacalarından uzak tut Ayaklarımı dolaştırma Rabbim, beni zamanelerin düştüğü tuzaklardan uzat tut Günahlarımı bana yoldaş yapma (Dua Ayetleri)
- Bedeli ödenmemiş sözleri söylemekten korusun Allah hepimizi.Hazır bulunmuş sözlerin seslendireni olmaya razı olmak korkunç bir nasipsizliktir.Ucuza alınmış lafların volumünü giderek yükselttikçe, biricik seçeneğinden yoksun kalır insan.Sırf kendisi söylüyor diye,söylediği hakikate yabancılaşır,ona tabi olmak yerine onu tabi kılar kendine.Dudakları uzaklaşır gerçeğin pınarından. Bir de üstüne,söz kalitesinden olur; koflaşır,boşalır içi.Vicdanını sözün seslendireni... (Oruç Çiğnemek Sakızı Bozar mı Hocaaamm?)
- 'Anılmaya değer bir şey' değilim. (Elde Var İnsan)
Yorumlar
0 yorum