Kitap Künyesi
Yazar: Şevket Süreyya Aydemir
Yayın Evi: Remzi Kitabevi
İSBN: 9789751403339
Sayfa Sayısı: 660
--reklam--
Enver Paşa - Cilt 3 Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
1880'de İstanbul'da, sıradan bir memurun oğlu olarak hayata gözlerini açan İsmail Enver'in kökleri 1860'lara varan Genç Türkler hareketine katılıp çıktığı Makedonya dağlarından, 11 temmuz 1908'de ve bu ihtilalin muzaffer bayrağını omuzlarında taşıyarak dönüşüne kadar geçen olaylar, bu eserin birinci cildini teşkil ediyordu.
--reklam--
Enver Paşa - Cilt 3 Alıntıları - Sözleri
- Makedonya dağlarında serüveni, yiğitçe başlamıştı. Orta Asyanın Pamir dağları eteklerinde de, yiğitçe bitti. Başka türlü bir ülkenin, başka türlü bir neslin, başka türlü bir insanıydı. Talihine ve nefsine ölçüsüz inanışını, onun neslinin ve kendine benzer insanların, ruh vasıflarına vermelidir.
- Enver Paşa, hayalinde İran, Turan, Hindistan'la meşguldü. Oralara varılacak, Kafkaslar istila edilecekti.
- Harbin sonlarına doğru ve mesela Romanya-Almanya yolu açılınca, İttihatçıların eski silahşörlerinden (Sapancalı Hakkı veya Bolu mebusu Habip Beyler gibi) veya bu tip insanlardan türetilen yeni zenginlerin dış ticaret oyunları veya içeride vagon ticareti, Birinci Dünya Harbinin, kara ve çirkin hatıraları olarak kalakaldılar.
- Harp içinde Türkiye'de 600 kadar Alman kumandan, subay veya uzmanın vazife aldığı bilinir.
- Çağdaş mitralyöz, Orta çağın ünlü silahı olan kılıcı yener. Enver Paşa vurulur.
- Mustafa Kemal’in cevabı kısa ve kesindir: “Bir gün de, geldikleri gibi giderler”.
- Nitekim Doğu Buhara’da Enver Paşayı esir tutup, ona her türlü ezayı reva gören gerici beyler ve mollalar, iki de bir Enver Paşaya: Bizim asıl düşmanımız Ruslar değil, ceditler (ilericiler, terakkiperverler) dir. Şimdi bas Kur’ana elini, bu ceditler ile savaşmak için.
- Şarki Buhara’ya geçiyorum. Kazanırsak Gazi, kazanamazsak Şehit olacağız. Yol gösterecek Türkmenler, artık bizi beklemesinler…
- Enver Paşa romantik miydi? Hayır! Bir hayalperest miydi? Belki… Fakat şüphe yok ki, kararlarında sınırsız bir ihtiras adamıydı.
- Çanakkale Boğazına ilk kaleyi inşa edip onun, burçlarına, kazamatlarına, toplar yerleştiren Fatih Sultan Mehmet'tir. Ondan sonra bu kale, Kale-i Sultaniye ve bu boğaz Kale-i Sultaniye Boğazı olarak anıldı.
- Birinci Dünya Harbi sonunda ve önderler memleketi terk etmeden önce İttihat ve Terakki Fırkası son kongresini toplayıp kendisini feshetti. Fakat aynı partinin, memlekette kalan ikinci derecede mensuplarına, feshedilen parti yerine Teceddüt Fırkası kurduruldu.
- Hava kuvvetlerinin geniş muharebe sahalarında kullanıldığı ve karşılıklı hava güçlerinin havada savaşlar verdiği ilk harp Birinci Dünya Harbidir.
- Enver, Kafkasya hareketinden evvel planını tasvir ederken, görüşmemizin sonunda bana, çok parlak ve fakat garip olan fikirlerini izah etti. Kafkas'tan sonra Hindistan ve Afganistan üzerine yürümek niyetindeydi.
- Şimdi derin bir sessizliğe gömülen, fakat her taşının, her çalı dibinin, her siper kalıntısının binbir efsane naklettiği Kemalyeri'nde ve o mütevazi mermer sütuna dayanıp da etrafa baktığınız zaman, kendinizi bir masal aleminde gibi hissedersiniz. Buraları, zaman zaman topların sustuğu, silahların, süngülerin de atılıp, birbirlerinin gırtlaklarına sarılan binlerce ve binlerce insanın, çok defa kucak kucağa can verdiği yerlerdir. Devler Ülkesinde Devler Savaşı buralarda geçti.
--reklam--
Enver Paşa - Cilt 3 İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Serinin 3. Kitabı Enver serisinin 3. Kitabını da bitirerek daha geniş bir değerlendirme yapmak imkanına kavuştum. 1914-1922 yıllarının anlatıldığı kitap Enver Paşanın ve Osmanlı Devletinin son dönemleri hakkında ikna edici vesikalarla önemli bilgiler sunuyor. Osmanlının son dönemlerinde orduda yenileşme hareketleri kapsamında genç ve tecrübesiz partililerin orduda aktif rol oynaması neticesinde nasıl kritik hataların yapıldığını üzülerek görüyoruz... Günümüz içinde savunabileceğimiz tecrübe ordu yönetiminde her şeydir. Tepeden inme şekilde gelenlerin tarihte , günümüzde ve gelecekte başarılı olma şansları olmadı, olmuyor , olmayacak. Bunun yanında ülkemizin kurucu unsurlarının da bu yenileşme hareketleri sayesinde yetiştiğini görmek lazım. Hakkında çok konuşulan tam anlaşılmayan tarihi bir karakter olan Enver'i anlamak ve tarihi acıdan bulunduğu yeri takdir etmek için mutlaka ölümünün okunması ve değerlendirilmesi gerekiyor . Bir nevi Enver ' i Kürşad 'a benzetiyorum. Kürşat gibi Enver'de vurulmuştu ama atından düşmemişti , ölmüştü ama yenilmemişti ... Yani Her Kahraman Aslında En başarılı Olduğu Dönemde Bile Yalnız Bir Adamdır ifadesi aslında durumun özetlenmesi bakımından da önemli... Umarız fani hayati yalnız noktalayan Enver Ve Enver gibiler uhrevi dünyada yalnız değildirler... (celal çelik)
Yazar bu üçüncü ciltte, 1. Dünya Savaşı yıllarını ve savaşın bitiminde Enver Paşa ve arkadaşlarının yurt dışına kaçtıktan sonraki yaşamlarını anlatır. Dünya savaşını planlarıyla ve ana cepheleriyle anlatır yazar elbette yine çekilen telgraflar eşliğinde. Enver Paşa başkomutan olarak gücünün zirvesinde ve ülkede tek başına iktidardır. bu iktidarın getirdiği sarhoşluğu ve elbette Almanların ona yaptığı baskıyı satır aralarında hissederiz. Dönemin Türk ve Almanların hatıratlarından verilen parçalarda, onun bir anda yükselişini ve bu yükselişin hazırlıksız, karakter ve deneyim olarak yetersiz oluşunu, elindeki gücü layıkıyla kullanamadığını okuruz. Onun bu yetersizliği ve üzerindeki baskı hem kendisinin hem de ülkenin kaderini tayin eder. Savaş planlarının yapılışında hem büyük hayaller vardır hem de ülkenin şartlarını, genel durumu yeterince okuyamama ve anlayamama vardır. Kasım ve Aralık aylarında Enver Paşa tarafından başlatılan ve sürdürülen Sarıkamış harekatı, hem zamansız ve hazırlıksız hem de stratejik olarak plansızdır. Satırları okurken binlerce askerin kışın ortasında İstanbul'dan Erzurum civarlarına kadar yolun olmadığı yerlerden üstelik kıyafetsiz, yeterli iaşe temini yapılamadan nasıl yürüdüğünü hayal etmek bile imkansız gelir. Komutanların kış şartları ağır, baharı bekleyelim demesine rağmen, harekat emri veren Enver Paşadan nefret etmemek elde değildir. 90 bin asker orada Sarıkamış'ta bile bile ölüme gönderilmiştir. Bizzat Enver Paşa tarafından. Yazar bir başka cepheden, Kanal Harekatından bahseder. Harekatın başında Cemal Paşa vardır. Emri veren yine Enver Paşadır. Cemal paşanın hatıratlarında, Mısır'ı fethedip orada saltanat kuracağını hayal ederek yola çıktığını görürüz. Gerçeklerle daha erken yüzleşen Cemal Paşa harekatı kısa kesse de daha sonra bizzat Almanların baskısıyla tekrar bir Kanal Harekatı düzenlenir. Irak cephesinde kazanılan başarılara rağmen ve cephenin komutanları İngilizler hazırlık yapıyor saldıracaklar uyarıları yapsa da buradaki asker İran üzerinden ihtilal ve ayaklanma hayalleriyle, Afganistan ve Hindistan yolculuğuna çıkarılır. Yine gerçekler erken fark edilir ve İran civarından geri dönülür. Ancak bu aralıkta İngilizler Irak'a saldırırlar, Irak ve çevresini Hindistan hayalleriyle kaybederiz. Bir sonraki satırlarda Arapların altın uğruna Osmanlı'ya karşı ayaklanmalarını okuruz. Savaş biter, Enver, Talat ve Cemal Paşalar yurt dışına kaçarlar. Yine klasik tarih derslerinde bu kaçıştan sonrası pek anlatılmaz. Kitabı okurken fark ettim, iyi de bu adamlara sonra ne oldu diye hiç sormamışım, hiç irdelememişim. Bu üç paşa ve yanlarında 4 kişi daha Berlin'e doğru yola çıkar. Ancak ne Berlin'de ne de sonraki gittikleri yerlerde yine hayal kurmaktan vazgeçmemişler. Talat Paşa Berlin'de bir Ermeni tarafından öldürülür. Cemal Paşa Afganistan ihtilali hayalleri, Türkiye'ye gelme planları arasında bocalarken Tiflis'te yine bir Ermeni tarafından öldürülür. Kitabın ana karakteri Enver Paşa ise yine dönemin ve gittiği ülkelerin şartlarını iyi okuyamadığından ve plansız hareket edişinden ve aslında en önemlisi boş hayallere kapıldığından dolayı oradan oraya sürüklenir. Pamir dağlarında Rus mitralyözünden çıkan kurşunlarla can verir. Yine bu dönemde yaşadıkları olayları, yaptıkları hareketleri, gerçekleştirdikleri eylemleri hem birbirlerine hem de eşlerine yazdıkları mektuplardan takip eder yazar. Bir dönemin, milyonlarca insanın kaderini, bir ülkenin geleceğini elinde tutmuş bu adamın sonu böyle olmamalıydı belki de. Belki de tüm hayallerini, planlarını bir kenara bırakıp Berlin'de çok sevdiği eşiyle ve çocuklarıyla yaşayabilirdi. Belki başka türlü bir sonu olabilirdi hayatının. Büyük hayallerle kendisini olduğundan daha büyük görerek tam bir film gibi yaşamış hayatını ve genç yaşta 42 yaşında sonlanmış bu film. Birinci cildin incelemesinde yazdığım gibi Şevket Süreyya Aydemir hem roman tadında hem de belgelerle bir adamın hayatı üzerinden bir dönemi tarafsız bir şekilde anlatmış. İyi okumalar dilerim:) (kübra çoban)
Osmanlı: O zamanı değerlendirip yazabilecek Ender kişilerden biri. Anlatsın okudukça naif geçtiği döneme hakkında çok daha Bilgi sahibi mutlaka okumanızı isterim çok güzel kitap (Alperen Çalışıcı)
--reklam--
Enver Paşa - Cilt 3 PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Şevket Süreyya Aydemir - Enver Paşa - Cilt 3 kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Enver Paşa - Cilt 3 PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Şevket Süreyya Aydemir Kimdir?
1897'de Edirne'de Balkan göçmeni, topraksız bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Babası Mehmet Ağa, Bulgaristan'ın Deliorman yöresinde toprak sahibi varlıklı bir kişi iken servetini kaybetmiş biriydi, Edirne'de bahçıvan olarak çalışmaktaydı. Annesi aydın bir kişi olan Şaziye Hanım idi. Okuma yazmayı annesinden öğrendi. Mahalle Mektebi'nden sonra askeri rüştiyeye devam etti. Küçük yaşlardan itibaren siyasetle ilgilendi. Henüz on bir yaşında iken İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne üye oldu. Balkan Savaşları öncesinde annesini ve bir ağabeyini kaybetti. Edirne işgale uğrayınca katliamdan kurtulmaları için İstanbul'a gönderilen çocuklar arasında yer aldı. Kuleli Askeri Lisesi'ne kaydoldu ancak Edirne'nin geri alınması ve bir oğlunun daha asker olmasını istemeyen babasının çağırması üzerine geri döndü; Edirne Rüştiyesi ve Öğretmen Okulu'nda (bugünkü Edirne Lisesi) öğrenim gördü. Bu yıllarda Turancı görüşleri benimsedi. Diğer ağabeyinin Sarıkamış'ta hayatını yitirmesi üzerine I. Dünya Savaşı'nda gönüllü olarak savaşa katıldı; ağabeyin şehit edildiği Kafkasya Cephesi'nde çarpıştı, yaralandı. Cephedeyken okuduğu Müfide Ferit'in Aydemir adlı romanı onu çok etkiledi. İleride Soyadı Kanunu çıktığında Aydemir soyadını seçmesi bu romanın etkisiyledir.
Geri çekilme emri üzerine Edirne'ye dönen Şevket Süreyya, öğretmenlik eğitimini tamamladı. Edirne'nin Yunanlar tarafından işgali üzerine bir süre yerel direniş hareketlerine katıldı. Azerbaycan'da kurulan hükümetin İstanbul hükümetinden öğretmen istemesi üzerinde Nuha kentine (bugünkü adıyla Şeki) öğretmen olarak atandı ve 1919–1920 yılları arasında Azerbaycan'a geçti. Ermeniler'e karşı kurulan gönüllü birliğin kumandanı oldu ve bir halk kahramanı haline geldi. Ancak Kafkasya'nın çok etnikli yapısını görünce eski Turancı fikirlerinin doğruluğunu sorgulamaya başladı. Bakü'de toplanan Doğu Halkları Kurultayı'na Nuha Delegesi olarak katıldı. Bu kongreye katılması onun komünizme merakını arttırdı. Kurtultay'dan 10 gün sonra yine Bakü'de gerçekleşen Türkiye Komünist Fırkası'nın toplantısına da katılan Şevket Süreyya, merak ettiği ideolojiyi öğrenmek isteiği ağır basınca Milli Mücadele'ye katılmak yerine Nuha'ya dönmeyi tercih etti. Bir süre amaçsızca gezen Şevket Süreyya, Batum'a gittiğinde Komünist Parti'ye girdi. Yine Batum'da bir öğretmen arkadaşının kızkardeşi ile evlendi ve bu evliliği ömrünün sonuna kadar sürdürdü. Batum'dan sonra Moskova'ya giderek bir çok Türk öğrenicinin de öğrenim gördüğü Doğu Emekçileri Komünist Üniversitesi'ne (KUTV) kaydoldu. İktisadi ve Sosyal Bilimler Okulu 'nda ekonomi eğitimi aldı. 1923 yılında Türkiye'ye geri döndü.
Şevket Süreyya, Türkiye'ye döndükten sonra Aydınlık Dergisi'nde komünist fikirleri yaymaya çalışan yazılar yazdı. 1924 yılında Sadrettin Celal Antel ile beraber hazırladığı Lenin ve Leninizm adlı kitabı yayımladı. 1925'te TKP'nin üçüncü kongresinde yedi kişilik Merkez Komite'nin üyesi oldu. Türkiye İşçi ve Çiftçi Fırkası'nın 1 Mayıs'ta "Dünyanın Bütün İşçileri Birleşiniz" yazılı broşür dağıtması nedeniyle gerçekleşen "1925 tevkifatı" sonucu dergi kapatıldı ve Aydemir de Ankara İstiklal Mahkemesi'nde devrin bir çok ünlü komünistiyle beraber yargılanarak 10 yıl hapse mahkum oldu. Muasır Türkiye'nin İktisadi İnkişaf İstikametleri adlı kitabını mahkumiyeti sırasında yazdı fakat bu eser yayımlatamadı. Afyon Cezaevi'nde geçirdiği bir buçuk yıldan sonra 29 Ekim 1927'da ilan edilen genel aftan yararlanarak hapisten çıktı. 1927 Tevkifatı sırasında yeniden tutuklanıp yargılandı fakat beraat etti. Bundan sonra komünizm çizgisinden ayrılıp bir nevi milliyetçi komünizm anlayışını savunmaya başladıysa da Türkiye için geçerli düşüncenin Kemalizm olduğu görüşüne döndü. Vedat Nedim Tör'le birlikte TKP'den ayrıldı. Partiyi polise ihbar etmekle suçlandı.
1928'de Bürokrat olarak Ankara'da çalışmaya başladı. 1951 yılında kadar eğitimci ve iktisatçı olarak çeşitli devlet görevlerinde bulundu. Yüksek Teknik Öğretim Umum Müdür Yardımcılığı, Ankara Belediyesi İktisat Müdürlüğü, Ankara Ticaret Mektebi Kurucu Müdürlüğü, İktisat Vekaleti Sanayi Tetkik Heyeti Reisliği, Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Üyeliği yaptı.
1932 yılında Atatürk'ün isteği üzerine Yakup Kadri Karaosmanoğlu ile birlikte Kadro Dergisi'ni çıkarttı. Dergi kapatıldığında Ankara Ticaret Mektebi'nde müdür olan Aydemir, bu görevi 1936'ya kadar sürdürdü. İki yıl Ankara Belediyesi İktisisat Müdürlüğü yaptıktan sonra İktisat Bakanlığı'nda çalışmaya başladı ve İsmet İnönü'nün güvenini kazandı. Komünist geçmişi nedeniyle çok eleştirilse de başarıları nedeniyle yükseldi. Bir dönem Ekonomi Bakanlığı'nca İsmail Hüsrev Tökin'le birlikte bir kalkınma planı hazırlamakla görevlendirildi. Fakat İsmet Paşa bu planı kabul etmedi.
1951'de Vekiller Heyeti kararıyla emekli edildikten sonra kendisini yazarlığa verdi. Hayatı boyunca çok sayıda eser veren Aydemir, Tek Adam adlı eserinde Atatürk; İkinci Adam adlı eserinde İsmet İnönü 'yü yazdı. Bunun dışında Menderes'in Dramı, Enver Paşa (kitap) gibi biyografiler ve Suyu Arayan Adam gibi otobiyografik denemeler dışında Toprak Uyanırsa ve Kahramanlar Doğmalıydı adlı romanları yazdı. 27 Mayıstan sonra oluşan yeni düşünce ortamında kurulan sosyalist eğilimli Devrim ve Yön gibi dergilerde yazıları yayınladı. 12 Mart Muhtırası sonrası Yön Dergisi kapatılınca yazılarına Cumhuriyet Gazetesi'nde devam etti. 25 Mart 1976'da Ankara'daki evinde hayatını kaybetti. Ankara Belediye Başkanı'nın emriyle tabutu, Türk bayrağına sarılı olarak defnedilmiştir. Adı, Ankara'da yıllarca oturduğu sokağa verildi.
--reklam--
Şevket Süreyya Aydemir Kitapları - Eserleri
- Suyu Arayan Adam
- Tek Adam - Cilt 1
- Tek Adam - Cilt 2
- Tek Adam - Cilt 3
- İkinci Adam Cilt: 1
- Menderes'in Dramı
- İkinci Adam - Cilt 2
- Toprak Uyanırsa
- İkinci Adam Cilt: 3
- Enver Paşa - Cilt 1
- Enver Paşa - Cilt 2
- Enver Paşa - Cilt 3
- Tek Adam Mustafa Kemal
- İhtilalin Mantığı
- İnkılap ve Kadro
- Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar
- Lider ve Demagog
- Kahramanlar Doğmalıydı
--reklam--
Şevket Süreyya Aydemir Alıntıları - Sözleri
- 530 esir, Yılanlı Ovası'na indirilir. Görürler ki kendilerini esir alanlar bir avuç köylülerdir. Ama Menil'in başka bir derdi daha vardır: Genç ve güzel karısı Bilemedik'te çalışıyordu, acaba ne oldu? Düğüm çabuk çözülür: Bilemedik'te de Fransızlar yenilmiş ve Bayan Menil esir edilmiştir. Esir Bayan hiçbir hakeret görmemiştir. Türk çetelerinden gördüğü üstün insanlık muamelesini heyecanla kocasına anlatırken, Çukurova'da Fransızlarla Ermenilerin yaptıklarını çok iyi bilen Menil'in başını utanarak önüne eğdiğini etrafındakiler görürler. Tarih 28 Mayıs 1920'dir. (Tek Adam - Cilt 2)
- ...Biz Anadolu köylüsünü dindar , mutaassıp bilirdik.Halbuki bu gördüklerim sadece cahildiler. (Suyu Arayan Adam)
- ''Eğer takdir seslerini, dostlarımızın alkış sadalarından değil de, düşmanlarımızın kin ve garaz dalgalarından duyabilirsek, yolumuz çetin, fakat yolculuğumuz yaşanmaya değer olacaktır...'' (İkinci Adam - Cilt 2)
- Kumandan muharebeyi, harp meydanında değil, kafasında kaybederse, bu yenilgi, tam yenilgi olur. Savaş, kumandanın kafasında kaybolmadıkça, yenilgi tamamlanmış ve savaş sona ermiş değildir. Milli Mücadele'de biz savaşı, hiçbir zaman kafamızda kaybetmiş duruma düşmedik... (Tek Adam - Cilt 2)
- Mustafa Kemal’in cevabı kısa ve kesindir: “Bir gün de, geldikleri gibi giderler”. (Enver Paşa - Cilt 3)
- Bize göre ise, bu büyük tezadın halli için her şeyden önce, sanayici memleketlerle sanayiden yoksun memleketler arasındaki ekonomik bağımlılığın kalkması lazımdır. Yani, dünya üzerine bugün kurulmuş olan iktisadi iş bölümünün değişmesi şarttır. Büyük üretim vasıtalarının, yani sanayinin ve ulaştırma vasıtalarının dünya üzerinde yeniden ve daha rasyonel bir şekilde dağılışı şarttır. Bu tasfiye ve dağılış, elbette ki, sanayici ülkelerin sanayisiz ve geri kalmış milletler ve halklar tarafından yağması suretiyle değil, fakat haysiyetli bir milli bağımsızlık savaşı ile, kurucu inşacı ve planlı bir milletler ve halklar kalkınması, yani kısacası Milli kurtuluş yolu ile olacaktır. (İnkılap ve Kadro)
- Asırlar boyunca Şarktaki (Doğu memleketlerindeki) bütün sokak ayaklanmaları, din bayrağı altına sığınmıştır. Dinin değil ama geriliğin davalarını gütmüştür. (Enver Paşa - Cilt 2)
- Polatlı, Anadolu' nun önemli bir ilçesidir. (Toprak Uyanırsa)
- yolumuzu biz mi tayin ederiz? yoksa birtakım eller , çıktığımız yolculukta bizi kendi şartlarına ve kanunlarına göre , bu şartların çezildiği istikametlere doğru mu iterler? bu , bütün çağlar boyunca insanoğlunun serüveninde bir problemdir ki , bu problemi ne bizden öncekiler çözebilmişlerdir , ne bizden sonrakiler çözebilecekler .. && uyumak ve unutmak? bazen uyku ve unutuş , ne kadar da kurtarıcıdır önümüzde ise aşılacak daha nice yollar var .. && kendine dön , kendine inan ve yalnız kendinde olanı ara .. (Suyu Arayan Adam)
- İkinci Meşrutiyet için mücadele eden İttihat ve Terakki, aydın öncülerin çalışmalarında, meşrutiyet genel mefhumundan başka, doktriner bir anlayış bulmak mümkün değildir. (Enver Paşa - Cilt 1)
- Sovyetler Birliği, devletler arasında bir ahlak siyaseti değil, bir rejim ve doktrin mücadelesi yürüten bir ülkeydi. (İkinci Adam - Cilt 2)
- Atatürk'e ve hatırasına bağlılık, elbette ki Atatürk'ü putlaştırmak değildir. Kahraman putlaştırıldığı zaman ölür. (İhtilalin Mantığı)
- "Sizin gibi ruh temizliğine ve değerlerine inandığım beş on kişimiz daha olsa, bu talihsiz vatan, elbette kurtulur." (Enver Paşa - Cilt 2)
- "Monarşi , bir kimsenin, herhangi bir sorumluluk veya denetim olmaksızın dilediğini yapabilmesi demektir.Böyle olunca da sağlam bir ahlak sisteminin içine nasıl yerleştirilebilir ? Böyle bir mevkiye yükseltilen insanların en iyisi bile kötüleşir." (İhtilalin Mantığı)
- Devrim; Halkın faydasına olanları, halka rağmen, fakat halk için, halka getirme işidir. (İnkılap ve Kadro)
- Şarki Buhara’ya geçiyorum. Kazanırsak Gazi, kazanamazsak Şehit olacağız. Yol gösterecek Türkmenler, artık bizi beklemesinler… (Enver Paşa - Cilt 3)
- Namık Kemal bir bayrak adamdır. Ve bayrak adamlar tarihte pek fazla yetişmezler... (Enver Paşa - Cilt 1)
- Tarihte öyle zaman olur ki, milletin iradesini, hatta tek bir kişi bile şahsında temsil edebilir. Mesela Tek Adam, yani Mustafa Kemal böyle bir temsilciydi. (Menderes'in Dramı)
- Gerçek şudur ki, Mustafa Kemal, şu atalar sözü gereğince: "Ya devlet başa ya kuzgun leşe!" diyerek evvelâ Erzurum'da kelleyi koltuğuna almıştır. (Tek Adam - Cilt 2)
- Pazara inmeyen erkeğin, ev halkının gözünde hiçbir kıymeti yoktur. (Toprak Uyanırsa)
Yorumlar
0 yorum