Kitap Künyesi
Yazar: Doğan Özlem
Yayın Evi: Notos Yayınları
İSBN: 9786055904838
Sayfa Sayısı: 201
--reklam--
Etik Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
"Her ahlakta bir etik, her etikte bir ahlak içerilmiştir."
İnsan, toplumsallığı gereği tek başına ele alınamayacak bir varlık. Bu bakımdan, doğduğu andan itibaren belli bir dille, dünya görüşüyle, estetik beğeniyle, inanç sistemiyle çevrelenmiş durumda. İnsanı bulunduğu toplumda kodlayan şeylerin belki de toplamı ahlak. Nasıl oturup kalkmak gerektiğinden tutun da saygıdan ne anlamamız gerektiğine, müzik beğenimize, damak tadımıza, ekonomimize kadar her şey, ahlak denen bu dizge aracılığıyla belirleniyor.
Buna karşılık, insan kültür tarafından var edildiği gibi, kültürü de var eden bir varlık. O halde, bu iç içeliğe rağmen ahlakı aşan evrensel ilkelere bağlı bir etikten söz edilebilir mi? Ahlak söz konusu olduğunda yerelliğe mahkûm kalmaktan kurtulmak mümkün mü? Bu yöndeki her çaba, yine buna girişenin kültürel kodlarıyla sınırlı kalmayacak mıdır?
Doğan Özlem'in Etik - Ahlak Felsefesi adlı kitabı bu bağlamdaki soruları, tarihsel bir perspektiften ele alıp her zamanki gibi eleştirel bir dille tartışmaya çağırıyor.
--reklam--
Etik Alıntıları - Sözleri
- Kant, "İnsan Tanrı için bile araç olamaz" demekle, ahlak ile teoloji ve dini birbirinden koparırcasına ayırmıştı.
- Diogenes hakkında anlatılan pek çok öykü vardır. Fıçı içinde yaşadığı, Atina sokaklarında elinde feneriyle "Dürüst adam arıyorum" diye dolaştığı söylenir. Hakkındaki öykülerden en ünlüsü, İskender'in kendisine "Dile benden ne dilersen!" sözlerine "Gölge etme, başka ihsan istemem" diyerek verdiği yanıttır. Gerçekten de bu yanıt, kiniklerin ahlak öğretilerinin bir özeti gibidir. Diogenes de toplumsal yaşamı, hele onun görenek ve geleneklerini hiç önemsemez; aile kurumunu doğaya aykırı bulur; her iki cins için çokeşliliği savunur. Diogenes herkesin kendisi gibi yaşaması gerekmediğini, amacının, en kısıtlı yaşam koşullarında bile insanın mutlak bağımsızlığından kaynaklanan bir mutluluğa ulaşabileceğini göstermek olduğunu söylemiştir.
- Din bağlılık ister; felsefe ise tam tersine özgürlük peşindedir. Din dogmalara dayanır, insana güven ve garanti vaad eder; felsefe ise, tam tersine, aynı insanı, kendi varoluşuna gidecek yolu göstermek üzere güvensizliğe iter.
- Erdem, ölçülülük, şiddetli ve geçici hazlardan kaçınmayı, cesaret ise bilgi eşliğinde temelsiz korkulardan kurtulmayı sağlarlar.
- İçkinin kölesi olmak gibi düşüncenin kölesi olmak da olanaklıdır. Öyleyse akla düşen, kendisini de denetlemektir.
- Platon, "Her şeyin ölçüsü Tanrı'dır" diyerek, "iyi"yi ideal bir alana taşıyacak ve onu bir idea olarak hatta mutlaklaştıracaktır. "İyi" böylece kendisinden pay alınan, eylem sırasında kendisine yönelinen, insan üstü bir konuma da yükseltilmiş olur.
- Dedik ki, ahlak fiilen ve tarihsel olarak bireysel, grupsal, toplumsal düzeyde yaşanan bir şey, bir fenomen olmasına karşılık; etik, bu fenomeni ele alan, ahlak görüşlerini, öğretilerini irdeleyip sınıflandıran, aralarındaki benzerlik ve farklılıkları ortaya koyan, bunları karşılaştırıp eleştiren felsefe disiplininin adıdır.
- Felsefeyi felsefe kılan, onu diğer düşünüş şekillerinden ayıran en önemli yön, onun istisna tanımayan eleştirelliğidir. Bu da, ahlak fenomenini, ahlaksal yaşamı, dinsel/teolojik dogmalara başvurmadan ele almayı gerektirir.
- Biz bir eylemi değerlendirirken neden dolayı "iyi" ve "kötü" gibi terimlere başvuruyoruz ki? "İyi" ve "kötü" de nedir ki? Bizim "iyi" ve "kötü" hakkında ailemizin, çevremizin, toplumumuzun bize benimsettikleri dışında sağlam bir bilgimiz var mıdır? Varsa böyle bir bilgi nasıl elde edilir veya neye dayanır? Bir kişinin eylemini değerlendirirken "iyi" ve "kötü" terimlerini kullanarak bir yargıda bulunuyoruz; fakat acaba bu yargılarımız somut, nesnel bir olgu bilgisine mi dayanmaktadır; yoksa onlar sadece bizim öznel eğilimlerimizi, duygularımızı, arzularımızı mı yansıtmaktadırlar? "İyi" ve "kötü"nün değerlerle ilgili olduğu söyleniyor; fakat acaba değer nedir? Tüm insanlar için geçerli, aynı anlama gelmek üzere, evrensel olan değerler var mıdır? Yoksa değerler kişiden kişiye, gruptan gruba, toplumdan topluma, kültürden kültüre değişen, aynı anlama gelmek üzere, hep göreli kalan öznel ölçütlerden mi ibarettirler? Daha da çoğaltılabilecek olan bu sorular üzerinde düşünmeye başlayan kişi, artık ahlâk üzerine düşünmeye başlamış demektir. O kişi, artık adına etik veya aynı anlama gelmek üzere ahlâk felsefesi denen bir felsefe alanına adımını atmıştır.
- Evren düzeni aynı zamanda ahlak düzeni için de örnek ve modeli oluşturuyor; doğa yasası potansiyel bir ahlak yasası olarak düşünülüyordu. Örneğin, stoacılar, ileride de göreceğimiz gibi, kendi ahlak öğretilerinin temel ilkesini "doğa ile uyum içinde yaşamak" olarak belirlemişlerdi. Başka bir deyişle, onlar için "iyi yaşam", "ahlaksal (ahlaklı) yaşam", aklın yol göstericiliğinde gerçekleştirilmesi gereken bir çeşit doğal yaşamdır.
--reklam--
Etik İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Girişte; etik, ahlak,moral tanımları yapılıyor. Aralarındaki farklılık var mı ya da benzerlikleri varsa nelerdir. Etikte varolan temel problemler üzerine değinilmiş. Bu temel problemler üzerinde geçmişten günümüze kadar etiğin süreçleri filozofların da görüşleri dahilinde anlatılmış. Etik ve ahlak arasında ki farklar anlatılıyor bir etikçi nasıl olmalı şeklinde devam ediyor. Ahlak felsefesine giriş niteliğinde çok kaliteli ve anlaşılır bir kitap. Etik ile ilgili genel bir bilgi sahibi oluyorsunuz bu kitabı okuduğunuz vakit. Meraklı olanlara okuması tavsiye edilir. (Cebir)
İçine doğduğumuz, bizi çepeçevre kuşatan, değer yargılarına sahip ahlak nedir ? En yüksek iyi nedir ? Doğru eylem nedir ? Özgür irade var mıdır ? Bu 3 sorunun hangisini öncelediğinize, bu sorulara verdiğiniz meslela ilk soruya ' mutluluk, haz, acıdan kaçınma, doğaya uygun yaşama, dini /Tanrı buyruklarına uyma, insanın kendi değer yargısını, prensibini koyup ona uygun davranma-otonomi- gibi farklı yanıtlar veririz. Biz bir eylemi hangi ölçütlere göre ' iyi , kötü' şeklinde değerlendiririz ? Aslında ahlaki değeryargılarımızı, olması gerekeni nasıl temellendirebileceğimize dair farklı ahlak tiplerini ana hatlarıyla bulabileceğimiz bir eser. Doğan Özlem'in mantık ile ilgili ve hatırlayamadığım başka kitaplarını okuduktan sonra bunu da okuyabilmek benim için bir zevk oldu. (tevrat)
--reklam--
Etik PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Doğan Özlem - Etik kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Etik PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Doğan Özlem Kimdir?
1944 yılında İzmir'de doğdu. İzmir Atatürk Lisesi'nde başladığı lise ögrenimini tamamlayamadan kunduracı kalfası ve tezgâhtar olarak çalışmak zorunda kaldı. 1965'te Sivas'a er olarak askere gitti. Liseyi askerliği sırasında dışarıdan sınavlara girerek bitirdi. Yine askerliği sırasında üniversite giriş sınavını kazandı. 1967'deki terhisinden sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde yükseköğrenime başladı ve bu bölümden 1971'de mezun oldu. 1971-1974 arasinda Almanya'da bulundu ve çesitli islerde çalisti. Mezun oldugu bölümde 1974'te baslayip daha sonra Max Weber'de Bilim ve Sosyoloji (1990) adiyla yayimlanan doktora tezini 1979'da tamamladi. Yüksekögrenimi ve doktora çalismasi sirasinda (1967-1979) Almanya'da ve Türkiye'de isçi, büro memuru, sendikaci, muhasebeci ve yönetici olarak çalisti. 1980'de, 36 yasindayken, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde asistan olarak göreve basladi. 1988'de doçent, 1993'te profesör oldu. 2001'de kendi istegiyle emekliye ayrildiktan sonra, aynı yıl içerisinde Mugla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nde akademik hayata yeniden döndü. Burada 2007 yılına kadar bölüm başkanlığını yürüttü. Şu anda Yeditepe Üniversitesi'nde öğretim üyesidir.
2004 yilinda adina Anlama ve Yorum: Dogan Özlem Armagan Kitabi hazirlanmis, 2005 yılında ise TÜBA-Türkiye Bilimler Akademisi Hizmet Ödülü'ne lâyik görülmüstür.
--reklam--
Doğan Özlem Kitapları - Eserleri
- Mantık
- Etik
- Tarih Felsefesi
- Bilim Felsefesi
- Hermeneutik ve Şiir
- Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi
- Kant Üstüne Yazılar
- Kavramlar ve Tarihleri
- Max Weber'de Bilim Ve Sosyoloji
- Felsefe ve Doğa Bilimleri
- Metinlerle Hermeneutik Dersleri 1
- Felsefe Yazıları
- Evrensellik Mitosu
- Metinlerle Hermeneutik Dersleri 2
- Persona
- Bilim Felsefesi (Ders Notları)
- Türkçede Felsefe
- Tarihselci Düşünce Işığında Bilim, Ahlak ve Siyaset
- Felsefe Yazıları
- Anlamdan Geleneğe, Kimlikten Özgürlüğe
- Söyleşiler
- Baykuş Felsefe Yazıları Dergisi Sayı: 3 (Eylül 2008)
- Siyaset, Bilim ve Tarih Bilinci
- Bedia Akarsu Armağanı
- Tartışmalar
- Kavram ve Düşünce Tarihi Çalışmaları 2
- Felsefe Tartışmaları
--reklam--
Doğan Özlem Alıntıları - Sözleri
- İnsanda "toplum olma eğilimi" kadar, bu eğilime karşı "sürekli bir direnç" de vardır. İnsana akıl yoluyla yeteneklerini geliştirme olanağı ancak toplum içinde açıktır; ama o, birey olarak bencil ve toplum dışı isteklere de sahiptir. (Kant Üstüne Yazılar)
- Özgürlük, olan değil, oluşturulan bir şeydir. (Tarih Felsefesi)
- Değerler, uyulması "zorunlu" yasalar değil, uyulması "gerekli" ilke veya buyruklar olarak birey tarafından hissedilirler. (Kavramlar ve Tarihleri)
- İlk iki tanımda mantığın düşünme, son iki tanımda ise dil (söz) ile bağıntısına ağırlık verildiği saptanabilir. Düşünme ile dil arasında kopmaz bir bağ olduğu açık bir olgudur. Ancak, düşünülmüş olan şey, yani düşünce ile, dile getirilmiş olan şey, yani dilsel ifade arasında tam bir örtüşme ve çakışma olmadığını da biliriz. Yine de, düşünülmüş olan şeyin, düşüncenin dışavurulma, açığa çıkma ortamının dil olduğu, düşüncelerimizi dil ortamında ve dil aracılığıyla tanıyabildiğimiz ve aktarabildiğimiz açıktır. (Mantık)
- (...)felsefe-din ve felsefe-devlet ilişkileri üstüne Kant’ın bildirdikleri, hâlis bir felsefecinin katılmazlık edemeyeceği görüşleri içermektedir.(...) ( Kant’ta Felsefe-Din ve Felsefe-Devlet İlişkisi Üstüne ) (Felsefe Yazıları)
- Değerler öznel ve değişkendirler. bu nedenle de bilimsel faaliyete bulaştırımamaları gerekir. (Kavramlar ve Tarihleri)
- "Mantık, bir akıl yürütmede kanıtlayan durumundaki öncül veya öncüllerle, kanıtlanan durumundaki sonuç önermesi arasındaki kanıtlama bağıntısını inceler." (Mantık)
- "..sanat, yaşantılarımızı ve dolayısıyla içlerinde kuşatılmış halde olduğumuz bu yaşantıların dar çerçevesini genişletir. O, karanlık ve sert iç gözlemde içerilmiş yaşama bağlamını, yeniden üretimin aydınlık, yumuşak sferine yükseltir. O, yaşamın bizim duyusal/doğabilimsel kavrayışımızdan daha güçlü bir kavrama potansiyeli içerisinde nasıl göründügünü gösterir ve yaşamımızı özgül, gündelik faaliyetlerimizin dar çerçevesinden daha öte lere çeker, varoluş ufkumuzu genişletir. Sanat sayesinde kendimizi yaşam karşısında serbest bir konumda buluruz (Schiller sanatı oyunla karşılaştırır). Böylece varoluş ufkumuz, birbirlerini bütünleyen birçok dahinin yarattıklarıyla hatta sınırsızca genişler. Birçok yönüyle sanatçıyla ayn hamurdan olmak zorunda olan tarihçinin yaratıcılığının hakkı yukarıda zaten teslim edilmişti. İnsan yaşamının en içsel, en kişiye özel sayılan yönleri bile tarihsel bir konum ve durum içerisinde yaşanabilir. İnsanın kendi psişik potansiyellerini edimselleştirme şansı da aynı tarihsel konum ve durum içerisinde bulunabilir. Ve insan sahip olduğu psişik potansiyeli, en üst düzeyde ancak tarihsel konum ve durum içerisinde gerçekleşebilen sanatsal yaratmada edimselleştirebilir. Sanat, insanı ve yaşamı anlamanın bu yüzden organonudur." (Hermeneutik ve Şiir)
- Gerçeklik bilince bağlıdır; bir şeyin benim için orada olduğu bilincine. (Metinlerle Hermeneutik Dersleri 1)
- Modern dönemle birlikte büyük bir sıçrayışa geçen doğa bilimleri uzunca bir süre kesin bilginin ölçütü ve referans noktası oldu. Buna göre, bilimsel geçerlilik iddiasındaki bir bilginin doga bilimlerini model alması neredeyse bir zorunluluktu. Hiç kuşkusuz, doga bilimlerinin sonuçlarının endüstriyel ve teknolojik uygulamalarla toplum yaşamına getirdiği katkıların bunda büyük rolü vardı. Buna karşılık felsefe, doğa bilimlerinin bütün serüvenlne baştan berl eleştirel blr mesafeden tanıklık ettl, Zaman zaman bilim karşısında gerekslz ve metafizik sayılan feksefenln vazgeçilmez rolü, bilimlerin özellikle 20. yüzyılda düştükleri kriz esnasında yeniden ortaya çıktı. Felsefe ile doğa bilimleri arasındaki bu ilişkiler ağını ortaya koyan Felsefe ve Doğa Bilimleri modern bilim kavramının yeni blr bakış açısıyla ele alınmasında farklı bir kapı aralıyor. . (Felsefe ve Doğa Bilimleri)
- "Artık şu söylenebilir ki, Homeros'un şiirinde şairin .... içinde hareket ettigi sınırlar bizzat zamanının ve çağınin sınırlarıdır. Onun tüm ufku aristokratik toplum tarafından kuşatılmıştır. .....Kişiler arasındaki farklar bu aristokratik toplumda doğaldır, soya, yaşa, mizaca; atılganlığa, daha yüksek menşeye ve şecereye, gücün ve iktidarın ve kahramanlara özgü kuvvetin derecesine göre belirlenir. Tüm bu aristokrat karakterler, kendilerini doğrudan etkileyen sert motiflerle harekete geçerler. Öyle ki, III Richard, IV Henry ve Macbeth başta olmak üzere, Shakespeare'in kahramanlarıyla karşılaştırıldığında Homeros'un kahramanlarının hepsi, normal koşullarda bir sükûnete ve huzura sahiptirler; bunlardan hiçbiri, onlara kendisine ulaşma tutkusu aşılayan ve hep göz önünde bulundurdukları bir amaç bağlamından hareketle enerji, güç iradesiyle dopdolu, planlı bir şekilde ileriye doğru süreklenmezler. Buradan bakıldığında, buna en iyi omek bizzat Akhilleus'tur.0, Phitia'da sükün içinde yaşamayı tahayyül eder ve sadece koşullar dolayısıyla öne itildiğini, lider konumuna sürüklendigini düşünür. Ve Homerosun kahramanlarının hepsi, ortalama insanın mütevazı planlanyla ve beklentileriyle donatılmışlardır. Bu kahramanlardan hiçbiri birey olarak kendilerini diğerlerinden ayıracak özelliklerle donatılmış değildirler ve onları birey kılacak yönleri, kendilerine ait bir dilleri, üslupları, düşünceleri, bu düşüncelerin yontup biçimlendirdiği birer kişilikleri yoktur. Homeros'ta birey yoktur" (Hermeneutik ve Şiir)
- Mimesis mi, Poiesis mi? (Hermeneutik ve Şiir)
- Bilim, ancak mantıktan yararlanarak iş görebilir ve bu yüzden bizzat mantığı inceleyemez. (Bilim Felsefesi)
- Pozitivist bilim modelinin kabul edilmesi insanın bu anlama edimini dışta bırakıyor. İnsan anlamaz, insan ne yapar pozitivist bilim modelinde? Açıklar sadece açıklar. Saptar, bir anlamda saptayıcı bir konumdadır. bu durumda anlama edimi tümden ortadan kalkmış oluyor. (Metinlerle Hermeneutik Dersleri 1)
- ...Uğrunda pek çok mücadelenin verildiği ve verilmekte olduğu düşünce özgürlüğü insanın her istediğini, her aklına geleni söylemesi özgürlüğü değildir. (*) Türkiye Felsefe Kurumu Bülteni Sayı: 1, Aralık 1994, ss-4-5 (Bedia Akarsu Armağanı)
- "Günümüzde felsefe, benim 'düşünce piyasası' dediğim bir piyasa çeşidinde dolaşıma sokuldu ve felsefî ürünler kişinin düşünsel olgunlaşmasındaki önemlerinden çok, benim 'düşünce tüketimi' dediğim özel bir tüketim tarzının nesnesi olmaya başladılar. Neokapitalizmin ahtapot kolları, her yeri olduğu gibi, felsefe alanını da sardı. Oysa düşüncenin, hele felsefî düşüncenin metalaşması, insanlığın bugünü ve geleceği açısından çok tehlikeli." (Kavramlar ve Tarihleri)
- H. G Gadamer "Tarih, olmuş ve olmakta olduğumuz her şeydir; o kaderimizin bağlayıcısıdır." (Kültür Bilimleri ve Kültür Felsefesi)
- Platon, Greklerin Homeros'tan sonraki en büyük sanatçısıdır. (Hermeneutik ve Şiir)
- Dilin mantığını doğru kavramak, önce mantık-evren ayrılığını kavramayı gerektirir. “Felsefe”nin yeniden konumlanması da buna dayanır. Bir “bilgi kaynağı”, bir “öğreti” olamayacağına göre, “felsefe” nasıl bir “etkinlik” olacaktır? Bilgi elde etmek bilimlere (doğa bilimlerine) ait bir iştir; felsefe bilgi elde etmeyi, evren üzerinde konuşmayı bilimlere bırakmalıdır. Evren bilimlerin konusudur, felsefenin değil. Felsefe ancak dilsel yapıları, dili mantık bakımından aydınlatma işini yüklenebilir. Öyle ki, felsefe mantıktır. (Bilim Felsefesi)
- ...Asıl aydınlanma insanın, "bağımsız bilen" insan olduğu bir durum, çeşitli bilme etkinliklerinin "bağımsızlık" içinde yani biri ötekine indirgenmeksizin, kendi "değeri" neyse o olarak varolduğu, Nietzsche'nin deyişiyle bilginin ve bilmenin "yaşam" açısından işlev gördüğü bir ortamdır. Bunun olabilmesi için felsefenin işlevine, Heidegger'in deyişiyle "düşünme"nin yeniden "düşünme" olmasına büyük gereksinim vardır. Bu noktada, modern çağın, aydınlanma "ideali" içinde "kültürsüz insanı" ortaya çıkarmasının yani kültür ve uygarlık yaratmadaki başarıszlığının nedenlerine ilişkin olarak Nietzsche'nin şu sözleri üzerinde bir daha düşünmekte yarar vardır: "Felsefe, kendisine nerede tam hakkı verilmezse, orada tehlikeli olur.*" (*) Nietzsche, Yunanlıların Trajik Çağında Felsefe, s. 23. (Bedia Akarsu Armağanı)
Yorumlar
0 yorum