Kitap Künyesi
Yazar: Susanna Tamaro
Çevirmen: Eren Yücesan Cendey
Orijinal Adı: Verso Casa
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789758440764
Sayfa Sayısı: 77
Eve Doğru Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bu kitapta toplanan metinler, aşılan yollardan söz ediyor. Bu bir ruhsal yolculuktur; ayakların yere sağlam bastığı ruhsal bir yolculuk. Kitapta, yolculukların, her ne olursa olsun, eninde sonunda eve döneşlerle sonuçlandığı vurgulanıyor. Çünkü hedefler genellikle hareket edilen noktalarla çakışırlar. Eve Doğru, üç bölümden oluşuyor. İlk bölümde Susanna Tamaro'nun bir toplantıda yaptığı 'Bilinmeyen korku, gizem şaşkınlık yaratır' konulu konuşma yer alıyor. İkinci Bölüm, yazarın Roma'daki San Giovanni in Laterano Kilisesi'nde düzenlenen 'Adalet ve Bağışlama' konulu toplantıda yaptığı konuşmanın metnidir. Üçüncü bölümde ise, Susanna Tamaro'nun evinde yapılan, yazarın kendini, sanatsal ve kişisel geçmişini tüm içtenliğiyle anlattığı, kitaplarını yorumladığı bir söyleşi yer alıyor.
Eve Doğru Alıntıları - Sözleri
- Karanlık korkusu mantık dışıdır derler... Ama gerçekten böyle midir? Yoksa, bilincinin doğuşundan başlayarak insanı mengene gibi sıkıştıran, doğal korkuyu yadsımaya götüren kültürümüzün güvenlik ve anlayış arzusu mudur?
- Yüreğin, hepimizin merkezi olduğunu anladım. Ve benim yüreğimin -tüm insanların yüreği gibi- çok uzun bir süreden beri bilgisizliğin, karmaşanın ve uzaklaşmanın gereksiz yükleriyle ağırlaştırıldığını kavradım.
- "Yazının her zaman aşama gösteren ve keşiflerle dolu bir yürüyüş olduğunu söylemeliyim."
- "Varoluşun içerisinde büyük bir gizemin bulunduğunu duyumsuyordum. Ve kimsenin bu gizemden haberi olmadığı besbelliydi. Bu gizemi algılıyor olmak beni olağanüstü biçimde kırılgan kılıyordu. Herhangi bir yaşam biçimini gözlemek beni aracısız, doğrudan yok olmayı algılamaya götürüyordu: anne kedinin böylesine sevgiyle emzirdiği yavrular ölecekler, hiçliğin içinde yok olacaklardı; şu anne kedi de ölecekti, aynı benim annemin de öleceği gibi. Gelecek, acı tuzaklarla doluydu. Ve bu tuzaklara karşı koymak olanaksızdı. Ölüm varsa, yaşamın anlamı nedir? Ve yaşam neden vardır?"
- "Varoluşun içerisinde büyük bir gizemin bulunduğunu duyumsuyordum. Ve kimsenin bu gizemden haberi olmadığı besbelliydi. Bu gizemi algılıyor olmak beni olağanüstü biçimde kırılgan kılıyordu. Herhangi bir yaşam biçimini gözlemek beni aracısız, doğrudan yok olmayı algılamaya götürüyordu: anne kedinin böylesine sevgiyle emzirdiği yavrular ölecekler, hiçliğin içinde yok olacaklardı; şu anne kedi de ölecekti, aynı benim annemin de öleceği gibi. Gelecek, acı tuzaklarla doluydu. Ve bu tuzaklara karşı koymak olanaksızdı. Ölüm varsa, yaşamın anlamı nedir? Ve yaşam neden vardır?"
- "Her şeyin zorla işlenmiş kuramlardan değil, gerçek deneyimlerden kaynaklandığını, yazarla yapılan söyleşide açık yüreklilikle anlattıklarından öğreniyoruz."
- "Anıların bir sonu vardır ve onları, bizleri de hiçliğe çekmeden, yok olmadan yakalamak gerekir."
- "Aristoteles, "Felsefenin ilkesi şaşırmaktır," derdi. Ama çağdaş insan artık şaşırmayı beceremiyor ve bu da ortak düşüncenin sıradanlığı ile yüceltilmiş ve kutsallaştırılmış içsel yoksulluğun en büyük işaretidir."
- "Her eylem bir tepki doğuruyor ve her tepki yeni bir eyleme neden oluyor. Bu zincirlemede gizeme, sürprize asla yer olmuyor. Oysa, özgür bir bakış ve zihinle herhangi bir yaşamı tek bir gün incelemek bile, her şeyin bir sürpriz olduğunu ve beklenmedikliğin yaşamın her katmanında sıkça yer aldığını anlamaya yeter. İzlediğim yolun ikinci aşaması bu oldu: Şaşkınlık. Kitaplarla sınırlandırılmış bilgilerden elde ettiğim yanıtlar bana hiç doyurucu gelmiyordu."
- ""Işık olsun," der Tekvin. "Ve ışık oldu. Ve Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve ışığı karanlıktan ayırdı."
- "Pek çok kişi geniş açık alanlar, dağlar ya da denizler karşısında heyecanlanır. Yalnızca böylece kendilerini evrenin soluğuyla özdeşleştirir. Bense hep bunun tersini yaşamışımdır. Bana sonsuzluğun sarhoşluğunu hissettirenler küçük şeyler olmuştur."
- "Sözün özü DNA yaşamımızın mührüdür, aşma olasılığımız olan yolların tümü orada kayıtlıdır. 'Aşma zorunluluğu' değil, 'olasılığı' dedim çünkü genetik formun bize sadece yaşamımıza ilişkin bir yol gösterdiğini, ama sonra bilincimizle ve istediğimizin de katılımıyla bu yolu giderek daha iyi bir biçimde genişletmenin bize düştüğünü düşünüyorum."
- "'Rastlantı' 'gizem'in bir başka adı olup çıkıyor. Ama bu ad, 'gizem'den farklı olarak vicdanları rahatlatan ve yüzlerce yıl boyunca insanın yaratıcı doğasını budamış olan zincirleri ve önyargıları sırtından atmaya yarayacak biçimde keskin kılan bir addır."
- "'Rastlantıyla' yaşanmış bir yaşam sıkıntı ve sonun kaygısı arasında asılı kalmış bir yaşamdır. Bu sadece görüntüde özgür olan bir yaşamdır, çünkü gerçek özgürlük insanın kendini ölüm korkusundan özgür kılmasıdır."
- "Özgürlüğe götüren içsel yürüyüş gözlerini gökyüzüne çevirme yürekliliğini gösterebilen ve kendi güçsüzlüğünü ve kendi kırılganlığını kabullenebilen kişinin yürüyüşüdür. Bu kişiler kendi güçsüzlükleri ve kırılganlıklarında adlarının güçlü bir biçimde söylendiğini duyarlar ve bu çağrıya söyle yanıt verirler: "Kim çağırıyor beni? Kim tanıyor benim yazgımı?" O zaman insan, Ben'in yanında bir de Sen olduğunu keşfeder. Bu duadır."
Eve Doğru İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Dikkat spoiler içerir! Susanna Tamaro'nun eserlerinde en çok işlediği konu insanların yaptığı ruhsal yolculuklardır. Ona göre ruhunun kendini iyileştirmesi için insanın kendisini kabul ederek, (eksileriyle ve artılarıyla) dua etmesiyle olur. Her insanın kendisiyle bir yolculuk yaparak kendi köklerine, kendi geçmişine sahip çıkması gerektiğini savunur. Eve Doğru kitabı 3 bölümden oluşur. İlk bölüm Susanna Tamaro'nun 26 Ağustos 1999'da Rimini Toplantısı'nda yaptığı konuşmadan oluşur. Konuşmanın konusu; gizem, korku, rastlantı kelimelerini insanın içsel yolculuğuna etkisini anlatmaktadır. "Her şeyin zorla işlenmiş kuramlardan değil, gerçek deneyimlerden kaynaklandığını, yazarla yapılan söyleşide açık yüreklilikle anlattıklarından öğreniyoruz." "Varoluşun içerisinde büyük bir gizemin bulunduğunu duyumsuyordum. Ve kimsenin bu gizemden haberi olmadığı besbelliydi. Bu gizemi algılıyor olmak beni olağanüstü biçimde kırılgan kılıyordu. Herhangi bir yaşam biçimini gözlemek beni aracısız, doğrudan yok olmayı algılamaya götürüyordu: anne kedinin böylesine sevgiyle emzirdiği yavrular ölecekler, hiçliğin içinde yok olacaklardı; şu anne kedi de ölecekti, aynı benim annemin de öleceği gibi. Gelecek, acı tuzaklarla doluydu. Ve bu tuzaklara karşı koymak olanaksızdı. Ölüm varsa, yaşamın anlamı nedir? Ve yaşam neden vardır?" "Anıların bir sonu vardır ve onları, bizleri de hiçliğe çekmeden, yok olmadan yakalamak gerekir." "Aristoteles, "Felsefenin ilkesi şaşırmaktır," derdi. Ama çağdaş insan artık şaşırmayı beceremiyor ve bu da ortak düşüncenin sıradanlığı ile yüceltilmiş ve kutsallaştırılmış içsel yoksulluğun en büyük işaretidir." "Her eylem bir tepki doğuruyor ve her tepki yeni bir eyleme neden oluyor. Bu zincirlemede gizeme, sürprize asla yer olmuyor. Oysa, özgür bir bakış ve zihinle herhangi bir yaşamı tek bir gün incelemek bile, her şeyin bir sürpriz olduğunu ve beklenmedikliğin yaşamın her katmanında sıkça yer aldığını anlamaya yeter. İzlediğim yolun ikinci aşaması bu oldu: Şaşkınlık. Kitaplarla sınırlandırılmış bilgilerden elde ettiğim yanıtlar bana hiç doyurucu gelmiyordu." ""Işık olsun," der Tekvin. "Ve ışık oldu. Ve Tanrı ışığın iyi olduğunu gördü ve ışığı karanlıktan ayırdı." Elbette güzellik- ve yaşamın öngörülmez oluşu- her zaman gözlerimizin önünde, ama bizler artık onları görme yeteneğimizi yitirdik." "Pek çok kişi geniş açık alanlar, dağlar ya da denizler karşısında heyecanlanır. Yalnızca böylece kendilerini evrenin soluğuyla özdeşleştirir. Bense hep bunun tersini yaşamışımdır. Bana sonsuzluğun sarhoşluğunu hissettirenler küçük şeyler olmuştur." "Sözün özü DNA yaşamımızın mührüdür, aşma olasılığımız olan yolların tümü orada kayıtlıdır. 'Aşma zorunluluğu' değil, 'olasılığı' dedim çünkü genetik formun bize sadece yaşamımıza ilişkin bir yol gösterdiğini, ama sonra bilincimizle ve istediğimizin de katılımıyla bu yolu giderek daha iyi bir biçimde genişletmenin bize düştüğünü düşünüyorum." "'Rastlantı' 'gizem'in bir başka adı olup çıkıyor. Ama bu ad, 'gizem'den farklı olarak vicdanları rahatlatan ve yüzlerce yıl boyunca insanın yaratıcı doğasını budamış olan zincirleri ve önyargıları sırtından atmaya yarayacak biçimde keskin kılan bir addır." "'Rastlantıyla' yaşanmış bir yaşam sıkıntı ve sonun kaygısı arasında asılı kalmış bir yaşamdır. Bu sadece görüntüde özgür olan bir yaşamdır, çünkü gerçek özgürlük insanın kendini ölüm korkusundan özgür kılmasıdır." "Özgürlüğe götüren içsel yürüyüş gözlerini gökyüzüne çevirme yürekliliğini gösterebilen ve kendi güçsüzlüğünü ve kendi kırılganlığını kabullenebilen kişinin yürüyüşüdür. Bu kişiler kendi güçsüzlükleri ve kırılganlıklarında adlarının güçlü bir biçimde söylendiğini duyarlar ve bu çağrıya söyle yanıt verirler: "Kim çağırıyor beni? Kim tanıyor benim yazgımı?" O zaman insan, Ben'in yanında bir de Sen olduğunu keşfeder. Bu duadır." İkinci bölüm, yazarın, kardinal vekili Camillo Ruinu'nin çağrısı üzerinde Kutsal Yıl 2000'e hazırlanmak amacıyla Roma San Giovanni in Laterano Kilisesi'nde yaptığı konuşmadır. Konuşmanın konusu, adalet ve bağışlama olarak belirlenmiştir. "İçimde büyük bir neşe olduğunu hissediyordum, bu güneş gibi parlak bir mutluluktu, ama çevremde bir noksanlık, karmaşa ve hüzün vardı. Çocuk yüreğimde her şey bana çok yalın gelirdi: içimizde sonsuz bir sevgi ışığı vardı, bunu izlemek yeterliydi. Ya da yeterli olmalıydı. Büyükler neden böyle yapmıyorlardı? O ışıklar neden titreyerek sönüyorlardı ya da çoktan sönmüşlerdi bile? Neden bunca acı vardı? Ve her şeyden önce neden bunca yararsız acı vardı?" "Ben gerçeği istiyordum. Yaşamımın gerçeğini, yaşamımın içindeki gerçeği istiyordum. Tüm öteki yaşamların da gerçeğini anlamamı sağlayacak bir gerçek istiyordum." "Kendinizle uzlaşın, çocukluğunuzla barışın. Barışma olmadan ne özgürlük ne sevgi olur." "Barışma, kırılganlığımızı onaylama, her nasıl olursa olsun, geçmişimizi kabullenme sürecidir." Son bölüm ise Susanna Tamaro'yla yapılan, yazarın kendini, sanatsal kişiliğini anlattığı röportajdır. "Bir günce tutmak olağanüstü bir şeydir. Bir kitap yazdıktan sonra son dört yılın güncelerine baktığımda tüm kitabın bir buzdağı gibi şuradan buradan ucunu gösterdiğini ayrımsarım. Bir kitap yazmak, güncelere ekilmiş tohumların kırıntılarının bütün olarak derlenmesinden başka bir şey değildir. Yani düşüncenin yazının ve güncelerdeki bilinçaltının birlikte attıkları ileri bir adımdır. Güncelerdeki satırların en iyileri sonradan bir kitap oluşturuyorlar." "Yazının her zaman aşama gösteren ve keşiflerle dolu bir yürüyüş olduğunu söylemeliyim." (fulden ufacık)
Kitabın Yazarı Susanna Tamaro Kimdir?
Susanna Tamaro, İtalyan kent soylu bir ailenin kızı. Trieste'de 1957 yılında doğdu, Orvieto yakınlarında kedileri ve köpeğiyle birlikte yaşamaktadır. Zor bir çocukluk dönemi geçiren Tamaro, 18 yaşındayken, bir depreme tanık olur, 25 yaşındayken ölümcül bir hastalık geçirir ve 27 yaşında yazmaya başlar.
Her başarıya ulaşmış yazarın yaşamış olduklarını o da yaşar. İlk denemelerinde başarısız olur ama bunlara aldırmadan yoluna devam eden Tamaro “Tek Bir Ses İçin” adlı kitabıyla büyük ses getirir. ”Yüreğinin Götürdüğü Yere Git” adlı bu eser de ona daha büyük bir ün kazandırır. (Bu kitap aylarca İtalya'da liste başı olmuştur.) Genelde günlük ya da mektuplar şeklinde yazar. Olayları birinci ağızdan anlatır. Eserlerinde hep bir hüzün vardır. Kahramanları genellikle ölümün eşiğine gelmiş ama bu durumu kabullenmiş; hayatta aradığını bulamamış insanlardır.
Susanna Tamaro Kitapları - Eserleri
- Yüreğinin Götürdüğü Yere Git
- Kitaplardan Korkan Çocuk
- Yüreğimin Sesini Dinle
- Kökler, Yollar ve Yitik Benler
- Anima Mundi
- Luisito: Bir Sevgi Öyküsü
- Sonsuza Kadar
- Sevgili Mathilda, İnsanın Yürümesini Dört Gözle Bekliyorum
- Tek Ses İçin
- Kaplan ve Cambaz
- Her Melek Korkunçtur
- Aklı Bir Karış Havada
- Düşünen Bir Yürek
- Büyülü Çember
- Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar
- Yanıtla Beni
- Rüzgar Ne Diyor
- Tombul Yürek
- Ulu Ağaç
- Her Sözcük Bir Tohumdur
- Bakışınla Aydınlanır Dünya
- Büyük Bir Aşk Hikâyesi
- Sessizlik Bir Erdemdir
- Var Olan Ada
- Tobia ve Melek
- Atla, Bart!
- Eve Doğru
- Rüzgar Ne Diyor
Susanna Tamaro Alıntıları - Sözleri
- Benim için gerçekten her kitap son kitaptı. Sonuncuydu çünkü ufka baktığımda hiçbir şey göremiyordum, belki de yazmanın bıraktığı yorgunluk ve halsizlik içindeydim; öte yandan- belirişi ve işlenişiyle- her kitabın çevresinde bir mucize halesi oluyordu. Bilindiği üzere mucizenin, buyrukla yaratılması mümkün değildir. (Her Melek Korkunçtur)
- O ekim ayında, bir parçam- umut etmiş, hayal kurmuş olan parçam- bütünüyle ölmüştü. O günden sonra artık onunla birlikte yaşamayı öğrenmem gerektiğini biliyordum. Belki bir süreliğine gizli tutabilirdim ama sonra güçlü çürüme kokusu gerçek durumumu başkalarına da açık edecekti. (Her Melek Korkunçtur)
- "Uyku sırları ortaya çıkartıyor." (Rüzgar Ne Diyor)
- (...) "Eh, en azından senin bir sürü kardeşin var." "O kadar çok olunca yok sayılır. Zaten artık yoklar." "Nereye gittiler?" "Derin donduruculara herhalde." O anda yeniden utanç yüklü bir sessizlik oldu. Bart, Zoe'nin akrabasını yemiş olma olasılığını düşündü. (...) (Atla, Bart!)
- Sakin, korunaklı ve ufuksuz. Kesinlikle benden, senden daha iyi yaşayacaklardır ama hayat gerçekten o mudur? Bu, arzu duyulacak bir yaşam mıdır? Ölüm döşeğinde "Bu olağanüstü bir serüven miydi?" diye sordurabilecek bir yaşam mıdır? Yoksa bir yaşam putu mudur? Gizemi olmayan —ve bununla karşılaşma hevesi taşımayan— hayat bitmek bilmeyen esnemelerden başka nedir ki? (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Gerçekte insan hayatı nedir? İki karanlık arasındaki ışıklı bir yarılmadır... Nereden geliyoruz? Nereye gidiyoruz? (Var Olan Ada)
- Düzen ve saygı bizi hayvanlardan ayıran biricik değerlerdi. (Rüzgar Ne Diyor)
- Sözcüklerin arkasında sözcükler gizlidir, ama sessizliğin içinde "herhangi bir şey" yuvalanmış olabilir. (Rüzgar Ne Diyor)
- Büyüklerin dünyasında yasalar, sevgiden daha ağır basar.. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- Ansızın kollarını göğe doğru kaldırdı, ellerini bir orkestra şefi gibi sallayarak şöyle dedi: " Ve sonra hayata şükrediyorum! Ağaçlara, çuha çiçeklerine, boraya, üveyiklere ve serçelere, çocuklara, otlara şükrediyorum ve tümünü kutsuyorum! Çünkü her şey kutsaldır ve bir lütuftur." (Her Melek Korkunçtur)
- ‘Eğer’ler dünyası bir girdap, bir hortum, bir kara deliktir. İnsan bir an dengesini yitirirse, içine yuvarlanmaması olanaksızdır. (Daha Çok Ateş Daha Çok Rüzgar)
- Demekle yapmak arasında uçurumlar var. (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
- Sonra, belki de ölmeden bir an önce, hayatımızı bir an için seyredeceğiz ve gerçekten bizim olan, gerçekten dolu geçen anların farkına varacağız;bunlar belki de bir çiçeğe bakarak,bir ağacın biçimini seyrederek,yanımızdan geçen bir çocuğun başını okşayarak zaman yitirdiğimiz anlar olacaklar. (Her Sözcük Bir Tohumdur)
- “ Bilgelik dolu yazılara bakarsanız işin hoş yanı da sürprizlerdir ama hele bunu gerçekte yaşayın da görün. “ (Tombul Yürek)
- Bir hayvan neydi gerçekten? Günlük konuşmanın küçümseyici tavrında bu sözcüğün kökeninde yatan öz kolayca unutuluyordu. Can. Evet, hayvan can sahibi olan biriydi. İnsanların büyük bölümü için aynı şeyin söylenebileceğinden ise emin değildi. (Luisito: Bir Sevgi Öyküsü)
- "Gitmek ya da gitmemek, beslediğin ateşe bağlıdır." "Ateş beslenir mi?" "Yakıp yok eden buz gibi bir ateş vardır, bir de sıcak, yeniden yapan bir ateş. Her ikisi de bizim yüreğimizdedir. Hangisinin alevleneceğine biz karar veririz." (Kaplan ve Cambaz)
- "Gerçek yüzlerini en baştan gösterseler, büyük bir olasılıkla hiçbir zaman evlenemezler." (Anima Mundi)
- "Boşuna yaşadım, ölümümde boşuna olacak " (Tek Ses İçin)
- "Her şeye içine girmeden yukarıdan bakabilmenin ne güzel olacağını düşündü." (Rüzgar Ne Diyor)
- “Kovalayandan kaçarım, kaçanı kovalarım.” (Büyük Bir Aşk Hikâyesi)
Yorumlar
0 yorum