Kitap Künyesi
Yazar: Mehmet Eroğlu
Yayın Evi: İletişim Yayıncılık
İSBN: 9789750512469
Sayfa Sayısı: 296
--reklam--
Fay Kırığı - 1: Mehmet Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Hayatın ilk sırrı, bir sırrı olmadığıdır. İkinci sırrıysa, eğer varsa, bu
sırrın cevaplarda değil, sorularda olduğudur. Üçüncüsüne gelince: Bir şey yapmak için önce bir şey olmak gerekir.2005 yılı, AKP iktidarda, taşra burjuvazisi metropolde sahne alıyor, memleket başkalaşıyor. Boşa yaşanmış yılları unutmak isteyen bir
adam, hiç ummadığı bir anda, sermaye savaşlarının ortasına düşüyor. Dünya küçük, para yan yana getiriyor eski tanışları... "Et bulursan ye" diyen avcıların dünyası bu... Ahlaklı kapitalizmden söz ediliyor ama zengin olmak için taraf tutmak gerekiyor.İstanbul manzarası, Boğaza bakan yalılar, padişah tuğraları, hazlar,
renkli mermerler, büyük avizeler, salonlar, sanat ve siyaset konuşan, anlamaktan yorulmuş adamlar, ihaleler, bilerek susan kadınlar... Acı veren hatıralar... Belleğin dili... Mehmet Eroğlu, Fay Kırığı Üçlemesi'yle yakın dönemin Türkiye'sini anlatıyor. İnsan yaşadığı yere benziyor, zaman herkesin ruhuna dokunuyor. Kul olmayı bilmeyeni kim ne yapsın?
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Fay Kırığı - 1: Mehmet Alıntıları - Sözleri
- Ahlâk için şunları söyleyebilirim: On beş yirmi yılda bir değişen kurallara sadece aptallar uyar.
- İnsan her karar verişinde kumar oynar...
- " 'Seçim yapıp karar vermek! Hayat budur,' derdi bir arkadaşım." "Siz hep doğru kararlar mı verdiniz? Hiç kararsızlık çekmediniz mi?" Sesi sır veriyormuş gibi kısıktı. "Hayır, önemli kararlarımın çoğunda yanıldım." Kadının gözleri parlayınca ekledi. "Ama bu beni yeni kararlar vermekten hiç alıkoymadı."
- "Biliyor musun sorun galiba tembelliğim. Hep tembeldim; kendimi hiç tanımaya çalışmadım." Prof hafif bir çığlık attı. "Kendini tanımak ha?" Yine gülecekti ama dudaklarını ayıracak gücü kalmamıştı. "Hayal dediysem bu kadar uçuğunu kastetmedim. Bu sevdadan vazgeç! İnsanın sürekli aldattığı ve hiç tanımadığı kişi ta kendisidir; insan, kendinden başka her şeyi keşfedebilir."
- İnsanın başı gençken ruhuyla, yaşlandığındaysa bedeniyle derde girer. Genetik yazgımız bu bizim.
- İnsanları anlamak ne zor! Acı çekmek yararsız bir alışkanlık ama yine de bu alışkanlığı inatla sürdürürüz.
- Genellikle öğle yemeğinden sonra, güneye doğru alçalan güneşin Boğaz'ı renkten renge bürünen tembel bir bukalemuna çevirdiği saatlerde, Yeniköy İskelesi'nde ona karşıki kıyıdan Emine'yi getirecek gizemli vapurları gözlerken her seferinde aynı şeyi düşünüyordu. 'Onu beklemek, hayatımın en zevkli işi; bunun için, bu an için yaratıldım ben...'
- İnsan denen türün aklını sevmiyorum. Sorunum bu. İnsanlık ideallerine sadakatle emzirilip büyütülmüş ö insanlara ne oldu?
- İnsan, eğer içindeki onu ayakta tutacak isyan ateşini bir türlü tutuşturamıyorsa, üstelik de aşağılanmaktan onu sadece ölümün koruyabileceği bir noktaya varmışsa ne yapabilir?
- Seni savaşırken gördüm. İnsan savaşta kimseyi aldatamaz. Kendini bile.
- Para dindar değildir!
- Karşısındaki hayırsever adam şimdi hayatında hiçbir yoksula sadaka vermemiş birine benziyordu. Dindarlığın alçakgönüllülüğü gerektirdiğini unutmuş olmalıydı.
- “Şaşırtıyorum çünkü gerçeklerden söz ediyorum. Bakın, gerçeğin içinde hep bir tutam şaşkınlık vardır. Yunanca kaos, yani kargaşa sözcüğünün, yarılan yüz anlamına geldiğini biliyor muydunuz? İnsanın açılan ağzı. Şaşkınlık yani...”
- “ Hoş söz dediğimiz kolayca verilen ama zorlukla tutulan değil midir? ” Bazılarıysa sözü için ölürler...
- “Evet, yaşamı önemli kılan ölümdür... ” Üstat, “Bence yaşam, ölümle taçlandırılmayacak kadar sıradan bir şey...”
--reklam--
Fay Kırığı - 1: Mehmet İncelemesi - Şahsi Yorumlar
"Bu kent, savaşmaktan başka ciddi hiçbir şey yapmamış adama bir gelecek mi sağlayacaktı yoksa huzursuzluğuna mı yataklık edecekti, bu hâlâ belirsizdi." Kahramanımız Mehmet Esen ve 4 arkadaşı, 1993 yılında, Şemdinli'deki Hakkâri Dağ Komando Tugayı'nda sınır ötesi operasyonlara katılmış, kader birliği yaptıktan sonra terhis olmuş yıllarca birbirini görmeden yeni hayatlara atılmıştır. 12 yıl sonra bu arkadaşlarından Cenk'in telefonuyla İstanbul'a doğru yola çıkar. Cenk, açılımı Leyla Mecnun (L&M) olan, 1934 yılında kurulan köklü Plevne Holding'in hissedarlarındandır. 2001'deki krizle batmakta olan köklü Plevne Holding'i kurtarmak için yeni bir formül bulunmuş, bunda da asteğmenken güven telakki etmiş Mehmet'e ihtiyaç vardır. Holdingin kurtarıcısı, tekstille uğraşan Kayserili zenginlerden muhafazakâr Kadıoğulları ailesidir. Borçları kapatacak, politik ilişkilerini devreye sokarak, Plevnilelilerin dondurulmuş varlıklarını serbest kalmasını sağlayacaktır. Aslında L&M, Kadıoğulları'nı, "taşralı esnaftan" "kentli burjuvaziye" dönüştürecek araçtan başka bir şey değildir. Mehmet Esen'in aldığı genel müdürlük teklifi de, tam da iki aile arasında arabuluculuk görevidir. Bakalım, yıllarca oradan oraya savrulan Mehmet'i bu hiç bilmediği "sermaye savaşlarının ortasında" neler bekliyor hep birlikte okuyup değerlendirelim. Fay Kırığı-1 Mehmet, Mehmet Eroğlu'nun üçlemesinin ilk kitabı. Yakın tarihimize, 2000.li yıllara ışık tutuyor. Boğazın ortasındaki devasa yalılarda paramparça, birbirinin arkasından iş çeviren ailelerin trajedilerinin yanında; kısa yoldan köşeyi dönenlerin, politik bir örgüt gibi çalışan "vakıf"ların, tespihli yeşil sermayedarların, takıyyecilerin, "ahlaklı kapitalistlerin", velhasıl muhafazakârlık şemsiyesi altında din bezirgânları tarafından ülkenin nasıl adım adım ele geçirilişinin hikâyesi: çok tanıdık, çok bilindik, çok iç acıtıcı. (Semra Ok)
Mehmet Eroğlu değişen Türkiye'yi çok iyi gözlemlemiş, sonuçta ortaya ilgi ve keyifle okunan bir kitap çıkmış. Kitabı okurken özellikle sermaye ve gücün nasıl el değiştirdiğini görebiliyorsunuz. Üçlemenin diğer kitaplarını da okuyacağım. (Seyla)
Mehmet Eroğlu, Fay Kırığı üçlemesinde bir yakın tarih fotoğrafı çekiyor. Bunu üç ana karakter üzerinden gerçekleştiriyor: Mehmet, Emine ve Rojin. İlk kitap, geçmişinin gölgesinden kurtulmaya çalışan, nispeten arada kalmış biri olan Mehmet üzerinden ilerliyor. İkinci kitap, zarif , hassas ve güzel bir kadın, aynı zamanda siyasal İslam'ın zenginlerinden birinin kızı olan Emine üzerinde yoğunlaşıyor. Üçüncü kitap Rojin ise daha ziyade Kürt sorununu merkeze alarak ilerliyor. Üçlemede, konu olarak oldukça zengin bir dönem olan doksanlı ve ikibinli yillarin bir nevi değerlendirmesi var. Zengin- fakir, Türk- Kürt, Laik-dindar ayrımının malesef arttığı, ülkenin giderek kutuplaştığı bu dönemin sebepleri ve sonuçları üzerinde duruluyor. Oldukça başarılı bulduğumu söylemek isterim. Selamlar saygılar... (Rıdvan Yavaş)
--reklam--
Kitabın Yazarı Mehmet Eroğlu Kimdir?
Mehmet Eroğlu (d. 2 Ağustos 1948, İzmir) Türk yazar, senarist, romancı.
Yazar, 2 Ağustos 1948 günü İzmir'de dünyaya geldi. Edebiyat öğretmeni olan babası Farik Eroğlu'nun tayinleri sebebiyle ilkokul döneminde birkaç şehir ve okul değiştirdikten sonra İzmir Karşıyaka'daki Ankara İlkokulu'nu 1960 yılında bitirdi. Daha sonra İzmir Maarif Koleji'nde (bugünkü adıyla Bornova Anadolu Lisesi) 7 yıl boyunca kesintisiz olarak yatılı okudu. Liseyi bitirdiği 1967 yılında ODTÜ Müh. Fak. İnşaat Mühendisliği Bölümüne girdi; öğrenciliği sırasında Öğrenci Derneği Başkanlığı yaptı.
1971 yılında üniversiteden mezun olan Eroğlu, mezun olduğu sırada 12 Mart Darbesi sonucu kurulan sıkıyönetim mahkemesinde Dev-Genç Davası nedeniyle yargılanmaya başladı. 1972 yılında dava devam etmekteyken evlendi. İki yıl süren dava sonucunda TCK'nın 141-142 maddesine muhalefetten 8 yıl ağır hapis ve 2 yıl sürgün cezasına mahkûm edildi. Sonuç kesinleşmeden 1974 genel affıyla mahkumiyeti ortadan kalktı. Bu tarihten sonra mühendislik yapmaya ve roman kaleme almaya başladı, 1974 yılında bir kızı dünyaya geldi. 1989 yılında bir devlet bankası olan Turizm Bankası'ndaki 15 yıl sürdürdüğü görevinden siyasi baskılar sonucu ayrıldıktan sonra mühendislik kariyerine ve yazarlığa devam etti. Sadece yazmak ve bir sivil toplum örgütünde gönüllü çalışmak amacıyla mühendislik yaşamını 1999'da noktaladı. 1999'dan bu yana Uğur Mumcu Gazetecilik Araştırmaları Vakfı'nda yazarlık seminerleri vermeyi sürdüren yazar, romanlarının yanı sıra televizyon dizisi ve sinema filmi senaryoları yazmıştır.
İlk romanı Issızlığın Ortasında 1976 yılında tamamlandı ve 1979'da Milliyet Roman Ödülü'nü kazandı ancak 1980 Darbesi sonucunda kitap sakıncalı bulunarak yayınevi tarafından basımına son verildi. Birincisinin devamı niteliğindeki ikinci kitabı Geç Kalmış Ölü de aynı gerekçeyle uzn süre basılamadı. Her iki kitap da 1984 yılında yayımlandı ve ikisi birlikte hem Orhan Kemal Roman Armağanı'na hem de Madaralı Roman Ödülü'ne layık bulundular.
Yazar, 1968 kuşağını anlatmaya "Yarım Kalan Yürüyüş" (1968); "Adını Unutan Adam"(1989) kitaplarıyla devam etti. 1994'te yayımlanan "Yürek Sürgünü" adlı romanından sonra roman yazmaya 5 yıl ara verdi, senaryo yazmaya eğildi ancak senaryo çalışmalarının sonuçlarından memnun kalmadığını ifade etmiştir. 2000 yılından itibaren art arda romanlar yayımlamayı sürdürdü.
Yazar, kendisini "İnsan yaratılışının gölgeli alanlarında boy atan temaları yazan bir yazar olarak tanımlamaktadır."
--reklam--
Mehmet Eroğlu Kitapları - Eserleri
- Adını Unutan Adam
- Issızlığın Ortası
- Kusma Kulübü
- Belleğin Kış Uykusu
- Düş Kırgınları
- Yüz: 1981
--reklam--
- Fay Kırığı - 1: Mehmet
- Zamanın Manzarası
- Yarım Kalan Yürüyüş
- İyi Adamın On Günü
- Geç Kalmış Ölü
- Kıyıdan Uzakta
- Fay Kırığı - 2: Emine
--reklam--
- Fay Kırığı - 3: Rojin
- Yürek Sürgünü
- 9,75 Santimetrekare
- Kötü Adamın On Günü
- Meraklı Adamın On Günü
- Mermer Köşk
- Edebi Aforizmalar
--reklam--
- Kendi Hayatında Ölme Vakti
- Devlet Adamı ve Güvenilirlik
--reklam--
Mehmet Eroğlu Alıntıları - Sözleri
- Sürekli bir eksiklik duygusu, zaman zaman akla gelen, uysal bir diş ağrısına benzeyen acı: Unutmak buydu. (Yarım Kalan Yürüyüş)
- "Budalalarla bozuk saatler birbirlerine benzerler," dedim. "Doğruyu bulmaları sadece bir rastlantıdır." (Kusma Kulübü)
- "Sözcüklerin önce seslerini, ardından anlamlarını yitirdim; tıpkı ateşin üstüne dökülen su damlaları gibi beynimde buharlaşıp yok oldular.." (Yürek Sürgünü)
- Her insan ,sanki yazgisina hukmedecekmis gibi ,kendi hayatinin en önemli varlığı olmayı dener !!!! (Yüz: 1981)
- Işığı perdeleri kapattıktan sonra açtım. (Geç Kalmış Ölü)
- "Bazı psikologlar cesaretin, ki cesaret bir anlamda insanın hayatını sürekli tehlikeye atmasıdır, özünde intihar dürtüsü olduğuna inanırlar." (Yarım Kalan Yürüyüş)
--reklam--
- "Yalnızlığa katlanamayan birisinin Tanrı’yı kıskanmaya yeltenmesi affedilmez bir budalalık değil mi sence?" (Kusma Kulübü)
- Çoğu aşkın büyüsü, cinsel merakın giderilmesiyle sona erer (Fay Kırığı - 3: Rojin)
- “Amaçsız bir insan eninde sonunda değersiz insana mı dönüşür? Bizleri insan yapan nedir?” (Belleğin Kış Uykusu)
- Yalnızlıkla yoğrulmuş bir ıssızlığın ortasındaydım.. (Kusma Kulübü)
- "Anlamını çözdüğümüzde bir işe yaramadığını keşfettiğimiz yararsız bir bilmece. " (9,75 Santimetrekare)
- İnsan kendine acımaktan vazgeçince gerçek acımayı öğreniyor olmalıydı. (Kusma Kulübü)
- Geçmişin sessizliği, servi ağaçlarının arasında -belki de her şeye rağmen yaşayabileceğimizi hatırlatırcasına- öylece duruyor. (Kıyıdan Uzakta)
--reklam--
- “Ya leyn, ya ayn” “Karışmış birbirine gecem ve düşüncem, demek. Hatırladın mı?” (Adını Unutan Adam)
- Saklamayacaktım: Eninde sonunda her insan kalbi kırık bir palyaço değil midir? (İyi Adamın On Günü)
- İnsanın en değerli şeyi özgürlüğüdür. Bu yüzden herkes ona saldırır. (Kıyıdan Uzakta)
- Bazen birini o kadar çok severiz ki, kendimizi sevmeyi unuturuz. (Edebi Aforizmalar)
- Dilsiz sanılır ama ruh kendini hep beden yoluyla ifade eder (Fay Kırığı - 3: Rojin)
- Kendimi zamanın her şeyi unutturan kollarına bıraksam beynimdeki sorulardan kurtulabilir miydim? (Geç Kalmış Ölü)
- İnsan mezarının yerini seçince yurdunu da seçmiş olur.. (Zamanın Manzarası)
Yorumlar
0 yorum