Kitap Künyesi
Yazar: Edmund Blair Bolles
Çevirmen: Nermin Arık
Orijinal Adı: Galileo's Commandment / An Ambology Of Great Scientific Writing
Yayın Evi: Tübitak Yayınları
İSBN: 9789754031997
Sayfa Sayısı: 549
--reklam--
Galileo'nun Buyruğu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Jonathan Swift gibi daha önceki yazarlar olmayacak amaçlar peşine düşmüş fanatik bilimci portreleri çizdiler; daha sonra gelen, kafadan çatlak Dr. Frankestein ise başka tür bir kaçıktı. O bir deli idi; çünkü başarılıydı ve o zamana kadar bilinmeyen, insanlığa karşı güçleri açığa çıkarmıştı. O zamandan bu yana Dr. Jekyll'lar, Dr. Moreaular, Dr. Strangelovelar gibi tükenmez bir dizi araştırmacı gördük. Bunlar maddeyle çok fazla ilgilenen, insan yüreğine pek az önem veren, böylece de toplumu zehirleyen, kaçık bilimcilerdir.
Umarım ki, bu derlemeyi okuduktan sonra, okuyucular, bu bilim-karışıtı kalıp- tipin saçmalığını içlerinde duyacaktır. Kitaptaki parçaları, değeri anlaşılmamış bir ressamın sergisi için resim seçen bir galeri görevlisinin yaklaşımıyla seçtim. Tıpkı, örneğin Edward Munch'un resimlerinden oluşan bir koleksiyonun, sadece resimlerin kendilerini göstermekle, sanatçıya duyulan saygıyı artırması gibi. Bu kitabı okuyanların, bilimsel yazıların, tatsız tuzsuz değil, ilginç ve hoş olabileceğini göreceklerini sanırım.
(Kitabın İçinden)
--reklam--
Galileo'nun Buyruğu Alıntıları - Sözleri
- Bilim yazıları okumak insana iki yönlü kazanç getirir. Birincisi, hayal gücüyle, ilhamla, ifade tarzıyla bağlantı sağlanmasıdır, ki bu yalnız okumakla gerçekleşebilir. İkincisi, doğa hakkında yeni bir anlayış edinilmesidir; bunun da zevkli bir şey olduğu yeterince açıktır. Bir şeyi anlamak çok kez başlangıçta bir çaba gerektirir; ama elde edilen başarı insanın içini rahatlatır ve çaba bir övünç kaynağına dönüşür. Anlamanın çaba gerektirmesi olgusu, okuyucudan da özel bir istemde bulunur. Yazı, okuyucuya, yazarı izleyecek ölçüde dürüst olup olmadıklarını sürekli sorar; bu yolla ona sürekli meydan okumaktadır. Yazar alışılmışın ötesine gidecek ölçüde acımasız olsa bile, bu okuyucuyu kurtarmaz. Yazarın anlayışına katılmak için, okuyucunun da kendisine karşı aynı ölçüde acımasız olması gerekir.
- İsviçreli fizikçi Sausurre'ün jeoloji kelimesinin mucidi olduğu sanılmaktadır. Sausurre'den önce bilim, buzullar, onların hareketleri, beraberinde taşıdıkları döküntüler veya oluşturdukları tepecikler hakkında bir şey bilmiyordu. "Her buzulun altında, buzul ile buzulun üstünde durduğu taban arasından kışın bile geçen su akıntıları vardır." "Bütün büyük buzullar, alçak bölümlerinde ve kenarları boyunca, arkalarında yükselen dağlardan kayan kum ve taş yığınları taşırlar." "Chamonix köylüleri bu döküntü yığınlarına buzulun moren'i diyorlar." "Yığılarak bu setleri oluşturan taşlar genellikle yuvarlaktır. Çünkü köşeleri ya dağların tepelerinden yuvarlanırken aşınmıştır ya da buz onları tutmuş, tabanına ve kenarlarına karşı sürterek köşelerini kırmıştır."
- "Tortular, dünyanın görmüş olduğu en muazzam "kar yağışlarının" maddeleridir." "Her nehir, her zaman, denize ulaşmayı başaran çamur yükü dışında, tortuları oluşturan başka maddeler de taşır. Yukarı atmosferde belki de dünyanın yarısını dolaşan volkanik tozların yolculuğu, en sonunda okyanusta biter, akıntılarla sürüklenir, suyla şişer ve çöker. Kıyı boylarındaki çöllerin kumları, karadan esen rüzgarlarla denize taşınır ve çöker. Çakıl taşları, küçük taşlar ve kabuklar, buzullar ve yüzen buz kütleleriyle taşınıp buz eriyince sulara bırakılır. Dünya atmosferine denizlerin üstünden giren dmeir, nikel ve başka bazı meteor kökenli döküntüler de o büyük kar yağışının taneciklerine dönüşürler." "Tortular dünyanın bir tür destansı şiiri gibidirler. Yeterli bilgeliğe eriştiğimizde, belki de dünyanın bütün tarihini onlardan okuyabileceğiz. Çünkü her şey orada yazılıdır." "Tortuların kar yağışında da, hafif ve yoğun yağışlar art arda gelir. Yoğun yağışlar, toprağın yukarıya kaldırılıp, yağmurun, çamur ve kaya parçalarını denize sürüklediği, anakaralar üzerinde dağ oluşumu dönemlerine tekabül eder. Hafif yağışlar ise, dağ oluşum dönemleri arasındaki, anakaraların düz olduğu, erozyonun yavaşladığı sakin dönemlere işaret eder." "Ilıman okyanusların çok geniş alanlarındaki taban, foraminifera denilen tek hücreli canlıların kalıntılarıyla kaplıdır" "Okyanusların büyük derinliklerine gelince, olağanüstü yüksek basınç ve derin sulardaki yüksek karbondioksit oranı, kirecin büyük bölümünü tabana ulaşmadan eritir ve denizin kimyasal deposuna iade eder. Silis erimeye karşı daha dirençlidir. Büyük derinliklere bozulmadan ulaşabilen organik kalıntıların büyük bölümünün en narin yapılı tek hücrelilere ait olması, okyanusun en garip paradokslarından biridir. Kabukları kalsiyum karbonat yerine silisten yapıldığından, okyanusun sonsuz derinliklerine hiç bozulmadan inebilirler" "Piggot'un Atlantik tabanından aldığı örnekler yerbilimciler tarafından 10.000 yıl kadar öncesine bakıp dünyanın iklimsel ritminin nabzını duyumsamak mümkün olmuştur; çünkü örnekler, soğuk buzul dönemi tortuları ile daha sıcak sulara özgü balçıklarının dönüşümlü katmanlarından oluşmuştu. Bu örneklerin verdiği ipuçları sayesinde, buzul dönemleri arasında ılıman iklim dönemleri olduğunu, deniz tabanının ılık sularla kaplı olduğunu ve sıcaksever canlıları barındırdığını gözümüzde canlandırabiliriz. Piggot'un örnekleri sayesinde, ılık iklim dönemleriyle birbirinden ayrılan, buzların hareketlerine ilişkin 4 dönemin saptanması mümkün oldu."
- "Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder." GALİLEO En Büyük İki Dünya Sistemi
- Bir Tapınakta asılı olan ve bir deniz kazasından kurtulan insanları tanrıya şükrederken gösteren bir resmi adama gösterip ona artık Tanrının gücünü kabul edip etmediğini sorarlar. O da, “Evet ama dua ettikten sonra boğulanların resmi nerede? ” diye sorar
- Isaac Asimov (1920 -1992) , 500 ’den çok kitabıyla, çağın en verimli yazarlarından biridir. Eserleri arasında popüler bilim kurgu romanları, Shakespeare üzerine çalışmalar, derlemeleri, ama en çok da bilim öyküleri vardır. Asimov 'u n aynı anda üç ayrı proje üstünde çalıştığı, her biri için ayrı yazı makineleri kullandığı, bir makineden öbürüne tekerlekli koltukla gittiği söylenir. Yazıları için gerek en bilgileri öğrenmeye nasıl vakit bulduğu hiçbir zaman açıklanmamıştır; ancak enerjisinin kaynağı yeterince açıktır: Boş inana karşı aklın gücüne dayanan bilim tutkusu. Bilimin başarısı, ona göre, iyiler için de bir başarıdır.
- Bu makale, Dünya'nın güneş çevresinde dönüp dönmediği konusundaki bir diyalogdan alınmıştır. "Evrenin merkezinin dünya olduğunu asla kanıtlayamazsınız. Eğer evrene bir merkez aranıyorsa oraya Güneş'in oturtulması daha yerinde olur" "Mantık, genelde anlaşıldığı gibi, felsefe yapmanın bir aracıdır. Nasıl ki bir org yapıcısı, org yapmakta üstüne kimse olmadığı halde, onu çalmasını bilmeyebilir; bunun gibi, bir kimse büyük bir mantıkçı olduğu halde, yine de, mantığı kullanmakta usta olmayabilir. Aynı şekilde, bütün şiir sanatını teorik olarak anlayan, ama bir dörtlük bile yazamayan; da Vinci'nin uyguladığı bütün kuralları bilen, ama bir iskemle bile boyayamayan çok insan vardır. Org çalma orgu yapanlar tarafından değil, onun nasıl çalınacağını bilenlerce öğretilir; şiir şairleri sürekli okumakla öğrenilir; resim sanatı sürekli resim ve desen çizerek elde edilir; ispatlama sanatı da ispatlamalarla dolu kitapları okuyarak öğrenilir ve bunlar mantık değil, tümüyle matematiksel çalışmalardır."
- Bir keresinde, Milano'da çalışırken, köylüler ona Parma ve Piacenza dağlarında buldukları bir torba deniz canlısı kabuğu ve mercan getirdiler. Leonarda onların anlamı üzerinde 25 yıl boyunca kafa yordu. Leonardo deniz kabuklarının o dağlara nasıl geldiklerini öğrenmek istedi. Bir yanıt da buldu: O bölge bir zamanlar deniz kenarındaydı. "Eğer çok büyük kabuklu istiridyeleri bir arada buluyorsak, pek çoğunun kabukları ayrılmamış durumda ise, bu, onların oralara deniz tarafından taşındığını, Cebelitarık Boğazının yeni açıldığı sıralarda hala canlı olduklarını gösterir." Leonardo gözlemlerini kanıta dönüştürme olanağı bulamadı. Onun not defterleri gösteriyor ki, bilimsel düşgücü her çağda ortaya çıkabilen bir insan özelliğidir; ancak benzer düşüncedeki kişilerin örgütlenmiş işbirliği olmadan bilim ilerleme gösteremez.
- Nil nehrinin sürüklediği toprak konusundaki açıklamaları, kişisel gözlemlerinin, bu gözlemlere yol açan doğal süreçler hakkındaki merakının, bu süreçlerin genelde doğal dünya için taşıdığı anlam üzerinde kafa yormasının ürünüdür. Vardığı sonuç, Mısır'ın, vaktiyle Kızıldeniz'in olduğu gibi, bir havza olduğu sonucu yanlıştır. Her ne kadar Nil bir zamanlar Kuzeye, Akdeniz'e değil de doğuya, Kızıldeniz'e akıyor idiyse de, artık yerbilimciler onun çok eski bir nehir olduğu kanısındadırlar. Ancak, bu hataya rağmen anlayışa katkısı büyüktür. "Benim gözlemlerim de, rahiplerin söyledikleri gibi, Mısır'ın, büyük bölümünün Nil'in sürüklediği topraklarla oluştuğunu destekliyor." "Mısır'dan çok uzak olmayan Arabistan'da, çok uzun ve dar bir körfez(Kızıldeniz) vardır. En dar yeri yarım günlük bir yolculuk mesafesinde; ancak boyu en uç noktasından açık denize kadar, kürekli bir tekne ile kırk günlük yolculuk uzunluğundadır." "...Bu insanlar ürünlerini, diğer Mısırlılar da dahil dünyadaki bütün insanlardan daha az çalışmayla elde etmektedirler. Saban ve çapa kullanmalarına ya da toprağı işlemek için başka olağan yöntemleri uygulamalarına gerek yoktur. Onlar sadece nehrin kendiliğinden tarlalarını basmasını beklerler; sular çekildikten sonra her çiftçi toprağını eker; tohumları bastırmak için domuzlarını salar; sonra da hasatı bekler...."
- "Bilgi edinmenin bir sakıncası, yeni bilgisizlikleri ortaya çıkarmasıdır; yani daha çok bilgi, daha çok soru demektir."
- Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder .
- "Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir.Bir kerecik de olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder.”
- "Başlangıçta,Tanrı yarattı ."Yaratısının ortasına insanı koydu ki,o bilmek için çabalasın -bu çaba ile gelişsin ve bu dünyanın büyük,değerli,bilinmeyen sonuna doğru ilerlesin. Ona,yapsın diye el,gayret etsin diye istenç, kavrasın diye yedi duyu verdi-bunlar sadece çalışma donanımıydı;böylece o,tarihöncesinin korkunç koşullarından çok öteye giden yolunu buldu.(Robert Kennedy Duncan)
- Hiçbir şey,insanın kendi denkleminin ortaya konmasını istemesi kadar,ender bulunur bir düşünsel kahramanlık gerektirmez.(SANTAYANA)
--reklam--
Galileo'nun Buyruğu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bilim en doğru yol göstericimiz ve bu yolda geçmiş çağların bilim insanlarının bilginin peşinde koşmalarına ait bize göre kısa serüvenlerini anlatan yazar bir seçme makaleler dizisi sunuyor. (Ali murat aydın)
kesinlikle muazzam faydalı bir derleme. Antik Yunan Felsefesinden 20. yüzyılın en gelişkin teorilerine değin geniş bir yelpaze, oldukça farklı alanlardan bir çok farklı ve ufuk açıcı yazı. Kişinin kendine yapabileceği büyük bir güzellik de bu kitabı okumak olacaktır. Bence kendimizi şımartmalı ve bu kitabı okumalıyız... (Burak Erdoğdu)
Bilime olan merakiniza göre arşivinizde bulunması gereken ansiklopedi tadında ve birçok bilim insanının dikkat çekici makalelerinden oluşan bir eser. (Gaia)
--reklam--
Galileo'nun Buyruğu PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Edmund Blair Bolles - Galileo'nun Buyruğu kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Galileo'nun Buyruğu PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Edmund Blair Bolles Kimdir?
--reklam--
Edmund Blair Bolles Kitapları - Eserleri
- Galileo'nun Buyruğu
--reklam--
Edmund Blair Bolles Alıntıları - Sözleri
- Nil nehrinin sürüklediği toprak konusundaki açıklamaları, kişisel gözlemlerinin, bu gözlemlere yol açan doğal süreçler hakkındaki merakının, bu süreçlerin genelde doğal dünya için taşıdığı anlam üzerinde kafa yormasının ürünüdür. Vardığı sonuç, Mısır'ın, vaktiyle Kızıldeniz'in olduğu gibi, bir havza olduğu sonucu yanlıştır. Her ne kadar Nil bir zamanlar Kuzeye, Akdeniz'e değil de doğuya, Kızıldeniz'e akıyor idiyse de, artık yerbilimciler onun çok eski bir nehir olduğu kanısındadırlar. Ancak, bu hataya rağmen anlayışa katkısı büyüktür. "Benim gözlemlerim de, rahiplerin söyledikleri gibi, Mısır'ın, büyük bölümünün Nil'in sürüklediği topraklarla oluştuğunu destekliyor." "Mısır'dan çok uzak olmayan Arabistan'da, çok uzun ve dar bir körfez(Kızıldeniz) vardır. En dar yeri yarım günlük bir yolculuk mesafesinde; ancak boyu en uç noktasından açık denize kadar, kürekli bir tekne ile kırk günlük yolculuk uzunluğundadır." "...Bu insanlar ürünlerini, diğer Mısırlılar da dahil dünyadaki bütün insanlardan daha az çalışmayla elde etmektedirler. Saban ve çapa kullanmalarına ya da toprağı işlemek için başka olağan yöntemleri uygulamalarına gerek yoktur. Onlar sadece nehrin kendiliğinden tarlalarını basmasını beklerler; sular çekildikten sonra her çiftçi toprağını eker; tohumları bastırmak için domuzlarını salar; sonra da hasatı bekler...." (Galileo'nun Buyruğu)
- İsviçreli fizikçi Sausurre'ün jeoloji kelimesinin mucidi olduğu sanılmaktadır. Sausurre'den önce bilim, buzullar, onların hareketleri, beraberinde taşıdıkları döküntüler veya oluşturdukları tepecikler hakkında bir şey bilmiyordu. "Her buzulun altında, buzul ile buzulun üstünde durduğu taban arasından kışın bile geçen su akıntıları vardır." "Bütün büyük buzullar, alçak bölümlerinde ve kenarları boyunca, arkalarında yükselen dağlardan kayan kum ve taş yığınları taşırlar." "Chamonix köylüleri bu döküntü yığınlarına buzulun moren'i diyorlar." "Yığılarak bu setleri oluşturan taşlar genellikle yuvarlaktır. Çünkü köşeleri ya dağların tepelerinden yuvarlanırken aşınmıştır ya da buz onları tutmuş, tabanına ve kenarlarına karşı sürterek köşelerini kırmıştır." (Galileo'nun Buyruğu)
- Bir Tapınakta asılı olan ve bir deniz kazasından kurtulan insanları tanrıya şükrederken gösteren bir resmi adama gösterip ona artık Tanrının gücünü kabul edip etmediğini sorarlar. O da, “Evet ama dua ettikten sonra boğulanların resmi nerede? ” diye sorar (Galileo'nun Buyruğu)
- Bir keresinde, Milano'da çalışırken, köylüler ona Parma ve Piacenza dağlarında buldukları bir torba deniz canlısı kabuğu ve mercan getirdiler. Leonarda onların anlamı üzerinde 25 yıl boyunca kafa yordu. Leonardo deniz kabuklarının o dağlara nasıl geldiklerini öğrenmek istedi. Bir yanıt da buldu: O bölge bir zamanlar deniz kenarındaydı. "Eğer çok büyük kabuklu istiridyeleri bir arada buluyorsak, pek çoğunun kabukları ayrılmamış durumda ise, bu, onların oralara deniz tarafından taşındığını, Cebelitarık Boğazının yeni açıldığı sıralarda hala canlı olduklarını gösterir." Leonardo gözlemlerini kanıta dönüştürme olanağı bulamadı. Onun not defterleri gösteriyor ki, bilimsel düşgücü her çağda ortaya çıkabilen bir insan özelliğidir; ancak benzer düşüncedeki kişilerin örgütlenmiş işbirliği olmadan bilim ilerleme gösteremez. (Galileo'nun Buyruğu)
- "Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder." GALİLEO En Büyük İki Dünya Sistemi (Galileo'nun Buyruğu)
- Bilim yazıları okumak insana iki yönlü kazanç getirir. Birincisi, hayal gücüyle, ilhamla, ifade tarzıyla bağlantı sağlanmasıdır, ki bu yalnız okumakla gerçekleşebilir. İkincisi, doğa hakkında yeni bir anlayış edinilmesidir; bunun da zevkli bir şey olduğu yeterince açıktır. Bir şeyi anlamak çok kez başlangıçta bir çaba gerektirir; ama elde edilen başarı insanın içini rahatlatır ve çaba bir övünç kaynağına dönüşür. Anlamanın çaba gerektirmesi olgusu, okuyucudan da özel bir istemde bulunur. Yazı, okuyucuya, yazarı izleyecek ölçüde dürüst olup olmadıklarını sürekli sorar; bu yolla ona sürekli meydan okumaktadır. Yazar alışılmışın ötesine gidecek ölçüde acımasız olsa bile, bu okuyucuyu kurtarmaz. Yazarın anlayışına katılmak için, okuyucunun da kendisine karşı aynı ölçüde acımasız olması gerekir. (Galileo'nun Buyruğu)
- Bu makale, Dünya'nın güneş çevresinde dönüp dönmediği konusundaki bir diyalogdan alınmıştır. "Evrenin merkezinin dünya olduğunu asla kanıtlayamazsınız. Eğer evrene bir merkez aranıyorsa oraya Güneş'in oturtulması daha yerinde olur" "Mantık, genelde anlaşıldığı gibi, felsefe yapmanın bir aracıdır. Nasıl ki bir org yapıcısı, org yapmakta üstüne kimse olmadığı halde, onu çalmasını bilmeyebilir; bunun gibi, bir kimse büyük bir mantıkçı olduğu halde, yine de, mantığı kullanmakta usta olmayabilir. Aynı şekilde, bütün şiir sanatını teorik olarak anlayan, ama bir dörtlük bile yazamayan; da Vinci'nin uyguladığı bütün kuralları bilen, ama bir iskemle bile boyayamayan çok insan vardır. Org çalma orgu yapanlar tarafından değil, onun nasıl çalınacağını bilenlerce öğretilir; şiir şairleri sürekli okumakla öğrenilir; resim sanatı sürekli resim ve desen çizerek elde edilir; ispatlama sanatı da ispatlamalarla dolu kitapları okuyarak öğrenilir ve bunlar mantık değil, tümüyle matematiksel çalışmalardır." (Galileo'nun Buyruğu)
- "Tortular, dünyanın görmüş olduğu en muazzam "kar yağışlarının" maddeleridir." "Her nehir, her zaman, denize ulaşmayı başaran çamur yükü dışında, tortuları oluşturan başka maddeler de taşır. Yukarı atmosferde belki de dünyanın yarısını dolaşan volkanik tozların yolculuğu, en sonunda okyanusta biter, akıntılarla sürüklenir, suyla şişer ve çöker. Kıyı boylarındaki çöllerin kumları, karadan esen rüzgarlarla denize taşınır ve çöker. Çakıl taşları, küçük taşlar ve kabuklar, buzullar ve yüzen buz kütleleriyle taşınıp buz eriyince sulara bırakılır. Dünya atmosferine denizlerin üstünden giren dmeir, nikel ve başka bazı meteor kökenli döküntüler de o büyük kar yağışının taneciklerine dönüşürler." "Tortular dünyanın bir tür destansı şiiri gibidirler. Yeterli bilgeliğe eriştiğimizde, belki de dünyanın bütün tarihini onlardan okuyabileceğiz. Çünkü her şey orada yazılıdır." "Tortuların kar yağışında da, hafif ve yoğun yağışlar art arda gelir. Yoğun yağışlar, toprağın yukarıya kaldırılıp, yağmurun, çamur ve kaya parçalarını denize sürüklediği, anakaralar üzerinde dağ oluşumu dönemlerine tekabül eder. Hafif yağışlar ise, dağ oluşum dönemleri arasındaki, anakaraların düz olduğu, erozyonun yavaşladığı sakin dönemlere işaret eder." "Ilıman okyanusların çok geniş alanlarındaki taban, foraminifera denilen tek hücreli canlıların kalıntılarıyla kaplıdır" "Okyanusların büyük derinliklerine gelince, olağanüstü yüksek basınç ve derin sulardaki yüksek karbondioksit oranı, kirecin büyük bölümünü tabana ulaşmadan eritir ve denizin kimyasal deposuna iade eder. Silis erimeye karşı daha dirençlidir. Büyük derinliklere bozulmadan ulaşabilen organik kalıntıların büyük bölümünün en narin yapılı tek hücrelilere ait olması, okyanusun en garip paradokslarından biridir. Kabukları kalsiyum karbonat yerine silisten yapıldığından, okyanusun sonsuz derinliklerine hiç bozulmadan inebilirler" "Piggot'un Atlantik tabanından aldığı örnekler yerbilimciler tarafından 10.000 yıl kadar öncesine bakıp dünyanın iklimsel ritminin nabzını duyumsamak mümkün olmuştur; çünkü örnekler, soğuk buzul dönemi tortuları ile daha sıcak sulara özgü balçıklarının dönüşümlü katmanlarından oluşmuştu. Bu örneklerin verdiği ipuçları sayesinde, buzul dönemleri arasında ılıman iklim dönemleri olduğunu, deniz tabanının ılık sularla kaplı olduğunu ve sıcaksever canlıları barındırdığını gözümüzde canlandırabiliriz. Piggot'un örnekleri sayesinde, ılık iklim dönemleriyle birbirinden ayrılan, buzların hareketlerine ilişkin 4 dönemin saptanması mümkün oldu." (Galileo'nun Buyruğu)
- "Başlangıçta,Tanrı yarattı ."Yaratısının ortasına insanı koydu ki,o bilmek için çabalasın -bu çaba ile gelişsin ve bu dünyanın büyük,değerli,bilinmeyen sonuna doğru ilerlesin. Ona,yapsın diye el,gayret etsin diye istenç, kavrasın diye yedi duyu verdi-bunlar sadece çalışma donanımıydı;böylece o,tarihöncesinin korkunç koşullarından çok öteye giden yolunu buldu.(Robert Kennedy Duncan) (Galileo'nun Buyruğu)
- "Bilgi edinmenin bir sakıncası, yeni bilgisizlikleri ortaya çıkarmasıdır; yani daha çok bilgi, daha çok soru demektir." (Galileo'nun Buyruğu)
- Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir. Bir kerecik de olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder . (Galileo'nun Buyruğu)
- "Her şeyi bilme şeklindeki bu kendini beğenmiş küstahlığın temeli hiçbir zaman hiçbir şeyi anlamamış olmaktan başka bir şey değildir.Bir kerecik de olsa, tek bir şeyi tam olarak anlama deneyimi olan ve bilginin nasıl elde edildiğini gerçekten duyumsamış olan bir kimse, kendisinin hiç anlamadığı, sonsuz sayıda başka hakikatlerin de var olduğunu fark eder.” (Galileo'nun Buyruğu)
- Isaac Asimov (1920 -1992) , 500 ’den çok kitabıyla, çağın en verimli yazarlarından biridir. Eserleri arasında popüler bilim kurgu romanları, Shakespeare üzerine çalışmalar, derlemeleri, ama en çok da bilim öyküleri vardır. Asimov 'u n aynı anda üç ayrı proje üstünde çalıştığı, her biri için ayrı yazı makineleri kullandığı, bir makineden öbürüne tekerlekli koltukla gittiği söylenir. Yazıları için gerek en bilgileri öğrenmeye nasıl vakit bulduğu hiçbir zaman açıklanmamıştır; ancak enerjisinin kaynağı yeterince açıktır: Boş inana karşı aklın gücüne dayanan bilim tutkusu. Bilimin başarısı, ona göre, iyiler için de bir başarıdır. (Galileo'nun Buyruğu)
- Hiçbir şey,insanın kendi denkleminin ortaya konmasını istemesi kadar,ender bulunur bir düşünsel kahramanlık gerektirmez.(SANTAYANA) (Galileo'nun Buyruğu)
Yorumlar
0 yorum