Kitap Künyesi

Yazar: Oruç Aruoba

Yayın Evi: Metis Yayıncılık

İSBN: 9789753425094

Sayfa Sayısı: 104

Geç Gelen Ağıtlar Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Metis'te 1990 yılında de ki işte ile başladığımız Oruç Aruoba koleksiyonunu felsefe kitaplarının yanı sıra şiir ve şiirsel metinleriyle sürdürüyoruz. Geçen yıl Doğançay'ın Çınarları'nı yayımlamıştık ilk olarak. Kolleksiyona yeni basımlarını yaptığımız dört kitap ile devam ediyoruz. ol/an, kesik esin/tiler, Geç Gelen Ağıtlar ve sayıklamalar.

Geç Gelen Ağıtlar Alıntıları - Sözleri

  • Gülümsemen üzgün gibiydi, biraz küskün...
  • Tepe karanlıkta. Kuşlar yüksekte Çalı yorgun. Yaprak kuru. Deniz akar. Hava soguk. Su koyu. Işık az. Geçti. Gitti.
  • orada ne kadar yağmur yağarsa yağsın silik yüzünde gülümseme ıslanmayacak
  • Pırıltın şimdiden erişti karanlığıma uzaklardan..
  • "Aşk Ney in göl ge si?"
  • "Biraz önce derinlere dalan bakışını gördüm. Hüzünlerin içinde bir sevgi, lekesiz yatıyor"
  • Dok un dün ya ya düş ün ce nle renk ler in dok usu na dok un
  • "Hep sen miydin her bahar gelen."
  • nasıl da kayıp gidiyor her şey bizi beklemeden
  • " Dok un dün ya ya dü şün ce nle"
  • YOK UŞTAN İN ERKEN Yavaş inersin yokuştan Kar taneleri irileşirken Kimler bakmış uzaktan Yolunda hızla gelişirken Hep ileri yürürken Gözü kapalı güvenirken Boyuna düştüğün tuzaktan Sürünüp çıkmağa çalışırken Adımların kısalmış Işığını gece almış Zamanın geçişirken Artık anısı kalmış.
  • Sonra solgun renkleriyle geldi hüzün Hızla geçip yammdan yitiyordu yüzün.
  • Sözlerimiz seni aradı ama duvarda bir yazı vardı. Güneşten düştü bir ışın karardı. Bir kapı çarpıldı karanlıkta, kapandı
  • Sözlerimiz seni aradı ama duvarda bir yazı vardi. Güneşten düştü bir ışın, karardi. Bir kapı carpıldı karanlıkta, kapandi. Gozlerimiz bulandi. Sevgimiz kala kal di.
  • Sanki tek iççekişle tüm dünyayı dolduran hüzünlü nefessin.

Geç Gelen Ağıtlar İncelemesi - Şahsi Yorumlar

"Birlikte güneşi batırmıştık seninle Artık damlalarla, iniltiyle gelecek gece Sildim bütün renkleri incecik elinle Kaldım kara sözcüklerle, hece hece he ce le dim - ke ke le dim: Din me di-----" Bitmeyen bir sızı hissettiriyor bu hecelemeler okurken. Bilinmedik bir iletim haliyle aktarıyor okura kendini Aruoba. Kelimeler üzerine düşünüyor, onlarla oynuyor, bölüyor, yeni anlamlara, yeni biçemlere uyduruyor kafasında dönüp duran kışları ve güneşleri. Farklı bir şiir anlayışı ile hazırlanmasına rağmen okumaya değerdi ve içindendi hayatın. (Ebru)

"Heceleme beni artık Allah'ım. Bırak okunaksız kalayım" diyen kitap: Ben bu ya zı şek lin den hiç bir şey ANLAMADIM ... Şiir... Söylenmesi ne kadar kolay bir kelime değil mi? Tek nefeste çıkıyor insanın ağzından. Peki ya aynı şekilde tek nefeste de yazılabilir mi dersiniz bir şiir? Diyelim ki yazıldı, ona şiir demeye diliniz varır mı sizin? Benim varmaz. Nedir şiir? Nasıl olmalıdır? En güzel nasıl yazılır? diye sorsam belki de cevap veren sayısı kadar farklı tarifler atılır ortaya. Herkes kendi edebiyat anlayışına göre tanımlar yapar, güzel anlayışını yansıtır, estetik zevkine göre yorumlarda bulunur. Peki tanımı bile tek bir cümleyle kısıtlandırılamıyorken, tek bir kalıba sığdırmak mümkün müdür şiiri? Bir kalıba sığdırmak bence şiirin mantığına ters, mümkün değil ama bir tanım yapmada da mahsur yoktur umarım diye düşünerek ufak bir tanım da ben ekleyeceğim. Şiir kelimesi Arapça'da şe'a'ra kökünden gelir, yaygın olarak "hissetmek" ve "anlamak" manalarında kullanılır. Yani hissedilerek okunan, yazılan şeydir. Bu yüzdendir ki şiirde yapıdan önce her zaman bir yaşantı arıyorum. Ufacık bir yaşantı sezdiğimde ise birden şiirin içinde buluyorum kendimi. "Hissediyorum". Mısralar elimden tutup beni bir şiir sokağında gezintiye çıkarıyor sanki. Ruhum besleniyor o esnada. Bundan dolayı da en değer verdiğim kitap türüdür. Yapısal olarak ise ister nesir şeklinde olsun, ister dörtlük, isterse beyitler halinde; yaşantıyı hissettiğim an bunların hiç birisi gözüme gelmez. Ancak bu kitapta ilk kez şöyle bir şey yaşadım, alt alta yazılmış heceleri yan yana getirip cümleler oluşturmaya çalışırken, şiirdeki manadan uzaklaştım ve tek odak noktam hecelerden cümle kurmak oldu. Kitabın yarıdan fazlası şu şekilde şiirlerden oluşuyor. "Al dan ma dan al dat ma dan ne ne re de n " Sıra dışı bir teknik olduğu için kimilerinin çok hoşuna gitmiş olabilir, ancak ben gerçekten okumakta çok zorlandım ve okuduğum cümleleri ikişer üçer defa okumak zorunda kaldım ki anlamlandırabilmek için. Zor bir yazım şekli olduğunu düşünüyorum ve hoşlanmadım. Kelimeleri tek tek alt alta dizerek yazılan şiir türlerinden bile hoşlanmazken hecelerin bu şekilde yazımı beni çok yordu. Şiirlerdeki içerik hakkında da yorum belirtmek isterdim ama yazı şeklinin beni anlamdan kopardığı için ona yorum yapamayacağım. Okuyacak olanlara kolaylıklar dilerim. Şunu da eklemek istiyorum, Aruoba'nın elimdeki diğer kitaplarında böyle bir yazı türüne rastlamadım, yalnızca bu kitabında bu denli yoğun olduğunu gördüm. Farklı bir tarzı var, yalnızca göz gezdirmeme rağmen diğer kitapları oldukça ilgimi çekti. Okunmaya değer bir isim olduğunu düşünüyorum. Okumak isteyenlere başka kitaplarından başlamalarını tavsiye ederim. Keyifli okumalar... (Büşra T.)

Oruç Aruoba ile tanıştığım ilk kitabı. Sabah okumaya başladım, bu akşam bitti. 2 parçada okunabilecek bir kitap. Fakat benim tercihim, bu tarz kitapları vakit buldukça -bazen 5 dakika olur bazen 1 saat- açıp açıp tekrar tekrar okumak. O mısraları tekrar yaşamak. Oruç Aruoba'nın daha önce şiirlerine rastlamıştım. Ve fazlasıyla beğenmiştim. 5-6 kelimelik şiirlerinin içinde boğulmuştum. Tekrar tekrar okuyup içinden derin anlamlar çıkartıyorken bulmuştum kendimi. Bu kitabında, önceden okuduğum o satırları kadar yoğun duygular yaşayamadım. Galiba "İle", "De ki İşte", "Yakın" gibi diğer eserlerini de okumam gerekiyor. Şunu da söylemek gerek. Genelde okuduğumuzun, alışılagelmişin dışında bir üslubu, yazım şekli var. O sebeple ilk başta bir "ne oluyoruz ya" havası yaşatıyor okuyucuda. Felsefeci ve akademisyen olmasıyla alakalı bir durum olsa gerek. İçinde olan birkaç şiir var ki beni defalarca kez düşünmeye itti. Bazı şiirler vardır okuduğunuzda derin bir duygu yaşarsınız ve anlatılmak istenen şey size saniyeler içinde yansır. Bu öyle değil işte. En azından benim için öyle olmadı. Okudum. Hissettim. Ve içinde farklı anlamlar buldum. Sonra tekrar okudum. Hissettim. Ve yine bir anlam peşinde buldum kendimi. O açıdan benim hoşuma gitti. "Nasıl da çabucak git ti bit kiler doya madan şimdi aydınlık cılız pembeler de renk siz orada in ce ci k ge ce ge l se se n." (silvio palth)

Kitabın Yazarı Oruç Aruoba Kimdir?

Ortaöğrenimini Ankara TED Kolejinde tamamladıktan sonra, Hacettepe Üniversitesine devam eden Aruoba, psikoloji bölümünden lisans ve yüksek lisansını aldı. Yine aynı üniversitede felsefe bilim uzmanı oldu. 1972 ve 1983 yılları arasında öğretim üyesi olarak görev yapan yazar, felsefe bölümünde doktorasını da tamamladı.

Aruoaba, 1976 yılında başlamak üzere bir yıl süreyle Almanyadaki Tübingen Üniversitesinde felsefe semineri üyeliği yaptı. Ayrıca 1981de Yeni Zelandaya giden yazar, Victoria Üniversitesinde konuk öğrenim üyeliğinde bulundu. 1983 yılında akademisyen olarak çalışmayı bırakıp üniversiteyle ilişiğini kesti. Bu dönemde İstanbul'a yerleşti ve çeşitli basın organlarında yayın yönetmenliği, yayın kurulu üyeliği ve yayın danışmanlığı yaptı. Ağırlıklı olarak yazı ve çeviri işleriyle uğraşan Aruoba'nın çalışmaları saygın edebiyat dergilerinde yer aldı.

Akademisyen olarak başladığı kariyerine yazar ve çevirmen olarak devam etmiş, edebiyata ve düşünce dünyasına önemli katkıları olmuştur. Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli düşünürlerden biridir. Hume, Rilke, Wittgenstein, Nietzsche, Von Hentig, Başo ve Celanın eserlerini Türkçeye çevirerek literatüre kazandırmıştır. Özgün ve yalın bir stille yazdığı haiku tarzındaki şiirleri yediden yetmişe bir çok okuyucuya ulaşmış ve sevilmiştir. Aruoba, aforizmalara dayalı felsefi metinleri oldukça başarılı bir biçimde kaleme almış ve Türkiye'nin Nietzschesi olarak anılmıştır.

Epistemoloji, etik, Hume, Kant, Kierkegaard, Nietzsche, Marx, Heidegger ve Wittgenstein konuları üzerine çalışmalar gerçekleştiren Aruoba, bu çalışmalarına günümüzde devam etmekteydi. Özellikle şiir sanatına yönelmiş ve Heidegger’in şiire yaklaşımını; “Ona göre insanın temel sözü şiirdir. Çünkü insan yaşayan, dünyanın içinde olan, diğer insanlarla ilişkisini dil aracılığıyla kuran varlıktır. İnsanın bütün etkinliklerinde yer alan, içinde yaşadığı dil ile (tarihsel olarak da) içinde yaşadığı varoluş arasında kurduğu temel anlam ilişkisi, şiirde ortaya çıkar. İnsanın bilinen bütün tarihi boyunca çeşitli biçimlerde görülen “şiir” adı verilen dilsel kuruluşlar, bu temel ilişkiyi ortaya koymaya (dile getirmeye) çalışan insan yöneliminin ürünleridir. Heidegger de buna ulaşmaya, (anlamlandırmaya, yorumlamaya) insanın dünya ile ve diğer insarlarla olan ilişkisini ilk biçimiyle yeniden kavramaya çalışır.” sözleriyle açıklamıştır.

Aruoba, Hume, Nietzsche, Kant, Wittgenstein, Rainer Maria Rilke, Von Hentig, Paul Celan ve Matsuo Bashō gibi düşünür, yazar ve şairlerin eserlerini de Türkçeye kazandırmıştır. Bir dönem Açık Radyoda Filozof Dedikoduları isimli programı da hazırlayıp sunan Aruoba, Wittengstein'ın eserlerini Türkçeye ilk çeviren kişi olarak da bilinmektedir. Aynı zamanda Aruoba, Japon edebiyatı kökenli bir şiir türü olan haiku’nun, Türk edebiyatındaki temsilcilerinden de biridir. Yazar, Nietzsche’nin “Antichrist” eserini de Almanca’dan Türkçe’ye kazandırmıştır

Felsefe Sanat Bilim Derneği’nin her yıl düzenlediği “Assos’ta Felsefe” etkinliklerine konuşmacı olarak katılan yazar, “Felsefenin Hayvanına Ne Oldu?”, “Bilim ve Din” gibi birçok başlıkta sunumlar gerçekleştirmektedir. Ayrıca, Füsun Akatlı Kültür ve Sanat Ödülü etkinlikleri kapsamında gerçekleştirilen sempozyuma da konuşmacı olarak katılmıştır.

Oruç Aruoba, 2006 ve 2011 yıllarında Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü yarışmasında Füsun Akatlı, Ahmet Cemâl, Doğan Hızlan, Nüket Esen, Orhan Koçak, Nilüfer Kuyaş ve Emin Özdemir ile birlikte seçici kurulda yer almıştır.

Aruoba’nın şiirlerinde kullandığı üslup ve noktalama işaretlerinin edebiyat kurallarının dışında olmasına rağmen bu durum akademik çevrelerce sanatçının üslubu olarak değerlendirmiştir.

ESERLERİ

Tümceler, Bir Yerlerden Bir Zamanlar, 1990, Metis Yayınları

De ki İşte, 1990, Metis Yayınları

Yürüme, 1992, Metis Yayınları

Hani, 1993, Metis Yayınları

Ol/An, 1994, şiir, Metis Yayınları

Kesik Esin/tiler, 1994, şiir, Metis Yayınları

Geç Gelen Ağıtlar, 1994, şiir, Metis Yayınları

Sayıklamalar, 1994, şiir, Metis Yayınları

Uzak, 1995, Metis Yayınları

Yakın, 1997,Metis Yayınları

Ne Ki Hiç, 1997, haikular, Varlık Yayınları

İle, 1998, Metis Yayınları

Çengelköy Defteri, 2001, Metis Yayınları

Zilif, 2002, Sel Yayınları

Doğançay’ın Çınarları, 2004, şiir, Metis Yayınları

Benlik, 2005, Metis Yayınları

Meşe Fısıltıları 2007, Metis Yayınları

David Hume’un Bilgi Görüşünde Kesinlik, 1974

Nesnenin Bağlantısallığı (Hume – Kant- Wittgenstein), 1979

A Short Note on the Selby-Bigge Hume, Tebliğ, Edinburgh, 1976

The Hume Kant Read, Tebliğ, Marburg, 1988

Oruç Aruoba Kitapları - Eserleri

  • Yürüme
  • De ki İşte
  • Yakın
  • İle
  • Uzak
  • Sayıklamalar

  • Ol / An
  • Hani
  • Benlik
  • Meşe Fısıltıları
  • Kesik Esin/tiler
  • Geç Gelen Ağıtlar
  • Tümceler

  • Çengelköy Defteri
  • Zilif
  • Olmayalı
  • Doğançay'ın Çınarları
  • Ne ki Hiç
  • Ne
  • 101 Soruda Nutuk

Oruç Aruoba Alıntıları - Sözleri

  • - Tersi : ateşini ne kadar kolaylıkla yakmışsan, o kadar geçici olur o da; seni de o kadar az ısıtır ... Şunu bil: ancak zorlukla yakılan ateş, temelden, gerçekten, yanar- ve ısıtır ... Ateşinin kolayına kaçamazsın.. (Yakın)
  • Yorgunuz artık Göremeseniz de Yapraklarımız ağır Dallarımız bezgin (Doğançay'ın Çınarları)
  • "Aşk Ney in göl ge si?" (Geç Gelen Ağıtlar)
  • Yabancı bir ülkenin güdümüne girmeyi istemek, insanlık niteliklerinden yoksunluğu, güçsüzlüğü, uyuşukluğu benimsemekten başka bir şey değildir. (101 Soruda Nutuk)
  • O, şimdi uyumuyor mu : uyumuyorsa, beni düşünüyor olsa (Uzak)
  • "Bitirmek istemiyorum; ama, belki, sürdürdüğüm, bitmiş birşeydir" diye düşünmüştüm. (İle)

  • Ben, çünkü, yaşamamam gereken bir yaşam yaşamışım, demek ki. Aykırı yaşamışım. (Benlik)
  • İlişki,bağlılık olmalıdır;bağımlılık değil... (İle)
  • Toprağı sorun bize Karanlığı, acıyı, hiçi İsterseniz ölümü de Hepsini çekinmeyiz Ya da kendinizi sorun. Kimiz biz, neyiz diye Nereden geldik buraya Niye buradayız, diye Yanıt veririz size Niçin, neden, niye Tam bize uygundur Uzun soruya uzun yanıt Yeter ki sorun Ama sormuyorsunuz Susuyoruz biz de Susarız sorulmayınca (Doğançay'ın Çınarları)
  • Yaşamı düğümlemeden çözemezsin. (De ki İşte)
  • Ama içinde iğrenç bir boşluk vardı, artık hiçbir kaygı duymuyordu, hiçbir arzu; varoluşu zorunlu bir yüktü ona. Öylesine yaşayıp gitti. (Uzak)
  • Benim umutsuz yolum bittiği yerde başlar (Sayıklamalar)
  • "Hey koca şehir- uzaktan ne güzelsin; yakındansa,..." (Çengelköy Defteri)

  • Son satır: O yok – onun gelmeyişinde de ne karlar var. (Ne ki Hiç)
  • Her günümüz son günümüzdür. (Yürüme)
  • Sözlerimiz seni aradı ama duvarda bir yazı vardı. Güneşten düştü bir ışın karardı. Bir kapı çarpıldı karanlıkta, kapandı (Geç Gelen Ağıtlar)
  • Yitsinler artık – kafanda boşluklar içinde hiçlikler. (Ne ki Hiç)
  • Sevişerek batırdık Güneş'i – Ay karşıladı bizi. (Ne ki Hiç)
  • YOK UŞTAN İN ERKEN Yavaş inersin yokuştan Kar taneleri irileşirken Kimler bakmış uzaktan Yolunda hızla gelişirken Hep ileri yürürken Gözü kapalı güvenirken Boyuna düştüğün tuzaktan Sürünüp çıkmağa çalışırken Adımların kısalmış Işığını gece almış Zamanın geçişirken Artık anısı kalmış. (Geç Gelen Ağıtlar)
  • İnsan yeryüzünün döküntüsüdür. (Sayıklamalar)