Kitap Künyesi
Yazar: Marc Levy
Çevirmen: Esra Özdoğan
Orijinal Adı: La prochaine fois
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750707049
Sayfa Sayısı: 203
--reklam--
Gelecek Sefere Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Amerikalı ünlü sanat tarihçisi Jonathan Gardner, Rus ressam Vladimir Radskin'in yapıtlarına çocukluğundan beri tutkulu bir hayranlık beslemektedir. Ressamın yüz yıldan uzun bir zamandır kayıp olduğu düşünülen başyapıtının bulunduğunu haber alınca, nişanlısı Anna'yı Boston'da düğün hazırlıklarıyla baş başa bırakıp Londra'ya doğru yola çıkar. Ama bu gizemli tablonun peşine düştüğünde, kendi yaşamının gizlerine de ışık tutacak upuzun, fantastik bir yolculuğa çıktığının farkında değildir... Son dönem Fransız edebiyatının parlak yazarlarından Marc Levy'nin dördüncü romanı Gelecek Sefere, Fransa'da dört milyon satış rakamıyla bir rekora imza atarak, 2004 yılında yazarını ülkenin en çok okunan romancısı yaptı. Boston'dan Londra'ya, Floransa'dan Paris ve St. Petersburg'a uzanan, sürükleyici ve sonu sürprizlerle dolu bu aşk masalı, gerçek sevginin ve dostluğun, usta işi gerçek sanatın zamana meydan okuduğuna inananlar için.
--reklam--
Gelecek Sefere Alıntıları - Sözleri
- Ölümün bile anıları silemeyeceği kadar sevmiş olabilir miyiz? Sevgimiz biz öldükten sonra yaşamaya devam ediyor olabilir mi? Karşısındakini kaybetmeyecek kadar sevmiş olanları yaşamın sonsuza dek bir getirebileceğine inanıyor musun?
- Sen zamanın kölesi olmuşsun, ben direniyorum..
- Ölümün bile anıları silemeyeceği kadar sevmiş olabilir miyiz? Sevgimiz biz öldükten sonra yaşamaya devam ediyor olabilir mi? Karşısındakini kaybetmeyecek kadar sevmiş olanları yaşamın sonsuza dek bir araya getirebileceğini inanıyor musun?
- Sen zamanın kölesi olmuşsun, ben direniyorum.
- “Yaşa güzellik veren tek bir simya biliyorum” dedi Clara, merdivenleri çıkarken, “o da duygu!”.
- Ölümün bile anıları silemeyeceği kadar sevmiş olabilir miyiz? Sevgimiz biz öldükten sonra yaşamaya devam ediyor olabilir mi? Karşısındakini kaybetmeyecek kadar sevmiş olanları yaşamın sonsuza dek bir araya getirebileceğine inanıyor musun?
- Yeni kaşiflerimizi bekliyoruz hala, zaman yolcularımızı. Bir avuç Macellan, Kopernik ve Galileo yeterli olacaktır. Onlara sapkın muamelesi yapacağız, onlara güleceğiz ama evrenin yollarını onlar açacak, ruhlarımızı onlar görünür kılacak.
- Yaşa, güzellik veren tek bir simya biliyorum. O da duygu!
- “Rastlantılar kimi zaman kışkırtıcıdır.”
- Kimi insanlar güzeli yalnızca ölmüş olanda görürler.
- Birbirinizden vazgeçecek olursanız, birbirinizin yaşamlarını pas geçecek olmaktan çok daha beteri gerçekleşir, ruhlarınızı kaybedersiniz. Her ikinizin yolculuğu da, siz hedefe bu kadar yaklaşmışken korkunç bir savurganlıkla noktalanır. Birbirinizi fark ettiğinizde, birbirinizin yanından yürüyüp geçmeyin.
- “Sıkılıyor musun?” “Düşünüyorum!” “Aynı şey işte, sıkılıyorsun.”
- Yollarımız daha önce kesişti mi bilmiyorum. Ama zaman zaman sizi önceden tanıyormuşum gibi geliyor.
- Senin gülüşlerin benim en güzel yaşam kırıntılarım.
- Zamanı algılama biçimimiz yanlış. Zaman, enerji parçacıklarıyla yüklü bir boyuttur. Her tür, her varlık, her atom bu boyutu farklı bir biçimde geçer. Belki bir gün zamanın evreni kapsadığını, tersinin doğru olmadığını kanıtlarım.
--reklam--
Gelecek Sefere İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitabın başında Levy'nin hayat hikayesini okuyunca insan hayranlık ve kıskançlık duyuyor önce. Genç yaşında Kızılhaç'ta gönüllü, sonra bir başka ülkede kendi mimarlık şirketini kurmuş ve yürütmüş. Sonra da 40 yaşında yazar olmuş ve kitapları tüm dünyada milyonlar satmış. Ama kitabı bitirdikten sonra düşünce ve duygum ise "bu kitap nasıl olmuş da Can yayınlarından çıkmış? Altın Kitaplar'dan falan basılmalıydı" oldu. Romanın merkezindeki hikaye Corona döneminde çaresizlikten Netflix'te izlediğimiz romantik dizilerden bile daha kalitesiz. Hele son çeyrekte ortaya çıkan fantastik gerçek üstü örüntü iyice tadını kaçırıyor insanın. Tavsiye etmiyorum kitabı.. (Zeynep Kivilcim)
Kapağını kapatırken güzel şeyler hissedeceğiniz düşünüyorum: Kitabın arkasını okuduğumda beni sadece gizem ve macera beklediğini sanmıştım. Okumaya devam ettikçe özellikle sonlarına doğru sevgi temasının da işin içerisine dahil olduğunu gördüm. Bazı insanların aşk kitapları okumayı istemediklerini biliyorum. Sosyal medya,diziler derken insan değişiklik yapmak istiyor. Bu kitaptaki aşk biraz daha büyülü diye biliriz. İşin içine hayal gücünün meyvesi olarak zamanda aşk girmiş çünkü. Farklı zamanlar, aynı kişiler, aynı düşmanlar... Yukarıda anlattıklarımdan sonra konunun bu kadar olduğunu sanmayın. Çünkü ortada belirli bir amaç var ve her şey bu amaç için ortaya çıkıyor. Kitapta kahramanlar seyahat ederken siz de onlarla beraber görmeyi beklediğiniz bir şey için yola çıkıyorsunuz. Ve böylelikle kitap elinizden düşmüyor. (Özellikle sonu çok güzel) (Zerzibonki)
Age of Adaline filmini, Da Vinci Şifresi’ni ve Paul Auster’in Yanılsamalar Kitabı’nı uygun miktarlarda bir kaba koyun karıştırın, ardından biraz bekletip baskıya verin ve… İşte karşınızda Gelecek Sefere… Çok saçma bir benzetme oldu farkındayım. Bu bahsettiğim üç film-kitap da aslında birbiriyle çok alakasız. Ancak kitabı okurken ve bitirdiğimde aklımda oluşan görüntü tam olarak buydu. Gelecek Sefere, 1800’lerde yaşamış Vladimir Radskin isimli ünlü bir ressamın ekspertizi olan Jonathan Gardner’ın günümüz zamanlarında geçen aksiyonlu, yer yer fantastik ve romantik hikayesini anlatıyor. Kitaba ilk başladığımda Vladimir Radskin isimli bu Rus ressam öylesine gerçekçi anlatılıyordu ki kitabın bu ressam üzerinden bir kurgu olduğunu düşünüp kendisini ve tablolarını görmek için Google’da arattım, tıpkı Auster’ın Yanılsamalar Kitabı’nda Hector Mann’a yaptığım gibi… Fakat iki yazarın da başarısı sonucu karakterler kurgu çıktı. Diğer bir yandan Marc Levy kitabı bir film gibi yazmış. Bazı yerler oldukça sinematografik geldi. Bu hissi genel olarak Paul Auster okurken de bolca yaşıyordum. Sanki izlenilen bir filmi yazıya döküyormuşçasına belli bir açıyla yazılıyordu sahneler. İki yazarın bunu yapış şekli oldukça farklı ama açıkçası bana birbirini çağrıştırdılar. Da Vinci Şifresi’ne (bu arada kitabını okumadığımı yalnızca filmini izlediğimi de belirtmeliyim) benzetmemin nedeni ise çok basit; gizemli ve kayıp olan bir tablonun ve onun ressamının hayatı etrafında gelişen aksiyonu anlatıyor Marc Levy bu kitapta. Bu arada kitabın bu kısmının Da Vinci Şifresi kadar kapsamlı, derin ve dolu dolu bir kurgusu olmadığını da söyleyeyim. Dediğim gibi atmosfer ve koşuşturmaca hatırlatıyor yalnızca. Ama tablonun ressamın hayatıyla ve karakterle iç içe geçmiş kendini sona saklayan gizemini okumak yine de oldukça keyifliydi. Ve ölümsüz bir aşk… Kitabın fantastik bir olayı çok normal bir şekilde anlatan romantik bir kurgusu ve gelişimi de bana biraz Age of Adaline filmini hatırlattı. Tabii ki böyle bir konu işleyen milyon tane film vardır ama benim aklıma nedensizce bu geldi. Bu kısımda yazar metafiziksel, felsefi ve fantastik ögeleri biraz biraz harmanlayıp asla ölmeyen bir aşkı anlatıyor kitapta. Tabii ki bunlar ressamımızla ve onun ekspertiziyle de oldukça bağlantılı. Fakat ben kitabın romantik tarafını kurgunun en zayıf kısmı olarak bulduğumu da söyleyeyim. Beni hiç tatmin etmedi. Bir yerden sonra bu aşka kurulan kötü tuzaklar falan derken hafiften fantastik Yeşilçam kokuları gelmeye başlıyor burna. Başlarda zamana bilime ve gerçeküstü olaylara yapılan hafif felsefi ve metafiziki konuşmalar ve gizemli karakterlerle beklentim artarken öylece kalakaldım. Yazar elindeki güzel bir malzemeyi heba etmiş diye düşündüm okurken. Sanki yazar kitap okunsun ve satsın diye hikayenin geneline hakim bir aşk hikayesi yazmış gibi hissettim. Biraz zoraki… Ve bu kimi zaman kitapta zevkle okuduğum kısımları bastırdı. Sonuç olarak çok akıcı bir kitap okudum. Tam yaz tatilinde kafa dağıtmalık güzel vakit geçirmelik, bir çırpıda film izler gibi bitirmelik… Ama o kadar. Yani beni fazla tatmin etmedi. Kitap okuduktan sonrasına fazla bir şey bırakmıyor. Belki de asıl sorun başında vadettiği şeyleri sonunda bulamamam. Bence yazarın elindeki malzeme ve kurguyla çok daha güzel bir şey çıkabilirdi ortaya. (İclâl)
--reklam--
Kitabın Yazarı Marc Levy Kimdir?
Marc Levy 1963 yılında Fransa'da doğdu. 17 yaşında Kızılhaç örgütüne katıldı, altı yıl gönüllü olarak hizmet verdi ve bir yandan da Paris-Dauphine Üniversitesi'nde öğrenimini sürdürdü. Yirmi üç yaşında ülkesinden ayrılıp ikinci vatanı ABD'ye yerleşti. Yedi yıl sonra, iki arkadaşıyla birlikte bir mimarlık şirketi kurmak üzere Fransa'ya geri döndü. On yıl boyunca bu şirketi yönetti. 40 yaşına yaklaştığı günlerde, oğluna anlattığı hikâyeleri kâğıda dökmeye karar verince, ilk romanı Keşke Gerçek Olsa (Can Yayınları, 2001) ortaya çıktı. Dünya çapında büyük bir başarı elde eden kitap, aylarca çoksatar listelerinin başından inmedi ve otuza yakın dile çevrildi. Yazarın ikinci romanı Neredesin, ilkini aratmayacak bir başarıyla çok geçmeden 1 milyon satış rakamına ulaştı. 2003'te yayımladığı Sept jours pour une éternité (Bir Sonsuzluk İçin Yedi Gün) Fransa'da 2003'ün en çok satan romanı oldu. 2004'te yayımlanan La prochaine fois (Bir Dahaki Sefer), aşk, mizah ve masalsı öğelerle ördüğü romanlarının son halkası oldu. Bir kısa metraj filmi de (La lettre de Nabila) bulunan yazar, şu sıralar ilk uzun metraj filminin hazırlıklarıyla uğraşıyor ve Londra'da yaşıyor.
--reklam--
Marc Levy Kitapları - Eserleri
- Keşke Gerçek Olsa
- Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey
- Neredesin
- Gölge Hırsızı
- Başka Bir Mutluluk Fikri
- Bəlkə də Bu, Həqiqətdir
--reklam--
- Dönmek Mümkün Olsa
- Sizi Tekrar Görmek
- Sonsuzluk İçin Yedi Gün
- Gelecek Sefere
- Korkudan Güçlü Bir Duygu
- Dostlarım Aşklarım
- Üfüqün əks tərəfi
--reklam--
- Bay Daldry'nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu
- İlk Gün
- Özgürlük İçin
- Qadın & Kişi
- İlk Gece
- Une fille comme elle
- Stenfildlərin Sonuncusu
--reklam--
- Solange du da bist
- Bis Ich Dich Wiedersehe
- All Die Ungesagten Worte
--reklam--
Marc Levy Alıntıları - Sözleri
- Zamanla bütün yaralar kabuk bağlar, geriye bir takım izler kalsa bile. (Keşke Gerçek Olsa)
- Ancak ben, insanlar için daha iyi bir dünyanın yalnızca burada mümkün olduğuna inanıyorum, o dünyayı yaratmaya karar verecek olanlar ise bizzat insanlar. (Özgürlük İçin)
- Böyük işləri təkbaşına etmək mümkün deyil, əksini fikirləşənlər isə axmaqdır. (Une fille comme elle)
- “aşkta sabırlı olmak bir erdemdi." (Sizi Tekrar Görmek)
- Səninlə həyatımın ən gözəl illərini yaşadım.Bundan sonra başımıza nə gəlirsə,gəlsin sən ömrümün sonuna qədər qəlbimdə yaşayacaqsan. (Stenfildlərin Sonuncusu)
- " Gün doğumu nerede başlar ? " (İlk Gün)
--reklam--
- “Olaylara karşıdan bakalım; kötülük evrensel artık ve neredeyse bizim kadar da görünmez.” (Sonsuzluk İçin Yedi Gün)
- -Bəs Coş kimdir? -Mənim üfüqümün əks tərəfi. (Üfüqün əks tərəfi)
- "Sen benim gölge hırsızımsın, nerede olursa ol, seni hep düşüneceğim." (Gölge Hırsızı)
- Kaderin bazen küçük bir yardıma ihtiyacı olur... (Sizi Tekrar Görmek)
- Mənim bayramlardan heç xoşum gəlmir - o belə fikirləşdiyindən sanki utanırmış kimi astadan dedi. - Sizin də? Yeni ildən isə heç danışmayın, 0, Miladdan daha betərdir! Hansısa bir günün bayram olacağını əvvəlcədən axi necə müəyyən etmək olar? Kim bilə bilər ki, səhər yuxudan durduqda həmin gün səndə bayram əhvali ruhiyyəsi olacaq, ya yox? Özünü xoşbəxt hiss etməyə, sevincli görünməyə məcbur etmək ikiüzlülükdən başqa bir şey deyildir. (Bay Daldry'nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu)
- Sosyal şəbəkələr kapalı otaq kimidir. Orada bizi bir-birimizdən ayırır, ya da bir-birimizə qarşı çıxmağa vadar edir. (Une fille comme elle)
- -Siz hələ mənim nə qədər mənfi xüsusiyyətlərim olduğunu bilmirsiniz.Bəlkə də zaman keçdikcə sizin onlara dözəcək gücünüz və səbriniz qalmayacaq. -Əgər sizin bütün yaxşı cəhətlərinizin hamısını hələ bilmirəmsə?Onda necə olacaq? -Ah,mən heç bu barədə düşünməmişdim... (Bay Daldry'nin Tuhaf İstanbul Yolculuğu)
--reklam--
- "İnsanın, kendisine hiçbir şey sormayacak kadar güvenen birine yalan söylemesinden daha iğrenç ne olabilir? " (Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey)
- “Ama bir gün sen bana, en kötümüzün bile daima bir yerlerde saklı kanatları olduğunu söyledin, onu mahkum etmek yerine bu kanatları açmasına yardım etmeli, dedin.” (Sonsuzluk İçin Yedi Gün)
- “...,aşk kısadır ama anılar uzun sürer.” (Sonsuzluk İçin Yedi Gün)
- “İmkansızlıkların arasında daima gizli bir isyancı bulunur.” (Sonsuzluk İçin Yedi Gün)
- Qəlbini kiməsə açmaq çox təhlükəli bir şeydir.Zaman keçdikcə kədər hissi səni bürüyür, onu itirmək qorxusu getdikcə bir saniyə belə olsun səni rahat buraxmır. (Neredesin)
- Hayatımızda aldıkları yeri fark etmemiz için insanların illa uzaklaşmaları mı gerekir? (Dostlarım Aşklarım)
- Cəsarət qorxudan daha güclü bir hissdir (Korkudan Güçlü Bir Duygu)
Yorumlar
0 yorum