Kitap Künyesi

Yazar: Ahmet Cemal

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750704185

Sayfa Sayısı: 176

--reklam--

Giderayak Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

"Kitaplarımda yaşam üzerine yazdıklarımla sanat üzerine yazdıklarımı bir arada derliyorum. Bilinçli olarak. Çünkü yaşamı görmezden gelen bir sanatın insana yakışan bir sanat olabileceğine hiçbir zaman inanmadım."

Ahmet Cemal, yalnızca bir öğretim üyesi olarak değil, yazdıklarına bütün insani yönlerini yansıtan usta bir edebiyatçı olarak da kaleme almış Giderayak'ı. Kişi, yaşadığı topluma kendinden bir şeyler bırakmalı; yeryüzünde bırakılmış bir iz, eninde sonunda insanlığın ortak kültürel mirasına eklenir; sorumlu aydın bu mirasa sahip çıkar. Ahmet Cemal, geniş bir alanı kapsayan yazılarında bunu vurguluyor. Cumhuriyet'in çeviri atılımından üniversitelerin sorunlarına, kentlilik bilincinden savaşa karşı girişimlere kadar uzanıyor yelpazesi. Ülkemizin gündemini oluşturan konular, görülüyor ki aslında bir çırpıda çözümlenip anlaşılacak gibi değil. Yaşadığımız çağı anlayabilmek için sahip olduğumuz mirası gözden geçirmeli, kendimize ve çevremize sorular sormalıyız. Bush bir tiran mıdır, örneğin? Ya da Sokrates bizim için mi ölmüştür?

--reklam--

Giderayak Alıntıları - Sözleri

  • "Bana göre bilimin tek amacı, insan yaşamının güçlüğünü hafifletmektir..."
  • "Sevmek, kimi sevmek olursa olsun, artık bu dünyada onun için de var olabilmektir; ya da, Azra Erhat'ın eşsiz tanımıyla, bir insanda bütün insanlık değerlerini sevmektir."
  • Birkaç yıldır, her yılbaşı öncesinde kendime bir bilge seçiyorum ve eski yılın can çekişme günleri ile yeni yılın ilk günleri arasındaki dönemi, seçilmiş bir yalnızlık dönemini, o bilgenin yazdıklarını okumakla geçiriyorum. Bu yılki seçimim, 20. yüzyıl edebiyatının en büyüklerinden Elias Canetti oldu. Yabancım değil. Yıllar önce, rahmetli Oğuz Atay’ın ısrarlı yüreklendirmesiyle, bu yazarın Körleşme adlı romanını, onun ardından da “Sözcüklerin Bilinci” başlığıyla denemelerini çevirmiştim.
  • “Üzerine düşünülmeyen bir hayat, yaşanmaya değer bir hayat değildir.”
  • Bundan daha büyük bir ahlaksızlık(!), gerçekten de düşünülemezdi. Çünkü Sokrates, öngördüğü eğitimle insanı her türlü “biz”den ve “siz”den yoksun kılıyor, dünyayla baş etme işini yalnızca “Ben”in omuzlarına yüklüyordu!
  • "Türkiye de kitap pahalı" diyerek okuma özürlü kalmanın bahanesini buluveren,ama neredeyse kitap fiyatına yabancı sigaralar içen ya da yine yaklaşık bi kitap fiyatına satılan Matrix filmlerinin biletleri için kuyruklara giren bir gençlik çoğunluğu ile karşı karşıyayız... Sokrates'in, "Üzerinde düşünülmeyen bir hayat, yaşanmaya değer bir hayat değildir! " sözünü okusa ya da duysa bile, üzerine alınmıyor.
  • Mustafa Kemal'in geleneksel resimleri, bana hiçbir zaman inandırıcı gelmemiştir. Ben kendi Mustafa Kemal'imi, hep onun sıradışı ya da resmiyetten uzak resimlerindeki gözlerinde buldum. O'nu hep heykellerinin taştan atmosferinde değil,fakat bir tarlada esen rüzgarda hafiften dağılmış sapsarı saçlarının sıcaklığında sevdim..
  • "Her şeyi bilmeyi değil, parçalanmışı yeniden bir araya getirmeyi istiyorum. Böyle bir girişimin başarıya ulaşamaya-cağı, neredeyse kesin gibi. Ama başarıya ilişkin küçücük bir olasılık bile tek başına her türlü çabaya değer" Elias Canetti /Notlar
  • Yaşamımız boyunca kazanmak istediğimiz hiçbir kimlik, bize armağan edilmez. Edilse bile, öyle bir kimlik, koşullarını kendimizde gerçekleştiremediğimiz sürece, ancak geçici olarak taşıyabileceğimiz ve başkalarını da geçici olarak inandırabileceğimiz bir kimlik olabilir.
  • İnsanın insan için tek ölçüt olmaktan çıktığı yerde,savaşa karşı çıkmak da dahil ,hiçbir protestonun ve savunmanın inandırıcı olması beklenemez!
  • Ve son olarak “özgür toplum”, “düşünen toplum” ya da “çoksesli toplum” derken, bütün bunlardan anladığımız yada aslında anlamak istediğimiz neydi? Bu kavramları gerçekten yaşamak mı istedik, yoksa birilerine karşı oynamak mı?
  • 'Bugünün bütün büyük gerçekleri,dünün büyük düşleridir.'
  • 'Gelecek umudu olmaksızın,olgunlaşma ve ilerleme umudu olmaksızın anlamlı bir yaşam düşünülemez.' Albert Camus/Ne Kurban Ne de Cellat
  • "... olmak istediğimiz yerler, mutlu olmak için yapmak zorunda olduğumuz şeyler, başarılı olmak için gerekenler... bize her gün gösteriliyor.Etrafımız bunca şeyle doluyken bizim bunlardan başka şeyler düşünmemiz olanaklımı ? İnsancıklar gruplara, ülkelere, birliklere bölünmüşken bunların dışında kalmamız mümkün mü ? Beğenilerimize, isteklerimize, beklentilerimize, nefretlerimize göre gruplara ayrılmışken, ben onlardan değilim, diyebilir miyim ? Satmak, satın almak, satılmak, sattırmak,satılmış olamak, satılacak olmak.Her şey bunların üstüne kurulu... Birileri çıkıp da , 'ben bunların sahte olduğunun farkındayım, eleştirel bakmak lazım, aslında dünya dönmüyor, döndürülüyor, ' dediğinde, eskisi gibi düzen dışına itilmiyor zorluklar görüp acılar çekmiyor, tam tersine onlarada dolaplardan birinde yer açılıyor, kendi, kendi ahlakını üretip istediği eleştirel düşünceyi aktaranlar ve hayatını kendine göre düzenleyenler grubuna dahil olması sağlanıyor. Düzen düzensizliği de içine alıyor... " Barış Sarhan
  • "Savaş uğruna hiç direnmeksizin göze aldığımız özverileri, barış uğruna da göze almak zorundayız..." Albert Einstein

--reklam--

Giderayak İncelemesi - Şahsi Yorumlar

KENTLERİ YAKAN UÇAKLARIN GELİŞİNDEN ÖNCE Açmış zambakların seheri altındaki şu çocuklar ölürse eğer, eğer yoksul ay altındaki şu duvarlar ölürse, acı çektirmemek için bize, her şeyi gömmelisin, sessiz mezarcı. Unutuluş diliyor senden kepenkler ve karanfil, ıslak çimenlerde kelebekler ölüleri öpmek için bekleşirken. Yıkılan duvarları kim duyacak, mezarcı, ezilen çocukların çığlığını kim duyacak, yoksa seheri de gömecek misin sis mezarına? O uzak yosun ay altındaki her şey ölürse, acı çektirmemek için bize, her şeyi gömmelisin, sessiz mezarcı. Buğday kokan çocukları unutma sakın! Tarih kokan duvarları unutma sakın! Yaralı flüt kokan seheri unutma sakın! Otto D'Sola: Bu şiirle başlamak istedim çok uzun yazmak istemiyorum ya da yazarım bilemiyorum.. Bu şiir "Barış İçin Çeviriler" adlı denemede geçiyor bu çevireler YAZKO Çeviri Dergisi'nde yayınlandı bu şiiri de değerli Ülkü Tamer çevirmiş.... Deneme kitaplarıno siz nasıl incelersiniz bilemem ama ben oluşan çağrışımlar ve gündemi katarak yeni bir deneme yazmaya çalışarak incelerim hem daha yaratıcı hem daha uygun oluyor diye düşünüyorum. Gündem Koronavirüs ilerleyen aylarda ya da yıllarda bu denemeyi tekrar okurum diye güncel verileri yazayım: 970 Vaka 9 ölüm... İnsanlara bakıyorum bazıları panik halinde marketlere akın ediyor bazıları temkinli hâlâ bunun bir dış güç oyunu olduğu kanısında.. Ben neye inanıyorum... Ben zenginlerinde olduğu bir salgında dünyanın üç ayda ekseninin kaydırıldığına inanıyorum.. Siyasiler yaşlı, milyarderler yaşlı, toprak ağaları yaşlı, üç dört kadına sahip olup onlarca çocuğu ile iktidarı devam ettiren ataerkler yaşlı... Hani yüzyıl daha yaşasak kapitalizmi sarsacak bir olayın oluşacağını düşünmezdim... Çocukların ve gençlerin ölmediği bir salgını doğanın intikamı diye mi adlandırabiliriz bilemiyorum ama tarihi zamanlar yaşanıyor tüm dünyanın efendileri saklanmış tüm meydanlar kaybedecek bir şeyi kalmayan aç, kimsesi olmayıp sokakta yatan insnalara bırakıldı tüm görkemli AVM ler mağazalar tüketim yerleri Starbuckslar adeta hayalet mekanlara döndü herkes evi ve evdekilerin ne olduğuna dair tanışma fasıllarına girişti, benim ilgilendiğim alan bu işin ekonomik ve siyasi boyutu şuan tüm tüketim merkezleri kapalı ve dünya çok daha güzel ailemiz sevenimiz olduğunu hatırladık ve en önemlisi zenginin bundan ders çıkarmayacak olsa da sistem çarklarının altında ezilebilecek olduğunu gördük. Kapitalizm kendi kendinin sonunu getirecek derdi ekonomistler lakin bir virüs salgını ve çok üst düzey panik ile kısa sürede sarsılarak olabileceği cidden tarihi bir önem arz ediyor Koronavirüs... Ölenler sadece fakirler olsaydı değişen bir şey olur muydu? Ölenler sadece siyahiler olsaydı ya da? Değişen bir şey olmazdı... Sizinle güncel olarak saat 19 verilerini paylaşıyorum sitemizin linki de bu: https://www.worldometers.info/tr/ 841.702.551 Dünyada aç insan sayısı 1.690.696.537 Dünyada aşırı kilolu insan sayısı 752.749.565 Dünyadaki obez insan sayısı 24.108 Bugün açlıktan ölen insan sayısı $ 451.765.781 ABD'de bugün obezitenin sağlığa maliyeti 186.368 Bu yıl suya bağlı hastalıklardan ölenler 802.562.817 İçecek suya erişimi olmayan insan sayısı 2.873.005 Bu yıl bulaşıcı hastalıklardan ölen sayısı 1.682.202 Bu yıl 5 yaş altında ölen çocuk sayısı 68.000 Bu yıl doğum sırasında ölen anne sayısı 1.818.123 Bu yıl kanserin sebep olduğu ölüm sayısı 217.081 Bu yıl sıtmanın sebep olduğu ölüm sayısı Dünyada her gün ortalama 25 bin kişi açlıktan ölüyor ve toplam aç insan sayısı 841 milyon obez insan sayısı ve aşırı kilolu insan sayısının toplamı ise aç ilanların 3 katı... Afrika'da her gün binlerce insan bulaşıcı hastalıklardan ölüyor ama biz umursamıyoruz hayata devam ediyoruz neden umursamıyoruz peki çünkü hayatımızın ölçüsü insan değil sadece biz ve etrafımız, sadece evlerimiz ve arabalarımız böyle olduğu vakit malvarlığı olanlar öldüğü vakit tüm dünya evlerine çekilebilirmiş demek ki... Amerika'nın petrol için yaktığı binlerce Iraklı bebeğin, çocuğun ahı var Tuncel Kurtiz "Geçit Yok" söylevin de öyle demedi mi? https://youtu.be/wYv4fDaiOPQ Çünkü o dünyanın neresinde olursa olsun insanı ölçüt almıştı en çok onu anımsadım bu günlerde petrol rafineleri ne oldu? varil fiyatları ne oldu? Akıtılan kanlar ve bombalarda parçalanan meçhul bedenlere değer miydi o petrol sevdası sormak isterdim tüm siyasilerin ve tüm zenginlerin hapis hayatı yaşadığı bugünlerde? "Yalnızca barışın değil, aynı zamanda bir barış savaşçısıyım." Der Albert Einstein ve ekler: "Savaş uğruna hiç direnmeksizin göze aldığımız özverileri barış uğruna da göze almak zorundayız" barış savaşçıları bir avuç olduğu için değil mi bunca göz yaşı, bunca yokluk ve yoksulluk... Bakın Ahmet Cemal ne diyor: "İnsanın insan için tek ölçüt olmaktan çıktığı yerde, savaşa karşı çıkmak da dahil, hiçbir protestonun ve savunmanın inandırıcı olması beklenemez." Ve sözde aydın ve sizde iyilikseverlere ithafen şöyle devam eder: ""aydınların", iki kuruş aylığını alabilmek için girdiği banka kuyruğunda ya da hastane kuyruğunda gücü tükenip ölen yaşlı emekliler için sokağa döküldüklerine hiç rastlanmamıştır.(Gündeme ters olsa da mevzu insanı ölçüt almak diye bakalım) Çünkü onlara göre yaşlı emeklilerin aylıklarını ölüm tehlikesiyle karşılaşmadan alabilmeleri ya da sağlık muayenesi konusunda güçlük çekmemeleri, ne kayda değer insan haklarından sır, ne de insanlık onuruna, protestoya değecek kadar aykırıdır." Kendi canımız söz konusu olmadıkça protesto edecek değerli bir şey yok bu dünyada o yüzden bu hale geldik sevgisizlikten ve para, mal mülk hırsından Fakir Baykurt Keklik kitabında Yaşar'ı şöyle konuşturuyordu: "Ne yapacaklar bu paraları biriktirip, biriktirip?" Şimdi hazır herkes evinde paraları ile kuluçkaya yatmışken soralım ne yapacaksınız bu paraları biriktirip biriktirip bir küresel salgının sizi paniğe sürüklemesini beklemek adına mıydı bu birikim? Ahmet Cemal incelemelerinde daima "Sevgi" temasına değinirim çünkü onun en çok önemsediği konudur bu ve bu konu ile bitirelim... Kitabın son denemesinin adı da "SEVGİ KÜLTÜRÜ" Ve şöyle bir parça geçer: "Sevgi kültürü, toplumun sevgileri sınıflandırma ve girdikleri sınıfa göre değerlendirme hastalığının, bir insana sevdiğinizi hangi koşullar altında söylemek ya da söylememek gerektiğini saptamaya kalkışan korkunç faşizminin karşısına çıkmaktır" ve Azra Erhat'ın mükemmel sevgi yorumunu da ekleyelim: "Sevmek, bir insanda bütün insanlık değerlerini sevmektir." Umarım bu sarsıcı günler sevgi bağlarımızı sorgulamamıza neden olur ve tüm insanların daha iyi bir dünya görüşü ve daha iyi bir dünya insanı olmasını sağlar... https://youtu.be/5XCp_aBV3Fk (Adem Yüce)

Okyanus etkisi tam da Ahmet Cemal ile aramızdaki durumu açıklar gibi. Nasıl desem bilmiyorum bu yazarın insanı saran bir havası var. Hem naif, hem güçlü, hem de zeki ve çok yönlü bir yazar. Bu yönlerin içinde de en önemlisi iyi bir kültür eleştirmeni. İçinde yaşadığımız kültürü çok iyi tanıyor, zayıf yönlerini ve bu yönlerin çözümlerini de iyi biliyor, eleştiriyor. Kitapta birbirinden değerli denemeler yer alıyor. Öğrenme, sorgulama ve düşünsel anlamda hem güzel hem de sıkılmadan okuyabileceğiniz tarzda konu bakımından da geniş yelpazeli (sanat tiyatro kültür vs.) bir eleştirel yaklaşım ortaya koyuyor. Yazar kimi yerlerde de okurla bir sohbet halinde bulunuyor ki, bu da anlatımı daha hoş hale getiriyor. Kısaca en beğendiğim 2 deneme üzerinde durarak Ahmet Cemal’i incelemeye çalışacağım: Ben'in Savaşımı ve Yıkımı Bu denemede iki önemli isme değinmiş Cemal; biri Sokrates, diğeri de Nietzsche. Sokrates' in betimlediği insan; Tüm 'siz' ve 'biz' den yoksun, dünyayla baş etme işini yalnızca 'ben'in omuzlarına yükleyen insandır. ve yine nietzsche'nin 'üstün insan' ı, hiçbir çoğunluğa taşınmayacak, tüm siz ve bizlerden sıyrılmış 'ben'in bilincine varmış insandır. Bütün bu çıkarımlar doğrultusunda şöyle bir tespite varıyor Cemal; Ben diyebilen bir insan hangi otoriteden ve kurumdan gelirse gelsin hiçbir düşünceyi koşulsuz benimsemeyen bunu yapmak için o düşünceyi önce kendi aklının süzgecinden geçirmeyi önkoşul sayan eleştirel düşünce sahibi insandır. Eleştirel düşünceye sahip olmayan her insan, 'katılımcı ruhlu' dur. Katılımcı olmak eleştirel düşünmekten kolaydır. Çoğu insan düşünme dâhil olmak üzere birçok konuda tembeldir. Sürüye uymak uğraş vermekten kolay gelir lakin hakikate varmak isteyen insan eleştirel düşünmek zorundadır. Taraf tutma ve belirli bir gruba dâhil olma insanın kendi Ben'ini baltalayan tutumları birlikte getirir. Düşünceyi sınırlayan körü körüne bağlanılmış ideolojiler, insanın kendi ben'ine giden yolu tıkar. Yine Sezai Karakoç'un 'Diriliş İnsanı' da 'bağlarından sıyrılmış, hür insandır' İnsan tapıcılığını, ırk tapıcılığını, sınıf tapıcılığını mal tapıcılığını kıran özgür insandır. Ve diğer bir deneme 'Şahane Tembellerin Ülkesi' "Türkiye, çoktandır bilenlerin değil, fakat herhangi bir konuda söze bence diyerek başlamayı bilmekle eş tutulanların ülkesi oldu! " Cemal'in bu sözünü okuduktan sonra bence demeye korkar oldum hatta bu kelimeyi söylersem gelip kafama kitapla bir iki defa tıklatacağını bile düşündüm:) Bence kelimesi kendinden sonra gelen kesinliği yaralar bir belirsizliğe iter ve günümüzde bence kelimesi dilimizden düşmez. Ömrünü bir işte uzmanlığa adamış birini çok kolayca eleştirebiliriz oturduğumuz yerden. Bir sosyal medya hesabınızın olması, pervasızlık ve cesaret yeterli bunun için. Nasılsa fikirlerinizden sorumlu değilsiniz. Sizin “farklı düşünme yeteneğiniz” var nasıl olsa. Belki bu üç kelimeden sadece ilki vardır ama o da yeterli eleştirmeniz için… Bu doğrultuda Attila İlhan'ın şu sözüne değiniyor Cemal: "Fikrimi açıkça söyleyeyim mi? Herkesin ömrü laklakiyatla geçiyor; kimse merak edip doğru dürüst hiçbir konuyu araştırmıyor; araştırmış olanlar, inceleyip derinliğine inmiyor da, ondan; kısacası şahane bir o kadar da vahim bir tembellik içindeyiz.” İnsanın en büyük savaşı her daim kendiyle olmalıdır. Kendini tanıma ve geliştirme yönünden atacağı adımları bilinçli ve sağlam şekilde atmalıdır. Bugünle de sosyal medyada okuduğum can sıkıcı bir cümle var, hangi açıdan bakılırsa bakılsın gerçek anlam da rahatsız edici. ‘Bu hayata seyretmeye gelmişiz’ evet insan hayatının merkezine başkalarını izlemeyi koyarsa ancak seyirci kalır, insan en çok kendini seyretmelidir. En büyük yenilgileri kendine olmalıdır. Kendini beslemediği sürece solmaya, kurumaya körelmeye mahkûmdur. “Karanlık kovmakla giderilmez. Üzerine gidilecek bir nesnede değildir. Tek çare, herkesin gücü yettiği nispette bir ışık taşımasıdır onu yenmek için.” Tüm Biz, Siz ve Bence’leri hayatımızdan çıkararak karanlığı aydınlatacak ışıklarımızı yakabiliriz . Teşekkür ederim Ahmet Cemal … (Mona)

Tiyatro ekseninde yazılar fazla ilgimi çekmedi. Tiyatro kültürü eksikligimden dolayı kimi deneme yazılarını zorlukla okudum. Bu okuduğum 4.kitabıydı yazarın. Diğer 3 kitabın epey gölgesinde kaldı. (yasinogretmen)

--reklam--

Giderayak PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Ahmet Cemal - Giderayak kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Giderayak PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Ahmet Cemal Kimdir?

Ahmet Cemal, 1942'de doğdu. Sankt Georg Avusturya Lisesi'ni ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Aynı fakültede asistanlık yaptı. İstanbul Avusturya Kültür Ofisi'nde basın danışmanı olarak çalıştı. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde çeviri dersleri verdi. Yeni Ufuklar ve Varlık dergilerinde yazdı. Yazko Çeviri dergisini yönetti. Anadolu Üniversitesi İletişim Bilimleri Fakültesi Sinema ve Televizyon bölümü öğretim görevlisi olarak sanat tarihi ve estetik, aynı üniversitenin Devlet Konservatuvarı'nda dünya tiyatro tarihi ve çağdaş tiyatro, Güzel Sanatlar Fakültesi'nde de sanat kavramları dersleri verdi. Bertolt Brecht, Elias Canetti, Stefan Zweig, Ingeborg Bachmann, Paul Celan, Rainer Maria Rilke, Georg Trakl, Friedrich Hölderlin, Heinrich von Kleist, Georg Lukacs, Anna Seghers, Erich M. Remarque, Manès Sperber, Franz Kafka, Walter Benjamin, Robert Musil, Ernst Fischer, Octavio Paz ve E.H.Gombrich'ten çevirileri yayınlandı. Deneme ve makaleleri Yaşamdan Çevirdiklerim, Odak Noktasında Yaşananlar, Aradığımız Tiyatro ve Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor,şiirleri Geçmiş Bir Dua Kitabından başlığıyla, öyküleri de Dokunmak adı altında kitap olarak çıktı. Çeviri kuramı, estetik, sanat tarihi, kültür eleştirisi ve edebiyat üzerine makaleler yazdı; aynı konularda Avusturya'da, Viyana ve Innsbruck üniversiteleriyle, Avusturya Edebiyat Kurumu'nda konferanslar verdi. 1998 yılında, Türk kültürüne yaptığı hizmetler nedeniyle kendisine Anadolu Üniversitesi Senatosu tarafından fahri doktor unvanı verildi.

--reklam--

Ahmet Cemal Kitapları - Eserleri

  • Dokunmak
  • Kıyıda Yaşamak
  • İnsana Dönmek
  • Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler
  • Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor
  • Önce Şairleri Yaktılar
  • Lanetlenmiş Ağustosböcekleri
  • Sanat Üzerine Denemeler
  • Giderayak
  • Biz Sevmeyi Ne Zaman Unuttuk?
  • Oynamak Varken
  • Geçmiş Bir Dua Kitabından
  • Odak Noktasında Yaşananlar
  • Okuyan Gençliğe Mektuplar

--reklam--

Ahmet Cemal Alıntıları - Sözleri

  • 1938'de Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün hemen ardından devlet ve onu yönetenlerin çoğu, "fikri hür, vicdanı hür" kuşaklar yetiştirmek yerine, kazara böyle yetişebilmiş kuşaklara karşı kendilerini koruma kaygısına düştüler. O zaman, Köy Enstitüleri kapandı Tercüme bürosu kapandı Tercüme mecmuası kapandı. Halkevleri kapandı. "Anadolu Aydınlanması" son buldu Kırklı yıllar, "Anadolu Aydınlanması"nın filizlendiği yıllardı. Ellili yılların başında ise kapısında devletin resmi ya da sivil polisin beklemediği aydın neredeyse kalmamıştı. Geleceğin aydınlarına yönelik kitlesel kıyımların temeli o yıllarda atıldı. Kısaca belirtmeye çalıştığım bu yol, "fikri hür, vicdanı hür kuşaklar yetiştirme" idealinden "dindar gençlik yetiştirme" idealine uzanan yoldur. (Önce Şairleri Yaktılar)
  • Brecht, Hitler için, “Girişimlerinin büyük boyutları, onu büyük adam kılmak için yeterli değildir,” der. Bu örnekten yola çıkarak neyin önlenmesi gerektiğini de şöyle açıklar: “Küçük ve sıradan lümpen, egemen sınıflar ona bu olanağı hazırladılar diye büyük lümpene dönüşmemeli, gerek lümpenlikte, gerekse bizim tarih anlayışımızda özel bir yere sahip olmamalıdır...” (Oynamak Varken)
  • Sanat, kendi gerçeklik temelini, her türlü biçim ve üslup kaygısından önce insanı, toplumu ve bütün bir yaşamı sorgulayabildiği, bunun için gerekli bilgi ve birikim donanımını beraberinde getirebildiği ölçüde bulabilir... (Sanat Üzerine Denemeler)
  • Doğru ile yanlışı ayırabilmekten daha çok hayran olunmaya değer bir şey var mıdır? (Şeref Bey Artık Burada Yaşamıyor)
  • “Büyük sıçrayışı gerçekleştirmek isteyen, birkaç adım geriye gitmek zorundadır. Bugün, Yarın’a Dün’le beslenerek yol alır...” Brecht’in bu iki cümlede dile getirdiği, Walter Benjamin’in, “Bugün’ü Dün’ün uzantısı, Yarın’ın da kaynağı olarak yaşamak,” diye tanımladığı tarih bilinciyle örtüşmektedir. (Oynamak Varken)
  • "Sevmek, kimi sevmek olursa olsun, artık bu dünyada onun için de var olabilmektir; ya da, Azra Erhat'ın eşsiz tanımıyla, bir insanda bütün insanlık değerlerini sevmektir." (Giderayak)
  • “Sanat her zaman yalan söylemez mi zaten?” “En çok yalan söylediği zaman, en yaratıcı olduğu zaman değil midir?” (Dokunmak)
  • Biliyorum; hep yakınıyorsunuz. Duyuyorum. "Bu kadar tepkisiz toplum olur mu?" diye soruyorsunuz örneğin. Ya da diyorsunuz ki: "Hiç birey yok mu bu toplumda? Herkes olup bitenlere kızar gibi, ama sonuçta herkes yürüyüp kendi işine bakıyor! Şöyle dediğiniz de var: "Düşünen insan bu kadar az mı bu ortamda? ... (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
  • Sanat, en kısa tanımıyla bir "alternatif dünya" kurgulama eylemidir; sanatçı da bu kurguyu gerçekleştirilen kişidir. (Sanat Üzerine Denemeler)
  • "Sizler ve sizleri üzerimize süren güçler, inanın ki yenilmeye mahkumsunuz! Biz şu elimizde gördüğünüz kitaplardan vazgeçmedikçe, sizden korkup onları saklamaya kalkışmadıkça, onların bizi götüreceği aydınlığı tek aydınlanma saydıkça, inanın ki yenik düşenler hep sizler olacaksınız! Çünkü tarihte, insanlığın tarihi boyunca, hep böyle oldu. Mızraklar ve oklar tükendi, gülleler ve mermiler bitti ama yazı ve yazının sonsuz aydınlatma gücü hep kaldı! Kimi zaman biraz gölgelenir gibi oldu ama sonra hep eski parlaklığına ve gücüne tekrar kavuştu!" (Önce Şairleri Yaktılar)
  • "... olmak istediğimiz yerler, mutlu olmak için yapmak zorunda olduğumuz şeyler, başarılı olmak için gerekenler... bize her gün gösteriliyor.Etrafımız bunca şeyle doluyken bizim bunlardan başka şeyler düşünmemiz olanaklımı ? İnsancıklar gruplara, ülkelere, birliklere bölünmüşken bunların dışında kalmamız mümkün mü ? Beğenilerimize, isteklerimize, beklentilerimize, nefretlerimize göre gruplara ayrılmışken, ben onlardan değilim, diyebilir miyim ? Satmak, satın almak, satılmak, sattırmak,satılmış olamak, satılacak olmak.Her şey bunların üstüne kurulu... Birileri çıkıp da , 'ben bunların sahte olduğunun farkındayım, eleştirel bakmak lazım, aslında dünya dönmüyor, döndürülüyor, ' dediğinde, eskisi gibi düzen dışına itilmiyor zorluklar görüp acılar çekmiyor, tam tersine onlarada dolaplardan birinde yer açılıyor, kendi, kendi ahlakını üretip istediği eleştirel düşünceyi aktaranlar ve hayatını kendine göre düzenleyenler grubuna dahil olması sağlanıyor. Düzen düzensizliği de içine alıyor... " Barış Sarhan (Giderayak)
  • Gezi Parkı'nda toplanan gençliğin hedefleri sadece birkaç ağaç ve binayla sınırlı değildi. Bu gençlik oraya, ellili yılların başından bugüne demokrasi, özgürlük ve eşitlik adına kendisine kuşaklar boyunca gerçek diye benimsetilmeye çalışılmış yüzlerce, binlerce yalanı tasfiye etmek için toplandı. Bugünkü iktidarın bugünün gençliğine artık bugünün ve yarının toplumu gözüyle değil fakat sadece kendisine iman edenlerden oluşacak bir cemaat gözüyle bakmaya kalkışması ise, bardağı taşıran son damla oldu. (Önce Şairleri Yaktılar)
  • Dünya çocuklarını koruma amacıyla Birleşmiş Milletler bünyesinde oluşturulmuş UNİCEF, her Noel'de ve yılbaşında geliri dünya çocuklarına harcanmak üzere cicili bicili kartlar ve takvimler bastırıp satarken, aynı dünyada yaşayan Iraklı binlerce çocuğun Birleşmiş Milletler ambargosu yüzünden ilaçsızlıktan ölmelerine ne denmeliydi. (İnsana Dönmek)
  • "Savaş uğruna hiç direnmeksizin göze aldığımız özverileri, barış uğruna da göze almak zorundayız..." Albert Einstein (Giderayak)
  • "Sizin yaşadım dedikleriniz, benim hayatımın yanında ancak birer dipnotu olabilir!" (Dokunmak)
  • Ve -belki bir kez daha- anladım ki artısıyla eksisiyle, ama hakkı tam olarak verilerek, hiç ertelenmeyerek yaşanmışların hiçbiri boşa gitmiyor. (İnsana Dönmek)
  • Birilerinin yanından sadece geçip gitmeyi birileriyle birlikte yaşamak sananların sayılarının hızla kabardığı bir dünya. (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)
  • Dünya tamamlanmamış bir taslaktır. van Gogh (Sanat Üzerine Denemeler)
  • "...Öyle günler vardı ki, tanımadığımız birinin bir bakışı, bir göz kırpışı bizi kendimize getirip uçurumun kenarından geri döndürmeye yetiyordu. Her yerde, en bilgisiz veya karanlık gözlerde bile, katılmanın bize kaldığı bir insan sevgisinin ve bir masumiyetin gizli olduğunu biliyorduk..." Cesare Pavese (Lanetlenmiş Ağustosböcekleri)
  • Felsefenin yapılamadığı bir dilde, düşünülebilir mi? Hem, kim istiyor ki artık bu ülkede gençlerin düşünmesini? Kuşaklardır eğitim politikamızda o gençlere "nasıl düşünmeleri gerektiğini" öğretecek yerde "neleri düşünmeleri, neleri düşünmemeleri gerektiğini" ezberletmek için çaba harcamıyor muyuz? (Bizi Yaşatanlar ve Öldürenler)