Kitap Künyesi

Yazar: Murat Gülsoy

Yayın Evi: Can Yayınları

İSBN: 9789750721564

Sayfa Sayısı: 304

--reklam--

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Buraya ait olamamaktan yoruldum. Ama gidemiyorum da... Paris'e de ait değilim çünkü. Charles, Marcel, Evelyn, Margaret, hepsi başka bir yere ait olmanın güveniyle istedikleri yere gidebiliyorlar. Gittikleri yerde de durmayacaklar belli ki. Ben onlara benzesem de onlardan biri değilim. Acı bir tecrübe. Hayaletlerin niçin kimi binalarda hapis kaldığını şimdi anladım. Ben ve benim gibiler bu şehrin hayaletleri. Melez mahluklar. Onlarsa seyyah. Çoktan bitmiş bir hikâyeyi tekrar yaşamak isteyen eğlence düşkünleri. Onlara boşuna kızdım Alex. Ateşe verdim her yeri. Öfkem kendimeydi, biliyorum. Hiçbir yer yok benim için. Onları kıskanıyorum. Kendinden emin insanları. Herkesin bir evi, bir toprağı var. Ben gökyüzünde uçan kimsesiz bir tohumum. Bütün rahimler ölü benim için.

Meşrutiyetin ilanından sonra bir Fransız gazetesi Türkiye'de olup bitenleri ilk kaynaktan öğrenmek için İstanbul'a muhabir göndermeye karar verir. Türk asıllı bir Fransız gazeteci bu işe talip olur ve köklerinin bulunduğu şehre, İstanbul'a doğru yola çıkar.

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde, Osmanlı'nın bu çalkantılı dönemindeki toplumsal histerinin romanı. Yabancı kaldığı ülkesinde olan biteni yabancılara rapor eden bir Türk'ün, bir yandan Osmanlı toplumunun akıl tutulmasını gözlemlerken bir yandan da kendi geçmişiyle yüzleşmesinin hikâyesi.

(Tanıtım Bülteninden)

--reklam--

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde Alıntıları - Sözleri

  • "Zaman bizi değiştiriyor. Hergün bir parçamız değişiyor; yediğimiz, içtiğimiz vücudumuza katılıyor, yılanların deri değiştirmesi gibi eskiyen kısımlarımız ölüp gidiyor, yerlerine yenileri geliyor. Her geçen gün eski halimizden biraz daha uzaklaşıyoruz. Peki biz o zaman başka birine mi dönüşmüş oluyoruz? "
  • Sustum. Bazen susmayı bilmeli insan.
  • Henüz mevcut olmayan bir yarını kaybetmişcesine özlemek...
  • "Dün düştük ama bugün kalkacağız."
  • "Doğduğun mahalledeki ağaçla birlikte boy atmak, merdiven taşlarıyla aşınmak, toprakla beraber çatlamak... Doğduğun yerde ölmek ve ölürken de sürgün vermek.”
  • "Bütün hazları tattım, kitapları okudum, Ah kandırmadı Kaçmak, kurtulmak istiyorum.”
  • “İnsanlar... Asla yapmam dedikleri ne varsa, inan bana, şartlar müsait olduğunda herkesten önce yapıyorlar. Üstelik bunun en doğru hareket şekli olduğunda ısrar edip seni aptal yerine koyuyorlar. O yüzden en iyisi, kimseden bir şey beklememek. Böylece sukutuhayale de uğramazsın.”
  • “Eğer aşk bir hastalıksa ilacı şiir olsa gerek. Şiir dünyayı aşka tercüme etmek demek.”
  • "Düşmeye bir defa başlamasın insan, dibe doğru gidiyor. Üstelik bu dibin bir sonu da yok."
  • Aklın soğuk sesi, ruhumdaki yangını biraz olsun hafifletti.
  • Ama vaziyet bu; başına çoban isteyenlerle hürriyet için canını tehlikeye atanlar aynı şehirde yaşıyor.
  • "Hayat karanlıkta uzun bir mücadeledir."
  • “Tanrı da aşkı şakacı bir anında yaratmış olmalı.”
  • “O tek tek insanlara değil, insanlığa bakıyor. Merakı bugüne değil, asırlara..”
  • “Her nerede aşk varsa, orada acı vardır.”

--reklam--

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Murat Gülsoy yazar/h-g-wells ‘in kitap/zaman-makinesi--10842 ‘ni yeniden inşa etmiş dostlar. Girin koluma, gidelim 1900’lerin başlarına, eski İstanbul’a. Ben şuracığa oturayım, misal Pera sokaklarında tahta bir bank olabilir bu, Gülhane Parkı’nda bir ağacın gölgesi, ya da henüz yıkıntıları göze batmayan sur duvarlarının üstü.. Okuyayım şu romanı. İzleyeyim şu şöleni. “Yedi gezegenin, yedi günün, yedi ana günahın, yedi faziletin, yedi rengin ve henüz bilmediğimiz başka yedilerin aşkına..” Yeditepe İstanbul’un aşkına.. kitap/kuvayi-milliye-destani--138710 ‘nda en sevdiğim şiir İstanbullu Şoför Ahmet’ti. Hatırlar mısınız: “Ahmet’in kafasında uzak bir şehir ve bir şarkı vardı. Bu şarkı nihaventtir ve beyaz tenteli sandalları, siyah mavnaları, güneşli karpuz kabuklarıyla bir deniz kıyısındadır şehir. .... Zindankapı, Babacafer. Uzakta Balıkpazarı. Kuruyemişçiler. Yemiş iskelesindeyiz : sandalları, mavnaları, güneşli karpuz kabuklarıyla yüzüne hasret kaldığım deniz.” Oysa harbin ortasındaydı Ahmet. Oysa inatçı ve şirret bir kamyonetin içindeydi ve sol arka lastik hava kaçırıyordu. Tüm bunların ortasında Ahmet, nasıl güzel anımsardı İstanbul’u? Murat Gülsoy da öyle anımsamış işte. Tüm o karmaşanın, deliliğin, kendini bulamamaların sancısının ortasında sayfaların içine içine işlemiş İstanbul’u.Dedesinin elinden nasıl tutup gezmişse sokaklarında, o da okurun elinden tutup gezdirmeye meyletmiş. Ama bunu yaparken bildiği bir şehri anlatır gibi değil, sanki karakter kendisiymiş de, İstanbul’un gölgelerine ışık tutmaya, geçmişin perdelerini aralayıp bakmaya çalışıyor, cevaplar vermekten çok onları arıyormuş gibi yazmış. Ve evet, bu muhteşem bir İstanbul romanı olmuş. Ee, İstanbul muymuş konu diyenler olabilir. Sadece bu değil elbette. Bir Fransız gazetesi meşrutiyetin ilanından sonra olanları öğrenmek için İstanbul’a bir muhabir göndermeyi ister. İstanbul’da doğan Fransız gazeteci Fuat Chausson, buna gönüllü olur. Osmanlı’nın bu karmaşık sürecini rapor ederken, bir yandan da kim olduğunu bile bilmediği babasına ve kim olduğundan emin olmadığı kendine dair ipuçları aramaya başlar. Bir yanda kaynayan, kendine yeni bir yol, yeni bir hayat arayan İstanbul, bir yanda babasını, oradan hareketle kendini arayan Fuat Chausson arasındaki benzer ilişki, hikayenin geçişler yapılarak anlatılabilmesinin de temelini oluşturmuş. Kitaptaki en güçlü ve en ilgi çekici karakterlerden biri de Şehr-i İstanbul olmuş haliyle. Doğu-Batı çatışması arasında kalan bir gencin kimlik arayışını, edebiyatta çokça işlenmiş, sıkıcı bir konu olarak düşünebilirsiniz. Ama yazar bunu hem sıradışı bir tarihi karakter olan yazar/Besir-Fuad ’la hem de meşrûtiyet günlerinin hareketliliğiyle kaynaştırıp enfes bir kitap çıkarmış ortaya. Kitap, yazarın ifadesiyle bir mektup-roman. Başından sonuna Fuat’ın Fransa’daki arkadaşına yazdığı mektuplardan oluşuyor. Bu pek çok okurun sevmediği, monotonluktan kurtarmanın da zor olduğu bir anlatım türü. Ama yazar bu zorluğun üstesinden başarıyla gelmiş. Sanki uzaktaki bir dosttan gelen mektupları okuyormuş gibi hissettiren, okuru da işin içine dahil eden bir anlatımı hakim kılmış. Murat Gülsoy, karakteri Beşir Fuat’la Google’dan önceki asıl tanrımız ansiklopedide tanışmış. İlk Türk natüralisti kabul edilen Beşir Fuad’ın kendi intiharını kaleme almasını okumuş, çok etkilenmiş. Onun intiharını kitabın psikanalitik öğelerini bağlayarak kitaba taşımış. Tarihteki yerini de aslında var olmayan ve Beşir Fuad’ın oğlu olarak kurguladığı Fuat karakteri üzerinden vermiş. yazar/Murat-Gulsoy sadece iyi bir yazar olmakla yetinmeyen, yazmanın kendisiyle de uğraşan bir akademisyen. Yaratıcı yazarlık atölyeleri kuruyor, bu konudaki birikimlerini insanlarla paylaşıyor. Ben onu yazar/ayfer-tunc ‘la yaptığı kitap söyleşilerinde tanıdım. Dili, anlatımı, kurguyu didik didik eden bir bakış açısı var. Kitapta bir yerde, “Aslında yazarken yaşamıyor insan. Hayatını askıya alıyor.” demiş. Ve kitabı da sanki tam bu ruh haliyle, büyük bir yoğunlaşmaya yazmış gibi hissediyorum. Eğer öyle olmasaydı, sanki bir köşede durmuş olanı biteni izliyormuşuz gibi hissedebilir miydik? Kitaptan ve yazardan geriye kalan: Türkçeyi mükemmel kullanma sanatı..İyi ki edebiyat var şiarı..ve surları, sokakları, çeşmeleri ve binbir renkli insanlarıyla İstanbul.. İyi ki okudum.. Keyifli okumalar.. (Emel Keleş)

Herkese merhaba. Az önce bitirdiğim "Gölgeler ve Hayaller Şehrinde" adlı kitabın yorumunu yapmak istedim. Türk asıllı Fransız bir gazeteci olan Fuat'ın İstanbul'a Meşrutiyetin ilanından sonra olan bitenleri gözlemlemek amacıyla gelmesiyle başlayan kitap, ilerledikçe Fuat'ın aile ilişkilerini de ele alıyor. Kitap, Fuat'ın yakın arkadaşı olan Alex'e yazdığı mektuplardan oluşuyor; Fuat'ın da mektuplarında belirttiği gibi, belirsiz zamanların birinde belirsiz insanlar olan bizler, Fuat ve Alex'in mektuplarını okuyoruz. Kitapta sürükleyicilik "bence" pek yoktu, sonuçta yazılanlar mektup oldukları için bu normal bir durum ve de, sonunun daha farklı olmasını beklerdim çünkü son sayfalara doğru olaylar farklı yollara saptı ve bu yollara uygun bir son daha güzel olabilirdi. Tabii yazarın kendi kalemi olduğu için pek bir şey söylemek hoş olamayabilir ama okur da düşüncesini belirtmeli diye düşünüyorum :) Gölgeler ve Hayaller Şehrinde'deki bir okurun nacizane yorumu böyledir, okumak isteyenlere şimdiden iyi okumalar dilerim. Kitapla kalmanız temennisiyle... "İnsanlar... Asla yapmam dedikleri ne varsa, inan bana, şartlar müsait olduğunda herkesten önce yapıyorlar. Üstelik bunun en doğru hareket şekli olduğunda ısrar edip seni aptal yerine koyuyorlar. O yüzden en iyisi, kimseden bir şey beklememek. Böylece sukutuhayale de uğramazsın." (syf 65) (Burcu Topçu)

Yıllar yıllar evvel bir kitap okumuştum. İsmi "Meşhurların Son Anları" idi. O kitaptan hatırımda kalan bir isim var. Beşir Fuat. Murat Gülsoy'un bu kitabında Beşir Fuat ile karşılaşmak epey ilginç oldu benim için. Aslında kitap, bir bakıma Beşir Fuat in kederli öyküsünü anlatıyor. Daha bir çok gerçek karakter ile de tanıştım kitapta. . Bir sürü google araştırması yaptım. Meşrutiyetin ilanından sonra kadim kent İstanbul'a gelen Türk asıllı Fransız gazetecinin amacı İstanbul'da olup bitenler için gazeteye haber yazmaktır. Fakat geçmişinde büyük boşluklar olan Fuat için bu yolculuk bir yerden sonra kendini aramaya dönüşür. . Fuat'ın can dostu Alex'e yazdığı mektuplardan oluşan bu güzel romanı okurken dönemin atmosferi sizi de saracak, onun yaşadığı gelgitlere siz de kapilacaksiniz. Tarih, din, felsefe ve psikolojiyi bir arada bulunduran sürükleyici bu eser tavsiyemdir. (Merve GELİR İNAN)

--reklam--

Gölgeler ve Hayaller Şehrinde PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Murat Gülsoy - Gölgeler ve Hayaller Şehrinde kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Gölgeler ve Hayaller Şehrinde PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Murat Gülsoy Kimdir?

1967'de İstanbul'da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi'ni bitirdi. Boğaziçi Üniversitesi'nde Elektrik-Elektronik Mühendisliğini bitirdikten sonra yüksek lisans çalışmasını aynı üniversitenin Psikoloji Bölümü'nde tamamladı. İnsan yüzlerine ilişkin uyarılmış beyin potansiyelleri üzerine yaptığı deneysel tez çalışmasından sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Biyomedikal Mühendisliği Programında doktora yaptı. Beyin cerrahisinde kullanılacak bir cerrahi lazer sistemi üzerinde temel bilimsel çalışmalar yaptı. 2000 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü’nde öğretim üyesi olarak çalışmakta Biyofotonik konusunda dersler vermekte, araştırmalar yapmaktadır. Lazer-doku etkileşimi, lazerle doku kaynağı, cerrahi lazer sistemi tasarımı konularında çok sayıda makalesi bulunmaktadır.

Arkadaşlarıyla birlikte 1992-2002 yılları arasında çıkardığı Hayalet Gemi dergisi ile edebiyat alanında adını duyurmaya başladı. Bu dergide öykü ve deneme türünde yazılarını yayımlayan Gülsoy ilk kitabını 1999 yılında Can Yayınları'ndan çıkardı. 2001 yılı Sait Faik Hikâye Armağanı, "Bu Kitabı Çalın" adlı kitabına, 2004 yılı Yunus Nadi Roman Ödülü, "Bu Filmin Kötü Adamı Benim" adlı romanına, 2013 yılı Notre Dame de Sion Edebiyat Ödülü "Baba, Oğul ve Kutsal Roman" adlı romanına verildi. Kitapları çeşitli dillere (İngilizce, Almanca, Çince, Makedonca, Rumence, Bulgarca, Arapça, Arnavutça) çevrilmektedir. Yapıtlarında akıcı bir üslup kullanan yazarın gerçekliğin ve zihinsel deneyimlerin aldatıcılığı, rüyalar, ölüm ve aklın sınırları gibi konuları ele aldığı söylenebilir. Öykü ve romanlarında türler arasında gidip gelmekten çekinmeyen Gülsoy edebiyat üzerine de inceleme ve denemeler yazmaktadır. Borges, Kafka, Orwell, John Fowles, Coetzee, Tanpınar, Yusuf Atılgan, Oğuz Atay ve Orhan Pamuk sıklıkla andığı yazarlar arasında sayılabilir. Boğaziçi Üniversitesi'nde vermekte olduğu yaratıcı yazarlık derslerini Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık adlı kitabında, Modernizm/Postmodernizm üzerine görüşlerini 602.Gece adlı inceleme kitabında yayımlamıştır.

Açık Radyo'da 1995-2002 yılları arasında Hayalet Gemi, Simgeler Sözlüğü, Ubor Metenga gibi programlarda yer almış olan Gülsoy 2010 yılından bu yana TRTTURK kanalında Açık Şehir programında Sinemada Edebiyat Uyarlamaları hakkında yorumlar yapıyor. Murat Gülsoy aynı zamanda 2004 Yılından beri Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi'nin Genel Yayın Yönetmenliği görevini sürdürüyor.

--reklam--

Murat Gülsoy Kitapları - Eserleri

  • Bu Kitabı Çalın
  • Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık
  • Ve Ateş Bizi Tüketiyor
  • Öyle Güzel Bir Yer ki
  • Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet
  • Gölgeler ve Hayaller Şehrinde
  • Baba Oğul ve Kutsal Roman
  • Nisyan
  • Bu Filmin Kötü Adamı Benim
  • Belirsiz Bir Ânın Kıyısında
  • İstanbul'da Bir Merhamet Haftası
  • Tanrı Beni Görüyor mu?
  • Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul
  • Sevgilinin Geciken Ölümü
  • Binbir Gece Mektupları
  • Karanlığın Aynasında
  • 602. Gece
  • Türkiye Hikayelerini Anlatıyor
  • Alemlerin Sürekliliği ve Diğer Hikâyeler
  • Bu An'ı Daha Önce Yaşamıştım
  • Sindirella’nın Bilmecesi
  • Belki de Gerçekten İstiyorsun
  • Şiir Dünyadan İbaret

--reklam--

Murat Gülsoy Alıntıları - Sözleri

  • Sıradan insanlar ancak hedeflerden söz edildiğinde rahatlarlar. Oysa çoğu zaman, gerçekte hedefin ne olduğunu asla bilmeden doğup ölürler. (Tanrı Beni Görüyor mu?)
  • Öyle... Zihin dağılmaya başladı mı toparlaması çok zordur." (Ve Ateş Bizi Tüketiyor)
  • sanki aklının içindeki bir düş dünyasında yaşıyordu (Tanrı Beni Görüyor mu?)
  • Okunan kitapların sayısı değil onların okunma yoğunlukları önemlidir. (Büyübozumu: Yaratıcı Yazarlık)
  • Onun sesini zihninde canlandırmak için çabalıyordu. O yüzden onun cümleleriyle düşünüyordu. (Sevgilinin Geciken Ölümü)
  • Madem kendisi bir yazar olarak ciddiye alınmıyor, o da gizlice yetiştireceği yazarlarla var olacaktı. Adı kimse tarafından bilinmese de olurdu. Tek istediği geleceğe bir yolla katılmaktı. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
  • “İnsanlar... Asla yapmam dedikleri ne varsa, inan bana, şartlar müsait olduğunda herkesten önce yapıyorlar. Üstelik bunun en doğru hareket şekli olduğunda ısrar edip seni aptal yerine koyuyorlar. O yüzden en iyisi, kimseden bir şey beklememek. Böylece sukutuhayale de uğramazsın.” (Gölgeler ve Hayaller Şehrinde)
  • Kalp bir para gibi renklerini kaybediyor, gerçekler aleminden palavralar alemine doğru hızla yuvarlanıyor. (Bu Kitabı Çalın)
  • Koşuyordum; düşüncelerin, düşlerin, şakaların, oyunların, madrabazlıkların içinden geçiyor, sonra başladığım yere geliyordum nefes nefese. (İstanbul'da Bir Merhamet Haftası)
  • Modernizm ilerlemeyle barbarlıktan kurtulunacağını vaat ediyordu. Oysa tam tersi olmuştu, barbarlık steril ve organize bir hal almıştı. İşte modernliğin ürünleri olan Nazizm ve dünya savaşları ortadaydı. Insanlar şu sorunun yanıtını bulamıyorlardı: Böylesine gelişkin bir uygarlık, böylesine incelmiş bir kültür nasıl olur da böylesine büyük bir barbarlık üretebilmişti? Üstelik bilimcilerin bu süreçteki rolü hiç de azımsanmayacak kadar önemliydi. Bir çoğu gönüllü olarak bu süreçte rol almış, savaş endüstrisinin kilit noktalarında görev yapmış, insanlar üzerinde yapılan korkunç deneyleri tasarlayıp gerçekleştirmişti. (602. Gece)
  • "... Ve sonuçta yeni sanat sinemadan yararlanma deneylerini oyuncu ve tiyatro yönetmeni Nikolai Vladimroviç Ekk ile birlikte kurduğu tiyatro Metla'da dener. (Ekk 1931-41 yılları arasında Hayat Yolu, Grunya Kornakova, Bülbül. Sorochinsk Fuarı, Mayıs Gecesi adlı filmler çekecektir.)" (Şiir Dünyadan İbaret)
  • İki insanın aşkı gibi değildi bizim yakınlaşmamız, acı çeken bir insanın aynada kendini öpmesi gibi yalnızlık doluydu. (Karanlığın Aynasında)
  • İlahî adaletin tecelli ederek kendisini cezalandırdığını düşünerek kendine dur demişti. (Oysa Herkes Kendisiyle Meşgul)
  • Orta sınıfın sınırsız sorumsuz mutluluğuna küfretti Önder. Mutluydular. Ahmakçasına. Kendilerinden memnundular. Kafalarında kendilerine ve geleceklerini ilişkin net planlar vardı. Kendilerine, bahçe içindeki evlerine, birbirlerine güveniyorlardı. Yastıklı plastik sandalyelerini yaslanarak başkalarını çekiştiriyorlardı. Her evde bu küçük mahkemelerden binlercesi kuruluyordu akşamları. (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
  • Biliyor musun, annem gibi konuşuyorsun. O da böyledir. Ne zaman ona göre yanlış bir şey yapsam bu benim düşüncem olamaz. İlle de aklıma biri girmiştir. (Yalnızlar İçin Çok Özel Bir Hizmet)
  • İnsan her zaman aldatır, her zaman kötüdür. (Öyle Güzel Bir Yer ki)
  • Toplanmak için dağılmak gerekir. (Türkiye Hikayelerini Anlatıyor)
  • İnsanlara bakmıştım. Milyonlarca Hayat vardı dışarıda. Uzaktan birbirlerine benziyorlardı ama yeterince dikkat edince her birinin diğerinden farklı olduğu anlaşılıyordu. Her biri ayrı renkte bir kapıydı. Açması zordu belki ama hepsi de açılmayı bekliyorlardı. Benim gibi... (Bu Filmin Kötü Adamı Benim)
  • Nazım’ı önce tiyatroya, sonra da sinema dünyasına çekecek daveti Muhsin Ertuğrul yapar. Nazım 1924 yılındaki ilk dönüşünde, Süreya Paşa sinemasının müdürlüğünü yapan babası Hikmet Bey’in Osmanlıca-Fransızca Sinema Postası (Le Courrier du Cinéma) dergisine yardım eder. Ancak edebiyat eylemcisi Nazım, Şeyh Said isyanını öne sürerek çıkarılan Takrir-i Sükûn Yasasını ’nın verdiği baskılar sonucu, sadece yedi ay kalabildiği ülkesinden Sovyetler Birliği’ne kaçmak zorunda kalır. Ankara’da İstiklal Mahkemesi’nde açılan davada gıyaben on beş yıl hapse mahkûm olmuştur. (Şiir Dünyadan İbaret)
  • Gerginliği oluşturan nedenlerin başında da sosyal başarısızlık ve dışlanma korkusu gelir. (Bu Kitabı Çalın)