Kitap Künyesi
Yazar: Elias Canetti
Çevirmen: Şemsa Yeğin
Orijinal Adı: Das Augenspiel
Yayın Evi: Payel Yayınları
İSBN: 9789753881319
Sayfa Sayısı: 317
Gözlerin Oyunu Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Elias Canetti'nin anılarının üçüncü ve son cildini oluşturan ve 1931 ile 1937 yılları arasında yaşanmış "Bir Yaşamın Öyküsü"nü içeren Gözlerin Oyunu en az özyaşamöyküsün ilk iki cildini oluşturan Kurtarılmış Dil ile Kulaktaki Meşale kadar ilginç olmasının yanı sıra, yazınsal değeri açısından da gene ilk iki kitap gibi yazarın yeteneğini en iyi sergileyen ürünlerinden biridir. Kitap, eşsiz bir yazınsal yeteneği bir kez daha gözler önüne sermenin yanı sıra, dönemin sanat dünyasından yazarın yaşamına giren ünlü kişileri de bilinmedik yönleriyle okura tanıtmaktadır. Canetti, 1931 yılında, otuz yaşına yaklaşırken sanat dünyasındaki en önemli gelişmelerin yaşandığı, yazarlık kıvılcımlarının tutuştuğu Viyana'da karşılaştığı, tanıştığı aydınları kendi ağızlarından bize anlatmakta, Robert Musil, Alban Berg, Hermann Broch, James Joyce, Thomas Mann, Franz Werfel, Ressam Oskar Kokoschka, yontucu Wotruba, orkestra şefi Hermann Scherchen gibi çağının en büyük yaratıcılarını bize tanıtmaktadır. Canetti, bu kitabında çizdiği portreler ve yarattığı atmosferle, dünyanın büyüleyici olduğu kadar merak uyandıran bir döneminin renklerini de gözler önüne sermektedir.
(Arka Kapak)
Gözlerin Oyunu Alıntıları - Sözleri
- İnsanlar, nefretle ya da cezayla değiştirilemezler.
- İnsanları kendi imgelerinden ve yansılarından uzaklaştırma gücüne sahip bir yasa olabilir miydi?
- Yaşamımızın sonuna dek iyileşmeyen yaralarımız vardır, yapabileceğimiz tek şey, onları başkalarından gizlemektir.
- onu asla bir kişi olarak görmüyordum; kişinin karşıtıydı o.
- Aranızda böyle bir bağ var. Birbirinizi öldürme gücünü taşıyorsunuz ikiniz de.
- Sesler birbirlerini umursamıyordu..
- benimle konuştuğunda söyledikleri büyük anlam taşıyordu – boşa konuşan ne kadar çok insan vardır oysa.
- beni beklediğini sanmaya asla cesaret edemezdim. Ama o orada olmadığında, sanki onu bekliyormuşum gibi sabırsızlanıyordum.
- Kitle ve yangın arasındaki bağlantı gibi, ya da kitlelerin –tıpkı yangın gibi– yayılma eğiliminde oldukları gibi bazı görüngülerin izini bulmuştum.
- Anna gözlerden ibaretti; başka bir şeyini gördüğünüzü düşünmeniz demek, hayal görüyorsunuz demekti.
- İnsanlarımızın geçmişte neler yaşadığını bilmekle kalmamalı, onların neler yapabileceklerini, yetilerini de bilmeliydik. Kendimiz neler yapabiliriz, bilmeliydik. Bunun için çok bilgiye gereksinim vardı..
- Ben ona el değmemiş bir hayran olma eğilimiyle sundum kendimi.
- karşımda hep aynı görüntüyü görmek sinirime dokunuyordu, aynadaki imge beni kuşatıyordu sanki.
- Bir kapı açtın. Şimdi içeri girmelisin. Yardım arama. İnsan bu tür şeyleri yalnız başına yapmalıdır.
- Almanya’da kitaplar yakıldığında, yasakların konabileceğini ve uygulanabileceğini ve insanların kendi rızalarıyla sessiz, sakin ve dingin bir havayla her şeyi yapmaya hazır kitleler oluşturduğunu gördüğümde, şaşkına döndüm...
Gözlerin Oyunu İncelemesi - Şahsi Yorumlar
BİR YAZARIN KAFASININ İÇİNDE, GÖZÜNDE YAŞARKEN!: Tam bir “gözlem öyle değil, böyle olur” kitabı. Körleşme’yi de okumuş biri olarak, bu kitabın çok daha keskin, akıcı ve sanki daha ustaca bir kaleme sahip olduğunu söyleyebilirim. Yazarın dünyasını, onun gözlerinden görme şansını veriyor size. Dikkat! Onun gibi değil, doğrudan onun gözlerinden. Kitapta bir bütünlük aramak yersiz. Tanıştığı kişiler, etkilendikleri, başına gelenler işlenmiş. Tabii ki ülkeler birinci dünya savaşı öncesi Almanya, Avusturya, Fransa olunca koşullar, aydınların düşünceleri çok daha sürükleyici oluyor. Tek eleştirim, açılışındaki olay ile sonrasının bağlantısızlığı. Veya ben kuramadım. Dedim ya, kitap, bir çerçevede ele alınacaksa bu çok büyük ve ben de başaramamış olabilirim. Fakat bu, ne kitabın sihrine olumsuz yönde tesir ediyor, ne de gözlemlerin şairane ele alınış biçimini kötü yönde etkiliyor. Bilakis, çok zaman kendinizi, bir okuma odasında, dönemin aydınlarına karşı kitabınızın ilk okumasında veya yazamadığınız bir dönem sevgilinize nedenleri anlatırken veya Robert Musil ile kafede alakasız bir konuyu tartışırken buluyorsunuz. Çok keyifliydi. (Arda)
Kitabın Yazarı Elias Canetti Kimdir?
Elias Canetti (d. 25 Temmuz 1905 – ö. 14 Ağustos 1994), Bulgar modernist romancı, oyun yazarı, anı ve kurgusal olmayan düzyazı yazarı. EserleriniAlmanca yazan Canetti, "geniş bir bakış açısı, fikir zenginliği ve sanatsal güç ile işaretlenmiş yazıları için" 1981 yılında Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandı.
Hayatı
25 Temmuz 1905'de, Rusçuk'ta (Ruse, Bulgaristan) yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğan Elias Canetti, 1905'den 1911'e kadar ailesiyle Rusçuk'ta yaşamıştır. Daha sonra aile İngiltere'ye taşınmış, babanın 1912 yılında vefat etmesiyle ise Viyana'ya gitmişlerdir. Viyana'da aile yeni bir hayata adım atarken, Canetti Ladino, Bulgarca, İngilizce ve biraz da Fransızca konuşabiliyordu. Fakat, sadece 7 yaşındayken geldiği Viyana'dan itibaren genellikle kullandığı dil Almancadır. Gelecekte kaleme alacağı önemli eserlerini de Almanca yazmıştır. Viyana'dan da taşınarak aile sırasıyla Zürih veAlmanya'yada yaşamıştır. 1924 yılında Canetti Almanya'da liseden mezun olur ve kimya eğitimi görmek için aynı yıl Viyana'ya gider. Viyana'da geçirdiği yıllarda ise ömür boyu en büyük tutkusu olacak edebiyatla ilgilenmeye başlar. Viyana Üniversitesinden 1929 yılında kimya lisansını tamamlayarak mezun olur. Daha öğrenciyken yazmaya başlamış ve Viyana'daki edebiyat çevrelerine girmiştir.
1930’ların başlarında ABD’li yazar Upton Sinclair’in yapıtlarını Almanca’ya çevirdi. 1934’te kendisi gibi yazar olan, 1963’te kaybedeceği Veza Taubner ile evlendi. Bu arada Hochzeit (Düğün) ve absürd tiyatronun ilk örneklerinden olan Die Komödie der Eitelkeit (Kibir Komedisi) adlı oyunları yazdı. 1967’de Viyana’da sahneye koyulan Die Befriesteten (Sayılı Gün) insanın öleceği zamanı tam olarak bilmesi durumunda ne olacağını sorusunu soruyordu.Nazilerin Avusturya'yı işgal etmesinden çok kısa bir süre önce Paris'e, Paris'ten de Londra'ya geçti. Hayatının büyük bir bölümünü İngiltere'de geçirdi.1970lere kadar yaşadığı İngiltere'den 1952 yılında vatandaşlık kazanmıştır. 1971’de ikinci evliliğini yapacağı, restoratör Hera Buschor’un işi gereği sık sık geldiği İsviçre’de de bir ev edindiyse de, bu döneme kadar İngiltere dışına hemen hiç çıkmadı. Yazarın Hera Buschor’dan bir kızı olduğunda yaşı altmış sekizdi. Hayatının son 20 yılını Zürih'te geçirdi ve 1994 yılında aynı kentte öldü. Elias Canetti, vasiyeti üzerine ünlü yazar James Joyce'unkinin yanına kazılan bir mezara gömülmüştür.
Başlıca Eserleri
Körleşme
Elias Canetti'nin 26 yaşında kaleme alıp 30 yaşında yayımladığı başyapıtı. Kitap 1935’te çıktı ve kısa bir süre sonra Nazi yönetimi tarafından yasaklandı. Roman yayımlandıktan sonra birçok edebiyat otoritesinin ilgisini çekmiş ve İngiltere, Fransa ve Amerika'da yoğun ilgi görmüştür. Gariptir ki, Almanca kaleme alınmış bu eser Almanya'da uzun süre ilgi görmemiş, ancak 1963'deki üçüncü baskısıyla hak ettiği üne kavuşabilmiştir. Uygarlığın yıkılışıyla insanoğlunun aşağılanması, romanın konusunu oluşturur. Körleşme,“dehşet”in romanıdır. “Yüzyılı gırtlağından yakalamaya çalışan” bu eserde Canetti, ontolojik yabancılaşmayı ve seküler dünyanın mekanik dinamiklerini romanın kahramanı, döneminin en ünlü sinoloğu olan Prof. Kien ile serimlemeye çalışır. Kendini insanlardan tamamıyla soyutlamış, insanları değersiz ve küçük gören, Viyana’da 25 bin kitabı ile beraber yaşayan, “odası dünyası kadar büyük” olan Prof. Kien’in tek tutkusu kitapları ve bilimdir. Özellikle kadınlardan nefret etmesine karşın, nasıl oluyorsa, hayatına son derece sıradan, cahil, açgözlü ve bencil bir hizmetçi kadın girer; Therese... Profesör, bu kadından kurtulmaya çalışırken, sineklerden bile değersiz bulduğu, yaşama haklarını bile fazla gördüğü insanların oyuncağı olur ve yıkıma sürüklenir.
Kitle ve İktidar
Canetti "kitle" olgusu ile ilgilenmeye daha 1925 yılında karar vermiştir. Daha sonra 1933 yılında Hitler'in Almanya'da iktidara gelmesi, Canetti'nin 1925'den beri ilgilendiği "kitle" olgusuyla "iktidar" olgusu arasındaki olası ilişkileri düşünmesine ve çözümlemeye çalışmasına neden olur. Kitle ve iktidar üzerine olan fikirlerini "Kitle ve İktidar" (Masse und Macht) ismiyle 1960 yılında yayımlamıştır. Kitabın ilk yarısı kitlenin değişik türlerinin dinamiklerinin çözümlemesine ayrılır. İkinci bölüm ise kitlenin yöneticilere neden ve nasıl itaat ettiği üzerinde yoğunlaşır. Canetti Hitler’i hükmettiği kitlenin büyüklüğünden başı dönen paranoyak bir yönetici olarak sunar. Yahudilere yapılan zulmü Almanya’nın enflasyon deneyimiyle bağlantılandırmaktadır.
Ödülleri
Canetti, Nobel Edebiyat Ödülü (1981) başta olmak üzere birçok ödül kazanmıştır. Kazandığı başlıca ödüller :
Foreign Book Prize (1949, Fransa)
Viyana Ödülü (1966)
Critics Prize (1967, Almanya)
Great Austrian State Prize (1967)
Bavarien Academy of Fine Arts Prize (1969)
Bühner Ödülü (1972)
Nelly Sachs Ödülü (1975)
Order of Merit (1979, Almanya)
Europa Prato Ödülü (1980, İtalya)
Hebbel Ödülü (1980)
Kafka Ödülü (1981)
Great Service Cross (1983, Almanya)
Elias Canetti Kitapları - Eserleri
- Körleşme
- Marakeş'te Sesler
- Kitle ve İktidar
- Hayvanlar Üzerine
- İnsanın Taşrası
- Sinek Azabı
- Saatin Gizli Yüreği
- Sözcüklerin Bilinci
- Kurtarılmış Dil
- Ölüm Üzerine
- Gözlerin Oyunu
- Edebiyatçılar Üzerine
- Kulaktaki Meşale
- Kulak Misafiri
- Öbür Dava
- Soylu Sınıfın Sonbaharı
- İnsanın Sılası
- Davalar
- Günleri Sayılı Olanlar
- Auto Da Fé
Elias Canetti Alıntıları - Sözleri
- “Övgü, soluk almanın kuralını bozar.” (Saatin Gizli Yüreği)
- Okumanın düzensizliği olmasa edebiyatçı da olmaz. (Edebiyatçılar Üzerine)
- İnsanlar birbirleriyle iletişim kurmak için kıvranıp duruyor,her yolu deniyorlardı ama birbirlerini anlamayı başaramıyorlardı. Herkes yalnızca kendisini düşünüyordu. Herkes tek başınaydı,düşleri ne olursa olsun,yapayalnızlardı,ama gene de durup dinlenmeden solucan gibi kıvranıyorlardı. (Kulaktaki Meşale)
- "Bugün nasılsınız?" "Yorgunum,” der, ister öğlenin on ikisi olsun, ister gece yarısının on ikisi, yanıt değişmez, ayrıca da yorgunluğunun nedenini mutlaka belirtir. (Kulak Misafiri)
- Yere düşenler kendilerine geldiklerinde, artık başka bir insan olurlardı. (Kitle ve İktidar)
- Cennette, der vicdan, doksan dokuz doğrudan çok, eğriyken doğrulmuş bir kişinin gelişine bayram edilir. (Körleşme)
- Paradan daha kirli ne vardı? (Marakeş'te Sesler)
- "Yere düşenler kendilerine geldiklerinde, artık başka bir insan olurlardı.." (Kitle ve İktidar)
- Sonunda, en büyük kitle ölüler kitlesi oldu. (Kitle ve İktidar)
- Tahminler yürütüp, sanıp durmaktansa başkalarının neler hissettiklerini bir kez olsun gerçekten bilmek fena olmazdı. (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
- Başarılı insan yalnızca alkışları duyar. Bunun dışında sağırdır. (İnsanın Sılası)
- onu asla bir kişi olarak görmüyordum; kişinin karşıtıydı o. (Gözlerin Oyunu)
- Karanlıkta sözcüklerin ağırlığı bir kat artıyor. (Marakeş'te Sesler)
- Tanıştığın her yeni insan karşısında kapıldığın beklenti yüzünden hep çocuk kalmışsın. Ardından yaşadığın hayal kırıklığı yüzünden de hızla sinirli bir ihtiyar oldun. (Sinek Azabı)
- “BOYUNEĞMECİ, kadere sığınır, kaçınılmaz olan ya da yazgı, onun için mutluluk kaynağıdır. Yazgıya hayır demek anlamsızdır, dolayısıyla kaçınılmaz daha ortaya çıkmadan adam evet der.” (Kulak Misafiri)
- (…) Günümüzde, birbirinizi sevin, diyen, artık bunun için fazla zaman kalmadığını biliyor. (İnsanın Taşrası)
- "Ötekinin bakışı benim cehennemimdir." (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
- . O giderken.. İçimde onun gülümsemesi ve sözcükleri vardı.. . (Saatin Gizli Yüreği)
- ..aynılarının bastığı yere basan, bilinen, kabullenilmiş iktidar ve güç, tatmin etmez. (Soylu Sınıfın Sonbaharı)
- Sıkıcı bulduğum yegâne insan cinsi,akrabalarım.. (Sinek Azabı)
Yorumlar
0 yorum